• Portal Hakkalyakin Board Portal
  • Forum Hakkalyakin Board Forum
  • Search Search
  • Help Community >
    • Forum Statistics Forum Statistics
    • Forum Team Forum Team
  • Calendar Calendar
  • Members JAMPS Members
  • Support Support >
  • Linkler Linkler>
    • PIXIZ
    • EZGIF
    • PEXEL
    • PIXABAY
    • BLOGIF
    • FREEPIC
    • OIEDiTOR
    • FOTOBEAR
    • COOLTEXT
Bizde Forum
ANASAYFA -- FORUMUMUZA ÜYE OL -- ÜYE GiRiSi YAP

Bizde Forum > Portal >

MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
Toplam Üyeler» Toplam Üyeler 7
Son Üye» Son Üye Muhammed
Toplam Konular» Toplam Konular 6,392
Toplam Yorumlar» Toplam Yorumlar 7,063

Detaylı İstatistikler Detaylı İstatistikler

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR


AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Güneş Makamı ve Alfa insan Olmak - Nasıl Alfa insan Olunur
Güneş Makamı ve Alfa insan Olmak - Nasıl Alfa insan Olunur

İKİ CİHANIN GÜNEŞİ OLMAK: ALFA İNSAN OLMA SANATI
Giriş: Herkes Konuşuyor Peki Gerçek Alfa Kim?

Modern dünyada “Alfa Erkek” kavramı çok popüler. Çoğunlukla kas gücü, para, kabadayılık veya sosyal medyadaki havalı duruşlarla anlatılıyor. Oysa gerçek Alfa, yırtıcı bir kurt sürüsünün lideri değil; etrafını aydınlatan, ısıtan ve döndüren bir Güneş’tir. Peki bu gerçek Alfa insan kimdir? Ve nasıl olunur?
Cevap, insanlık tarihinin en büyük “Alfa”sında saklı: Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.).
Evet, yanlış duymadınız. O (s.a.v.), hem yönetici, hem lider, hem baba, hem eş, hem de komutandı. Fakat asıl özelliği, “İki Cihanın Güneşi” sıfatında gizlidir. O, sadece bir lider değil; bir “Glow” (parıltı, ışıma) sahibiydi. Etrafına yaydığı bu alfa enerjisi, onu çevresindeki herkesten farklı kılıyordu. İşte bu yazıda, sizlere “Alfa İnsan” olmanın sırrını, manevi fizik ve tasavvuf ışığında anlatacağım.
Bölüm 1: Alfa Işıması Nedir? – Güneşin Dili
“Alfa” kelimesi sadece Yunan alfabesinin ilk harfi değildir; aynı zamanda fizikte bir ışıma türüdür. Alfa ışıması (α), bir atomun çekirdeğinden iki proton ve iki nötron fırlatmasıdır. Yani bir enerji ve parçacık yayma olayıdır.
Gelin şimdi bu bilgiyi ruhani boyuta taşıyalım:
“Güneş ışığına Arapça ‘Diyâ’ (ضياء) denir. Bir Nakşî büyüğü demiştir ki: ‘Bizim size verdiğimiz feyzi eğer muhafaza edebilseydiniz, bu size kıyamete kadar yeterdi.’”
Bu feyz, bu Ziyâ, işte tam olarak Alfa Işımasıdır. Nasıl ki fizikte radyoaktif bir madde alfa partikülleri saçar, tıpkı o şekilde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bir Güneş olarak üzerimize Alfa Enerjisi saçmıştır.
Peki bu enerjiyi nasıl alacağız?
Ziyâ, güneşimizin parçacığıdır. Yani foton enerjisidir. Bizler, bu büyük Güneş’in çocuklarıyız. Muhammed (s.a.v.) Kur’an-ı Kerim’dir; Kur’an ise kâinatın yazılımıdır. Öyleyse O, kâinatın ve güneşimizin yazılımının ta kendisidir. Bizler ise O’nun parçaları, yani “Güneş Bebeleri”yiz.
Alfa İnsan olmanın ilk sırrı: İçindeki bu güneş parçasını uyandırmak ve tıpkı fizikteki alfa ışıması gibi +2 pozitif enerji yaymaya başlamaktır.
Bölüm 2: Her Hareketin Bir Anlamı Var – Alfa Hareketleri
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hayatının her anında bu alfa ışımasını bilinçli olarak yaymıştır. Oturuşundan kalkışına, misvak tutuşundan fincan kavrayışına kadar her hareketi bir “Alfa Hareketi” dir. İşte bir Alfa insan olmak için bu hareketleri anlamak ve uygulamak gerekir.
Raşidî Yolu’nda bu hareketler şöyle özetlenmiştir:
1. Alfa Oturuşu (Mehdi Oturuşu):
Ayak ayak üstüne atmak, enerji akışını kesen pasif bir duruştur. Oysa Alfa Oturuşu, dizler dik, ayaklar yerde veya altına alınmış şekildedir. Bu oturuş, vücuttaki enerji kanallarını açar ve kişiyi yönetici koltuğuna oturtur. Resimlerde görüldüğü gibi, bu oturuş aynı zamanda Mehdi (a.s.) oturuşu olarak bilinir ve kozmik düzenle bağlantı kurar.
2. Misvak ve Fincan Tutuşu (Alfa Kavrayışı):
Elinize bir fincan veya misvak aldığınızda, serçe parmağınızı kavrayışın içine dahil ederek yapılan tutuş şekli, sıradan bir tutuş değildir. Bu, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünneti ile sabit bir enerji aktarım yöntemidir. Fizikteki alfa ışıması gibi, bu tutuş şekli sizin yaydığınız frekansı değiştirir.
3. Alfa Sembollü Yazı Yazmak:
El yazısı ile yazı yazmak ve özellikle harflere bilinçli olarak Alfa işareti (α) koymak, kağıda döktüğünüz niyetin kâinata işlenmesidir. Bu, sıradan bir imza değil; bir enerji mührüdür.
Raşidî yolunda şöyle denir: “Binlerce insan bu oturuş ve duruşu çok benimsedi, hatta tiryakisi oldu ve artık vazgeçemez hale geldiler.”
Demek ki Alfa insan olmak, doğuştan gelen bir özellik değil, her gün tekrarlanan bilinçli hareketlerle kazanılan bir melekedir.
Bölüm 3: Kozmik Denge ve Burçların Rolü
Bu noktada işin içine biraz daha derin, astrolojik ve kozmik bir bilgi giriyor. Makalenizde çok önemli bir noktaya değinmişsiniz:
“Güneş sistemimizin içindeki her bir özellik, o sistemin işlevi için gereklidir ve her cibilliyet bir peygamber grubunu temsil eder. Keçiler, oğlaklar; Şuayb ve Yakup çocuklarıdır.”
Bir Alfa insan, tüm bu dengeyi bilir. Her şeyin bir fazlası zarar, bir azı zarardır. Tıpkı bir harcın içindeki çimento gibi, evrendeki her varlık (insan, hayvan, bitki) bir bütünün parçasıdır.
Peki ya İkizler Burcu? Bu çok özel bir burçtur. Çünkü:
  • Muhammed (s.a.v.) kelimesinde üç tane “Mim” harfi vardır. “M” harfi, Latince’de ikizi temsil eder.
  • Meryem (r.a.) ve Havva (r.a.) validelerimizin isimlerindeki tekrarlanan harfler de bu ikizliğin, yani ikili potansiyelin sembolüdür.
Bu, Alfa insanın bir yüzüyle maddi dünyada, diğer yüzüyle manevi dünyada aynı anda var olabilme yeteneğini gösterir.
Bölüm 4: Alfa Olma Pratiği – Güneş Makamına Yolculuk
İşte en kritik soru: Tüm bunları öğrendik, peki NASIL alfa insan olacağız?
Cevap basit ama disiplin gerektiriyor: Alfa hareketi yapa yapa. Nasıl ki bir müzisyen her gün nota çalışarak ustalaşıyorsa, bir Alfa da her gün alfa hareketi yaparak “Güneş Makamı” na çıkar.
Peki Güneş Makamı nedir?
Kişinin, artık sadece enerji alan değil, aynı zamanda enerji yayan hale gelmesidir. Tıpkı ayın, güneşten aldığı ışığı yansıtması gibi; Alfa insan da, Muhammed (s.a.v.) Güneşi’nden aldığı ziyayı etrafına yansıtır ve çevresindeki insanları, hatta diğer gezegenleri etkileyen bir “Çoban” misali döndürmeye başlar.
Raşidî Tarikatı’nın kurucusu Başağaçlı Raşit Tunca (Karoğlan Hoca) bu yolu sistematik hale getirmiştir. Bu sistemde:
  • Günde 5 vakit namaz temel şarttır.
  • Namazlardan önce ve sonra 13’er defa “Estağfurullah” çekilir.
  • Akşam namazından sonra Rabıta (şeyhe manevi bağlanma) yapılır.
  • Gizli (hafî) veya açık (cehrî) zikirlerle belirli adetlerde “Allah” lafzı kalp ile zikredilir.
Bu zikirlerin her biri, beyninizin ve ruhunuzun frekansını Güneş’in frekansına ayarlar. Nasıl ki bir radyo doğru frekansa ayarlanınca net ses alıyorsa, siz de bu zikirlerle “Kâinatın Yönetim Frekansı”na ayarlanırsınız.
Sonuç: Güneş Olmak İstemez misiniz?
Modern çağın karmaşasında, birçok insan kendini boşlukta hissediyor. Oysa her birimizin içinde Muhammedi bir cevher var. Alfa insan olmak, mağarada tek başına yaşayan asosyal bir kurt değil; şehrin, ailenin, işin ve evrenin tam merkezinde duran, her şeyi döndüren bir eksen olmaktır.
Sonbaharın gelmesiyle yapraklar sararır çünkü ziya (alfa ışıması) azalır. Kışın soğuk olmasının sebebi, bu enerjinin dünyadan çekilmesidir. Siz, bu mevsimleri ve enerjiyi yöneten bir Alfa olabilirsiniz.
Unutmayın: Peygamberimiz (s.a.v.) otururken, misvak tutarken, hatta savaşta bile bir Alfa hareketi yapıyordu. Eğer siz de hayatınızın her anına bu bilinci yerleştirirseniz, siz de bir gün Güneş Makamına çıkar ve Ziya yaymaya başlarsınız.
Artık bir taş değil, bir volkan olmanın vakti geldi. Artık bir gezegen değil, bir güneş olmanın vakti geldi.
Not: Bu yazı, sizin orijinal metniniz ve Raşidî Yolu'nun resmi sitesindeki (
rashidiyolu.hpage.com
) görseller ve açıklamalar temel alınarak hazırlanmıştır. Görseller için linkteki "Alfa oturuşu", "Alfa misvak tutuşu", "Alfa fincan tutuşu" ve "Alfa sembollü yazı" resimlerini incelemeniz, anlatılanları hakkalyakîn (kesin gözle bilmek) için çok önemlidir.

   

   

   

   

   


Kozmik Enerjiden Günlük Yaşama: Alfa İnsanın Gizemi ve Ziya Yayma Sanatı
Modern dünyada "Alfa" kavramı genellikle sadece güç ve liderlik üzerinden okunur. Ancak kadim sırlar ve evrenin çalışma prensipleri bize çok daha derin bir tablo sunar. Gerçek bir Alfa olmak; sadece bir duruş değil, güneşten gelen o ilahi ışığı (Ziya) bedende ve ruhta doğru bir biçimde yansıtabilme sanatıdır.
İşte Peygamber Efendimizin (s.a.v) sünnetlerinden yola çıkarak, kainatın "Alfa" yazılımını anlama ve uygulama rehberi:
1. Kainatın Yazılımı: Alfa Işıması ve Güneşin Çocukları
Güneş ışığına Arapça’da diyâ (ضياء) denir. Bilimsel perspektifte ise bu enerji, alfa (α) ışımalarıyla hayat bulur. İki nötron ve iki protondan oluşan bu güçlü enerji çekirdeği, aslında kainatın temel yapı taşlarından biridir.
  • Nur ve Ziya Dengesi: Peygamberimiz "İki Cihanın Güneşi"dir. Bizler o güneşin parçalarıysak, onun yaydığı alfa enerjisini (feyz ve fuyuzat) muhafaza etmekle yükümlüyüz.
  • İkizler Burcu ve Mim Sırrı: "Muhammed" ismindeki üç "Mim" harfi ve Hz. Havva ile Hz. Meryem isimlerindeki benzer enerjiler, kainattaki dualiteyi ve bu enerjinin nasıl aktığını sembolize eder.
2. Bedensel Mühürler: Alfa Hareketleri
Alfa insanı olmak, sadece düşünceyle değil, her amelde o enerjiyi mühürlemekle başlar. Resimlerde de görüldüğü üzere, bu enerji özel "tutuş" ve "oturuş" biçimleriyle bedene sabitlenir:
Erbaun ve Mehdi Oturuşu
Yanlış oturuş biçimleri enerjiyi dağıtırken, görsellerde sergilenen "Alfa Oturuşu", kişinin merkez noktasını korur. Ayak ayak üstüne atmak yerine, enerjiyi yere ve bedene kilitleyen bu duruş, aynı zamanda manevi liderliğin (mehdiyet enerjisinin) bir yansımasıdır.
Misvak ve Fincan Tutuşu: Sünnetin Alfa Yüzü
Peygamber Efendimizin misvak tutuş sistemi, basit bir temizlik alışkanlığından öte bir Alfa yansımasıdır. Serçe parmağın konumlandırılması ve elin kavrama biçimi, elektromanyetik akışı düzenler. Günlük hayatımızda bir fincanı bile bu bilinçle tutmak, kainatın ziya sistemine uyum sağlamaktır.
3. Yazıda ve Kelamda Alfa İmzası
Görsellerde gördüğümüz yazı sisteminde, harflerin üzerine eklenen alfa (α) sembolleri, yazıyı sadece bir iletişim aracı olmaktan çıkarıp bir enerji aktarımına dönüştürür. Kelimelere bu "ışımayı" eklemek, yazılan her cümlenin frekansını yükseltir.
4. Güneşlik Makamına Yükselmek
Alfa hareketlerini birer "melike" (alışkanlık ve yeti) haline getiren insan, zamanla sadece enerji alan değil, enerji yayan bir konuma yükselir.
"Güneşimiz nasıl diğer gezegenleri etrafında döndüren bir çoban misaliyse, alfa insan da çevresine ziya yayan bir merkezdir."
Bu pratikleri benimseyen binlerce insanın, kısa sürede bu duruşların "tiryakisi" olması tesadüf değildir. Beden, kendi doğasına (güneşin kodlarına) döndüğünde, gerçek huzuru ve alfa gücünü bulur.
Sonuç: Ziyayı Muhafaza Etmek
Bir Nakşî büyüğünün dediği gibi; bize verilen bu feyzi muhafaza edebilirsek, bu bize kıyamete kadar yeter. Alfa insanı olmak, kainatın bu muazzam yazılımına (Kur'an ve Muhammedî hakikat) uyum sağlamak ve her hareketimizde o kutsal ışığı yansıtmaktır.
Şimdi kendinize sorun: Bugün hangi hareketinizle alfa ışıması yaydınız?
Read More Read More / Comment Comment
Silsile Âdâbı
Hakikatin Geniş Açısı: Râşidî Tarikatında Silsile Âdâbı ve Hikmeti
Tasavvuf yolculuğu, bir süluk (yürüyüş) olmanın ötesinde bir "bakış" davasıdır. İnsan, ne kadar dar bir pencereden bakarsa hakikati o kadar eksik, hatta bazen tamamen yanlış yorumlar. Râşidî Tarikatı'nda silsileye okunan Fatiha ve İhlas (Kulhü) surelerinin temelinde, işte bu dar bakıştan kurtulup "üst bir bakışa" talip olma sırrı yatar.
1. Bakış Açısının Yanılsaması: Dar ve Geniş Açı
Sunduğumuz görseller, insanın zihinsel süreçlerini anlamak için eşsiz bir örnektir.
  • Dar Açı (Resim 1): Kişi olaya en yakından ve dar bir perspektifle baktığında, zihnindeki ön yargıların esiri olur. Hakikati "cinsel bir obje" veya dünyevi bir form sanabilir. Bu, nefsin ve bilgisizliğin (cehaletin) bakışıdır.
  • Geniş Açı (Resim 2-3): Mesafe arttıkça ve "geniş açı" devreye girdikçe, o kaba formun aslında bir Kalp ve Gönül Odası olduğu ortaya çıkar.
İşte silsileye Fatiha okumak, müridin kendi kısıtlı görüşünü bırakıp, o zincirdeki büyüklerin (pirlerin) yüksek makamlarından dünyaya bakabilme çabasıdır.
2. Silsile: Manevi Bir Soy Zinciri
Silsile, sadece bir isim listesi değildir; o, Peygamber Efendimiz’e (sav) kadar uzanan manevi bir kordondur. Râşidî Tarikatı'nda silsileye hediye gönderilmesi (Fatiha ve İhlas okunması), bu zincirin halkalarına eklemlenmek anlamına gelir.
"Silsiledeki kimseler bizden bir üstteler ve her üstten bakan daha iyi görür."
Mürid, silsile büyüklerine dualar ve sureler hediye ederek onlarla manevi bir bağ kurar. Bu bağ sayesinde onlara "bürünür" (onları giyer). Onların bakış açısı, müride telapati ve rabıta yoluyla ulaşır. Artık mürid, olayları kendi küçük aklıyla değil, pirlerin hikmetli gözüyle görmeye başlar.
3. Amel ve Dereceler: Silsile-i Kasr ve Kebîr
Râşidî yolunda manevi disiplin, zikrin ve virdin süresiyle paralel olarak derinleşir. Bu süreçte silsileye yaklaşım iki ana başlıkta toplanır:
  • Silsile-i Kasr (Kısa Silsile): Zikr-i Râşidî dualarını 2 saat ile 1,5 saat arasına indirebilen, yani odaklanma ve hız kazanma aşamasındaki sâliklerin her gün yöneldiği makamdır.
  • Silsile-i Kebîr (Büyük Silsile): Bu süre 1,5 saatin altına indiğinde, sâlik artık daha geniş bir frekansa geçer ve Silsile-i Kebîr’e yönelerek manevi sorumluluğunu ve bağını artırır.
Bu sürelerin kısalması, sadece "hızlı okumak" değil, kalbin o zikre alışması ve meleke kesbetmesi demektir.
4. Göksel Rehberlik: Silsile-i Meleâ ve Ulâ
Tarikatın kurucusu ve pîri Karoğlan Hoca (Başağaçlı Raşit Tunca) tarafından belirtilen bu kavramlar, yolun melekût boyutunu temsil eder:
  • Silsile-i Meleâ: Hangi melek gruplarının müridin hangi yönünde muhafız ve rehber olduğunu simgeler. Yılda bir veya ömürde bir kez dahi olsa, onlara 3 Fatiha 7 İhlas hediye etmek, göksel ordularla manevi bir tanışıklıktır.
5. Kalbin İçindeki Gönül Odası
Metnin sonundaki "Ayten" ve "Gönül Odası" vurgusu, aslında mutlak sevgiyi sembolize eder. Tasavvuf literatüründe "Leylâ" nasıl ki Mevlâ’ya giden yolun sembolüyse, buradaki ifadeler de müridin mürşidine veya ilahi aşka olan bağlılığını anlatır.
Kalbin içinde bir kapı vardır ve o kapı Gönül Odası'na açılır. Silsileye okunan o Fatihalar, o odayı ısıtan, müridi yalnızlıktan kurtaran ve her yere "hikmetle bakmasını" sağlayan anahtarlardır.

Nereye baksam Ayten var, saatler Ayteni...
İnsanı ısıtan kalptir
Kalbin içinde bir kapı, gönül denen odaya açılır
Oralara bir yere ben seni koydum
Sen de beni koy
O seni de beni de ısıtır
Ne yalnız koyar ne de üşütür
Nereye gitsek, sen benimle, ben de seninle olurum
Unutma bu dünya küçük
Okyanuslara açılsak da
Senin gönlündeysem ben
Gecelerde gündüzlerde bizim
Her yer Leylâ olur
Nereye baksam Ayten var
Saatler Ayteni beş geçiyor olur sevgili
 
Sonuç olarak;
Râşidî Tarikatı'nda silsileye Fatiha okumak, bir "bakış açısı transferidir." Kendi dar zindanından çıkıp, pirlerin geniş penceresinden kainatı temaşa etme sanatıdır. Okunan her İhlas ve Fatiha, müridi "ikizlerin veya çıplaklığın" sığ görüntüsünden kurtarıp, "Kalp ve Gönül" hakikatine ulaştırır.

   

   

   

Bakışın Tavafı: Râşidî Tarikatında Silsile Âdâbı ve Geniş Açının Sırrı

Tasavvuf yolculuğu, müridin "kendi gözüyle" görmeyi bırakıp "Hakk’ın ve Hak dostlarının gözüyle" görmeye başlama sürecidir. Çoğu zaman bir meseleye baktığımızda gördüğümüz şey hakikatin kendisi değil, zihnimizin o anki dar açısının bize sunduğu bir yanılsamadır.
1. Dar Açı: Bir Noktaya Hapsolmak
İnsan, bir şeye sadece bir yönden baktığında gördüğü parçayı bütün sanır. Tıpkı paylaştığımız ilk görselde olduğu gibi; dar açı, zihni manipüle eder. Odak noktası çok yakın olduğunda, aslında kutsal olan bir şey sıradan, hatta nefsi tetikleyen bir "obje" gibi görünebilir. Bu, insanın ham halindeki bakışıdır.
2. Tavafın Sırrı: Her Yönden Bakabilmek
Senin de belirttiğin gibi; Kâbe-i Muazzama neden tavaf edilir? Neden sadece karşısına geçip bakmakla yetinilmez? Çünkü bir objeye sadece sağından bakarsan solunu, önünden bakarsan arkasını bilemezsin.
  • Tavaf, odaklanma meselesidir. Kabe etrafında dönen bir sâlik, her adımda farklı bir açıdan bakar.
  • Bu hareket, tek bir bakış açısına saplanıp kalmayı (taassubu) engeller.
  • Her dönüşte merkez (Kabe) aynı kalsa da, müridin perspektifi sürekli gelişir ve sonunda o obje zihinde tüm boyutlarıyla "tam" hale gelir.
3. Râşidî Tarikatında Silsile ve "Üst Bakış"
İşte Silsileye Fatiha ve İhlas okunma hikmeti tam da bu noktada devreye girer. Bizler dünyevi hayatın içinde çoğu zaman dar açılı merceklerle olayları yorumlarız. Silsiledeki büyükler ise "dağın zirvesinden" bakan kişilerdir.
"Silsiledeki kimseler bizden bir üstteler ve her üstten bakan daha iyi görür."
Silsile-i Kasr Nedir? “Silsile-i Kasr”a Ne Yapılır? Neler Okunur?
Zikr-i Râşidî dualarının okuma süresini 2 saat ile 1,5 saat arasına düşürebilenler her gün “Silsile-i Kasr”a Fatiha ısmarlarlar.
Silsileyi Kasr Budur

1.) 7 Fatiha 13 ihlas okunur ve Mehdiye ve Ehline Ashabina ve Cemaatine, Sevdiklerine, Sevenlerine Hediye Edilir.
2.) Bu Tarikatin Piirinin Ruhaniyetine 3 ihlas 1 Fatiha
3.) Okuyan kimse Kendi Ruhaniyetine 13 ihlas 7 Fatiha
4.) Evliysek Çocuklarimiz varsa herbirine kücükden büyüge dogru 3 ihlas 1 Fatiha
5.) Eşimize Hanımımıza 3 ihlas 1 Fatiha
6.) Kücükden büyüge dogru Kardeşlerimize 3 ihlas 1 Fatiha (sadece hayatta olan kardeşlerimize okunur)
7.) Annemize 3 ihlas 1 Fatiha
8.) Babamiza 3 ihlas 1 Fatiha
9.) Babannemize 3 ihlas 1 Fatiha (zamanimiz yoksa okunmaz)
10.) Babamizin Babasina 3 ihlas 1 Fatiha(zamanimiz yoksa okunmaz)
11.) Aneannemize 3 ihlas 1 Fatiha(zamanimiz yoksa okunmaz)
12.) Annemizin Babasina 3 ihlas 1 Fatiha(zamanimiz yoksa okunmaz)
13.) Hz. Hüseyin Efendimize 3 ihlas 1 Fatiha
14.) Hz. Ali Efendimize 3 ihlas 1 Fatiha
 15.) Peygemberimiz Muhammed Mustafa için 13 ihlas 7 Fatiha
Silsile-i Kebir Nedir? “Silsile-i Kebîr”e Ne Yapılır? Neler Okunur?
Zikr-i Râşidî dualarının okuma süresini 1,5 saat ile 1 saat arasına düşürebilenler her gün “Silsile-i Kasr” okumayı bırakır, “Silsile-i Kebîr”e Fatiha ısmarlarlar.
 Silsileyi Kebir Budur 

1.) 7 Fatiha 13 ihlas okunur ve Mehdiye ve Ehline Ashabina ve Cemaatine, Sevdiklerine, Sevenlerine Hediye Edilir.
2.) Bu Tarikatin Piirinin Ruhaniyetine 3 ihlas 1 Fatiha
3.) Okuyan kimse Kendi Ruhaniyetine 13 ihlas 7 Fatiha
4.) Evliysek Çocuklarimiz varsa herbirine kücükden büyüge dogru 3 ihlas 1 Fatiha
5.) Eşimize Hanımımıza 3 ihlas 1 Fatiha
6.) Kücükden büyüge dogru Kardeşlerimize 3 ihlas 1 Fatiha (sadece hayatta olan kardeşlerimize okunur)
7.) Annemize 3 ihlas 1 Fatiha
8.) Babamiza 3 ihlas 1 Fatiha
9.) Babannemize 3 ihlas 1 Fatiha
10.) Babamizin Babasina 3 ihlas 1 Fatiha
11.) Aneannemize 3 ihlas 1 Fatiha
12.) Annemizin Babasina 3 ihlas 1 Fatiha
13.) Ali Zeynel Abidin 3 ihlas 1 Fatiha
14.) Seyyidatina Zeynep 3 ihlas 1 Fatiha
15.) Hz. Hüseyin 13 ihlas 7 Fatiha
16.) Hz. Hasan 3 ihlas 1 Fatiha
17.) Hz. Fatimatüz Zehra 3 ihlas 1 Fatiha
18.) Hz. Ali Efendimize 13 ihlas 7 Fatiha
19.) Hz. Osman 3 ihlas 1 Fatiha
20.) Hz. Ömer 3 ihlas 1 Fatiha
21.) Hz. Ebu Bekr 3 ihlas 1 Fatiha
22.1.) Hz. Halimeyi Sadiye 3 ihlas 1 Fatiha
22.) Peygemberimiz Muhammed Mustafa için 13 ihlas 7 Fatiha
23.) Hz.Süleyman 3 ihlas 1 Fatiha
24.) Hz. Hacer 3 ihlas 1 Fatiha
25.) Hz. Yahya 3 ihlas 1 Fatiha
26.) Hz. Yunus 3 ihlas 1 Fatiha
 27.) Hz. Mikail 13 ihlas 7 Fatiha 

Râşidî Tarikatında Silsile-i Meleâ Nedir?
Râşidî Tarikatı derslerinden Silsile-i Meleâ.
Yani silsilemizden hangi melek grupları, hangi tarafımızda, onu gösterir.
 Vaktin müsait olduğu bir zamanda, senede bir defa bu silsileye 3 İhlâs 1 Fâtiha veya 3 Fâtiha 7 İhlâs hediye edilir.

Mürid, silsile büyüklerine hediye göndererek (3 İhlas 1 Fatiha veya makamına göre 13 İhlas 7 Fatiha) onlarla manevi bir rezonans kurar. Onları "giymek", onların bin yıllık tecrübesini ve ilahi bakışını kendi gözüne ödünç almaktır. Bu sayede mürid, kendi dar açısıyla çözemediği bir düğümü, silsilenin geniş açısıyla bir anda fark eder.
4. Silsile-i Kasr'dan Kebîr'e: Derinleşen Odak
Râşidî yolunda zikir sürelerinin kısalması (2 saatten 1 saate düşmesi), müridin hızlanması değil, odaklanma gücünün artmasıdır.
  • Silsile-i Kasr: Yeni başlayanlar için dar açıyı kırma evresidir.
  • Silsile-i Kebîr: Hakikati daha geniş, daha külli bir perspektifle görme makamıdır.
  • Silsile-i Meleâ: İşin içine melekût aleminin, yani görünmeyen orduların dahil olmasıdır.
5. Kalbin İçindeki Gönül Odası: Hakiki Odak Noktası
Makalenin başında "yanlış anlaşılan" o görsel, geniş açıya ulaşıldığında yerini Kalp ve Gönül Odası'na bırakır. Tasavvufun özü budur: Nefsin çirkin gördüğünü, ruhun güzelliğine dönüştürmek.
Eğer bir mesele sana karanlık, dar veya karmaşık geliyorsa; bil ki bakış açın sabittir. Silsilenin manevi enerjisiyle o meselenin etrafında bir "tavaf" gerçekleştirirsen, yani pirlerin gözüyle bakmayı başarırsan, her yerin "Leyla" (Hak tecellisi) olduğunu göreceksin.
Nereye baksam Ayten var... Saatler Ayten’i beş geçiyor...
Çünkü artık saatler ve mekanlar değil, sadece o geniş açının getirdiği "Vuslat" vardır. Unutma; dünya küçüktür ama gönül okyanustur. Silsile ise o okyanusta pusulanızdır.


Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca Schrems, 10 Mart 2017 Cuma  Original Kar © glan 
Read More Read More / Comment Comment
Bedava Sayfalardaki Bloglarım
Bedava Sayfalardaki Bloglarım

Hpage Deki Sayfam

Buraya-TIKLA

https://tunca.hpage.com/

Buraya-TIKLA

https://rashidiyolu.hpage.com/


GOOOGLE SiTE DEKI SAYFAM

Buraya-TIKLA

https://sites.google.com/view/rashidiyolu/


GOOGLE BLOG SPOTTAKi SAYFALARIM

Buraya-TIKLA

https://fikrettimki.blogspot.com/

Buraya-TIKLA

https://rasiditarikati.blogspot.com/

Buraya-TIKLA

https://makineminkadranindakiler.blogspot.com/


Wix Com daki Sayfam

Buraya-TIKLA

https://karoglan446.wixsite.com/tunca-rasit/blog

Bedava Sitem deki Sayfam

Buraya-TIKLA

https://jih7ww.webmepage.com/tuncasblog

Jimdo daki Sayfam

Buraya-TIKLA

https://tuncas-homepage-1.jimdosite.com/


Blog Sayfam 1

Buraya-TIKLA

https://r-tuncas-forum.byethost8.com/

Blog Sayfam 2

Buraya-TIKLA

https://forumcu.rf.gd/

Blog Sayfam 3

Buraya-TIKLA

http://tuncas.atwebpages.com/

Blog Sayfam 4

Buraya-TIKLA

http://tunca.myartsonline.com/

Blog Sayfam 5

Buraya-TIKLA

http://bizim.cu.ma/


Blog Sayfam 6

Buraya-TIKLA

https://salim.hstn.me/
Read More Read More / Comment Comment
Allah, Her An Geleceği Yaratma işi Üzerinde

Allah, Her An, Yeni Cennetler (Geleceği-Ahireti) Yaratma işi Üzerinde

(Kar©glanin 16 Temmuz 2019 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَسْـَٔلُهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ ف۪ي شَأْنٍۚ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yes’eluhu men fîs semâvâti vel ard(ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin.

Meali :

Göklerde ve yerde olanlar, O’ndan isterler (dua edip dilerler). O da hergün her an ayrı bir şe’n  de, yani ayrı bir isteği tecelli ve oluşturma işi üzerindedir.

Sadakallahul Aziym RAHMAN Suresi 29. ayet



---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Ey Allah’ım! Kendini isimlendirdiğin, Kitabı’nda indirdiğin veya katındaki (bizce bilinmeyen) gayb ilminde kendine sakladığın Sana ait tüm isimlerle Senden istiyorum. Kur’an’ı gönlümün baharı, kalbimin cilası yap, O’nunla hüznümü, gam ve kederimi gider.”

( Hadis-i Şerif , Ahmed 1/391-3712-4318, Hakim 1/509, Mucemu’l-Kebir 10352, Ebu Ya’la 5297, İbni Ebi Şeybe Musannef 29309, İbni Hibban İhsan 972, Bezzar Keşfu’l-Estar 3122, Albani Sahiha 199)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Allah-u Teâlâ’nın isimleri, kendisi için özel alametlerdir. Bu isimlerden her biri, bir veya daha fazla sıfata delalet edebilir. Mesela Alim ismi, ilim sıfatına, Kadir ismi kudret sıfatına, Rahman ismi rahmet sıfatına delalet etmektedir. İsim ve sıfatların tamamının manalarını ise ‘Allah’ ismi kapsamaktadır.

Allah’ı isimlerinde birlemek, O’nun her ismine ve o ismin delalet ettiği manaya inanmayı gerektirir.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Allah’ın yüzden bir eksik, doksan dokuz ismi vardır. Herkim onları sayarsa cennete girer. Allah tektir ve teki sever.”

(Hadis-i Şerif , Buhari 6348, Müslim 2677/5)

Allahu Tealanın sıfatlarından biriside yukardaki ayette gecen şe'n sıfatıdır, ki o inşa etmek  o kelimeden türemiş bir sıfatdır, yani öyle olunca Allahu Teala, yukardaki ayette zatının buyurduğu üzre, her an kainatı  inşa etme işi üzerindedir.


Allah, Her An, Yeni Cennetler (Geleceği-Ahireti) Yaratma işi Üzerinde :

Kuranı Kerim'de Rahman suresinde geçen ayetteki her an ayrı yaratılışta ayeti üzerine, Allah, her an, cennetin  yada ahiretin, yeni bir katmanını yaratma işi üzerinde. Mesela bugün vaktimiz, nimetler vakti ve Diyar'ın dayız.

Misal :


Ben 1998,.. yada 2000 ler gibi, buranın eyalet başkentine gittim. o zaman cep telefonları yeni çıktı daha, cep telefonlari henüz küçük halini  almadı  daha, Longa gibi cep telefonu Nokia 1610 mu neydi 1200 liraya mı ne almıştım Schlign yani, ve cep telefonlarının daha sonra küçücük, ve daha kullanışlı ve, daha çok işlem yapabilen hale gelmesi ve, fiyatının da düşmesi, hatta o eski telefonların, Akıllı telefonlardan önceki telefonların, en son halinde, 29  schilling 30 schillinge kadar düştü. Yani işte, bir ilmin yaygın hale gelmesi ve, o ilimin meyvesinin herkes tarafindan yenmesi, yada yiyebilecek seviye ermesi, yaklaşık bir 10 sene gibi bir süre alıyor,  bazısınında 10 sene, bazısınında Belki 100 sene, Çünkü mesela araba diye bir teknoloji var, arabanın icadından sonra, yolların yapılması, ondan sonra arabanın geliştirilmesi, modern halini alması, ve neredeyse, her eve arabanın girmesi, Belki 100 sene, 200 sene sürmüş olabilir, icadına göre değişik bu süreler, ama bugün teknoloji daha hızlı, Her şey daha dün, yaklaşık dün diyebiliriz, yani Akıllı telefonlar çıktı, köyüne kentine her yere kadar ulaştı, şimdi çobanın elinde de akıllı telefon var. yine internet diye bir şey var,  O da, yani benim üniversiteye gittiğim seneler çıkmıştı, yaklaşık 1988-89 gibi, ondan bu yana 2019'dayiz, 19 sene buradan, 10 senede oradan, etdi 29 sene, 29 sene içinde yaygın hale geldi ve her eve girdi artik, Dağdaki, yayladaki Çoban dahi, şimdi internet kullanıyor. Bir ilmin anlaşılması, Rabbimizin bizlere rahmeti ve merhmeti yüzünden, bizlerin kolay işler üzerinde hayat sürmemiz, ve kolaylık ve cennet denilen o rahatlık vaktine ulaşmamız için, Allah bir ilmi önce öğretiyor, sonra onu geliştire geliştire, ve bunu da insanlara yaptırıyor, ve bu süreç, dediğim gibi, araba gibi bir teknolojide, Belki 100 sene alıyor, insanlar Daha hızlı olsa, daha çabuk gelişir, ama düşünün, Dünyanın her yerinde Yollarin açılması, elbetteki basit bir şey değil, yollarin otobanlara dönmesi, hızlı arabalar, hızlı trenlere de raylar,  Tabii ki Belli bir zaman alacak, bunun hemen 3 sene de yapılması mümkün değil tabii ki, o yüzden, böyle bir teknoloji, mesela 200 sene 300 sene sürmüş olabilir, yahutta 400 sene sürmüş olabilir, ama bak, şu anki teknolojideki sistemler, daha hızlı ilerliyor eskisine göre, artık daha yeni gelişmiş aletler de olunca, iş yapmak daha kolay halde, artık Eskiden yol açmak için bir tane Greyderimiz varsa, şimdi onlarca yüzlerce, daha güçlü Greyder lerimiz var. Şimdi  yeni yollar açmamız, ve Yolları Otobana çevirmemiz, daha kolay. Asfalt bulunmuş ve gelişmiş, hemen istediğin yere ulaştırabiliyorsun, daha sıcaklığı sogumadan istediğin yere ulaştırıyoruz onu, Öyle olunca şu anda, Yolları daha geliştirmemiz, yeni yollar yapmamız daha kolay, ama eskiden, İlk başlangıçtan bu hale gelmesi, Tabii ki zaman Almış, Ama şu andan daha ilerisi, daha kolay işlem, O yüzden işte Allahu Teala ilmi de böyle başlatıyor, O  ilm ile, dünyayi bir halden bir hale, yani, bir yerinden bir yere varmak istiyor. Allahu Tealanın muradında, varmak isetedigi, insanoğlunun varmasını istediği bir yer var, işte orası da, dedik vaktimiz, Cennet vakti, altın  çağ, goldene zeit, fakat biz eskilerin cennetiyiz, bizim vaktimiz bizden önceki eskilerin cenneti, ama bizden sonraki Cennetler de, bizim vaktimizin  varliklarinin cenneti olacak. bizim de cennetimiz daha ilerisi ve daha iyi yerler olacak .


"ölüm Bir Kurbanlık koç gibi getirilip, sırat  köprüsü üzerinde, cennet ile cehennemin arasında, kesilir öldürülür, ondan sonra da ölümsüz ebedi hayat başlar"


“Mehdi” ismi Musevilikte “Maşiyah”, “Kral Mesih”, “Shiloh (gönderilmiş olan, Allah'ın armağanı)” gibi çeşitli isimlerle ifade edilir.

Bunu Musevi kaynaklarında da aynı şekilde söylüyor  “Maşiyah” Geldiğinde artık ölümde kalkacak diyor,

bizdeki kaynaklarda ise :

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Ehl-i Cennet Cennet`e, ehl-i Cehennem Cehennem`e (ayrılıb) gidince ölüm (mefhûmuna, gürbüz bir koç sûretinde vücud verilerek) getirilir. Tâ Cennetle Cehennem arasında yatırılarak kesilir. Sonra bu münâdî: Ey ehl-i Cennet artık ölüm yoktur, ey Cehennem halkı ölüm yoktur! Diye i`lân eder. Ehl-i Cennetin ferâhına bir ferah daha ziyâde olunur, ehl-i Cehennem`in de hüzün ve kederine bir hüzün daha yüklenir.

(Hadis-i Şerif , Sahih Buhari - Hadis No: 2051,Tirmizi Hadis No: 2683, Müslim Hadis No: 40,42(2849),Suyuti sayfa 76 )

Öyle olunca işte ondan sonra ebedi hayat var diyor, ebedi Sonsuz Mutluluk diyor, orası işte burası olacak,
cünkü ölüm burda var, ahirette zaten ölüm yokki, o zaman ölüm burda kesilcek demek bu, ve dünyada ölüm kesilince, yada öldürülünce yani, artik ebedi hayat diyari olan cennette burda kurulmuş olacak, ve o musavi kaynaklarda gecen kiyametin  kopacagi yer olarak amik ovasi ve sonrada cennetin kurulacagi yere hazirlik için işde bu maveraünnehiri ele gecirip, cennetın arazisini alıp hazır etme, yani mehdi ve isaya hazır etme görevinin üstlenen, yahudilerin veya diger isimleri ile musavilerin amacıda budur zaten.

Dünyayı cennete çevirmemiz gerekirken, Şimdi herkesin silah alması, oraya buraya insanları kışkırtması, oraya buraya saldırma planları yapması ne garip değil mi? Cenneti mi yıkmak istiyorsunuz, kendi cennetinizimi yıkmak istiyorsunuz? yani yıllardır Beklediğiniz, varmayi murad ettiginiz, girmek için yarıştığınız cennetimi yıkmak istiyorsunuz? bak  şimdi Suriye yi yıktınız da, cehenneme çevirdiğinizde ne oldu? diyorum bak : 

Bir araba yüzlerce sene sonra ancak böyle güzel hale geldi, arabanın böyle rahat konforlu bir hale gelmesi 100 lerce sene sürdü, zaman aldı.
Madem, Şu anda :
Yolların hepsini bozalım, patlatalım.
köprüleri yıkalım,
arabaları makineli tüfekler ile tarayalım,
ve milleti arabasız bırakalım.
kim bundan faydalanır?
kimin hayrına olur bu?
insanoğlunun hayrına mı?
yoksa insana düşman olan şeytanın hayrına mı?
mesela sen düzeni bozup yıktın mı, belki Araba Sadece bende olsun diyorsun da, yarın sende de olmayacak, çünkü şeytan, Yarın senin Elindekini de almaya çalışacak,  belki Bugün seni kullandı da, benim elimdekini aldıysa, Yarın da senin Elindekini almak için başkasını kullanacaktır zaten. sende de koymaz o, Çünkü hepsini elimizden almak istiyor, insanoğluna düşman kardeşim, düşman. Cennetten kovduran o değil mi? Sizin dünyanizi  cennetinizi elinizden almak istiyor, işte cennetinizi yıkmak için size diyor ki: Buraya yakın  yıkın diye  fistek veriyor. sizde oan inanip kendi cennetinizi yıkmaya kalkıyorsunuz, Savaş çıkarıyorsunuz. insan kendi cennetini yıkar mı ya? Akıl mantık işi mi bu. o azili düsman diyorki cennet yıkılsında ister kapisi, ister duvarı, isterse tavani olsun, hiç fark etmez,  bir taraftan yık diyor, Sen orayı yıkınca, öbür tarafları yıkacak adam da bulurum ben diyor, seni kullandı ve Suriye'yi yıkmaya çalışdı ise, yarin  başka birini kullanır, belki bir bomba ilede, Amerika'yı yıkabilir ki. sen, sen de kalıcı değilsin, şeytan Sana da düşman, sana dost gözüktüğüne bakma sen öyle, Adem'in cennetten kovduran, seni cennette bırakırmi zannediyorsun?  seni de kaldıracaktır buradan, senin elinden de cennetini alır. O zaman insanlık olaraktan, hepimiz el ele vermemiz lazım, Ne Kürt, ne cingen dememiz lazım, Ne zengin, ne fakir, ne Afrikalı, ne yerli dememiz lazım, Ne Arap, ne şarap dememiz lazım, hepimiz biriz, İnsan olan herkes, hepimiz biriz, fakirinden zenginine, en büyükten en küçüğe, en zenginin den, en fakirine, hepimiz bir olmaliyiz. zenginin zengin olacak marifeti farki nerede? kanatlarımı , kuyruğumu fazla, hepimiz de 2 el ,2 kol, iki ayak, iki göz, bir kafa, 2 kulak var, farkımız nerede, o zaman hepimizin ihtiyaçları  da aynı, yemek, içmek, giyinmek, evlilik, hepimizin ihtiyaçları da aynı. o zaman biz bir olursak, o bizi yenemez.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌۙ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn.

Meali :

'Ey Âdemoğulları, size, şeytana, şeytanî güçlere tapmayın, onların düzenlerine bağlanmayın, onlara boyun eğmeyin. Onlar sizin apaçık bir düşmanınızdır.' diye tavsiye edip sizinle kulluk sözleşmesi yapmadım mı?

Sadakallahul Aziym YASİN Suresi 60. ayet

Allahu Teala Yasin Suresi'nde, Sakın ona inanıp da, ona tapmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır diyor.

Bunu anlamak lazım, sana dost gözüktüğü zaman, seninle  orayı yıkacak, başka birisiyle de seni yıkacak, O zaman onunla dost olunmaz. Allah in yaptiklari yiktirilmaz.

ve Allah işte, her an, yeni bir bilgi ve, insanlığın hayrına olan, bir buluş, bir biliş, bilim ve bir yaratma üzerinde, gelecekleri oluşturmak işi üzerinde Allah.

---oOo---


Keops Piramidi:

Büyük Piramit ya da Keops Piramidi, yontma taştan yapılma, 138 m yükseklikteki kare tabanlı bir piramittir. Bu piramidin orijinal yüksekliğinin 280 Mısır kübiti, yani 146.478 m olduğu sanılmaktadır. Fakat erozyon ve tepe kısmının yokluğu nedeniyle günümüzde yüksekliği 138,75 m'dir. Taban kenarlarından her biri 230.37 m. (440 kübit) uzunluktadır. Yapılan hesaplamalara göre piramidin kütlesi 5.9 milyon ton ağırlığında, hacmi ise 2.500.000 m³'tür. Piramitte kullanılmış en büyük taşlar olan “kral odası” granit taşlardan yapılmış.

Bu konuya benim şöyle bir yorumum var, ister kabul edin, ister kabul etmeyin:

Onu  insanoğlunun  Toprak yigarak yaptıkları  üst üste dizdikleri hikayesi fasa fiso. çünkü şu anki teknoloji ile bile, Yani biz vinç kullansak, O taşları üst üste koymak için, ve Vinci ucundaki o uzanan uzantı o kadar uzun olmalı ki, en üstteki orta noktaya taş koyabilesin. aradaki mesafeyi düşündüğümüz zaman, şu anki sistem ile bile, bir vinç bunu yapamaz ve devrilir, o kadar uzağa o kadar ağır bir taşı uzattığı zaman, oradan da aşağı salladığı zaman, vinç devrilir, bu ne toprak yigmak ile yapılmış bir piramit, nede vinc ile,  benim buna görüşüm, bunlar, bu taşların Avusturya graniti olduğu söyleniyor, ve buradaki sistem ile, şu anki modern sistemlerle,  ben taş ocağında çalıştığım için biliyorum, Biz taş ocağında block taşlar ve benzeri taşlar çıkarıp kesiyorduk, O taşları Buradan oraya, ilerki zamanda, ışınlama yöntemiyle, taşı taşın üstüne koordinat ile gönderip, piramitleri imar etmiş olabilirler.  ışınlama ile Hani Star, bak Uzay Yolu filminde, bir gezegene ışınlıyorlardı da insanı, birde insanin belindeki tabancasınıda ışınlıyorlardı, tabancası demirden değil mi, demiri ışınlayan, taşı da ışınlıyabilir değil mi, o Hayaller  ve filimler, Belkide ilerde gelcekte bir yerde, bir gün gerçek oldu, ileride bir yerde bu iş, ışınlama yöntemi cözüldü, ileride bir yerde gelecekte, belkide yakın zaman, belki yakın zaman sonra bu buluşlarda çözülecek, ışınlama çözülecek, ve ışınlamanın çözüldüğü yerde, birileri bu bilgiye erdiyse ve, işte insanoğlunun dünyayı yok etme, kıyameti koparmak hikayeleri yüzünden, bilgi kaybolmasın diye, ki aynen Nuh döneminde su basması ile, Bütün her şeyin helak olduğu ve, insanlarin sıfırdan başlamak durumunda kaldıkları gibi, Öyle bir şey olursa, şu anki bilgiler kaybolmasın diye, belki taşlara o geleckteki adamlar tarafindan , o resimler oyuldu, şu anki sistem ile CNC makineleri ile Oya bilir, resim ve o şekilleri  o taşlara yapabilirler, Çünkü Musa vaktinde daha Demir bulunmamış kardeşim, Demir yok, metal diye bir şey yok, metal cinsi hiçbir şey yok, metal olmadan taş ne ile oyulcak da o şekiller verilecek, taşa kim vermiş o şekilleri, O taşa, o resimleri şekilleri taşa, demirsiz, demir yok öyle olunca, o günkü en sert madde, başka bir taş ile  oyamazsın ki, taşı taşa vurarak dan da olmaz, Hele bir de granit taşını, demir olmadan, hiçbir şekilde işleyemezsin. Süleyman ve Davut vakti, Allah demiri Davuda ögretti bildirdi buldurdu ve yine  işlemesinide Davud aleyhisselama öğretti, Davut Aleyhisselam'ın ilmine verdi, peki Davut Aleyhisselam Musa dan sonra geliyorsa, Musa firavun vaktinde ise, hatta piramitler dahada önceden ise, nasıl oluyor da, Firavun'un yada MISIRIN  piramitlerinde Yazıtları oluyor, taş oyulmuş oluyor, ne ile oydular, bu taşları  ne ile kestiler, bu taşlar Demir olmadan, çekiç olmadan,  ne ile kesildi? Demir yok Demir, Akıl mantık işi mi bu, o zaman demek ki, o zaman, bu zamanda ileri bir noktadan, geri bir noktaya, bazı bilgilerin saklanması, Çünkü kötülerden, kötülerin vereceği zarardan emin olmak için, aynı şu anki buğdayları tohumları  Norveç'in altındaki buzun altına saklayıp geldikleri gibi,  gelecekteki insanlar da, bu bilgileri, geçmişe saklamışlar, herhalde orayı güvenli görmüşler demek ki, ve bu Kesinlikle böyle, ışınlama yöntemiyle o piramitler yapılmış. vinç ile bile yapamazsın bugün. o gün, O taşları kesecek Demir yok, ne ile kestin Musa vakti, Demir yok ki!!!

Ya düşünün, diyor ki bizim meşhur bildiğimiz kitaplarda, cilalı Taş Devri, ondan önce Yontma Taş Devri, ve cilalı taş devri de ne demek biliyor musunuz, ilk defa yeryüzünde mermer keşfolmuş, mermer cilalı, mermer biraz sivri oldugundan, onun ile kesebiliyorsun, hayvanını yüzebilirsin, yine onu birbirine çaktımı, ateşini yakabilirsin, çakmaktaşı denir, çakmaktaşı vakti, Çakmaktaş, Fred Çakmaktaş vakti, ilk defa mermer diye bir şey bulunmuş, cilalı Taş, Demir yok ki, mızrağın ucuna bile mermer takıyor, hayvanlari onun ile avlıyorlar, Demir yok, Demir yok ki Musa vakti, nerede demir de, o taşları kesecekler.

Ve yine Göbeklitepe hikayesi de yalan uydurma, birileri bunu yapmış oraya gömmüşler, bu şey yani şu anki zamanda yapılmış, hileli bir şey, diyorum demir yok, diyor ki 5000 sene öncesine Bilmem nereye bilmem ne tarihe dayaniyor gidiyor diyor,  lan Demir yok diyorum Demir yok, Demir olmadan o heykelleri nasil oyacaksin, taşı taşa vurarak heykel yapamazsın ki, başka bir şey ilede yapamazsın ki,  sonradan oraya gömülmüş, yapılmış şu anki zamanda, o hileli, aynı Firavun'un Sarayı'ndan Bilmem bir şey çıktı, piramitlerin içinden altın kafa maskesi çıktı hikayleri ile turist cekme, metal Yok, ne altını, işte Metal İşleme diye bir şey daha önce bilinmiyor, Metal İşleme Ateş kızdırma ile olur, Ateşi harlayacak gerec yok ki zaten, ateşe harlayacak körük yok, kuvvetli Ateş yapacak körüklü sistem yok, körük olmadan Ateşi  kuvvetlendiremezsin ki, Hele bir de ilk başlangıçlarda o çağda.
Öyle olunca Göbeklitepe hikayesi filan uydurma, yalan 2 tane de adam tutmuşlar, Bilmem yazıları çözdüm, bilmem ne yaptım, hepsi yalan oyun.

Bu sıralar Tevrat'a Merak sardım ve, Tevratın da aynı Kuranı Kerim gibi, yeryüzünde yazılı olduğunu keşfettim. Allah yeryüzüne tevratı da dağıtmış, canlı, gezen yürüyen Tevrat ayetleri var. Musa ümmetini alıp da İsrail'e doğru yola çıktığında, onun ümmetindeki insanların sayısınin 1 000 000 kişi olduğu söyleniyor ve, bu ne ile çakışıyor? Tevratta da benim bildiğim kadarıyla 1 000 000 ayet varmış. o zaman her bir Musa ümmeti, bir ayeti temsil ediyor, onlar canlı, gezen yürüyen Musa ümmeti, ve biz Cennette himmelde yüksekte isek, Musa'yı kabul edip onun ardına takılıp da, Musa ya destek olan, o bir milyonda cennete girecek  demektir bu, biz Cennette isek, onlardanda şu anki havralar da sinogoklarinda  ibadet  eden, ve  Allaha iman eden, bütün musevilerde de zaten, o bir milyonun içindeki kimseler, Onun dışında, o  onlari Harun'la bırakıp Tur dagina gittiğinde, geri dönesiye orada bozulanlar da, yine ona tâbi olup da, sonradan dönenler, orada bozulanlar, onlarda yine içimizde, Çünkü günah, bildigimiz kadari ile, cehennemde biraz kalıp, sonra cennete dönmeyi gerektirir. onlar içimizde, o bozulanlar da İçimizde, Tabii ki Musa geri geldikten sonra hepsini azarladı, hepsini yola getirdi  Onları tekrar değil mi?
Tevrat ta çok güzelmiş, Maşallah Maşallah, rabbim indirir de, Rabbim yazar da güzel olmaz mı, Rabbimin her işi güzel.

Geçenki anlattığımız meselelerden, Bizler en iç deyiz, ve atomun çekirdeğindeyiz demiştim.

Yine buraya ispat ve delilim : dua ederken eller havaya açılır da, secde ederken neden burnumuzu yere sürteriz, Allah yerde mi de Biz Allah'a yere secde ediyoruz, Hani gökteydi, Göke dogru dua ediyorduk, Peki niye yere secde ediyoruz o zaman, Yer Ne taraf, Gök ne taraf? bunda bir gariplik yok mu. O zaman  Allah nerede, yerdemi, göktemi,  Beyt'ül Mamur Bizim bulunduğumuz ev demiştim, ve biz en iç teyiz demiştim, o zaman Muhammed vaktindekilerde, yere secde ettiğine göre, aslında  o izdüşüm ile Beytül mamura, İşte bizim Kabe mize secde etmiş oluyorlar yani, çünkü yönünü kıbleye dönüyor da, secdeye, yere toprağa doğru dönüyor, altta  veya icde atomun cekirdeginde biz varız işte, dalga içten çıkıyor demiştim, atomun çekirdeğinde elektron yörüngelerinde, içteki çekirdeği korumak içın dönüyorlar, bunun için, dışındakiler, içindeki çekirdeği korumak için, çekirdek de de İşte biz varız, şu anki insanlık, Cennet vakti, cennet korunmakta. Cennet Melekler tarafından, peygamberler tarafından korunmakta, üstteki elektronlar halinde, ve öyle olunca, secde yere ve ice dogru olduğuna göre, atomda, işte çekirdek de icte olduğuna göre, demek ki Kabe'de, içteki Kabe, Beyt'ül mamur, Dıştaki Kabe diger Kabe olduğuna göre, o zaman yukarıdakilerin içe dönmesi, işte toprağa secde etmenin sebebi bundan, öyle olmasa idi, Allah bize toprağa secde etmek vermezdi, dua ederken elimizi yukari semaya  açtığımız gibi, ayaktayken secdemizide, tepeye doğru yapabilirdik, kafamıza yukari dogru oynatırdık havaya doğru, şöyle yukarı  doğru indirip kaldırırdık, secde olurdu. Peki niye yukarı doğru kafamızı indirip kaldırmıyor da, yere toprağa sürtüyoruz,  Demek ki beytulmamur iç de, şu anki cennetteki ev, Kabe, esas dönülen yer. Bu da bizim yorumumuz, bizden önce bunu kimseden duymuş değilsiniz.

"GUL" "DE Ki" Zikri ve Hikmeti

Tevrat meselesine yeniden dönersek, Kuranı Kerim'de bazı surelerin başında "gul"  geçiyor (Felak suresi, Nas suresi, Ihlas suresi, kafirun suresi, cin suresi,....) yahutta böyle birçok ayet var.

"gul" demek  "De ki" demek,  ve mesela bizler, Felak suresinde ki başındaki "gul" ü de okuyup zikrederiz,

Halbuki ben mesela sana desem ki : Okan bayülgen'e git de ki, "Ağabeyim seninle program yapmak istiyormuş." de dedim,  Sen gidip de Okan bayülgen'e Benim dediğimin aynısını mı söylersin,
((((Okan bayülgen'e git de ki, "Ağabeyim seninle program yapmak istiyormuş."))) gibi

yoksa "ağabeyim diyor ki, seninle program yapmak istiyormuş." mu dersin. başında ki "de ki" yi de mi kullanırsın, yoksa  başındaki "de ki" kelimesini kullanmana gerek yok mu? Halbuki "de ki" den  gerisini söylediğin zaman, ona anlatmak istediğini anlatmış olursun. başındakini de  dediğin zaman, zaten cümle yanlış olur, buraya kadar Anladık mı? o zaman  bizim zikirimizdeki  Felak suresini okurken okumanız gereken, zikir etmeniz gereken yerinde "gul" olmaması lazım, başındaki "gul"  ü çıkarıp da geri kalanını zikr etmemiz lazım. amma  daha sizi ögretmedigim için, bende gul ile zikrettim şimdiye kadar amma sizde bende artik bunu ögrendik bundan sonra o gul olan sureleri ayetleri zikirleri başındaki "gul" kelimesini  atıpda öyle zikredelim. Ama zikir evradımızda Felak Suresi diyerekten yazdık ki ayette eksliklik olmasin, yani bunu ben size bu vaaz ile ögretecegim ve bu bilgi ancak bu derceye cikan birisi tarafindan bilincek, evradimizda da yine o zikirler başındaki gul ile yazilcak değişmeyecek, bunu bu VAAZI okuyan ve duyan ve seyredenler bu SIRRI bilcek sadece.  Mesela Felak suresini size anlatıyorum, ve Felak suresini okudugun zaman, başındaki gul ü okumanıza gerek yok.

Gelelim Tevrata

Öyle olunca Allahu Teala da, Musa Aleyhisselam'a  bir zikir vird veriyor, 

Vird demek : Türkçe Çok kere tekrar edilen zikir demektir,  ve o yüzden biz "Raşidi  Zikir Evradı" diye zikrimizi tarif ettik,

Evrad Demek: Benim zikrim demek, 

Tevrat veya Tevrad demek: senin zikrin demek,

Benim anladığım kadarıyla, Allahu Teâlâ Musa Aleyhisselam'a diyor ki, sana senin zikrini evradını veriyorum, yani tevratı veriyorum demiş, Ve kitabın adı Tevrat kalmış.
Zikri ben çektiğimde, Benim zikrim Evrad olur.
Zikri sen çektiğinde, senin zikrin sana Tevrad olur.


Halbuki Tevrat a,  O bizim evradımız demeleri lazım, bizim zikrimiz, evradımız demeleri lazım. hani bu da bizim anladığımız kadarıyla, benim anladığım kadarıyla, o (Tevrad) zikirdir, o yüzden de zaten Robin ler tevratı  haala Zikrederler  çokça. O bir zikirdir, yani evrattır. çokça tekrar edilerek den, bugüne ulaştırılması gereken bilgi, ve unutulmaması gereken bilgidir. mesela, Peygamberler tarihinin çoğu Tevratdan alınmıştır. işte bak, Onların okumaları, hafızlık etmeleri, yazmaları, bizim işimiza yaramış. nasıl biz musevileri dışlayabiliriz. Tevrad olmasaydi, Peygamberler Tarihinin çoğunu Bilemezdik biz, onların kitabı olmasa, bizim kitabımızda ne kadar bir bilgi var Peygamberler tarihi hakkında, Kuran bize ne kadar bilgi bildirmiş, onlarin bütünü  neredeyse hepsi musevilikten ve Tevrattan alınmıştır. İşte onların da, onu yazmaları, ve bugüne kadar saklamaları, hafızlık etmeleri, Bizim de menfaatimize yarıyor. Tevrat da haktır ve orjinali hala vardir bozulmamıştır. Tevrat haala kainatta yazılı. işte O  Tevrat okuyanlar  var ya, o Museviler var ya, şu anki ibadet ehli, Allah'a inanan, onun hükümlerinede uyan kimseler var ya, onlar işte cennetlikler, o 1000000 kişi işte. Bilmiyorum belki daha sonra çoğaldılar, yerlerine yerleştikleri zaman, Bir Milyondur, daha sonra belki 1 milyon 200 bin oldular degilmi?  yada 300 bin oldular, evet olabilir. Mesela elmayı Ankara'ya dikttin, elma orada  sana bir ton elma verdi, bir çekirdekte gittin Fransa ya diktin, Fransa'da 2 ton elma verdi, aynı elma orada da bitti. o zaman onlarda diyor zaten, biz diyor, Niye  İsrail'e gitmek, Vatan edinmek zorunda olalım diyor, Almanya'da bize Vatan diyor, Fransa'da Vatan, Amerika'da Vatan, O zaman her yer bize İsrail, Evet doğru, elmayı dikmek için illa İsrail  de olmak lazım değil ki, Cennetin kurulması için de ile israil lazım değil kardeşim, Cennet her yere kurulmuş zaten, Sen yeter ki cenneti dağıtıp bozma, içinden de  kovulmak  durumunda kalma.

Yahudi kelimesi, israil'in yani, Yakubun oğlanlarından birisi, Yani Yakup aleyhisselamın oğlanlarından birinin ismi yahuda, hud dan gelen, yada kalan demek, HUD soyundan gelen, yada  kalan demek. Hud aleyhiselamin yeni versiyonu. Musa vaktindeki yeni versiyon hud demek o,  yani Hud yıldızı. Hud Aleyhisselam inkar edilebilir mi ki, dışlanabilir mi ki,

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih(rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr.

Meali :

Resûl, Rabbinden kendisine indirilene îmân etti ve mü’minler de, hepsi Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarına ve resûllerine îmân etti. “Biz, O’nun resûlleri arasından (hiç) birini, diğerinden ayırmayız.” Ve “ışittik ve itaat ettik! Ve Rabbimiz, Senin mağfiretini (dileriz). Ve masîr (varış) Sana’dır (Sana doğru yola çıkarız ve Sana ulaşırız).” dediler.

Sadakallahul Aziym Bakara Suresi 285. ayet

niye biz Amenerrasulü de peygamberlerin hiçbirini dışlamayacağız diye Söz veriyoruz, o zaman sen yahudayı, ya da Hud aleyhisselamı nasıl dışlarsin.


Yahudi yani musevi kaynaklarındaki, Mehdi Aleyhisselam ile bilgiler arasında, bir de şunu öğrendim duydum onların vaizlerinden, O da diyor ki : Mehdi geldikten sonra, artık ebedi Cennet Var, Ölüm yok olacak, kalkacak diyor, bizim dediğimiz şey, ve eger Mehdi ölürse zaten o Mehdi degildir diyor. Bilim adamlarına diyoruz : ölümsüzlügü keşfedin artık. Vakit Geldi Burası cennet, buradan Ötesi artık ebedi hayat diyoruz işte, cennetide burada kuracaksınız, Bütün dini hükümler, zaten burada güzellik halini almak için değil mi? bütün dinin hükümleri ahkamlari, güzelliklerin burada yeryüzünde hakim olması için değil mi zaten, yapılması gereken görevler, hepsi o amaç ile değil mi, insan olmak, insan olmak demek işte, yeryüzünü imar etmek, ve en güzel şekilde, hukuka riayet edip, Allah'a ve peygamberlerine, kitaplarina, meleklerine, büyüklere saygılı , doğaya saygılı , insana saygılı, hayvana Saygılı olmaktan ibaret degilmi..

Balı bal yiyen daha iyi bildiği için, yağı da yağlı yiyen birisi daha iyi bilir, elektriği de elektrik  yiyen, yani elektrik carpan Birisi bulmuş, Benjamin Franklin gibi elektrik çarpan birisi bulmuş, uçurtma daki anahtara şimşekten elektrik çarpınca, elektriğe kapılmış ve elektriği ilk anlayan adam olmuş, ve eğer ölümsüzlük keşif olacak ise, ölümsüzlüğü keşfedecek adamda, ölümü ve hayatı yiyen bir adam olması lazım ki, ölümsüzlüğü keşfetsin. Bunun da dünyamizda ve kainatımızda 2 tane  örnegi olan insan var, birisi İdris Aleyhisselam, birisi İlyas Aleyhisselam, cennete ölmeden Geçilmez Kurali koyan Allahu Teala, Bu ikisini cennete koymuş, Cennetten çıkmamış lar, yeniden hayat bulmuşlar, ve dünyamızda  da Haala ilyaslarda mevcut idrisler de mevcut, Öyle olunca aynı Meryem  gibi Bakire bir kadından doğacak İlyas ve İdris isimli iki çocuk, temiz çocuk, yetiştirilirse imkanlar saglanirsa, Belki bize ölümsüzlüğün çaresini de onlar bulacaktır. Çünkü Meryem Tanrı Rab isayi doğurabilecek kadar iffetli olduğu için, ölümsüzlük de Cennet vaktinin insanına nimet olduğu için, ölümsüzlügü keşfeden cennete girmiş olacak, Cennete giren birisi ise, cennetlik kimse, cennetlik kimse ise temiz kimse, temiz bir kimse de temizler den doğacağı için, Temiz'den çıkıp gelecekse, Buz gibi bakire tertemiz bir veya birer anneden doğması lazım bu iki bebenin.

Ve Ben yine Tevrat'tan öğrendiğim birkaç bilgiyi sentezledim galiba Yakup aleyhisselamın kızlarından 3 kızından birisi olan,  Dina diye bir kızı varmış,  ve bu kız kötülerden zannedilen levitlerden bir oglan  ile evlenmek istiyor, Levitler ise Yahuda gibi oda  Lut ve Luttan kalan adam, veya Luti demek, yani israilin soyu amma, o ibrahim vaktindeki Lut un soyundan kalan bir soy ve aile. ve Lutilik nedir günahi nelerdir biliyoruz bugün, zaten dünyadaki L harfleri onlari temsil eder, nerde  L var ise Levitlerden bir irkdir, yani Lut aleyhiselam ve ümmetine dayanan bir soydur, hatta Süleyman aleyhisselam bile Luta dayanir.  Ve babası ona itiraz ediyor, onunla evlenirsen sen şunları şunları kaybedersin, şu ahlakın şöyle olur, bu ahlakın böyle olur diyor, O da diyor ki başka insanlar, başka oğlanlar, Beni anam tarafından, babam tarafından, yada zenginlik tarafından, din tarafından sevdi  de evlenmek istediler, Ama bu oğlan diyor, beni, ben olduğum için sevdi de, benimle evlenmek istiyor diyor, ben o yüzden onu istiyorum diyor. benim anladığım kadarıyla anlayabildiysem, Bu ne demek, aslında bu olay Habil Kabil vakti olmuş olayın tekrarı işte, yani anladığım kadarıyla, Allahin bundan muradının biriside, insanoğlunun Özgür iradesini kullanması. ilk defa, Habil Babasının sözünü dinledi, Rabbinin sözünü dinledi, yani kul oldu, Yani kul ve köle, Özgür değil, baskı altında, bir emre uymak mecburiyetinde kaldı. ama Kabil dedi O kız çirkin dedi, ben o kızı almam dedi, bu kız güzel dedi, Ben bu kız almak istiyorum dedi, Hürriyet, özgür iradesi ile seçme hakkını kullandı yani. Tevratın 1 bölümüde, bu özgürlük hikayesi.  Daniele veya Dani , o Lut Soyundan gelen oğlanla evlenmek istiyor, Levit, yani luti soyundan birisiyle evlenmek istiyor, ama diyor ki, o diyor benim güzelliğimi ve beni sevdi,  sen güzelsin dedi,  Kabil aklını kullandı, aklını  ve özgür iradesini kullanmak neden yanlış olsun,

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تُؤْمِنَ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh, ve yec’alur ricse alâllezîne lâ ya’kılûn.

Meali :

Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır.

Sadakallahul Aziym YUNUS Suresi 100. ayet


Allah, aklını kullanmayanların  üzerine  pislik yağdırırım diyor, o zaman Kabil yanlış mı yapmış oluyor, bu kız Yanlış mı yapmış oluyor, kötülerden mi oluyor, Hayır Daniel de Cennette şu anda, Daniel isimli oğlan olanlar var, ve Daniela isimli kız olanlar var. Daniel isimli kızlar da  bu cennetimiz deler, Daniel isimli oğlan olanlar da, o kız cennete girmiş, O kız doğru yapmış, yanlış yapmış olsaydı, şu anki cennette Daniela diye bir kız olmazdı,  özgürlük Hürriyet cumhuriyet ve özgür hür iradeyi kim istemez ki, akıllı olan hürriyetini istemez mi? birilerine kul olmak Köle olmak mı, Yoksa öbür bir şekilde yaşamak var işte İngiltere bazı yerleri sömürge edip köleleştirdigi gibi, Osmanlı'da bazı kadınları köle ve cariye yapıyormuş, güzel bir şey mi? Şu an kabul edebilecek bir şey mi, Hangi kadın köle olmak ister,  yani Öyle olunca bu hikaye ile, Kabil ile Habil olayının tekrarı ve o vakit başarılamayan kadınların özgürlük hakları, taaa muhammed vaktınde intikal ediyor ve Kuran-ı Kerîm’in 83. suresi olan Mücâdile Suresi’nin ilk ayetleri, hakkını aramak için Peygamberimizle tartışmaya giren bir kadından (Havle binti Salebe) bahsetmektedir. ve danyela  önce neymiş kızın ismi önce Dina ymiş  bir levit ile evlenince L harfi gelmiş yanına Leydi di olmuş, yani şu anki isimleriyle Daniel ve Daniela olmuş, yani özgür kız Özgür iradesini kullanan kız. Hani bizim Muhammed'i ileride de bir kadının ismi bir kadın üzerine sure inmiş ya, o da aynı şekilde özgürlük ve hakkını isteyen bir kadın var,"MücadiLe" isimli, Bizde de var aynısı, aynı kadın versiyonu bizde de o kadın olaraktan tekrar etmiş, surenin ismi de o kadın. bizim köyde mücadele veya mücadile diye kadin vardir, o kadinin ismi öyle havle falan degildir mücadiledir. Muhammed vaktinde aynı şey yani aynı kimse diyorum. Muhammed vakti zaten, İsa'nın Musa'nın Cennetiydi, Muhammed vakti, isanın Musa'nın İbrahim'in Cennetiydi, o vakitte de tabii ki cennette olacak o kimse, onun yaptığı amel  eğer cennetlik amel ise, elbette Muhammed vaktinde cennette olacak o kadin, ve benim vaktimdede cennette olacak o kadin, bugün yine cennetimizdemi, evet cennetimizde tabiki, Muhammed vaktinin cenneti de Şimdi ise, Muhammed vaktininde cenneti bizim vaktimiz olduğu için, onlar Şimdiki Halleriye, cennetimizde Daniel Danela veya da Diana Lady, Diana ve Mücadile gibi isimler ile aniliyorlar.


Bu haftaki en son konumuza gelince, Wifi yani anlamı kısaltılmış bir şekilde fakat bunu frekans olaraktan ele aldığımızda Bütün dillerde aynı frekans içermesi lazım, benim anladığım kadarıyla, Fi Arapçada içinde demek, ve fii başka dillerdeki şekli vav şeklinde yada six yada secs yada bizdeki ALTI rakami ve Tersi kehrwerti ise VAV yani dokuz yada nine yada neun demek. yani  WI FI demek Wi demek Wir veya We demek, Bizler demek, Bizler atomun içindeyiz demek, Ve bunu da söyleyen ilk benin, ve benim vaktim de  WI FI keşfolduğuna göre, bizde WI FI içindeyiz bizler atomun içindeyiz, wifi de yani "vav, He ,lamelif, ye" yani sondan 3 öncesi Vav, ve biz de işte sondan 3 önceyiz, ne demek sondan 3 önce, atom = Proton nötron elektron, üclüsü, sondan üçüncü vav yani atom, Şu anda biz Vav içindeyiz,  biz de atomun içindeyiz, wifi  o yüzden bizim vaktimizde ve, biz burada böyle bir kolaylık vaktindeyız, cennetteyiz zaten, cennet korunmuş yer değil miydi, günahtan kirden pistten kötülükten korurmuş yer değil miydi. Atom da öyle. Artık gerisini biraz da sizler tefekkür ediniz.



--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 16Temmuz 2019 Salı

Original Kar © glan


Read More Read More / Comment Comment
Benimsemek Sahiplenmek Dönüştürmek

Benimsemek Sahiplenmek Dönüştürmek Kendine Benzetmek

(Kar©glanin 28 Temmuz 2019 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قَالَ مُوسَى مَا جِئْتُم بِهِ السِّحْرُ إِنَّ اللّهَ سَيُبْطِلُهُ إِنَّ اللّهَ لاَ يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِدِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

kâle mûsâ mâ ci’tum bihis sihr(sihru), innallâhe se yubtiluhu, innallâhe lâ yuslihu amelel mufsidîn.

Meali :

Musa dedi ki: "Haydi bütün marfiletlerinizi sihirlerinizi ortaya getirin. Doğrusu Allah onlari iptal edip geçersiz kılacaktır. Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez."

Sadakallahul Aziym YUNUS Suresi 81. ayet


---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Hz. Mehdi, kuru bir ağacı diktiğinde de ağaç hemen yeşillenip yapraklanacaktır.

( Hadis-i Şerif , El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, sf. 43)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"


Yolculugumuza başliyoruz :

Benimsemek sahiplenmek dönüştürmek kendine benzetmek,

Kitap alırız Benim kitabım deriz, sahipleniriz artık bizim parçamız olmuştur.
Hanım alırız eş alırız, evleniriz, Benim hanımım eşim deriz, sahipleniriz, bizim parçamız olur, halbükü ayrı anadan ayrı babadan doğmuştur, kaşı başka, gözü başka,  elleri başka, kolu başka, ama benim eşim deyince, bizim parçamız olmuştur.

Bir şeyi benimseyip benim dedikten sonra,  o şey sahiplenen kimseye benzemeye başlar, o kimsenin parçası olmuştur.

Bütün, benimseyen kimsedir, yani sahiplenen kimseler. sahiplenilen sahip çıkılan şey parçadır, bütünün parçasıdır.

Mesela benim köpeğim dediği zaman, Köpek onun parçası haline gelmiştir.

Benim arkadaşım dediği zaman, insanı bile parçası haline getirmiştir.

Yine Benim kitabım dediği zaman, kutsal kitap olaraktan, Kur'an, Tevrat, İncil, Zebur gibi, bir yazılımı bile kendisine dönüştürüp, parçası haline getirmiştir.

Peki benim Allah'ım dediği zaman ne olur?

Allah mı Onun parçasıdır? o mu Allah'ın parçasıdır?

Benim Allah'ım, yahutta benim Rabb'im.

Nerede kullanırız bu cümleleri size Kur'an'dan bir örnek ile misal vereceğim inşallah :

Hani Musa firavuna gidip, onun sihirbazları ile bir yarışmaya karşılaşmaya girince Allah ona daha önce asasını ejderhaya dönüştürmesini öğretmişti, onların karşısına çıkınca dedi ki Kuranı Kerim'de şu şekilde geçer : Gale Musa  ma citüm bihissihr ( dedi ki getirin bakayım sihirlerinizi) innallahe Seyubtiluhü (Allah onların hepsini iptal edecektir, geçersiz kılacaktır) innallahe la yuslihu  amelel müfsidin.( Muhakkak ki Allah müfsitlerin amellerini boşa çıkarıcı dır.)

Bu cümledeki yukarıda yazdığımız, "innallahe seyubtiluhü" cümlesine, Biz başka bir kelime ile yorum ve anlam getirsek, o demiş ki : muhakkak Allah sizin o sihirlerinizi, oyunlarınızı, dümenlerinizi boşa çıkaracaktır. Biz de diyelim ki  burada, cümleyi 1. tekil şahıs olaraktan kullanıp, kendimize affettiğimiz zaman, biz deriz ki, biz öyle bir Allah'a inanıyoruz ki, öyle bir rabbimiz var ki, o sizin bu oyunlarınızı dümenlerinizi boşa çıkarıp, iptal edecektir, bunu Nasıl söyleriz, tabii ki : "İnna Rabbi seyubtiluhü"  Yani benim Rabbim onları iptal edecektir.

o duayı ve cümleyi Hz. Musa dan aldık, kendimize uyarladık değil mi. olması gereken, bu şekilde, bizim bu cümleyi kullandığımız zaman ki gibi, olması gereken zaten bu şekilde olması lazım, değil mi?

Bunu böyle kullandığımız zaman, Kuranı Kerimi  değiştirmiş olmaz mıyız diyenler olacaktır.

Halbuki ayet başka, hadis başka, yine dua başka, hadis başka, ayet başka. Ve o an, o olay, Musa'nın başından geçtiği zaman, olacak kelimeler başka, bu olaya, sen, ben, o, biz rastladığımız da, bizim kullanmamız gereken cümle, başka. Ve biz burada "İnna Rabbi" benim rabbim dediğimiz zaman, rab rububiyet ve terbiyet ve Terbiye edici cümleleri aynı mastardan türemiştir. Öyle olunca benim Rabb'im deyince, benim bir, beni terbiye edenim var demek, ki ona ben Rabbim diyorum. işte o benim Rabb'im, sizin o yaptığınız oyunlarınızı dümenlerinizi, çevirdiğiniz hilelerinizi iptal edecektir dediğim zaman, işte ben Rabbi benimseyip, parçam haline getirmiş olmuyorum, bilhassa, o terbiyet edicinin parçası olduğumu ifade etmiş oluyorum, Çünkü burada o yukarıdaki anlattığımız, benimseme sahiplenmek kuralına, irregüler halde, yani kuraldışı bir halde gelmiş bu kelime ve cümle. benim Rabb'im dediğim zaman, benim bir terbiye edenim var, doğru yola iletmek için, beni eğiten birisi var demek, ki o benim üstümde ve, benim işlerimi O düzenler manasında.

Hani hayvan Terbiyecisi vardır, hayvanları terbiye eder, eğitir öğretir.

Ve meşhur bir Nasrettin Hoca fıkrası vardır :

Timurlenk zamanında, Nasrettin Hoca  ve ahalisi, Timurlenk e bir hediye vermek isterler, ve bir Eşeği hediye vermek isterler, hediyeleri görünüşte küçüktür ama, Timurlenk in yanına vardıklarında,  onun yanında onu övmeye başlarlar, birisi şöyle Uslu der, birisi şöyle hizmete müdavim der, fakat Timurlenk i memnun edemezler, onun hiddetlendiğini gören Nasrettin Hoca, hemen atılır  ve, ben der, bu eşek de büyük bir zeka olduğunu fark ediyorum der, eğitilirse, bu eşek okuma yazma bile öğrenebilir deyince, Timurlenk in dikkatini çeker, Gerçek mi diyorsun der, O zaman seni de, buna öğretmen yaptım, okuma yazma öğret der. Nasrettin Hoca biraz para ister, Birazda zaman ister, Eşeği de yanına alıp götürmesi gerektiğini söyler, Timurlenk tamam der verir, alip  eşeği  ve parayı gider. 15 gün zarfında onu eğitir, ve  Timurlenk in yanına gelir, öğrettin mi der,  Evet haşmetlim  der,  Hadi O Zaman göster marifetini der. Gider Karakapli bir kitabı, eşeğin önüne koyar, eşek acele acele, Kitabın sayfalarını dili ile çevirir açar, açar, sonra  anırmaya başlar. herkes şaşırmıştır, fakat  Vezir oradan hemen çıkışır, Timurlenke ve ne söylediği anlaşılmıyor, sadece anırıyor haşmetlim der.  Nasrettin Hoca da Sonuçta bu eşektir, onun ne okuduğunu anlamak için, eşek dili bilmek lazım efendim der. Timurlenk memnun olur, Nasrettin Hoca'ya yüklü bir altın verilmesini Emre'der,  sonra sorar nasıl başardın bunu der, Timurlenk in sinirli halinin gittiğini gören Nasrettin Hoca, anlatmaya başlar, Sizden aldığım parayla, pazardan arpa aldım der, ve son 2 gün öncesine kadar arpaları kitap Yaprakların arasına döktüm, eşek ilk 2 günde zaten arpaları kitap Yaprakların arasından yemeye alıştı, sonra dili ile yaprakları çevirmesini de öğrendi,  son 2 günde de aç bıraktım, oraya gelince de, kitabi önüne koydum, o acele acele kitap yaprakları arasında arpa aradı, bulamayınca da, böyle acı acı anırdı, Sadece bu efendim der, Timurlenk yine hoşlanır, ve biraz daha altın verilmesini emreder, Yani mesele burada terbiyet, hayvan Terbiyecisi, hayvanı terbiye eden, eğiten öğreten adam, ayıya bisiklet binmesini öğretiyorlar, maymuna telefon kullanmasını öğretiyorlar, O da bir eğitici, köpeğe  Otur, Kalk, trafikte, geç, Dur, yeşil lamba, sarı lamba öğretiyor. işte Rab kelimesi de terbiye edici ana baba gibi, rububiyet ve Terbiye mastarından türemiştir, ve bizimde Rabbimiz, bizleri, doğru ve güzel bir hayat sürmemiz için, bazen yanlış yaptığımızda uyararak dan, doğru yolu göstermek de, bazen rehberle, peygamber ile, evliya ile, melek ile, bazen Kur'an ile, bazen bir kuş ile, Hani kabil-i karga gibi bir kuş ile ögretmemiş miydi, habil'in cenazesini gömmesi ona öğretmemiş miydi, Allah bir kuş ile de terbiye eder, yoldaki Bir Karınca, 1 sümüklü böceği ile de terbiye edebilir,  Rab  demek terbiye edici demek.

öyle olunca da, benim Rabb'im dediğimiz zaman, benim bir terbiye edenim var demek, bu benim bir sahibim var, O zaman, o Benim kitabım, benim kalemim, benim arkadaşım, dediğimiz yerlerdeki sahiplenme ve parçası haline dönüştürme meselesi, burada tam ters istikamette işlemekte, ve burada benim Rabb'im dediğimiz zaman, o irregüler herhalde, sahiplenmeyiip, bilakis bir sahibimiz olduğunu belirtmiş oluruz.

Inna Rabbi dediğimiz zaman, benim Rabb'im dediğimiz zaman, onu parçaya çevirmiş olmuyoruz, Bilakis onun parçası olduğumuzu ifade etmiş oluyoruz. Diğer bütün her şeyde, benimsemek, sahiplenmek, onu kendi parçasi haline getirmektir, ama Rab ve Allah kelimelerinde bu, irregüler, yani kurallara aykırı halde gelmekte, ve sahiplendiğin halde, sen onu sahiplenmiş olmuyorsun, O senin sahibin olmuş oluyor.

Yine biz burada, benim rabbim, senin oyunlarını  dümenlerini iptal edecek dediğimiz zaman, onun parçalarının, ya da benim parçalarımın onu düzelteceğini ifade etmiş oluyoruz, Allahu Teala Kainattaki her şeyde tecelli ettiği için, onu düzeltecek olan da, onun parçalarıdır zaten.

Burada bütün de parça, parça da da bütün var.

Mesela dünyada, Allahu Teala, bazı işlerii düzeltmek ve doğrultmak için, tamircilik diye bir meslek ve ilim öğretmiş insanoğluna, mesela elektrik tesisatında herhangi bir aksama oldu mu, elektrikçi olan kimseler, elektrik tamiratı yapar, onu yeniden eski haline getirir, düzeltir, çalışır hale getirir. herhangi bir arabada bozukluk olduğu zaman, onu  Almanca'da  mekaniker dediğimiz, yani araba tamircisi olan kimseler tamir eder, Yine Hani Kur'an'da geçen Hızır Aleyhisselam'ın bir duvarı tamir ettiğini anlattığında, duvar ustası, yani inşaat ustası olan kimse, duvarcı kimse, duvari tamir eder, yahut Sıvas'ı dökülmüş bir evi, sıvacı bir kimse sıvasını tamir eder, yahutta çatı ustası, eskimiş bir çatıyı tamir edebilir. buraya kadar kolaydı iş, şimdi buradan sonrası, çatı ustası mesela çatı eskidiği zaman, çatının tuğlaları eskimiş, altındaki çıtaları eskimiş, kirişler eskimiş, Mesela bunları Söküyor, yerine yenilerini Dikiyor, çıtalarını da çakıyor, üstüne de yeni tuğlaları düşüyor, eskisi gibi, yeni hale geliyor, yani Ne yaptı burada, eskisini iptal etti, söktü attı, yerine yenisini yaptı, Neydi Bizim duamız da ki zikir de, Allah o sizin oyunlarınızı iptal edecektir,  yerine de bak yenisini yapıyor, Allah sizinkini iptal ediyor, yerine de bana daha güzel bir hal verecektir. manasi.

Işte Allah eskiyen duvarı, duvar ustasına, eskiyen çatıyı, çatı ustasına, bozulan arabayı da, tamirciye Tamir ettirip, eskisini iptal edip, yenisiyle değiştirip, çalışır vaziyete, kullanılır vaziyete getirdiği gibi, burada Musa'nın kullandığı o cümle ile, Allah sizin  sihir ve büyülerinizi, oyunlarınızı, dümenllerinizi iptal eder demek ile, Çünkü Allah ona sihirden de Üstün sihir öğretti, elindeki Asayı ejderha haline getirmesini öğretti, sihiri sihir ile yenmek, Çünkü birisine büyü yapıldığı zaman, sihir yapıldığı zaman, başka bir büyücüye gider, orada büyü  bozdurulur değil mi? yahut o işten bilen bir hocaya, o ilmi Bilen birisine gidilir ki, onun yaptığı sihirleri iptal etsin.

o zaman duvar ilmi bilmeyen, duvar tamir edemeyeceği gibi, sihir ilminin sırlarını bilmeyende, sihir ve büyü yü iptal edemez, yine Bizim dediğimiz yere geliyoruz, 

birinci olarak “damdan Düşenin Halinden, damdan düşen anlar.” kuralı.

ikinci olarak da “Öğreneyim de karnımda Dursun, lazım oldu mu çıkarır kullanırım.” kuralı gereği bazı bilgileri de öğrenmek lazım,

Ama düşman sana Kılıç ile saldırıyorsa, Sen elinde Değnek ile onu yenemezsin ki, Davudi ler gibi, Filistin'dekiler gibi, İsrail'i Sapan taşı ile yenemezsin ki, senin de o gibi füze yapman, uçak yapman helikopter yapman lazım, Öyle olunca sihir yapana karşıda, sihir ilminden de bilgin olması lazım ki, onun yaptığı, sana attığı oka silaha karşı, Onu iptal edecek bir gücün olsun. işte burada o, o ayette geçen seyubtiluh u meselesi, sihir iptal etmek için, sihir bilen olmak lazım, yoksa Neyi ne ile iptal edeceksin.  Bu çatı ustası meselesinde, Hani hem eskisini iptal edip yenisini yapabiliyor, hem de hiç daha Tuğlası olmayan eve, sıfırdan çatı ve tuğla geçirip, tuğlalı ev yapabiliyor . Allah'ın öyle parçaları var ki, işte isterse eskisini iptal edip yenisiyle değiştiriyor, isterse sıfırdan yapıyor.  Bu meselede buraya kadar.

Başka bir mesele : Zülkarneyn meselesinde uzaya Açılan Kapı, Öyle füzeyle filan oraya gidemezsiniz, daha önce yazdık, aya gittik hikayesi yalan dedik, Çünkü ay Dünyanın Üzerinde değil, o da yan tarafta bir yerde bulunuyor, aya giden uzay aracı Minareden atlar gibi dünyanın üstüne atlayıp de geri inmedi, öyle bir iniş yok zaten, Gittiğinde de zaten yakıtıda bitti, geri dönemezdi gitseydi bile. aynı o füze kadar yakıt ve enerjisi olması lazım ki, Aydan Bir de geri gelebilsin, aynı yakıttan durması lazımdı, Ama gidesiye yakıt bitti, ne ile geri döndü, yalan, hepsi yalan hikaye, uydurma, marsa falan da gidemezler de bu teknoloji ile, Mars'a falan gidemez ler,  Allah Kuranı Kerim'de buyuruyor, İlla bir Sultan ile gidebilirsiniz diyor, buradaki Sultan kelimesini incelemek lazım, Sultan ne? Peygamberimiz Mescidi Aksa'nın üzerinden Miraç ettirildi yukarı Semalara, geleceğe götürüldü, Mehdi vaktine götürüldü, Öyle olunca uzaya açılan kapının birisi, asansörün birisi Mescidi Aksa'nın üzerinde, ve Zülkarneyn meselesinde de, o kapıdan geçen kötü yaratıklar, Yecüc Mecücün oradan geçmelerini engel olmak için, o kapıyı  tıkadi  diyor, Hem de ne ile, Demir ve bakır ile, Halbuki Demir  daha  Davut Aleyhisselam döneminde keşfolmuş bir element, ondan önce demir bilinmiyor ki, demir getirsinler de eritmesini bilsin de, eritipte o kapıyı kapasın, o zaman Kuranı Kerim'de hikaye edilen O mesele de geçmişte olamaz, hele Davut'tan önce hiç olamaz, öyle olunca, o olay gelecekte olmuş bir olay, ve gelecekte İşte, şu anda,CERN denilen yerde o kapıyı oluşturmak için uğraşıyorlar, Sultan kapısını, ve açılırsa da, o kapıyı kapıyabilecek başka kimse yok, ancak Zülkarneyn kapatabilirmiş o kapıyı. iki kapı var, birisi küçük boynuz, birisi büyük Boynuz,  küçük boynuz,  Cern denilen Bilim Araştırma merkezinde de 2 tane kapı oluşturulmaya çalışıliyor, birisi büyük boynuz, birisi küçük boynuz, yukarı Açılan Kapı da iki tane, biri Halikarnas Kuşadası'nda ki küçük boynuz Kuşadası'nda, büyük boynuz ise israil ve Filistin de yani Mescidi Aksa da, Bunun dışında bir yerden semaya gidemezsiniz zaten. öyle füzeyle falan da gidilmez, diyor ki o ilk yapılan Challenger Uzay Mekiği, saniyede diyor, 30 000 hızla gidiyordu diyor, lan biz arabayla Şöyle yüksek bir dağdan aşağı iniverdik miydi basınç farkından kulaklarımızı patlayacak gibi oluyor, ve uçak ile seyahat edenler, alışkın olmayanlar bilir, bir den inip kalktı mı, kulakları duymaz hale geliyor insanin, basınç farkından örs ve çekiç bozuluyor, Nasıl oluyor da bu 30 000 hızla giden füzeyle içindeki astronot daha hala yaşıyor, öyle bir şey yok kardeşim, Öyle bir şey yok, Ne aya gidildi, ne Mars'a, ne Jüpitere  hiçbirisine gidilmedi daha.

Oraya Gidiş yöntemi de, öyle füzeyle değil, size şunu, şu misal ile anlatayım, Patoz denen bir alet var, sap yiyip saman sıçıyor, yahut sap yiyip, buğday sıçıyor, insanda o boynuzdan geçtiği zaman, sap iken saman haline, ya da sap iken, buğdayı haline dönüştürülebilindiginde, geçebilir ancak, yani çözülme, elemanter çözülme ile ancak geçebilir, daha önce bunu da yazmıştık, arapca alfabesindeki Peltek s,  en küçük üç noktaya kadar ayrıldığı zaman, o da neydi, atomun içindeki Proton elektron nötron larına kadar ayrıldıgi zaman, bir insan o delikten geçebilir.

Burası da bu kadar, bilim adamlarına bir ışık tuttum.


Ve ben şu anda yeni bir motor modeli icat ettim, keşfi bana geldi, plan  bile daha çizmedim ama,

Parası ve yetkisi imkanları olan birileri yapsın, bizde faydalanalım, ben bu imkanlara sahip olmadığım için, şu anda yapan dersem bu ortamda zaten bir işe yaramayacak, o yetkim yok, O imkanlarım yok, ama yapan birileri, bize de yaptıktan sonra, sunarsa, hizmetimize sunarsa memnun oluruz.  ve 69 yani ying Yang motoru, Wifi motoru,  Ayni  mekanik Pilsiz otomatik saatler gibi, enerjisini kendi üreten  ve bitmeyen bir enerji, ve kolay enerji yöntemi ile çalışan bir motor sistemi, 69 daki gibi ying yang daki gibi, birisi başka elementten, birisi başka elementten, 2 Demir kütle, yahut bakır ve demir kütle, yahut alüminyum veya altın kütle, halinde 9 olan yukarıda ağır yeri Kullesi, 6 olanın altında ağır olan yeri Kullesi, buna bir defa ivme verdiğimizde,  ve  ona öyle bir yatak yapacak ki, bunun etrafına, çok az bir sürtünme  engeline karşılaşacak,  ve bu sayede hani bisikletin pedalına bir defa çevirdiğimizde, Hani mekanik saatlerde de kolunu az bir sallaman ile, 2 saat 3 saat, otomatik saat çalışıyor, aynı o gibi, buradaki demem o ki, iki farklı ağırlık yüzünden, aynı Newton beşiği gibi, kendi kendini tamamlayan bir dönme hareketi meydana gelecek, bu dönme hareketini de, elektriği çevirdiğimiz zaman, Bitmeyen bir elektrik, ve elektrik ile yürüyen, yahut da bunu mekanik olaraktan güce çevirdiğimiz zaman, tükenmeyeni bir güç, ve basit bir güc ile çalışan motor haline getirmiş olacağız, bir defa bisikletin pedalına çevireceğiz, belki 24 Saat bir daha basmana gerek yok, ve araba gidecek, ya da öyle motorlar çalışacak, Çünkü o 69 daki  gibi, üstteki  gulle,  alttaki gulleyi itecek, üstteki kulle Alta gelince, bu sefer  üste geçen gulle,  alttakini itecek,  ve böylece frene basasiya kadar,  başka enerjiye ihtiyaç kalmadan devam edecek, sen ona yani frene bastığımızda, bir defa daha patele basaraktan, hareket ettirdiğimiz ve ivme vereceğimiz bir hareket ile motor tekrar çalışıp, devam edecek, yani çok az bir enerji ile büyük işler başarabilen bir motor, keşfi bana ait, patenti bana ait, patenti Allah'tan bana ait, Şu anda ben patent almış değilim, ama bunu benden sonra, şu andan itibaren, kullanan her kimse, bana bunun patentini ödemek zorunda, Bunu dün söyledim evde  ve bugün yazdim internete, Dünün tarihi, Dünden itibaren, yani 27 Temmuz 2019 dan sonra böyle bir motoru icat eden herkes, bana hakkımı ödemek zorunda, benden çalıntıdır, yapan birisi yaptığı zaman bana telif ödemek zorunda.

Ve bu yine ying yang meselesi Kuranı Kerim'de Adem atamız için deniyor ki Adem ile Havva ve şeytan ve bir de cennetin kapısının bekçisini en aşağıya indirdik deniyor

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ  مَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Lekad halaknâl insâne fî ahseni takvîm. Summe radednâhu esfele sâfilîn.

Meali :

Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonrada onu aşağıların en aşağısına indirdik.

Sadakallahul Aziym TÎN Suresi 4 ve 5. ayet


ilk insanın    Homo Sapiens Insanın, ilk Avustralya'da ortaya çıktığı iddia ediliyor, ve bu gösteriyor ki, Dünyamızın en içte, en altta olduğunu, ve bizim Geçenki anlattığımız meseleden, kainatin icindeki  atom olduğunu, kainatın atomu halinde, atomu yani en içteki atom, en küçük parçası olduğunu, ve onunda dünyaninda en altı Avustralya olduğuna göre, ilk insanın Avustralya'da yaşadığı, fakat  ying Yang sebebiyle, Bu otomatik dönme modeliyle, kutuplar zaman zaman yer değiştirmekte, ve şu anki kutuplar Kuzey Kutbu güneyde, Güney Kutbu ise kuzeydeydi ilk defa, daha sonra bu halini aldı, Çünkü Adem atamız Habil ile Kabil kavga edip Kabil soyunun aşağı indiğini görünce, Şit Aleyhisselam ve evlatlarına aşağı inmemeleri gerektiğini emredip tavsiye ediyor, işte yangın hafif ve beyaz olan güzel yeri yukarıda olan kısmı, Adem ve Şit Aleyhisselam yukarıdalar, Kabil ise zulümat ve karanlık olan kısmı, aşağı iniyorlar, aşağıda ağır kısım, Demir kısım aşağıda, ve daha sonra o Aşağı inince, bu sefer iyileri de ileri itmiş oluyor, İyiler da yavaş yavaş zaman ile yukarıdan aşağı inmişler, ve birbirine karışmış, daha işte ying yang ile dünyada ilk ivme ve hareket ve devamlı dönüş halinde, zaten o zaman iyilik ile kötülük, Gündüz ile gece, yaz ile kış motoru, Yani, ying Yang motoru halinde, otomatik ivme ile dönmekte, ve şit Aleyhisselam'ın ve evlatlarının aşağı inmesi ilede, bu sefer kötüler olan, Kabil ve soyunu yukarı itti, o zaman kutuplar değişti, kuzey Güney, Güney kuzeye döndü, şu anda yine ayni işlem, ve İyiler ağır gelip aşağı inerse, kötüler yukarı çıkar, kötüler iyi olur, hani Mehdi nin mucizesi ne idi, kerameti ya da mucizesi, müslümanlar kafir olacak, kafirler Mümin olacak, İyiler aşağı inip, aşağı yanaşıp,  kâfirleri itince, kötüler Mümin olacak, yukarı çıkacak, kafirlikten Dönecekler, yine hem kutuplarda da bir değişme olacak, durum Bunu gösteriyor, Bu da yakın süre içinde meydana gelecek zannımca .

Peygamberimiz demiş ki her şeyden ona bir yol çıkar yani Mehdi Aleyhisselam'a her şeyin yolu Mehdi Aleyhisselam'a çıkar demiş Benim bir arkadaşım vardı iş arkadaşım O da dedi ki Ben hızlı hızlı abdest alıyordum acele etme dedi bütün yollar zaten Viyana'ya çıkar dedi Yani hepimizin yolu bir Hıristiyan olsun, Müslüman olsun Hepimizin yolu Allah'a. Tadet tadet hareket etmek lazım, Aceleye gerek yok.

Ve Peygamberimiz demiş ki : Mehdi kuru bir ağacı Diker ve o yeşerir demiş, Bunu hadisçiler alimler yorumlamış ki, o kuru çubuğu dikse bile, o elinde yeşerir manasını vermişler ki,  Bu olayin Biz de şöyle bir tezahürü oluştu : bilmiyorum o ben miyim, o işi yapan Ben mi olacağım ama, Bakıp göreceğiz, sizde benden haber alırsınız, oldu mu? olmadimi?

Evimde 1 adet Şimşir vardi, çanakta, Sokak kapımın önünde duruyordu,  geçen kıştı galiba, kıştan önce son suyunu verememiştim, biraz kurumuşmuş, ve kış gelince su vermedim alır da içine donar diye, ölür diye, ve Karakış hafif geçer gibi oldu, güneş açtı toprakta buzunu koyvermiş, çanaktaki Toprak, Ben de  ölmesin diye biraz Su Verdim, fakat ertesi günü hava Dona çekti, ve o da bilmemiş suyu  dallarına çekivermiş,  don vurdu, ve yaprakları sararmaya, Hasta olmaya başladı,  ve bir sebepten ben kızdım, Bahar'ın başında çanağı pencereden aşağı attım.

ve kurumaya yön tutmuştu, Dün acıdım, attığım yerden aldım, baktım ki üç dört tane yeşil yaprağı kalmış, aldım ihtimam ile, Yine bahçemde çukur açtım, ve kuru Yapraklarınin hepsini ayırdım attım, ve kalan yeşil yaprakları ile, ölme diye onu bahçeme diktim, Eğer bu kuru dal yeşerirse, Peygamberimizin bir sözü daha yerine gelmiş olacak, benim üzerimde tahakkuk etmiş olacak, Biz değilsek, bizde tezahür etmeyebilir, başka birisi üzerinde  edebilir, ya da bu olay öyle  değilse, başka bir şekildedir, Hani yani, kuru değneği dikip de, Kuru değnekten yeşil ağaç çıkacak değil bu, benim anladigim kadari ile, hani Yunus Emre ile Taptuk Emre  arasında gecen, asasını atıp da, asasının düştügü yerde yeşerdiği gibi uyduruk değil bizimki, Bizimki hakikata yakın, iki üç tane yeşil yaprak kalmış zaten, Eğer o sevgimi Anladıysa, benim sevgimden beslenirse, yeniden Can bulacaktır, hayata dönecektir, Her Şey Canlı sevgiyi anlayan şeyler, sevgi ile her şey. önce kızdım, sonra tekrar sevdim, acıdım. Hindistan ve Adem atamızın indirildiği yer, ve şimşir ağacı adema verilmiş ağaç, Adem'in hediyesini, Adem'e geri gönderdim, olursa korursa, sahip çıkarsa, onundur, mehdi'den ona hediyedir, Ve Adem atamızın tabutunun Şimşirden olduğu rivayet ediliyor, Halbuki şimşir Kara bir çalı, çalının tabut olacak kadar tahtası çıkmaz ki, şimşir kaşık diyorlar, O şimşir kaşık yaptıkları ağaç şimşir değil, şimşir İçine kurt girmeyen, kurdun yiyemediği ağaca denir,  ağaç kurdunun yemediği  ağaçtır Şimşir. yani Karaçalı.

Rabbim Adem atamızı, yani insanoğlunu, insan yiyen kurtlardan, şimşir ile koruduğu gibi, ahir zamanda mehdi ve askerini de, kötü kafir keşifleri yapan kaşiflerin zararından da, yine Şimşir'i ile korusun inşallah.

Geçen haftalarda Altın Çağ ve cennet vaktinden ve cennet nimetlerinden bahsetmiştik, Bu hafta da birazcık cehennemden bahsedeceğim. Cehennem öyle herkesin sandığı gibi sadece Ateş  ile yanılan yer değil, yahutta soğuk ile donulan yer değil, cehennemde cennet gibi katman katman. ve benim tespitlerime göre, eski ömründe yaptığı bazı günahlardan dolayı, Bazı insanlar toprağa karışınca, Bunlar bugünün evlerindeki lavabo halini almışlar, lavabo yapılmak için önce toprak ateşe maruz bırakılıyor, daha sonra pişirilip seramik halinde lavabo halini alıyor, ve azab hala bitmiyor, hafifliyor, ama bir evde 4 tane insan var ise ve bunlar müslüman ise, demek ki eski ömründe bu insanlara bir zararı dokundu ki, Allah onun evinde onu lavabo yapıyor o insanı, ve her gün sabah akşam yüzüne tükürüyor, sümkürüyor. Abdest alan bir insan düşündüğün zaman, beş vakit Abdest alan bir insan ise bu adam, Müslümana attıgi bir iftira ya da yanlış yüzünden, o Müslümanin evindeki lavaboya dönüyor artik, ve azab olaraktanda,  o müslüman aile, beş vakit 5 kişi  o lavabboya tükürüyor, sümkürüyor ki, onun  cehenneme tatması ve azabi hala devam ediyor, Yani her gün Yüzüne tükürülen insan olmuş oluyor, hem de cevap veremiyor, karşılık da veremiyor, hiçbir harekette yapamıyor. yine tuvalet taşı olmuş birisi daha kötü bir durumda, her gün suratına işeniyor, Afedersiniz hacet yapılıyor,  Taa ki o ev deki  o lavabo ya da tuvalet taşı, kırılıp ta yer değiştirmesine kadar azabı bitmiyor. ve alet Erdavat şeklinde olanlar da var, Onlar da cennetin bir köşesine girmişler ama, işte lavabo olmuş yahut Efendim tuvalet taşı olmuş, yada  O  bir alet Erdavat olmuş, O bozulasıya kadar hizmet ediyor, Çünkü artık yani insanlık vasfını kaybetmiş, al oraya koy, getir buraya koy, Artık cevap veremiyor, ağlayamıyor, duyamıyor, yapma diyemiyor, Ve sonunda bir tarafı da bozuldu muydu, hizmeti Tamam oldu mu, Cehennem Azabı bitti miydi, o evden de alıp tekrar dönüşüm ünitesinde, yeni bir hale dönüştürülmek üzere, tekrar ya toprağa karışıyor, ya da dönüşüm ünitelerinde, yeni bir cehenneme Doğru yol alıyor, başkasına da verdiği Azab dan dolayı, başka bir eve doğru yol alıyor, Bu da bizim tespitimiz, kabul edip etmemek size kalmış, Çünkü cennet ile cehennem ahirette Baki ise, var olacaksa, Burası cennet ise, cehennemide görmeniz lazım, Cehennem neresi diyeceksiniz o zaman, cennet Burası da, hani insanların kaynadığı yandığın yer neresi demeniz lazım değil mi? işte size cehennemde kaynayanların, yananların yeri de gösterdim Birkaç tanesini, ileride olursa, başkalarında gösteriniz inşallah, Artık siz de tefekkür ettiniz mi, Bu Kapıdan girdiğiniz de sizlerde birçoğunu görebilirsiniz zaten.

Rabbim beni ve askerimi, kul hakkına girip, yahut da cehenneme layık amel işleyip de, insanlığını kaybedip, cehenneme maruz kalan kullardan eylemesin.


--oOo---




أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 28 Temmuz 2019 Pazar

Original Kar © glan

Read More Read More / Comment Comment
Din Aklı Kullanmayı Öğretir

Din Aklı Kullanmayı Öğretir - Akıl ise Hesap Bilmeyi Gerektirir - Hasib Olan ise Allah tır

(Kar©glanin 06 Ağustos 2019)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

لَن يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِن يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنكُمْ كَذَلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Len yenâlallâhe luhûmuhâ ve lâ dimâuhâ ve lâkin yenâluhut takvâ minkum, kezâlike sahharahâ lekum li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum, ve beşşiril muhsinîn.

Meali :

Onun  yani kestiğiniz kurbanların, etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat  onun ile sizden O’na (Allah a), ancak takvanız ulaşır. (Allah’ın emirlerine teslim olmanız ulaşır.)
Böylece onları sizin hizmetinize verdidiğinden dolayı ve size de doğru yolu gösterdiğinden dolayı, Allah’ın büyüklüğünü tanıyasınız diye. Allahın kullarına bolca İyilik ve ihsanda bulunanaları, varacakları cennet ile müjdele.

Sadakallahul Aziym HACC Suresi 37. ayet


---oOo---

Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber Kurban Bayramına şahid oldum. Hutbesini bitirince minberden indi. Ona bir koç getirildi, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu:

‘Bismillahi Allahu Ekber' dedi ve kendi eliyle kesti.”

Duanın Manası: “O Allah’ki , o en büyüktür. (Allahin öyle bir ismi ve kuvveti vardır ki, o ismi ve kuvveti en büyüktür) ”

( Hadis-i Şerif , Ebu Davud 2810, Tirmizi 1521, Ahmed 14901)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Din Aklı Kullanmayı Öğretir - Akıl ise Hesap Bilmeyi Gerektirir - Hasib Olan ise Allah tır  Yani Hesabı En iyi Bilen Allah tır

Din kardeşimizin bir tanesi diyor ki : matrixteki sanal alem gerçek mi? bunun ile Allah'ın ve yarattıklarını hiçe saymak anlamı çıkmıyor mu? yani Allah'ın yarattığı meyveler sebzeler hayvanlar insanlar hepsi yok mu? hiç mi diye sorguluyor ve soruyor.

cevabın da da, Kendisinin de ifade ettiği üzere, Allah ın her şeyi hesap bile Yarattım buyurduğu kısma geliyor oradan ötesini bizde Şöyle yorum  getiriyoruz.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَإِذَا حُيِّيْتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّواْ بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve izâ huyyîtum bi tahıyyetin fe hayyû bi ahsene minhâ ev ruddûhâ. İnnallâhe kâne alâ kulli şey’in hasîbâ.

Meali :

Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selâmla karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyi hesaba göre yapandır.


Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 86. ayet


Her şeyin arka planında, elementlerdeki atomların titreşimi sebebiyle bir frekans var. Frekans ise sayısal bir değer, yani titreşim aralığı, sık veya seyrek titreşim  ve bunu sayısal değere çevirdiğimiz zaman, görmek, duymak, konuşmak, Her şey bir sayısal ve frekans yapısında, titreşim yapısında. Öyle olunca, aynı bilgisayarın arka planında sıfır ve birlerden oluştuğu gibi, bütün ses, görüntü aynı frekans halinde, zaten bilgisayara bu sistemi kopyalamışlar zaten, insan yapısındaki sistemi bilgisayarı keşfettiklerinde, zaten aynısını bilgisayara kopyalamışlar. Bilgisayarda Herşey sanal, konuşmak, bakmak, renkler, ses, video, görüntü, hepsi arka planda sıfır ve birlerden  oluşuyor. Allah da işte buyuruyor ki "her şeyi hesap ile yaptık." Allah'ın hesab ile yapması, karmaşayı ortadan kaldırıyor, arka planda bir hesabın olması, sıfır ve birlerden olması, frekans yapısının olması, Kainattaki karmaşayı ortadan kaldırıyor.


Mesela bir ağacın yaprak ve dal olaraktan büyümesi, gelişmesinde, ne kadar bir harika özellik ve ahenk var. Bir tarafı bir tarafından şöyle çıkıntılı olmuyor, dengeli bir şekilde büyüme yapıyor, Altın Oran deniyor Buna. O da Allah'ın koyduğu bir hesap ile, bir hesaba göre, bir sayısal değere göre büyüme yapıyor. Bir çiçek yapraklarını, o sayısal değere göre açıyor, dengeli şekilde, göze güzel hitap eden şekilde.

Yine mesela güneşin doğup batması, Güneş Hiçbir gün demiyor ki, "bugün şu köşeden doğayım" yarında  "öbür köşeden Doğayım" bugün de şu tarafa saklanayım da şu taraftan çıkayım demiyor. her gün dengeli bir şekilde doğudan doğup, Batıdan Batıyor. yani bir denge var. sayısal bir düzen  intizam ve mizan var. Bir hesap ilmi var, arka planda bir hesap ay sene gün hafta mevsim  hepsi bir hesap değil mi, bir matematik var, Her şey öyle. insanoğlunun kendi yaptığı şişe, cam, bardak da bile altın orana uyulduğu zaman, dengeli  ve Göze hitap ediyor. ve o yüzden o matrix'teki sanal gerçeklik Aslında doğru, ama Allah ın arka planda, kainatı sayısal olarak, ve frekansal olaraktan yaratması, maddenin olmadığını ifade etmiyor. Madde Yok değil, işte o titreşimlerin sıklık veya seyrekliği, maddenin katı, sıvı, veya gaz gibi hallerde bize gözükmesini sağlıyor. çok sık titreşen bir madde, demir gibi sert bir madde olarak karşımıza çıkıyor, seyrek titreşen bir madde de, oksijen gibi, hidrojen gibi, Gaz halindeki maddeler olaraktan, karşıyı bile görebildiğimiz saydam maddeler ve elementler halinde ortaya çıkıyor, Ve bize tezahür ediyor, bizim gözümüzde gözüküyor. Yoksa madde var.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَهُوَ الَّذِي أَنشَأَ جَنَّاتٍ مَّعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا أُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ كُلُواْ مِن ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَآتُواْ حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ وَمِنَ الأَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًا كُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve huvellezî enşee cennâtin ma’rûşâtin ve gayra ma’rûşâtin ven nahle vez zer’a muhtelifen ukuluhu vez zeytûne ver rummâne muteşâbihen ve gayra muteşâbih(muteşâbihin), kulû min semerihî izâ esmere ve âtû hakkahu yevme hasâdihî ve lâ tusrifû, innehu lâ yuhibbul musrifîn. Ve minel en’âmi hamûleten ve ferşâ(ferşan), kulû mimmâ razakakumullâhu ve lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni),innehu lekum aduvvun mubîn.

Meali :

Ve asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları, yenilen çeşitli ekinleri,birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytinleri ve narları yaratan O’dur. Ürün verdiği zaman, onun ürününden yeyin. Onun hasad edildiği gün, onun hakkını verin. İsraf (ziyan) etmeyin. Muhakkak ki; O, müsrifleri (israf edenleri) sevmez. Hayvanlardan yük taşıyanlar ve kesim hayvanı olanlar var. Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden (kesim hayvanlarından) yeyin. Şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki; o, size apaçık düşmandır.

Sadakallahul Aziym EN'ÂM Suresi 141 ve 142. ayet


Hayvanları Allah yarattı, Adem'i yarattım diyor Adem'i yaratmadımı

"And olsun biz insanı kuru bir çamurdan, suretlenmîş balçıktan yarattık." (Hicr, 15/26)

"O insanı (Âdemi) bardak gibi (çınlayan) kupkuru bir balçıktan yarattı." (Rahman, 55/14)

"Yaratılışta kendileri mi daha kuvvetli yoksa bizim yarattıklarımız mı? Hakikat biz onları cıvık bir çamurdan yarattık." (Saffat, 37/11)

"Ki o, yarattığı her şeyi güzel yapan, insanı (Âdemi) yaratmaya da çamurdan başlayandır." (Secde, 32/7)

"And olsun biz insanı (Âdemi) çamurdan (süzülmüş) bir hulâsadan yarattık." (Mü'minun, 23/12)

"O, sîzi çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir edendir." (Enam, 6/2)

"Sizi (aslınızı) ondan (topraktan) yarattık." (Tâhâ, 20/55)

"Sizi bir topraktan yaratmış olması O'nun ayetlerindendir. Sonra siz (her tarafa yayılır) bir beşer oldunuz." (Rum, 30/20)

o zaman matrixe göre hani biz  sadece sayısal mı varız, Adem ve İnsanoğlu diye bir şey yok mu?

Hayır öyle değil, her şey var, yaratan, var eden, yoktan var eden Allah, her şey var, fakat arka planda, kainatın dengeli şekilde yürümesi ve devam etmesi için, Allah bir Sayısal değer koymuş, matematiği  bilen insanın zaten kafayı yeme mesi elde değildir. Yani kafayı yememek elde değildir, Çünkü insan, Allah'ın yaptığı matematiksel mucizeleri gördüğü zaman şaşırmaması "Allahu Ekber" deme mesi zaten elde değildir. Rabbim ne güzel bilmiş de yapmış da böyle her şeye bir hesap koymuş, her şeye. her şey o şekilde dengeli bir halde Seyran etmek de kainatta, yoksa dediğim gibi, güneş bugün şu köşeden doğardı, yarın başka köşeden doğardı da, doğu batı diye bir bilgimiz olmazdı, doğu ve batı olduğu zaman, biz seyahat edeceğimiz zaman, doğuya veya batıya gideceğimizi bilebiliyoruz, ki hangi tarafa gittiğimizi, mesela Amerika'ya İngiltere'ye gittiğimizi bile  bilebiliyoruz, işte Güneş Eğer dengesiz şekilde de olsa ve doğsa,  yön bilgimiz olmazdı, ve düzensiz bir yön bilgimiz olurdu, Ne yana gideceğimizi bilemezdik, Allah ki bu hesabı yapmış ta, bu dengeyi koymuş ta, Güneş her gün doğudan doğuyor, batıdan batıyor da, bizim yön bilgimiz doğru, ve sayısal değerlere çıkıyor. hakeza hakeza.

Başka bir mesele

Musevi bir vaizden dinlediğim son  vaaz konusu "Ben mi önemliyim, yoksa hedefim, amacım, gayem, dava mı önemli"

Tabii o vaizin kendi görüşü, ve oradaki Meclisi'nde bulunanların görüşü kendisine ait, Ben de bu konudaki görüşümü şu şekilde beyan ediyorum:

Allah peygamberler gönderdi ki,  insanlık davasının belli bir hedefe varmasını istemiş. Başta Adem atamız var, ve Adem atamız belli bir süreden sonra ölmüş, yerine Şit Aleyhisselam peygamber olaraktan geçmiş. Baştan zaten olay açık. Önemli olan dava diyor, kişıler değil yoksa Hz. Adem ölmezdi. Buraya baktığımız zaman, Önemli olan insanlık davası, insanlık ve insan olmak, insan kalmak, insanın en iyi seviyeye çıkması, yaratıldığı en güzel hedefe varması, yaratıldığı gibi güzel bir hedefe varması. Allah öyle diyor ya, onu en güzel şekilde yarattık, sonra aşağıya indirdik, aşağıdan yukarıya çıkmasını bekliyoruz.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ  ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Lekad halaknâl insâne fî ahseni takvîm. Summe radednâhu esfele sâfilîn.

Meali :

Muhakkak ki Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonrada onu aşağıların en aşağısına indirdik.

Sadakallahul Aziym TİN Suresi 4 ve 5. ayet


Dedik İşte, biz en yukardayız, Hani yukarı baktığımız zaman, Sema'yı, Biz gökyüzüne baktığımız zaman, Sema görüyoruz, Geçenki vaazda anlattığım mesela, Peki gökyüzü hangi tarafa, aşağımı yukarımı, sağ mı sol mu yukarı doğru mu ne anlayacağız. Avustralya'daki aşağı indiği zaman, yukarı çıkmış olacak. kanada'daki yukarı çıktığı zaman, yukarı çıkmış olacak, ekvatordaki, yan gittiği zaman yukarı çıkmış olacak. peki Yukarısı neresi, Tin Suresinde,  "onu en aşağıya indirdik" diyor. merdivenden indirilişin, Bir de merdivenden çıkması var değil mi? zamanımız Mehdi vakti, ve altın çağ, her şeyin en güzel olduğu yer, o zaman çıkılacak yere çıkmışız. insanoğlu geldiği yere geri dönmüş, insanoğlu,  Adem atamızın kovulduğu yere geri dönmüş, kovulduğu cennete geri dönmüş, şu anki nimetler hiçbir vakit de yok aşağı katlarda, ha gerçekten çıkmış mıyız? daha bundan ötesi var mıdır bilmiyorum, Allahu alem, Buradan daha ötesi var mıdır, onu Allah biliyor, ama Adem meşaleyi şide devretmiş, şid Nuha devretmiş, Nuh İbrahim'e devretmiş….

Hepsi o dava uğrunda canlarını feda etmiş mi? etmiş. Demek ki şahıslar önemli değilmiş, Önemli olan insanın merdivenden tekrar yukarı çıkması mıymış. öyle zannediyorsun, şahıslar önemli değil, önemli olan Hedef. Peki Hedefte onlar olmayacaksa, neyin uğruna canlarını feda ettiler. Bak Burada, şu anda, ibrahimler da var, Adem lerde var, musa larda var, o zaman hepimiz hedefe çıkmışız, şahıslarda önemliymiş, ama başlangıçta, meşaleyi bir öteye devretmek var. En son nokta Mehdi, kainatın çekirdeği, şimdiye kadar dava önemliydi, şahıs önemli değildi, Mehdiye kadar, bayrak mehdiye teslim edilesiye kadar, herkes ölüp, vefat edip, bayrağı bir öteye taşıyordu. Peki bayrak Mehdiye geçti mi ne olacak? Ondan ötesi yok, Mehdi en son nokta, artık bayrak mehdiye geçti mi ne olacak? peki onun davası ne? Mehdi vakti en zirvede zaten. Artık ağaç meyve verdi ve, meyvenin içinde de çekirdek dürüdü, Mehdi de davasını sürdü, insanları böyle güzel hale, güzel vakitlere, ve uyanık hale getirdi. ve meyve deki çekirdek de olgun hale geldi, Mehdi de olgun bir insan oldu, yani artık her şeye aklı erer hale geldi, 40 yaşını geçti, Peki ne olacak bundan sonra, hala bayrağı başkasına mı teslim edecek, Mehdi de bayrağı başkasını mı teslim edecek, daha ötesi var mı ondan daha önemli kimse burada varmı artık. hangi dava, artık nereye gideceğiz, Buradan sonra, kainatı yok etme, yıkma ve kıyametin kopması mı? amaç bu muydu, bizim bütün  gayretimiz, canımızı feda etmelerimiz kıyameti koparmak için miydi? amaç bu değil. Amaç İnsanlığın en güzel noktaya, zirveye çıkmasaydı. zirveye çıktık, o zaman, kıyamet ne? Kıyam etmek, ayaklanmak, ayağa kalkmak, şimdi Hepsi, O canını feda edenlerin hepsi, Ayaklandılar ayağa kalktılar. Şimdi kıyam ettik artık.

Mesela elma yiyen birisi, Eğer Elma'daki vitaminleri almak için yiyorsa, onun içindeki çekirdek, Onun için çöptür, çekirdeğin Hiçbir önemi yoktur, tükürür Atar, çöpe atar. Halbuki ağaç özendi bezendi, içine çekirdek diye bir şey koydu, elmanın içinde çekirdek diye bir şey meydana getirdi. sen Ben elmayı yiyoruz, çekirdeğini çöpe atıyoruz, bizim için bir önemi yok, o bir çöp niteliğinde. Mehdi'nin durumu ne burada? Mehdi kainatın çekirdeği. Bazısı için Mehdi Çöpten bir adam, önemsiz, kayda değer olmayan, uyduruk masallar okuyan,  göbeğini kaşıyan adamın birisi, önemsiz, değersiz, dedikya hani elmanın çekirdeği gibi, gayesi elma yemek  olan adamın, Çekirdekten faydası ne olsun ki, çekirdeğin de o na faydasını  ne olsun? Böyle düşünen bir adamın, Mehdiye faydası ne olsun? Mehdi'nin gayesine amacına, o bütün peygamberlerin amacına gayesine, O ağacın amacına, gayesine, hizmeti ne olsun böyle düşünen bir adamın. ama botanikçi bir amca,  yada bahçeci bitkici bir amca, ağaç dikmek isteyen, elma bahçesi ormanı yapmak isteyen, dünyada elma ormanları bitmesin diye düşünen bir amca, iyi bir elmanın, İyi çekirdeklerini de, elma yedikten sonra ayırır, kurutur, Ondan sonra, vakti geldi miydi, Onu Diker, yeniden elma ağacına döndürür. onun için de, o çekirdek önemlidir. onun için de, üstündeki elmayı, icap ederse, Soyar Keser hayvanlara yem eder, Kendisi bile yemez, onun için de önemli olan çekirdek dir. Çünkü onun gayesi, elma ormanı yapıp, elma satıp, para kazanmak da olabilir. iki farklı görüş. iki farklı amaç. iki farklı gaye, hangisinin gayesi yanlış? burada elma yiyen amca, elmadan alacağı vitaminleri düşünüyor, sağlığını düşünüyor, yanlış mı? bu şekil de düşünüyor diye, onun için  çekirdek önemli bir şey değil.  Tamam kabul ettik.

ikinci adamda elma ticareti yapmak istiyor, o zaman elma bahçesi meydana getirmek istiyor. Bu adamda pazardan almış elmaları, elmaları kesip kesip, içindeki çekirdeklere önem veriyor, Bir de gidip kaliteli elma alıyor, elmanın iyisini seçiyor, çeşitlerini seçiyor, şu elma şu elmadan, şu elma şu elma dan  diye çekirdekleri ayırıyor, sortieren ediyor. Sonra da onları dikiyor, elma bahçesi meydana getiriyor. Oradan da yine, elmaları satıp zengin olacak, bununki de bir amaç ve Gaye, doğru mu? kendince doğru. işte Mehdi bekleyenin durumu da böyle bir şey. Kainat çekirdek verdi, artık özünü buldu, Altınçağa ulaştı.

ulaştı ya, artık Mehdi'nin bir önemi yok, artık oraya ulaştı ya, artık o (Mehdi) değersiz orada. oldu mu bu? Halbuki o çekirdeğin içindesiniz, zaten Mehdi'nin içindesiniz siz. Mehdi var ise, siz varsınız zaten, ama bilmiyor ki bunu, ulaşılacak yerin çekirdek olduğunu, çekirdeğinde Mehdi olduğunu bilmiyor ki, Kimisi kabuğuna bakıyor,  ve Ademde, Musa da, Muhammed de kaldı. kimisi de çekirdeğine bakıyor, daha bayrağın varacağı yere bakıyor. Halbuki orasıda burada ve burası işte.  kimisinin amacı para ve, O na mehdiye bakip, Bundan iyi para kazanırız diye hesap ediyor. hepsinin amacı var, ama Allah'ın da bir amacı gayesi vardı, Mehdi dünyaya göndermek te, kainatı yaratırken, ona çekirdek vermek de, Allah'ın da bir amacı vardı, Ademi aşağı indirmek de de bir amacı vardı, Evet artık kim Mehdi'nin amacına hizmet eder, kimde kendi derdine düşer size bırakıyorum.

Başka bir mesela alkolün ve yasaklığı sebebi

insanoğlu doğaya baktı ki, üzümü iyileştir di, kendi bahçesinde kendi yetiştirmeye başladı.
Daha sonra onu muhafaza etmenin yollarını aradı, kurutmayı buldu, suyunu çıkarıp şerbet yapmasını buldu. Fakat şeytan boş durmuyordu. Allah meyveleri yediğimiz zaman, midemizde, onları alkole çeviriyordu. Midemizi bunu, içeride, laboratuvar ortamında, alkole, vücuda yararlı alkole çeviriyordu. Bunu  insanın içini dışını gezen şeytan, insanın ilk yaratıldığında içini dışını gezen şeytan, bildi ve öğrendi. Daha sonra da, dünyaya indikten sonrada içine girmeye başladı, içeride ne olup bitiyor, girip bakıyor, görüyordu ki, içerde alkole çevriliyor, ve bunu dışarıda çevirmesini öğretti insanoğluna, Allah'ın yaptığını ben de yaparım dedi. Haşa Bu hikayede amacı bu, Allah'ın yaptığını, ben de insanlara yaptırırım dedi ve, insanlara üzümü ezip şıra yapmasını öğretti.  üzüm şırası biraz bekleyince, faydalı sirke oluyordu, denedi olmadı. biraz daha bekleyince alkol oldu. ama laboratuvar ortamında, yani vücudun içinde, alkol halini alan bir meyve, vücudu sarhoş etmiyordu, laboratuvar ortamının dışında yapılan alkol, dışarıdan tepkiler gördüğü için, başka bakteriler onun içine karıştığı için, insana sarhoşluk verdi. Kendini unutturma sını  sağladi, kendini unutan İnsanoğlu da, ne yaptığını bilmez işler yaptı. Halbuki Allah'ın yöntemi, onu, insan bedenindeki hassas laboratuvar ortamında alkole çeviriyordu, bu nuda keşfettiler, damıtma diye bir şey keşfetti, dedi acaba o şekilde olacak mı? bu sefer de bira ve  birakeşler  doğdu, damıtma biralar, o da aynı şekilde, o da sarhoşluk verdi, Allah'ın yaptığının tersiydi oda. şeytan ne kadar uğraştı ise de, Allah'ın midede yaptığını başaramadı, yenik düştü burada, yenik  düşmeye de mahkum zaten.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ  اللَّهُ الصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ  وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Kul huvallâhu ehad. Allâhus samed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekun lehu kufuven ehad.

Meali :

De ki: “O Allah, Bir’dir Tek’tir.” “Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtaç değildir.)” O, doğrulmamış ve doğrultulmamıştır. (O nun bir anne babası yoktur).  “Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.”

Sadakallahul Aziym İHLAS Suresi 1,2,3 ve  4. ayet


Allah, ikinci bir Allah'ı kabul etmiyor, Evet halife yaratmış ama, halife kendisi  gibi demek değil. Koltuğuna göz dikeni, hedefine vardırtmıyor çıkartmıyor.


Ve bunu da şu örnekle açıklayayım:

Mesela insanoğlunun C vitaminine ihtiyacı var, ve biz C vitaminini, sanal yada suni ortamda meydana getirebildik, o zaman portakala ihtiyaç yok, portakalın kabuğuna da ihtiyaç yok, portakalın çekirdeğine de ihtiyaç yok. Ne lazım? sadece sıvı içindeki, o sıvı C vitamini ve  onu tutan suya ihtiyacımız var. Biz bunu laboratuvar ortamında, suni ortamda meydana getirdiğimiz zaman, kabuk çöp, çekirdek çöp, kabuğun üstündeki asit çöp,  Nasıl alacaksın, Nasıl  yetiştireceksin böyle bir meyavayı doğada,  portakalın sadece içini vitamin olaraktan insana veriyoruz, Evet bugün bu Keşfolmuş, sandoz tabletleri diye bir şey var. Eee sen C vitaminini direk alıyorsun, portakala gerek yok, biraz su kattıkmıyıdı, sıvıyla aldın mıydı, vücuduna gerekli olan C vitamini almış oluyorsun, ama Allah'ın bize verdiği gibi oluyor mu? olmuyor, ona yakın  minvalde oluyor.

Ve bunun da bazı zararlarının olduğu ortaya çıktı, Halbuki Allah  portakalın kabuğundaki asidine ayrı bir hikmet saklamış, altındaki o turuncu kabuğu ayrı bir hikmet saklamış, onun altındaki kavucuk gibi yere başka bir hikmet saklamış, Hatta hatta ortasından geçen o eksene ayrı bir hikmet saklamış. Aynen üzümün pekmez olması, sirke olması, şarap olması, hatta pekmez katıp helva olması, ayrı ayrı tatlar, ve ayrı faydaları var, sirkenin faydası, pekmezde yok, pekmezin faydası da, helvada yok, Öyle olunca Allah zinciri Zincire bağlamış, Sen zincirden birisini aldığın zaman, zincirin alt kısmı kopup aşağıya düşüyor, ve sistem bozuluyor.

Biz Mars'a gideceğiz, Orada koloni oluşturacağız, Bilmem bitki üreteceğiz hikayeleri fasa fiso. işte uzaydaki adam, Portakal Ağacı yetiştiremeyince, portakaldan alacağımız bütün hizmetleri alamayız, yine koyun olmadan üretilen etten, koyundan aldığımız, Ne tadı alırız, ne faydayı alabiliriz, inekten ürettiğimiz süt ile, suni yöntem ile ürettiğimiz süt aynı değil, hani soya sütü diye bir şey çıkardılar ya, soya sütü, inekten aldığımız süt ile aynı değil, Yine Mısır şekeri çıkardılar, Mısır şekeri ile, pancar şekeri  aynı değil, çünkü aynı olsaydı, Allah Mısır ile pancarı ayrı ayrı yaratmazdı ki.  Allah'ı dangalak mı zannettin ahmak, niye ayrı ayrı yaratmış, iki farklı  bitki, sirke ile nasıl pekmez aynı değilse, pancar ile Mısır'da aynı değil, ondan üretilen Şeker ile dieğerinden üretilen Şeker de aynı değil.

Allah'ın koyduğu düzeni bozduk artık, Allah'ın bize ikram ettiği dünyayı bozarsak, işte böyle Mars ararız.  Mars'ta  da ters geliriz o zaman.Tavlada Mars ada 2 Mars biters Derler ya tavla oyununda.

Mars yenilmek demektir tavlada. dünyanın kıymetini bilin, dünyanın kıymetini,  Marsa gitmeye ne hacet, yoksa yeniliriz işte böyle.

Allah, insanlarda da, kainatta da, bir düzen, bir nizam, bir hesap ilmi, ve bir sistem koymuş, fakat o bozulunca..

Mesela gözlük ne zaman çıktı? ve neden lazım oldu?

Yazı bulunduktan sonra, gözler, karınca gibi harfleri okuyabilmek için, bir küçülüyor odaklanıyordu, bir de etrafa baktığımız zaman annene, babana, deftere, kitaba, televizyona  bakıp odaklandığında da büyüyordu mercek. bir küçük, bir büyük, bir küçük, bir büyük, derken lastiklerin sünmesi gibi, gözlerin kasları da, Sünüp sonra toparlanma maya başladı, odaklan ma maya başladı. çünkü lastik artık  laşkaya  döndü. Öyle olunca gözlük diye bir şey bulduk, odaklanma yerinde de göze destek verdik. Böylece zannederiz ki gözlük  ile gözü tedavi ettik!!  Halbuki lastik yine bozuk, toparlanmıyor, gözlük o işi görmüyor, gözün tedavisi başka bir şey. sonra biraz daha ilerledik gözün üstündeki mercek suru kesip, tedavi ettik zannettik. O da tedavi değil, gözün parçası koparıldıktan sonra göz tedavi olmaz, sonra yeniden aynı hastalık türemeye başladı.

Burada yine tıpçılara  ve ilaç Sanayisine bir ışık tutayım :

Gözün tedavisi, göz kaslarını güçlendirmek de, tedavisinin sırrı, gözdeki ve gözün etrafındaki,  göz kaslarını güçlendirmek de yatıyor. Onun kaslarını tekrar güçlendirip eskisi gibi sünmesini yani elastikeyini kazandırınca, odaklanmadaki gibi, geniş ve dar çerçeveyi oluşturduğu zaman, elastikiyeti tekrar eski haline döndüğü zaman, kaslar çalıştığında, göz tedavi olmuştur. sadece kasların geri eski kuvvetini kazanmasını sağlamak gerekiyor. oda vitaminlerle, biyolojik gıdalarla mümkün, oradaki kasların yapısını oluşturan maddelerin hangi bitkilerde olduğunu, ve o bitkiyi nasil  vücuda almamız gerektiğini öğrendiğimizde. o gıdalar Neyse, onlar ile  onu, yani gözü desteklediğiniz zaman, göz tedavi olmuş olacak. yoksa ne kesmek, ne gözlük bunun çaresi değil.

Yiine başka bir konu

Bu konu ile ilgili bir konu açtım Forum'a, kurban vakti geldi ve, bütün derneklerin gözü, milletin cebine indi, cebindeki parayı, O diyor ben alayım, Beriki diyor ben alayım, ve reklamlar filan gırla gidiyor.

Bakıyorsun Hepsi de Allah adamı gibi görnüyor!  Hayır yapıyorlar gibi!!

Hayır hayır hepsinin gayesi de amaçları da, cepleri ve para kazanmak,  internetten Almanca arattığınız zaman mesela ben Nijerya yı ele aldım. Nijerya'da yiyecek, içecek ve günlük harcamaların, giderlerin ne olduğunu, Turist rehberi sayfasının birisinde listelenmişler. orada yani, Nijerya da, bir kilo et, ister bu sığır eti olsun, ister koyun eti olsun ve benzeri etin  kilosu 1,38 Naire imiş, yani Nijerya parası, bir buçuk Naire bile değil. 1 Nijerya parası  2.5 cent  yapıyor veya 15.5 Türk kuruşu ediyor.

Ve ben burada  cok zaman cok koyun koç kestiğim için biliyorum, Kurbanda da kestim, saari zaman yemek için de kestim, ve biz buralarda eskiden helal et bulamadigmiz için, zaten kendin kesmek zorundaydin, kasap, türk kasap falan yoktu eskiden buralarda. ve bir koyunu kestiğin zaman, onun kemikli eti, iyi bir koyun olsa bile en fazla hadi diyelim 25-26 kilo gelirdi, ve ben ortalam bunu 20 kilo olarak ele alsam, 1,5 Naire den 20 kilosu 20 çarpı bir buçuk  30 Naire, yani 30 Nijerya parası, oda 2 cent ile çarptığımız zaman 0,075 cent yapiyor bir euro bil degil  Türk lirasi ile ise  20 kilo çarpı 15.5 Türk kuruşu  oda eder 4,5 Türk Lirasi  yani nijeryada bir koyunun parasi 4,5 Türk lirasi yada 0,075 Euro

yardım dernekleri en ucuz kurbanlık için 65€  ile 80€ istiyorlar
orada bir kurbani 0,075€ ya aliyorlar ve geri kalan  kurban 65 euroayssa 64 eurosu ceplerine 80 aldilarsa 79 u ceplerine giriyor
biz Kurban kesiyoruz diyen uyanıklarin cebine gidiyor, onu da, bir tane kurban kesti miydi, dağıtıyoruz diyerekten, üç beş kişiye  el kadar et dağıtıyorlar, Gerisini de kestik gösteriyorlar vebali pis günahları  boyunlarına.
kendi maaşlarını çıkarıyorlar , amaçları kendi çıkarları,  neden her Dernek, her tarikat, her İslam'ı Grup, hemen yardım derneği kuruyor? ballı lokmayı hepsi gördü, zaten Bu tarikatlarda benim gördüğüm, yaşadığımı kadarıyla, bunların içine, işin kantininden giripte, Orada çalışan insanlar, Lokman'ın ballı yerini görüyor zaten, o zaman bu uyanıklar, Tarikatı Allah'ın kitabı falan bırakıp, Bu işin para tarafına bakıyorlar.

Ben, benim eski tarikattaki arkadaşlarımdan, hic et kesmesini bilmeyene, kurban kesmesini öğrettim, adam Kasap oldu çıktı, para kazanıyor. oradan işi paraya çevirdi. Sofilerin  Kasabı oldu çıktı.

Yine birisine su tesisati nasıl yapılır öğrettim,  Sofilerin su işlerini tamir eden Sucu oldu çıktı.

Yani Lokman'ın ballı yerini gören, bu işte ticarete atılıp, Bu işin para tarafına bakıyor, parsadanı götürmeyi öğreniyorlar. işte burada da kurban işinin nasıl bir ballı lokma  olduğunu görenlerin hepsinin ağzının suyu aktı,  o diyor bana gelsin, beriki diyor bana gelsin, yani Müslümanın cebindeki paraya, kurban parasını göz diken hainler bunlar.

Dergahta imamımız vardı, olmadığı zaman ben geçip, yedek imamlık yapıyordum, para pul almıyordum, O ise parası ile yaptı bu işi, sonunda vize aldi işçi oldu,tekkeyi tarikati dergahi imamlığı filan falan bırakıp kaçtı gitti, amacı gayesi işçi olmak, para kazanmak mış. Bizlere kalmış Allah adamlığı, Allah adanmışlık bizlere kalmış, herkes işin ticari yönünde, derdi Allah olan falan kalmamış.  o zaman da yedek imamdık Şimdi de, parasız imam. ona da 13. imam derler.

Asıl İmamlar parayı kazandı yaylaya keyfe çıktı, Biz köyde kaldık, yerimizde köyde kaldık.


ve dünyada 3 tane ağaç kaldığını farz edelim, ve Soğuk bir kış gelse, o ağaçlarda meyve ağacı olsa, karnımızı onlardan doyuruyor olsak, kış gelince dayanamayacağız bahara kadar diye, o 3 ağacı da kesip, yakıp ısınmak mı lazım, yoksa bir şeyle idare edip, ağaçları korumak mı lazım. dedi ki işte Allah adamlığı mehdi ve askerine kalmış, x ve y bozonu, onu da kesin görün ananızın abdest  çanağını, kış çetin geçecek  Mehdi ve askerinide yakar ısınırsınız, Ondan sonra, gelecek seneye Allah kerim ya, ondan sonra, bana diyecek Söz kaldı mı? akıllı insan iyiyi kötüyü anlayıp fark edecektir zaten.

Hani Kızılderililerin Kıyamet senaryosu var ya, son ağaç kuruduğunda, son kuş öttüğünde...

Hikayeyi bitirip bitirmemek Allah'ın iradesinde, bizim değil, oyuncakları ile oynayan çocuk, artık oynamaktan sıkılıp, karnı Acıkınca, en güzel oyuncak da olsa, oyuncakları bırakıp,  yemek ve yiyecek bir şeyler arayacaktır, mutfağa geçecektir. O zaman bu oyundan sıkıldımıda Allah, bizi yok edip yerimize daha başka bir şeyler yaratmaya kadirdir. Allah bize ne muhtaç, ne de bizden nemalanıyor, biz yokken de Allah vardı, bizden nemalanıyor olsa, Hani matrixteki, bizi pil yerine, enerji yerine kullanıyor olsa, bizden önce enerjisinin ne ile çalıştırıyordu, alakası yok, Allah'ın bize de ihtiyacı yok, Biz gibilerede ihtiyacı yok, dilerse bize cenneti, vaad ettiği cenneti verir, yaşatır. işte Zaten yaşamışız onu da, serüven bittiyse, film bittiyse, daha hala sinemada oturmanın da alemi yok ki. Film Bitti, artık sinemayı terk etme zamanıdır değil mi? o zaman kıyamet koparsa, şaşmamak lazım, Film bitti Aşk bitti yapı paydos, Yani bizim elimizde değil, Allah dilerse kıyameti Yarın koparır, dilerse bize vaad ettiği cenneti verip, sınırsız bir hayat, sınırsız nimet, sınırsız bir ilim verebilir.

isterse de hepsini elimizden alıp, aynı atari oynayan çocuğun, atariyi kapatıp, derse geçmesi, ya da yemeğe geçmesi gibi.


Kurban Kesiyoruz Adı Altında Yardım Derneklerince Yapılan Büyük Sahtekarlık

Karoglan Hoca Deşifre Ediyor :

internetten aratabilir bulabilirsiniz

Mesela ben nijerya örenegini aldim ve aradim buldum

yardım DERNEKLERiNDE YAPILAN SAHTEKARLIK

UYAN MÜSLÜMAN

yardım KRUMLARINDA EN ucuz kurban fiyati  65 euro yada  80 Euro

65 euro =26 166 Naire ediyor

nijeryada 20 kilo et 26 naire ederken

Yani bir koyun yada sığıra karışmak 26 naire, peki geri kalan 26140 naireyi kimler yiyor?

zaten orda adam başı bir kurban da dağıtmıyorki bir kac koyun kesip el kadanda et veriyor
VE DAGITTIKLARI ISE BUNUN BELKiDE KIRKDA BiRi KaDAR BiR AVUC KADAR ET,  ADAM VARIPDA KURBANIN HEPSINiDE VERMiYORKi,HEPDEN SAHTEKARLIK
BÜTÜN yardım DERNEKLERIDNE AYNI

HEPSI RANT VE KOLAY PARA KAZANMANIN YOLU OLARAK BU iŞi YAPIYORLAR.

UYAN MÜSLÜMAN


Kurban Nasıl Kesilir? Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi

Kurban kesiliriken birinci dikkat edilecek husus kesilecek hayvanın eziyet çekmemesini sağlamaktır bunun için İslama Uygun Kurban Nasıl Kesilir?

Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca Usulü ile Kurban Nasıl Kesilir?

Kurbanlık hayvanı usûlüne uygun olarak rahatça ve fazla eziyet vermeden kesebilmek için, Önce diz boyu çukur kazılır ve keskin ve büyük bir bıçak hazırlanır. Hayvanın göremiyeceği bir yere konur.  Kurbanın gözleri tülbentle bağlanır. Boğa, tosun gibi büyük baş hayvanların kolay kesilebilmesi için çengele asılması caizdir. Sonra kurbanlık hayvan, kesileceği yere eziyet verilmeden götürülür, Boğazı çukurun kenarına getirilir. Hayvanın yüzü ve ayakları kıbleye gelecek şekilde sol tarafı üzerine yatırılır. Sağ arka ayağı serbest bırakılarak, sol  arka ayağı ortaya gelecek ve ön iki ayaklarda iki kenara gelcek şekilde ayaklar birleştirilip bu üçü bağlanır, ve kıbleye karşı durularak şu âyetler kurban sahibi veya vekili tarafından okunur:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم


إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ


Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

"İnni veccehtu vechiye lillezi fatares semavati vel arda hanifen ve ma ene minel muşrikin."

(Enâm Suresi, 79)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ


Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

"İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi`l-âlemin."

(Enâm Suresi, 162)

Bu ayetlerden sonra, 3 defa "Allahü ekber Allahü ekber. Lâ ilâhe İllâllahü vellahü ekber. Allahü ekber ve lillâhil hamd." şeklinde tekbir getirillir ve "Bismillâhi Allahü Ekber"  denilerek Besmele çektikten sonra,dikkat sadece besmele değil tekbirli besemele yani "Bismillâhi Allahü Ekber" denir, başka dünya kelamı etmeden ve, başka iş  ile meşgul olmadan, hemen hazırlanan keskin bıçak, hayvanın boynuna çalınır. Besmele unutulursa zararı olmaz. Kasten Besmelesiz kesmek haramdır.

Hayvanın boğazında yemek borusu, nefes borusu ve iki yanda birer kan damarı vardır. Bu iki damar ve yemek borusu, nefes borusu bir anda kesilmelidir. ve gırtlağın arka tarafında, normal omurulik kemiklerinden farklı, ve biraz büyük, ve ortasında içe açılan bir delik bulunan, GIRTLAK kemiği vardır. Omuriliğin ve onun içinden, sinir teli geçer ki, beyine, ayaklar ve diğer organların hareketini sağlayan, sinyalleri ileten, sinir teli, yani ilik veya mundarilik. Ve son işlem olaraktan, bu kemiğin delik yerinden, o mundarilik kesilerekten,  mundariliğin yukarı ile yani beyin ile bağlantısı koparılır ki, hayvanın alt kısımları ve organları keslirken ve derisi yüzülürken, o organlar ve derisi, beyine sinyal yollayıpta, acı çekmesin diye, baglantı koparılır, aynen elektrik tesisatındaki, ana sigorta veya şartelin kapatılması gibi, veya bilgisayrarın netzwerk kablosunun fişten çekilirekten internet bağlantsının kesilmesi gibi. Böylece hayvan yüzülürken ve parçalanırken, acı sinyalleri beyne gitmez, ve hayvan acı çekmez. Çünkü kurbanın yüzüldükten sonra en son kafası ayrılır, Yoksa hayvan her bir bıçak darbesini hisseder.


Ölüm, insan müdahalesi olmadan kişinin hayatının sona ermesidir. ölüm, Allah indinden Azrail vasıtasıyla gerçekleştirilir. Allah, «De ki: Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz” buyurmuştur.

Beyin ölümü hayatın sonudur

Delilleri: İnsan hayatı mevcudiyet ve ademiyet olarak beyin ile irtibatlıdır. Fukaha, kesilen hayvanın hareket etmesini onun tam anlamıyla hayata sahip olduğunu gösteren bir delil olarak itibara almaz. Bu meseleyi konunun uzmanlarına (ehli zikr) sormak gerekir. Tabipler beyin ölümünün nihai ölüm anlamına geldiğini söylemektedirler. Ruh bedene beyin vasıtasıyla hükmeder. Eğer beyindeki en önemli kısım olan beyin sapı fonksiyonunu kaybederse ruhun beden üzerindeki kontrolü sona erer, ruh bedenden çıkar ve Azrail ruhu kabzeder.

Ölüm anı ve ölüm sonrasında yaşananlarla ilgili sürdürülen çalışmalar dahilinde de vücudun verdiği tepkiler gözlemlendi. Ortaya çıkan sonuçsa pek çok kişiyi ürküttü..[1]

Öldükten sonra neler oluyor?

ABD'de Langone Tıp Fakültesi Yoğun Bakım ve Reanimasyon Bölümü Başkanı Dr. Sam Parnia ölümden sonra beynin çalışmaya devam ettiğini söyledi.

Ölümden sonra hayat var mı? sorusunu gündeme getiren olay Kanada'da yaşanmıştı. Böylece doktorlar, insanların beyinlerinin klinik olarak öldükten sonra da çalışmaya devam edebileceğine dair bilimsel kanıtlar bulmuştu.

Açıklanamayan vakada, hastanın ölmesinden sonra beyin aktivitesi 10 dakika boyunca kaydedilmişti.

Böylece doktorlar, insanların beyinlerinin klinik olarak öldükten sonra da çalışmaya devam edebileceğine dair bilimsel kanıtlar bulmuştu.

Ölümden sonra beynin çalıştığını iddia eden bir diğer bilgi de ABD'de Langone Tıp Fakültesi Yoğun Bakım ve Reanimasyon Bölümü Başkanı Dr. Sam Parnia'dan geldi. Dr. Parnia'ya göre ölümden sonra beyin çalışmaya devam ediyor.
Dr. Parnia, "Beyin öldükten sonra da çalışmaya devam ediyor, insanlar öldüklerinin farkında oluyorlar" açıklamasında bulundu.

Bir kişinin bilincinin öldükten sonra da devam ettiğini keşfeden uzmanlar, kalbi duran yani teknik olarak ölen sonra yeniden canlandırılan 330 hastadan 140'ı üzerinde bir araştırma gerçekleştirdi.
Araştırmaya göre; bu kişilerin yüzde 39'unun kalbi durduktan sonra bilinçlerinin bir dereceye kadar açık olduğu belirtildi.
Kalbi yeniden çalıştırılan bu kişiler bir süre etraflarında olan biteni görüyor, duyuyor ve sağlık görevlilerinin kendisi için 'öldü' dediğini dahi işitebiliyor.
Kalp durduğunda beyne kan gitmiyor ve beyin sapı refleksleri de ortadan kalkıyor.
Beynin korteks adı verilen, şuurdan ve beş duyu ile elde edilen bilgilerin işlenmesinden sorumlu olan kısmı da kalp durduktan sonraki 2-20 saniye hiçbir aktivite göstermiyor yani beyin dalgaları ortadan kalkıyor.

Beyin hücrelerinde ölümle sonuçlanacak olan bir dizi değişiklikler başlıyor ama beynin tamamen ölmesi kalp durduktan birkaç saat sonra gerçekleşiyor.[2]

işte bu yüzden,  hayvan ölsede, beyni daha iki üç saat haala aktif durumda, ve sinirlerdeki bağlantı kopmayınca da, vücudun diğer organlarındaki acı hissi, haala beyne iletilmeye devam etmekde. çünkü evdeki elektrik hattı sökülmedikce, veya bağlantı kesilmedikce, veya ana sigorta veya şartelin kapatılması ile ancak bağlantı kesilir, yoksa hattın ucundaki bir cihazın yada lambanın bozulması, elektriğin o cihaza kadar iletilmediğinin alameti değildir, hat sadece o bozuk cihazda kesilmiştir, diğer heryerde nasıl elektrik akımı ve fonksiyon devam ettiği gibi, yani mutfak lambası defekt olup patlayınca, oturma odasındaki lambada yanmıyor değil, yada mutfaktaki elektrikli fırın calışmıyor değil, değilmi? aynen böyle, hayvanın boğazının, ve nefes borusunun, ve damarlarının kesilmesi ilede, beyin hemen ölmez, sinirler yani kablolar sabit olduğu müdetce, işte beyine sinyaller gitmeye devam eder, o yüzden mundarilik, yani kemiklerin içinden geçen sinir sistemi teli yada biyolojik elektrik kablosu (mundar ilik) kesilerekten, hayvanın yüzülürken acıyı hissetmemesi sağlanmlıdır. Çünkü dini edeb ve usulde, Kurban edilen hayvanın kafası, bedeninden, en son koparılmalıdır. Zaten o yüzden dışarda kendi ölmüş bir hayvana bizler mundar deriz, ve o et yenmez, mundardır,  mundar et yenmez, haramdır deriz, çünkü onun mundar iliği kesilmediği için, mundar olmuştur. Ve eğer tüfekle vurulan bir ördeği, köpek tutup gelse bile, daha can çıkmadan, hemen avcının işte besmele ve tekbir ile boğazını koparması gerekir, işte zaten hayvanlarda, o resimdeki gösterdiğim, mundar iligini kesebilcek deliği olan kemik, ancak ehil ve eti yenen hayvanlarda mevcuttur, ve domuz gibi hepten mundar hayvanlarda zaten mevcutta değildir.

Kurban Bayramı

Bu Sene bana bir gece hanım hilali gösterdi, o gece 30 Temmuz 2019 du, ve o gece Zilkadenin hilalinin son gecesiydi, hata tam hilal bile değildi, sadece bir kaç saati kalmış bir hilal idi. yani öyle olunca,  bu sene zilkade ile zilhicce arasında ictima, yani hilalin kaybolması yok. ve öylede olunca, ben gördükten bir kaç saat sonra, zilhiccenin biri demekti bu, ve 31 Temmuz 2019, 1 Zilhicce ise, o zaman 8 Ağustos 2019 Perşembe, akşam güneş batmadan 15 dakika önce de, erafe idi, ve tabiki 9 Ağustos 2019 Cuma da, Kurban Bayramının birinci günü idi, ve bugün Cumartesi ve ikinci gün. 

Allah kurbanlarınızı kabul etsin, Haclarınızı kabul etsin, ve iyilik ve ihsanlarınızı kabul etsin, Bayramınızı da Mübarek etsin.

Teşrik Tekbirlerini unutmayınız.


ALINTI YAPILAN SAYFALAR

[1] gercekhayat
[2] mynet


--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 06 Ağustos 2019 Salı

Original Kar © glan

Read More Read More / Comment Comment
Korktuğun Rüyayı Sen Hayra Yor


Korktuğun Rüyayı Sen Hayra Yor

(Kar©glanin 25 Ağustos 2019 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve ennehu huve rabbuş şı’râ.

Meali :

Ve muhakkak ki, Şira’nın (Şira Yıldızı’nın) Rabbi de O’dur.

Sadakallahul Aziym NECM-49 ayet

Muâz'ı Yemen'e gönderirken

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Nerede olursan ol, Allah'tan sakın. Kö­tülüğün peşinden onu silecek bir iyilik yap. İnsanlara (dâima) iyi mua­melede bulun.

( Hadis-i Şerif )

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :


Hazreti Mevlana diye siymiş ki

dost altın gibidir, Bela ise ateş gibidir.
Halis altın, ateş içinde saf hale gelir.

Ve bu sebepten bütün alimler belayı kendilerine Nimet görmüşler, onları erdiren Nimet bilmişler.
Halbuki Türklerden, Ziya Paşa'nın bir sözü vardır : nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın, hakkı kötektir.


Nasihat ile yola gelmeyeni, etmeli tekdir, Yani biraz zor kullanmak gerekir nasihat ile uslanmayanı yola getirmek için, hala yola gelmiyorsa, onu dövmek gerekir demiş, o zaman Ateş Kime lazım, Halbuki altınlık  Müslümanlık demektir, nice kardeşlerimiz var ki, kardeşimiz diyoruz, ağabeyimiz diyoruz, hocalık onda, hacılık onda, anası Hacı, babası Hoca, babası Hacı, anası Hoca, adam okumuş, ilim öğrenmiş, Kuran biliyor, hadis biliyor, ilahiler, sözler, Adam Arif olmuş,  olacak olayı olmadan biliyor, ama işte Müslüman ama, yaptığı amelleri var ki, düşman sandığı kimseleri, polissiz, candırmasız,  büyü ve havass ilmi ile yenmek fikri ve fiili. Peki bu hak mıdır, Müslümana yakışır bir amel midir? işte ateşe düçar olan Müslüman, Halbuki altın ateşte güzel değildir, altının ateşle güzelliğine ola ki? kime faydası olaki? Halbuki altın, boğazda kolye olduğunda güzel, elde yüzük olduğunda güzel, benim Bilgisayara çip karti olup da işime yaradığın da güzel, ateşteyken ne güzellik olacak, Onlar, ateş bizi erdiriyor demişler O evliyalar, Öyle ki, nasihattan anlamayana, öyle kötü ateşi ile muamele edilir, insan olana bir söz yeter, bir söz.

Peygamberimize bir Bedevi Çoban gelmiş :

Bana dininden öyle bir bir şey ögretki, öyle bir söz söyle ki, ben buraya tekrar tekrar gelmek durumunda kalmayan, cünkü ben bir Çobanın, senin öyle her meclis sohbetine gelemem demiş, bir tane söz söyle demiş : bir söz söyle ben onunla hayatımı  ve dinimi idame edeyim demiş. 

Peygamberimizde O na cevaben:

"Birşey yapacağın zaman, önce vicdanına bak, kalbine bak, öyle yap." demiş göndermiş.

( Hadis-i Şerif )


İnsan olana bir söz yeter, bir söz, bırak ateşi, bırak belayı, anlamayanı ateşe yollasan da fark etmez. Ben sana güzelliğinen nasihat ettim, Ey din kardeşim, kardeşim, ağabeyim, olmadı almadın, Sevdim olmadı almadın, sövdüm olmadı almadın, Madem sen Mevlana yolundan gidiyorsun, madem bizim yolumuz sana uymadı, hadi git ceheneme de yan gel, Belki senin derdinin çaresi, yanmak  ve ateştir o zaman.  O zaman belki sen adam olursun. sana yakışıyorsa Buyur git sen önden ve ateşe gireceksen gir, ama o  bize uygun şeyler değil, sana uygun madem, sen bilirsin, madem sen yanmayı yeyledin kabul ettin, belayı da sevdin, üstüne çekmek istedin, buyur cehennemde belada senin olsun o zaman, Ben Bela isteyen  bela sevici sapik ve sadist birisi değilim ki, acıdan beladan hoşlanıp tad lezzet alan sadist degilim. Sen başkalarına Bela okurken, kendi kendine  bela davet etmiş adamsın. ve Burası cennet dedik, cennette cehennem arayan adama ben ne diyeyim daha, cennette ekmeğini pişirecek Ateş, sigarasını yakacak Çakmak arıyor. Burası cennet, bura Ateş yeri değil, bura ona buna bıçak dürtme yeri değil  burası  gayri, cennette yemekler Ateşte pişmez, bak burda yemekler ceryan ile, yada dalga ile, mikro dalga ile pişiyor, yani ateş yok, su ceryan ile gaz ile isiniyor,  trenler kömür ve ateş yakarak degil elektrik ile gidiyor, yakinda arabalarda öyle olcak galiba, bak burda ateş cok az artik, ve ateş cehennemde, hocada camide kardeş. cehennemden Ateş getireceğine, cennette ateşsiz yaşa, cennete Ateşi sokarsak ne olur, birinin illaki eli kolu yanar, bir yerden bir şeye ateş tutuşur değil mi, ve Cennette Ateş var mı acaba, Yoksa sadece cehennemde mi Ateş var, Sen cehenneme layıksan, sen nasihat ile uslanmıyorsan, adam olmuyorsan, cennete girmiyorsan, cennet ne bilmiyorsan, var git O zaman cehenneme, akıllan gel o zaman, daha ben sana ne diyeyim, Ben Senin Derdine Derman olamadım, Hadi git sen ona yani Mevlanaya, Mevlana sana derman olur o zaman.

Matrix filminin 4 ü çıkıyormuş, çekeceklermiş, senaryosu falan hazır mı bilmiyorum ama, matrixten bir konu daha girelim, Hatta iki konu var da, şimdi birincisini bir girelim. Hani Kur'an'da geçen Yedi Uyuyanlar var. 7 miydi 8 miydi, 5 miydi 3 müydü denen, uyuyanlar var ya, Allah onları bir de sağına soluna çeviriyordu diyordu ya. Hani Matrix dede insan tarlalarında, insanlar uyur halde olup da, ama kendileri sanal alemde yaşadıklarını zannedenler var ya onlar da aynı şekilde işte 300 tane uyumuş ama yaşadığını zannediyor sanal alemde yaşadığını zannediyorlar, dünyada olduğunu zannediyorlar ya, Halbuki dünyada değil, sanal Bir de alemde uyutuldular, insan 300 sene uyur mu? uykuda ne gördün, Allah ona rüyalarında ne gösterdi, nerede yaşıyor, yani rüya alemi, Inception Rüya filmi, Yani 300 sene Onlar kendilerini başka bir alemde yaşıyor zannettiler, sanal alem, yani sanal alem ve uyutulan insanlar, bu hikaye geçmişte olan bir hikaye değil, gelecekte olan bir hikaye yine ve, matrix de olan o sistem, gelecekteki bir sistem, geçmişteki bir sistem değil, insanların uyutulması, fakat yaşadıklarını zannetmesi, sanal alemde, zahmet çekmeden yaşamaları.

Ve biz ahiret alemindeyiz artik, ve robotlar huriler halinde olacak dedik diye, robot teknolojisinin üstüne iyice İsanoğlu düştü, ve şu anda robot haber spikeri var, Arabistan'ın vatandaşı olan bir Huri kadın var, robot kadın, onlar arablar neden istiyor, Arabistan destek veriyor buna, bazı Komplo teorisyenleri itiraz ediyor, Arabistan niye destekledi Amerika'nın böyle bir sistemini diyerekten, Halbuki Onlar bizim sözümüzle, Huri istediklerinden, bir tane Huri de degil, 500 tane Huri istediklerinden ona destek veriyorlar, Bu sistemin oluşup da istediğin güzellikte, Sana itiraz etmeyen, Araplara tam Uygun, yani tesettürlüsü de olur bunun kapalı kimse görmeyecek, bakire in cin kimse dokunmamış, bakire, onlarada uyugun bana da sanada uygun  bize de uygun değil mi, bize de uygun ama, onnlar o projeye önayak oldular ve destek veriyorlar Bu projeye, güzel mi, güzel. itiraz edenlere karşı güzel bir amel. Tabi gercek insanlar  ve bayanlar daha tatli elbet. Amma kadin ekek hepimiz, huri ve gilman da istiyoruz işte.

Gelelim şimdi başka bir konuya,

Nesnelerin interneti, şeylerin, eşyaların, maddelerin interneti

Günümüzde, Arabalar bile, kendi başına gidecekler. Trenler de bu sistem şu anda yapılmış zaten,Japonya'da yaptılar galiba, kendi başına giden trenler var, şoförsüz  tren, Çin'de mi japonyadamı var, ve yine arabalarda, kendi başına giden arabalar yaptılar, şoförsüz, robot şoförlü arabalar, o yüzden bu sistemde, nesnelerin interneti, şeylerin interneti diye bir şey çıktı, Hani arabaların kendi kendine sürmeleri için, Karşıdan gelen araba diyecek ki, ben yolun sağ şeridinden gidiyorum ve, ortalama sol şeride 50 santim mesafem var bana dikkat et gelirken diyecek. Karşıdan gelen Arabada öbür arabaya diyecek ki ben de sol şeritten geliyorum, senin karşında ben de 50 santim içeriden gidiyorum. diyecek mesela. ondan sonra az ileri gittiklerinde sol şeritten giden diyecek ki : ben Sağdaki kavşak dan Sağa döneceğim, Sen biraz Yavaşla diyecek, bunu demezse o na o sinyali göndermezse, sağdan giden araba o nun sola döndüğünü nereden bilecek. bu nesnelerin, Yani bizim şey dediğimiz, eşya dediğimiz, araba, eşya, arabada bizim kullandığımız eşyalardan birisi, sadece değişik bir eşya, büyük bir eşya ve eşyamız. Öyle olunca Onların da birbiriyle haberleşmesi lazım ki, arabalar kendi başına trafikde araba süre bilsinler, gidebilsinler şoförsüz  olarakdan bir yerden bir yere. Hatta böyle bir tarfikde, belkide artik, kaza olma olasılığı daha az bir ihtimal ile, seyhat edilcek. cennette kaza olur mu? olmaması lazım, cennette araba kazası diye bir şey olmaması lazım. o zaman arabalar kendi başına giderse, ve buna çok dikkat edip birde  yüksek  hız yapmazsa, tabi  hızlı gerektiği yerde hızlı, yavaş yerde yavaşlayıp ve, gerektiği yerde hassas sensorlar ile, yoldan geçen birisini, daha geçmeden hemen bilirse, sağını solunu her tarafını gözetleyen kamera ile, daha dikkatli süren, böyle robot arabalar olursa, ne olur? kaza olmayip, birde kazadan öldü diye bir şey olmaz . Burası cennet ise, burada Artık insanlar araba kazasından ölmez, ama onun için işte, internete ihtiyaç var, ve eşyaların internetine ihtiyaç var.

ve Microsoft Amcaya yani Bill Gatese daha önce görev verdik, dedik ki  :bu bilgisayarın yeni yazılımını yazacaksın, hem de 101 fonksiyonu ile yazacaksın, ve bunu da herkese bedava vereceksin dedik,  o yaptımı yapti ve sözümüzüde tuttu "Microsoft Windows 10" o insanlara bedava verdi, sözümüzü tuttu, Mehdi askerimi? Evet Mehdi askeri, çakı gibi Mehdi askeri, Ee şimdi ne oldu, görev bitti mi? şimdi yeni Görev veriyoruz, görev şu: Ey Bill Gatese, daha ölümsüzlük keşf olmadı ama, sana bir görev, eşyaların interneti şu anda, yazılım halinde. Ama sen onu değil, eşyaların sesini Duymasın'ı öğreneceksin, ve eşyalar Kendi kendilerine, zaten senin yazdığın yazılıma göre değil, Aynı sen gibi, ben gibi kendi iradeleriyle bunu yapacaklar, Bu nasıl olur dersen, şu anda, bir insanın iç sesinin, bir frekans olduğu tespit edildi, belki mikro düzeyde frekans, ve iç ses dinlenebiliyor, ve görüntüye çevrilebiliyor, bunu keşfeden insan oğlu, şunu da keşfetmesi lazim :  ve bunu sana ön bilgi olarakdan veriyorum, senin önbilgin bu olacak, bundan yola çıkıp yapacaksın.

Bir hadisi şerif var

İbn-i Mes’ûd buyurdu ki:

Peygamberimiz demiş ki :

Dağ, dağa der ki, bugün sana Allahü teâlâyı zikreden birisi uğradı mı? Eğer, evet uğradı derse, o soran dağ sevinir. eğer o dağdan Allah diyen Elhamdülillah diyen birisi geçtiyse öbür dağa övünürmüş  benden Allah diyen birisi geçti diye sevinirmiş, ötekide  Eyvah Tüh bizden geçmedi diye üzülürlermiş.

( Hadis-i Şerif )


bunu anlattığı zaman Peygamberimiz, Biz bunu şuanki güne kadar, masal gibi zannettik, hiç dağ konuşur mu? bunu masal hikaye zannediyorduk, Bunu Peygamberimiz hikayeleştirmiş te, öyle konuşuyor diye anladık. Halbuki Her Şey Canlı. her şeyin Canı ve ruhu var. her şey canlı Her şey. Bu nano teknoloji sayesinde bilindi. CERN deki  nanoteknoloji ile o çarpıştırma dan sonra keşfedildi ki, atomun altındaki parçacıklardan da altta, Başka parçacıklara da var olduğu keşfedildi, şu anda en basit bir elementin, sesinin de ve düşüncesinin aklının da olduğu da keşfedilecek. o dahi bir frekans, belki mikro Düzeyin altında, Nano mikro düzeyde, onlarda konuşuyorlarmış, Peygamberimiz yalan söylemiş olabilir mi? Bu Masal olabilir mi sence? Hayır masal değil, bu masal değil. Dağ, dağa karşı övünüyormuş benim üzerimden Allah diyen birisi geçti, bana Ne mutlu, size de ne eseff ve üzüntü  diye. Öyle olunca da öyle Dağ konuşuyorsa, elma ağacındaki elmalarda bir biriyle konuşuyor, kirazdaki kirazlarda, evdeki bardak ta çaydanlıkla konuşuyor, duvardaki çerçeve de seninle konuşuyor ama, sen şu an onu duymuyorsun. Ama yakında onların sesini duycaksin Ey Bill Gates amca. ama o zaman ne olur, bu sefer, hiçbir şeyi atamaz hale geliriz, bir çerçeve kırıldı düştü ve atacağız, çöpe atma beni diye yalvarıyor, yapma, beni atma, ama atmamız lazım.

Hz. Ademin Toprağı

Hani buradan nereye varacağız : Hz Ademin ilk Toprağını Azrail aleyhisselam aldı. Toprağın sesini Azrail duydu diye hikaye masal anlatan  gibi bu hikayeyi duyduk. Biz bunu masal gibi anlatıyor sandık bundan Ne anladık. Hani Allah Cebrail Aleyhisselam'ı dünyaya, Hz. Adem için toprak  al gel diye gönderdi. Cebrail aleyhisselam toprağın sesini duydu, 

Toprak dedi ki :

"Beni alma, benden alma, benden toprak alırsan, Allah ondan yapacağı insanları cehenneme, yani ateşe atacakmış, Sakın benden alma!"

diye Cebrail as. e yalvardı yakardı, Cebrail as. acıyor merhamete geliyor ve, toprağı almıyor. Mikaili gönderiyor onada aynısı oluyor oda almıyor.. Bunu biz masal olaraktan duyduk, masal mı bu sizce, Ama Azrail toprağın sesini duyuyor fakat, onun sözüne uymuyor, Ben Rabbimden Korkarım, bana niye getirmedin  der diye, orada  Allah beni azarlarsa diye korkarım diye, topraktan bir parça alıp götürüyor. O da duyuyor toprağın sesini ama, Neymiş şimdi, yukarı ana konuya bağlarsak konuyu, çerçeveyi atmazsak ne olacak, Hani bazıları Azrail gibi olacak bu dünyada, o sesleri bazıları duymasına rağmen, yine aynı  dualite devam edecek, bazıları Azrail gibi biraz Merhameti az ve  onlara doğru değil de, Allah'ın emrine itaate doğru olacak, bazıları Cebrail ve Mikail gibi çok merhametli, Hiçbir şey atamaz ve yapamaz hale gelecek. iyi mi? cennette hiçbir şey zayi olmaz ki artık. cennette atık madde yok ki artık, atık madde diye bir şey yok cennette. Dönüşüm üniteleri daha gelişmesi lazım, recycling sistemleri gelişmesi lazım, o zaman hiçbir şey zayi olmaz. Allah zaten öyle yapmış bu dünyada, mesela yaprak toprağa düşüyor, toprağa karışıyor, yaprak da bu sefer çiçek olup Dünyaya Geliyor, çiçekti bir daha toprağa karışıyor, bu seferde misal armut olup sana geri dönüyor...


Başka mesele kur'an-ı Kerim'de ve Me’ve cennetinden bahsediyor

  M  Roma rakamı ile 1000 demek
  V ise Roma rakamıyla 5 demek

Ve eğer bunların üzerine çizgi çizilirse aynı Me've cennetindeki kesme işareti gibi veya üzerine cizgi çizilirse daha büyük sayılar meydan geliyor.

Roman rakamları ile yazılabilecek en büyük ve en uzun sayı “3888″ dir.(MMMDCCCLXXXVIII)

– Dünyada çok fazla kullanmamakla beraber daha büyük sayılara ihtiyaç hissettiklerinde rakamların değerini “1000″ kat artırmak için Üzerlerine çizgi çizerek arttırmışlardır.,
Üzerinde çizgi olan sembol değerleri de şunlardır;
_
V=5000
_
X=10000
_
L=50000
_
C=100000
_
D=500000
_
M=100000

yani Öyle olunca ME'VE ise cennetin senesini bahsediyor, hangi senede Ne cenneti olacak bu dünya, orada bir de buçuk var
M=1000
E=Sonu belli olmayan demek
'=buçuk
V=5
E=Sonu belli olmayan demek

E Demek ise,  hani hesap makinelerindeki sisteme göre, 10 rakamla bir hesap makinen varsa elinde, Sen bir işlem yaptığın zaman, eğer işlem sonucu, 10 rakamlı sayıdan daha yüksek bir sayı ise, hesap makinesi işlemi yapamaz, ve orada E  yazar, yani Bunun sonunu bulamadım demektir, sonsuz manası bir nevi, sonsuz değil Ama, sonu bilinmeyen demektir.  öyle olunca MEVE  M  1000  E  sonu bilinmeyen sonra kesme geliyor yani buçuk ve V 5  ve sonra yine E ve yine sonu bilinmeyen, ve  topu okuduğumuz zaman, sonu bilinmeyen bir  1000 binli sene ve sonu bilinmeyen 5'li veya sonu bilinmeyen buçuklu sene demek olur yani. Burada Eğer ölümsüzlük keşfolursa artık sonu bilinmeyen bir vakti girdik demek olur, Me've cennetine ulaştık demek olur.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

عِندَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İndehâ cennetul me’vâ.

Meali :

e’vâ cenneti onun (Sidre’nin) yanındadır.

Sadakallahul Aziym NECM Suresi 15. ayet

ve o da ne zaman başlıyormuş 1000 10000 10000 olabilir 1005'te veya kesemeden dolayi 105 000 de,  bu dünyanın ömrü ile Tabii ki dünyanın ömrünün kaç olduğunu tam olarak bilmiyoruz 1005 veya 10 500 veya 105 000 veya 15 0000 gibi bir sene de MEVE cenneti başlayacak demek bu.

Şira Yıldızı Ne Demek

Yine başka bir mesele

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve ennehu huve rabbuş şı’râ.

Meali :

Ve muhakkak ki, Şira’nın (Şira Yıldızı’nın) Rabbi de O’dur.

Sadakallahul Aziym NECM-49 ayet


Şira Yıldızı ndan bahsediyor Kuranı Kerim'de ve Arapçada Raşit sağdan sola yazıldığı için r harfi başta şın harfi sonra gelir

Raşit - Raşid - RAŞiD - رَاشِدٌ isminin anlamı : رَاشِدٌ Raşit Raşid RAŞiD

Anlamları:
1. Doğru yola giden
2. Akıllı
3. irşad edip öğreten
4. Öğretmen
5. Baş Öğretmen
6 . Öğreten eğiten Allah
7. Öğretmen olan Allah
8. Olgun , Kemaline Ermiş ,Yetişkin, genc delikanli

MÜRŞiD : Egitici ,şeyh, mürebbi ,terbiyet edici, ögretici, ögretmen, Baş Öğretmen.



Avrupalı ve amerikalılarda Raşit veya Raşid diyemedik lerinden  kestirmededen ada nick name olarak can cano mehmet memo gibi Raşit e "Raşi" derler. şu an bazı dillerde ve ülkelerde ismimiz Raşit değil de "Raşi" diyerekten dile geliyor ve bu kelime Latince olaraktan okunduğu zaman, Arapça yazılı fakatt Latince sistemi ile yani sağdan sola değil de soldan sağa okunduğu zaman "Şira"  olur.

رَاشِت

شيرا

veya

الشِّعْرَى

işte,  yani Raşit Yıldızı Aslında, raşit'in olduğu vakit ki dünyanın olduğu yer, ve ne demek bu, Şira Yıldızı Muhammed vaktinden bizim vaktimize baktıklarında onların göre Biz Şira Yıldızı'ın daydık. Raşi Yıldızı ya da Şira Yıldızı. Onlar bizi Şira Yıldızı olaraktan görüyordu. Ama  şu anda Şira Yıldızı Bizim bulunduğumuz yer Raşit yıldızının olduğu yer, Hz Mehdinin vaktindeki dünyanın konumu demek. Muhammed vaktiyse aşağıda, onlar bize baktıklarmı bizi şira diye görüyorlardı. Raşit demiyor da şira diyorlardı. Çünkü Hz. Muhammed Mirac ile benim şu anki vaktine geldiğinde ve insanların bana Raşit değilde Raşi diyerekten  seslendiklerini duyduğunda ve bunu Latince arapca  yazıldığında şira fakat arapcada sesli harf yok ve Şın ve Ra yazıldığında Latince gibi soldan saga degilde birde arapca gibi sagdan sola okundugunda, al sana işte ŞIRA yazısı. Muhammed sağdan sola okudu, soldan sağa bilmediği için, Arapça sağdan sola olduğu için, o kelimeyi Tabii ki şira okuyacak. 


Şira Yıldızı da biz ile bizim vaktimiz demek işte.


Matrix filminin 2. meselesine geleceğiz ve yine Hani filmin başına dönmemiz lazım ki, baştan bir daha seyredelim ki, o filmin devamında olacakları hepsini birbirine yapıştıralım, ekleyelim de, senaryo Düzgün şekilde akıyor mu bilelim. Hani Devenin yürüyüşünde bir ahenk varmış, notalara göre  "failatun failatun failun" Musiki ondan türemiş derler, Yani akışı düzgün cümleler, aynı bir nehirin yatağında Düzgün şekilde fluss etmesi akması, sakin şekilde köpürmeden düzgünce akması gibi, notalar da böyle arka arkaya, Sakin bir şekilde akarlar.  Asi demek, sakin akmayan nehirler gibi, bununla yakın zamanda, televizyonda tekrar yayınlanan Hüdayi Hazretleri'nin filminden yola çıktım ve, bu kanıya vardım. Hani Fatih Sultan Mehmet'in babası Sultan Murat Han, Bir Rüya görüyor, rüyasında rakibi onu yere yıkmış sırtı yere geliyor, hemen rüyayı yazıyor Hüdai Hazretleri ne yorması için göndereyor, fakat Hüdayi Hazretleri de rüyayı zaten yormuş yazmış bekliyormuş, kapıdaki askere daha hiç okumadan, rüyayı dinlemeden, Al bunu götür padişahımız a ver diyerekten cevabını verip yolluyor. cevabın da da yazıyor ki :

"Padişahım diyor, Toprak diyor en güçlü şey diyor, yere düşünce, sırtınız toprakla bir olunca, Siz daha güçlü oluyorsunuz.  öyle olunca yine  galip geleceğiz inşallah diyor. Halbuki "sen yanlış bir rüya görsende, rüyayı hayra yor." derler ya, Kötü rüyayı bile hayra yor Der ya işte. Orada hüdayinin yaptığı da o, yoksa Murathan yenilmiş, sırtı yere gelmiş, açık bir rüya, açık apaçık bir rüya. eğer ki Sultan Murat Hana Hüdayi Hazretleri Efendim yenilgiye uğrayacaksınız der se yenilecekti, ama o gazlıyor ki Murat Hanı Efendim gücünüze güç katılıyor falan filan,.. Murathan da savaşa kendi bile gitmeden, askerleri Galip geliyor. yani hayra yormak ve Matrix filmindeki başlangıçta, Neo ilk defa kahin'e gittiğinde,  orada  kek yapan kahin,  birden vazo İçin Üzülme diyor çocuklar onu tamir eder diyor. Neo da hangi vazo diyor, etrafına bakıyorum derken, Neo vazoyu düşürüp kırıyor, ve Kahin işte Bu vazo diyor, özür diliyor ve kahinde  demiştim üzülme diyor, Nereden bildin kıracağımı diyor, seni daha zor bir imtihana sokayım mı diyor, O da bunun dışında diyor, sana demeseydim de kıracak mıydın diyor. Heeeeeee vazoyu kıran ve demeseydim de vazo kırılacak mıydı, Ve Hüdayi Hazretleri ve Padişahım Galip geleceksiniz demeseydi, Galip Gelecek miydi  Murathan. kötü rüyayı hayra yormak ile, kötü bir şeyi iyi hale çevirmek  mümkünmü?

Evet Cennet bu işte, kötüleri bile, iyi hale çevirebilmek.


Galiba 2 gün önceydi, ya da 1 gün önce, Bahçeden gelen bir sümüklü böcek kabuğunun içindeki sümüklü böcek yavrusunu gördüm. şu yazıların içindeki virgül ya da nokta kadar, ya da belki a harfi kadar. ve Allah ona kabuk vermiş, aynı şekilde büyük kabuk kadar güzel küçük bir kabuk vermiş, ve o kabuğun içinde sümüklü böceğin yavrusunu yaratmış, ona akıl vermiş, kalp vermiş, Can vermiş, ruh vermiş, Allah'ım yarabbim, nasıl bu kadar küçük paket yaptın bunu, bu büyüyecek sümüklü böcek olacak,  Rabbim, "Allahu ekber"
الله أكبر denmez mi senin işlerine

her bir sümüklü böceği, sen böyle bu kadar özenipte mi yaratıyorsun, Şu anda biz onu yapmaya Kalksak, onun yani resmini çizmeye kalksak, yani mikroskobunan uğraşmamız lazım çizmek için. sen mikroskop mu kullanıyorsun da bunun böyle kalbini böbreğini ciğerini yarattın bunun. yok mu bunun böbreği, kalbi, ciğeri, Nefes almıyor mu bu, neresinden nefes alıyor bu, neresinde bunun, nefes aldıkça hava giren ciğerleri, Aman yarabbi, kudretine hayranız, yaratışına hayranız, Yarabbi "Allahu ekber" gidin açın, bahçede, eski sümüklü böcek kabuklarının içine yavrulamış, sümüklü böceği yavrusuna bir bakın, küçüklüğüne bakın, Ne kadar güzel, şahane bir şey, Allah'ın yaratması ne güzel, bunu bozmaya çalışan ahmaklara ben ne diyeyim daha, biz de yaparız diyen ahmaklara Ben de ne diyeyim daha.

Ve bu sıralar da şu kanıya vardık Hanım ile, zikir fikir ve bir laf vardır Bizde, zikirsiz fikirsiz adam, Demek ki zikir çekince, fikir geliyor, zaten sen zikir çekersen, Sana da ilham gelir kardeşim, sen de Bülbül olursun, ders ve vaaz veren Bülbül olursun. kıskanma Ne olur  zikrini her gün çekersin, seninde Bülbülün olur. Ve bir gün sende vaazu nasihat ile bülbül gibi Ötersin konuşursun.

Bak Geçenlerde anlattık, uzaya filan kimse gitmedi,  Mars a filan gidebilen yok demiştik,  ve düşünelim bu dünyada yerçekimi var ve, biz su içebiliyor ve yemek yiyebiliyoruz, Yerçekimi olmasa ne su içebiliriz, ne yemek yiyebiliriz. uzaya gitse adamlar o Astronotlar, uzaya çıktık diyelim, uzayda Yerçekimi olmadığı için, yemek yiyemezsin kardeşim, yemek mideye inmez ki, yutamazsın ki, yutmak diye bir şey yapamazsın orada, yutmak  denen şey dünyada mevcut, dünyadan çıktığı zaman yutamazsın, Çünkü cennette nasıldı, yemek içmek başkaydı, elmadan yedi ler dünyaya indiler, orada yutmak yok, Yerçekimi olmayan yerde yutamazsın ki, su içemezsin ki, su mideye inmez ki, o zaman uzaya gittik hikayelerinin hepsi yalan kardeşim, hepsi fasa fiso, yalan ya yalan kardeşim.  size binlerce Delil getirebilirim bu konuda.

Yutmak olmayan bir yerde aylarca kaldık  hikayesi ne  kadar yalan, lan Orada nasıl çiş ettin, çiş etmek diye bir şey yok, çiş aşağı akıyor, burada Yerçekimi olduğu için, orada çişini ne yana doğru yapacaksın, için dışına çıkar zaten o zaman.



Hazreti İsa'ya Mehdi Aleyhisselam Mesih kuvvetini verdi, ve o kuvvet  o devirden bu devre geri geldi, ama önce tekrar Muhammed'e geldi, Muhammed'den de Mehdi ye kadar el  geri ulaştırıldı bunun Delil ve ispatı: Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem 1. Akabe biatında, Medine'den gelen, galiba 9 kişiydi, 9 kişiye elverdi, gidin Medine'yi bana hazırlayın dedi, o verdiği el, 9 kişi de 9 Muhammed oldu ve Medine yi ona hazırladılar. İsa Efendimizde 12 Havari ye 12 el verdi ki, İsa efendimizin kim olduğu belli olmasın diye, o 12 asker var idi, hangisi İsa bilemiyorlar, hepsinde aynı kuvvet Vardı, Hepsi aynı yakışıklıydı ve bir tane aralarında kötü vardı ki aynı Matrix filmindeki o tarladan çıkarılıp da onların içinde olmasına rağmen onlara düşmanlık eden sahtekar insan gibi yani, işte o 13. havari. o İsa efendimizin hangisi olduğunu havarilerin içinden gösterdi de, öyle bildiler de öyle onu çarmıha gerdiler. İsa Efendimiz elini, 12 havarinin 12 sinede verdiği için, 3 gün  sonra havarilerden birisi gitti, ve onu  yeniden diriltti zaten, Çünkü her birisinde aynı Mesih kuvveti var idi.ve e bu Mesih kuvveti el ele, el ele verilerekten, En sonu Nakşibendi tarikatına geldi, Nakşibendi tarikatından da, Mehdi Aleyhisselam a devroldu ki, bu yol en sonunda Mehdiye devrolacak Demiş, zaten Muhammed Raşid Hazretleri söylemiş bunu, Nakşibendi hazretlerinden rivayetine göre de bu varmış,  Mehdi Aleyhisselam da nakşibendilere İntisab etti, Daha  40 yaşına gelmeden önce olgunluğa ulaşmadan önce, ve o eli En son o devraldı. diğer tarikatların da birleştiği Ali Efendimizden gelen eli  de aldı. Fatma annemizden de el aldı,ve o el birleşti , o 12 el birleşti ve tekrar Mehdiye geri döndü şimdi. ve diyorum şimdi de bazıları mehdi'den bunu alıp alıp gidiyorlar ama, tilkinin dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanı demişler.


Bir hikaye vardır Bülbül Gül'ün başında beklermiş, tomucuk Gül'ün başında, ne zaman açacak diye.  açtığını göreceğim diye. fakat aynı köpeğin sabaha kadar bekçilik edip, sabah uykuya vardığı gibi, Bülbül de, tam gül açacağı zaman uykuya varırmış, gülde patır patır açarmı,ş Hazreti Veysel Muhammed'i bekleyenlerden, bir peygamber gelecekmiş, ismi Ahmet olacakmış diye bekleyenlerden, ve Muhammed'in geldiğini duymuş, hasretle ona yangın ve, gidip görmek istiyor fakat, varsa ki, yok, aynı Bülbül misali, Bunlardan birisi de Veysel, üveysilik gidip de görememek, başında Bekleyip de görememek, gülün başındasın nasıl göremiyorsun, göremeden gelmiş, Veysel lik üveysilik.  dibinde yani yaninda durup da üveysilik olur mu? Olur olur, Bazen Mehdi'nin dibinde olup da üveysi olanlarda vardır, dibinde olmasına rağmen O nu göremeyenler vardır. Hadi Veysel uzaktan gelmiş de görememiş, ya dibinde olup da göremeyenler, Ebu lehep gibi.

Alfa  (α) Enerjisi Ziya ve ikizler burcu

Yine ikizler burcu, yani Alfa enerjisi yayacak kimseler tohumunu atma vaktine geliyoruz yine, bunu eksik etmeyin, az da yapmayın, Çok da yapmayın, bir karer olsun, böyle bu kadar sıcak olmasın, bak bu kadar çok olmuş, Bu kadar sıcak yeter, gecen sene ikizler tohumu çok fazla  atılmış ki bu sene böyle sıcak oldu, ondan böyle Yandık Kavrulduk, ikizleri biraz karer yapacaksınız, her şeyi biraz karer yapacaksınız. ve ikizler burcunu yine eksik etmeyin, tohumunu atın yine, ama burada ikizler Tek çeşit değildir, Kiraz ikili Kiraz vardır, ikili ceviz vardır, ikili Findık vardır,  Doğada çatal olan şeyler böyledir, bademde de olur, ceviz de olur,  ikizler tek değil, yani onu demek istedim Sizlere. ve 2 yapraklı mesela  ne var, mesela  fesleğen, Reyhan 2 yapraklı galiba. bazı şeyler işte ikizler burcundan, ikizlerde  etkili olan şeyler, tek çeşitli degil,  ikizler burcu, sadece İkizler vaktinde doğmaz, sadece Mayısta doğmaz, başka mevsimde Doğan ikizlerde vardır, çünkü mesela ceviz Mayısta ermez, Mayısta değildir cevizin vakti, mayıs ayı değildir, cevizin ikizi başka mevsimde dogar.

Yani unutmayın Siz, ikizlere diye niyet edin ve alfa enerjisi yayın, bizim öğrettiğiniz oturuşu oturun, dişinizi öyle fırçalayın,.... Allah size nasip ederse, biri  belki cevizden ama belki digeri de Kiraz'dan olur Onu Allah bilir.


Bizden herkes memnun değil, mehdiyi Herkes sevmiyor, Sevenelerinin yanında düşmanları da var, Bize bela okuyanlara da var, Büyü yapanlara da var, Bilmem havasının huvasinan bizi yıkayacağız diye uğraşanlar da var.  Muhammedi Muhammed vaktinde Kıymetini bileceksin,  Herşey vaktinde güzel, nasıl karpuz vaktinde, erdiğinde güzelce yeniyor, tadı çıkıyor, karpuzu kışın getirsek ortaya, şöyle soğuk buz gibi dışarıda kessek, Kimin canı karpuz yemek ister değilmi? orada zaten soğuk üşüyoruz, karpuz yenirmi orada. Herşey vaktinde güzel, bize de, bizim vaktimiz de  bizim kıymetimizi bilecek insanlar lazım. Başımızda bir bela var,

"Bakalım mevla neyler, neylerse güzel eyler." RIZA Makamı

geçebilcekmiyiz geçemiyecekmiyiz. Görelim Bize beddua okuyanların dediğimi tutacak, ya da Allah'ın dediği mi olacak bakacağız.  Buradan da nereye varacaksın, Biz Raşit iz İsa değiliz ki, 3 gün sonra tekrar dirilelim, Biz öldükten sonra bizi arasanız da bulamazsınız, biz Bizden gidince, ben benden gidince, beni arasınız da bulamazsınız, Ben bunu bedenden gidince, Ben, Raşit, Raşit demek, erkek çocuklarda 12 ile 13 yaş, kızlarda da belki 15 yaşa kadar, ergenliğe ermek demek. Eğer bir çocuk 15  yaşına ergenliğe ermezse, erkek ise  Murahik Kız ise Murahika denir. ihtilam yani oglan çocuklarda,  cinsel rüya ile orgazm olup döl vermezse, veya kız çocuklarında, kız  hayız görmezse 15 yaşına kadar, o kızım Mürahika dır, Yani 15 yaşına kadar kadın Olmadıysa  O reşit veya raşit değildir. Raşitlik ne demek Yani 13 sene, 13 rakamı neden Mehdiye verildi, 13 ne demek insanın Ergin olması adam olması için gereken zaman dilimi demek. erkek veya kadın eregenliğe ermesi demek. ve bizim dünyadaki  ve kainattaki dağılımımız ona göredir. öyle Biz 3 senede  isa gibi tekrar gelmeyiz dünyaya, bizi toprağa karıştırırsa Allah, 13 sene sonra çıkıp gelebiliriz ancak, 13 sene sonra, 13 senede bir meyve veren bir ağaç gibi, 13 senede bir dünyaya gelen bir tohum, veyahut da onüç de  de gelemezsem 130 senede bir dünyaya gelen, 130 senede degelemez isek,  1 300 000 senede bir defa gelen, ve bu gezegenin adı ne, 1 senesi 1 300 000 gün olan, 1 senesi 130 sene olan, yani bizim kiymetimizi vaktimiz de  bildiiniz bildiniz, yoksa ben gittikten sonra, sen Külahıma anlat,  yada güzel anana selam söyle o zaman.


Bak kuranda 6666 ayet oldugu söyleniyor, sadece birkac surede bir kac aynı ayetin tekrari var, diger her ayete ayri ayri kelimler, ayri dizilimde. ve diyorki rabbimiz euzusuz kuran okumayin, yani hepsinin başına komutanı getirin, o yoksa yardımcısı olan besmeleye çekin diyor, yani besmele yada euzu komutan, onsuz olmuyormuş ve 8 milyar insan var ise, herkes bakıyor mehdi benide bilcek mi, benide ancankmı hatırlayacakmı diye, bak kuranı  yaklaşık on defa hatmetmişliğim var. bir adami oradan bilirim kim ve hangi  adam hangi adam ile yani  kurandaki hangi kelime ne zaman nerede  kim ile nasıl gelir yaklaşık bilirim. amma bilmediğim unuttuklarımda olur, o zaman yani Allah da hatirlatirsa öyle  bilirim, bilmedigim olmaz. öyle olunca, 8 milyarin hepsini bilebilirim, ne zaman kimin nerede ne oldgunu bilmem mümkün, imkan dahlinde de, ama bilmezsemde Allah hatirlaltir, işte öyle olunca, sen beklerken, senin ardinda sadece sekizmilyar insan yok, sanma bu dünya sadece sekizmilyar, halabuki hergün günde belki 100 milyon ölüyor, 100 milyar da doguyor, ben onlarinda emiri ve imamiyim, yani öyle olunca, sirada kac kişi var, peygamber demişki Beytül mamuru bir tavaf edene bir daha sira gelmez demiyor mu unutma, sana iki defa sira glediyse, sen bahtiyarsin zaten.

RAŞiDi TARiKAT DERSi 13. SINIF SOFiLER

Kuran kainattir ve ve Fatiha Mehdi, ve Fatiha kuranin rar peketi gibidir, bir rar pektinin açılıpda, tekrar kainat olmasi için, nasıl rar peketini açan, rar veya zip paketini açabilen bir programa ve yazılıma ihtiyaç var ise, işte kuranin başında da, euzu ve besmele vardır, ve fakat kurandaki bütün diğer sureler okunurken, sadece besmele ile okursan olur, çünkü kuranda öyledir. ancak yeni kuran okumaya başlayan kimse, başinda bir de euzu çeker, ve fakat püf noktası : Diğer sureler besmele ile okunsa da, fatiha için illa euzu okunur, işte euzu o fatihayı açacak rar programı gibidir de ondan, zikirmizdeki fatihalar euzu besmele ile okunur, diğer kulhu ve benzeri sureler, sadece besmele ile okunur. Bunuda, sadece 13. SINIFA çıkan, ve bu vaaza ulaşan sofilerimiz bilecek inşallah.

Rabbim, Kuranın ve Hayatın idrakinde olan, mümin ve mümineleri Çoğaltsın inşallah.


--oOo---



أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 25 Ağustos 2019 Pazar

Original Kar © glan


Read More Read More / Comment Comment
Silsilei Melae - Melekler Grubu


Silsilei Melae - Melekler Grubu

(Kar©glanin  27 Eylül 2019 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللّهِ مُصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ

مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَرُسُلِه۪ وَجِبْر۪يلَ وَم۪يكَالَ فَاِنَّ اللّٰهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِر۪ينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Kul men kâne aduvven li cibrîle fe innehu nezzelehu alâ kalbike bi iznillâhi musaddikan limâ beyne yedeyhi ve huden ve buşrâ lil mu’minîn.
Men kâne aduvven lillâhi ve melâiketihî ve rusulihî ve cibrîle ve mîkâle fe innallâhe aduvvun lil kâfirîn.

Meali :

De ki: “Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki O (Cebrail), Allah’ın izni ve düzeni ile, önceki kitapları tasdik edip doğrulayan ve, mü’minler için bir hidayet rehberi ve müjde verici olan Kur’an’ı, senin kalbine indirmiştir.”
Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mîkâil’e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkâr eden kâfirlere düşmandır.

Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 97 ve 98. ayet


---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"İsrâfil Sûr'u tutmuş hazır bir şekilde kendisine ne zaman üfürmek için emredileceğini bekliyor" buyurmuştur

( Hadis-i Şerif , Taberî, Câmiu'l-Beyân, VII, 211; İbn Kesir, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azim, Mısır, t.y. III, 276)

İsrâfil (a.s)'a Sûr'a üfüreceği için Sûr Meleği de denilmiştir. Peygamber (s.a.s)'e Sûr'un mahiyeti sorulunca

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Üfürülen bir boynuzdur."

(Hadis-i Şerif , Ahmed b. Hanbel, II, 196)


Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Muhakkak ki benim yer ehlinden iki vezirim, gök ehlinden de iki vezirim vardır. Yer ehlinden iki vezirim Ebu Bekir (ra) ve Ömer (ra), gök ehlindeki vezirim ise Cibril (as) ve Mikâil (as)'dır."

(Hadis-i Şerif , Tirmizi, Menakıb, 16)


"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Süt leke götürmez, içine düşecek bir pisi, bir çöpü hemen belli eder. imanda leke götürmez  ki, imanda ki lekede şüphe etmektir. Aynı Alaaddin-i Attar filmindeki Şahı Nakşibent hazretlerinin Alaaddine suya atla ve dal dediği zaman, öleceğini veya boğulacağını düşünmeden, hemen suya atlayan, onun sözüne iman eden Alaaddin gibi olmak lazım iman meselesinde. Mehdi şu anki yeryüzünün hakimi ve sultanı ise, ve biz Mesih kuvveti bizde diyorsak, ve hasta olan birisi bize geldiği zaman, o hastalığı  biz, Mesih kuvvetiyle alıp attığımızı söylediğimiz zaman, sen acaba mı dediğin zaman, benim sütüme leke düşürmüş olursun, bizim Mehdiligimiz ve kuvvetimiz de, Kerametimiz de şüphe götürmez, şüphe ettiğin zaman, o keramete ve Hikmet'e eremezsin. Kainattaki ve dünyamızdaki insanlık sıralamasında, yani insanlık hiyerarşisinde, bir numarayı kapmak istiyorsan, Sadıklar dan ol, emrimize itaat et ve, bizi doğrulayanlardan ol. Mehdi'nin bir numaralı askeri olmak istiyorsan, Sadıklardan ol, Onu doğrulayanlardan ol. 1 numara sadece bir değildir, birçok bir var, mesela 11, yine 21, yine 31, yine 101 gibi, bu da neyi anlatır, Mesela mahallendeki bir numaralı kişi sen olabilirsin, yahut okuldaki, yahut sınıfındaki bir numaralı kişi sen olabilirsin, Hatta okulun genelinde 1 numaralı kişi sen olabilirsin, yahut bir şirkette bir numaralı kişi sen olabilirsin, yani birler çok, bir tek değil, birler Deriz ya, "birler, üçler, beşler, Kırklar" vardır ya hani.

Hz. Muhammed'in bir numaralı askeri, Hazreti Ebubekir Sıddık.
O nasıl bir numaraya sahibi olmuş?
Hani anlatılır Ya, Muhammed Miraç'a gidince, geri döndüğünde, Allah ile görüştüğünü, Hatta Mekke'den Mescidi Aksaya gittiğini söyler, işte bunu kafirler,  kuru bir  iddia zannederler. Ve Muhammed Ebubekir ile iyi dost olduğu için, onların arasına açmak için, ona Ebu Bekir e giderler ve, derler ki :

Senin dostun Muhammed var ya, bir gecede Mescidi Aksaya gittiğini, Oradan da Allah ile görüşüp geri geldiğini iddia ediyor, ne dersin? derler.
Ebu Bekir bunun üzerine onlara :

O mu söyle di  bunları?  diye sorunca

O nlarda  evet  cevabı verirler.

Bunun üzerine Hazreti Ebubekir de onlara şöyle bir cevap verir :

O söylediyse doğrudur.


Bu müjdeyi alınca, hemen apar topar Muhammed'in evine gider, böyle böyle Söylediler ya Resulallah, doğru mudur bu der, ve Muhammed ona olan bitenleri anlatınca,  mutlu ve memnun olur, ve Ebu Bekirde Bu konu ile ilgili kafirler ile olan mülkatını söyler, Peygamber Efendimiz de, kâfirlerle olan o durumda, Ebu Bekir'in onlara verdiği cevap yüzünden :
Sen Sıddık sın ya Ebubekir. der, ve O'nun lakabını "Sıddık" koyar, yani doğru sözlü Sadık dost koyar. Ve bu sayede Hazreti Ebubekir, Muhammed'in bir numaralı arkadaşı ve, askeri ve dostu olma  makamına ermiş olur. Ve Sizler de Mehdi askeri olmak, ve O'nun bir numaralı askerlerinden biri olmak istiyorsanız, komutan O ise, O yat dedi mi, yat, kalk dedi mi, kalk, emre itaat edin ki, bir numaralı askerlerinden birisi de siz olun.

Başka bir konu

Kömürün  yaratılma hikmeti yanmak için, onun sıfatlarından ve, özelliklerinden ve faydalarından birisi, yakıp, ya ısınmamız, veyahut yüksek ateşler elde ederekten, madenleri eritmekte kullanmamız, ve yine daha önceleri trenlerde, onun ile buhar oluşturularaktan seyahat ve transportta kullanıyorduk.... Yani genel olaraktan onun özelliği yanmak. ve o yanmak için yaratılmış.
Ki onu yakıp da İnsanoğlu, O kış günlerini atlatıp, böyle ilerideki güzel zamanlara erebildi. O zaman kömür olmasaydı, o soğuk kışlarda, hasta olup ölen insanlar, ve eksilen insanlar yüzünden, belki insanlık, geleceğe gidemeyecek ti, ve aynı dinozorlar gibi, insan soyu da, belki de tükenip yok olabilirdi. Ama Rabbimiz, büyük düşünen Rabbimiz, o zamanın teknolojisine uygun olaraktan, bizlere binlerce ton kömür hazırlamış, en kolay yöntem ile, yakıp ısınma yöntemi kullanaraktan, bu insanoğlunu, ileriye taşımak istemiş. Böyle bir hesabı yapan O, onu rezerve eden yine O, onlar o kömürler belki de işte, o dinozorlar denen canlıların, karbonlaşmış haliydi, onlar dünyada yaşayıp da, ölüp toprağa karışıp, karbonlaşmasalardı, belki kömür diye bir şey olmayacaktı, onların helakı, bizim yaşamamıza  sebep oldu belkide.

Buradan kömürü kıyas yaptığımızda, kömür ne için yaratılmış idi?
Yanmak için,
Peki cehennemi kimler dolduracaktı?
Rivayetlere ve ayetlere göre, kafirler dolduracaktı.

Öyle olunca kafirler de, cehennem için, yani yanmak için yaratılmış olanlar olmuyor mu? Öyle olunca, işte kömürler, o kâfirler grubu gibi, kıyas yaptığımız zaman, bu sonuca varırız. Yine bazı odunlar, kafirler grubunu temsil eder, Cehennem için yaratılmış olanlar. Buraya kadar Anladık mı? sonu belli zaten, cümlenin sonunu siz bile anlayabilirsiniz.

Böyle olunca, kafirler ve günah işleyenler, hata yapanlar, İsyan edenler, Allah'a karşı gelenler olmasaydı, onlar cehenneme layık amel yapmış olmasalardı, Cehennem boş olurdu, yani kömür olmazdı, odun olmazdı, yakacak bir şey olmazdı, ve onların daha eskilerden böyle cehennemlik ameller yapmış olmaları, bizim bugüne kadar ulaşmamıza sebep olan, odun ve kömürlere sahip olmamızı sağladı, ve bizler o odun ve kömürleri yakıp ısınarak dan, Soğuk kış günlerini atlatıp, bu güzel teknolojik çağlara ulaşmış olduk. Rabbimize binlerce hamd ederiz ve, neden bu kafirleri yarattın da, bunları başımıza musallat ettin diyerekten de, şikayet etmeyiniz. Neden  mi ki, çünkü bizi bu Çağa ulaştıracak merdivenin basamaklarından birisi de onlarmış, bunu anlamış oluruz, buradan yaptığımız kıyas sebebiyle. Ve hepimiz şu anki  insanlardan, kafir görünenlerde, Mümin görünenlerde, bu Çağa varabildiysek, o eskilerin hataları, ve Onların yaptığı günahlar sebebiyle, odun ve kömür olmaları sebebiyle, Bizler onları yakıp, o Kışları, soğuk günleri atlatıp, bu günlere ulaşmış olduk.

Artık Teknoloji ilerledi ve, öyle ateşlere ve kömüre sanki ihtiyaç kalmadı gibi, artık elektrik ile de  ısınabiliyoruz.

Elektrik ne peki? Enerji. Enerji ne? kablodan giden, iyonların hareketine verilen isim, O ne demek, şu anki bilgisayar sisteminde, nasıl biz bilgisayara gelen elektrik ile, yani elektriği, 1 ve 0 lardan oluşan bir yazılım ile, ve elektiriği, ilet iletmelerden oluşan bir frekans ve Sayısal değer,  ebced, yazılım kullanaraktan, bilim adamlarının buldukları Keşfettiklerinden birisinede mikrodalga fırın demişler ki, mikrodalga, Dalga ile pişirmek demek. Dalga Ne ki, sayısal bir değer, yani frekans bir ve sıfır veya, rakamlardan oluşan bir Sayısal değer. O zaman, artık bu cennet vaktimiz, altınçağda, pişirme yöntemi ya Dalga ile olmakta, bir ve sıfırlarla olmakta, yine çamaşırlarımız  bir ve sıfırlarla yıkanmak ta, yine bulaşıklarımız bir ve sıfırlar ile yıkanmakta. Tabi ki bunun yanında, suda var, deterjanda var, fakat güç olaraktan, bir ve sıfırlar, onu yıkama gücüne sahip, yine bir dalga elektrik, yani frekans, sayısal bir değer, iyon akışı. Bunun örneklerini say sayabildiğin kadar.

Ve yine mesela, bilgisayar denen alet var, artık müzik denen şeyi, mesela saz sesini, saz teline vuraraktan elde etmiyoruz da, bilgisayarda, dijital olaraktan, yine bir ve sıfırlardan oluşan bir yazılım ile, yine saz teline vurduğumuz anki notayı elde edebiliyoruz.

Yine, piyanonun Herbir tuşundaki sesi, bilgisayar ile veya, org denen müzik aleti ile, bir ve sıfırlar ile, elde edebiliyoruz.

Yine bilgisayar ve televizyon ekranında, ve ev matbalarımız olan yazıcılarımızda, renkleri, mavi, kırmızı,... binlerce rengi, yine bir ve sıfırlar ile ekranda elde edebiliyoruz. Yine görüntü ve videoları, resimleri, her şeyi, yine dalga olaraktan ve, frekans ve ebced değerleri olaraktan, yine bir ve sıfırlarla elde edebiliyoruz. böyle olunca artık cehenneme burada gerek kalmadı. cehennemlikler Yine cehenneme gidiyor ama, cennetliklerin olduğu yerde, Ateş yok yada az, yakıcı yok, kesici yok, mesela yine kesme işlemini, Elmas gibi sert bir şeyi, yine lazer denilen cihaz ile, bir ve sıfırları değişik kullanan, lazer denilen bir alet ile kesebiliyoruz. en sert şeyi bir ve sıfırlar ile kesebiliyoruz. Öyle olunca cennette azap Yok ,  zulüm yok, yok Ateş yok, ve bu Çağ altın çağ, Mehdi vakti, Cennet zamanı.

Ama cehennemlikler hala var bu çağda da yine.  Vaaz ediyorsun, anlamıyor, nasihat ediyorsun, anlamıyor, namaz kıl diyorsun, kılmıyor, oruç tut, yok. Yani Ne laf anlıyor, ne söz anlıyor. Yani biz buna köylü dilinde, "madrabaz odun" deriz. Eğilmez bükülmez odun, sadece ateşe ve sobaya lazım gelen odundur onlar, ondan bir marifet çıkmaz. Ama bazı odunlar var, en azından evde kapı olmuş, çerçeve olmuş, masa olmuş, biraz söz  ve nasihat işliyor, anlıyor, biraz yola gelebiliyor, eğitilebiliyor, işe yarar hale gelebiliyor. Ama öbürleri, madrabaz odun, ateşlik, cehennemlik. Ne yapsan anlamıyor, onlar da yine vaktimizde hala bulunmaktalar. Hala Bazı yerlerde ısınmak denen şey, soba yakılaraktan ve, odun ve kömür yakılarakdan oluşturulan bir hal. Daha onlar, ileri teknolojilere, kalorifer ve gaz gibi teknolojilere ulaşacak bir zenginlikte değiller, ve oralarda hala Cehennem mevcut, cehennemliklerde mevcut.
Öyle olunca Rabbim askerime anlayış ve idrak versin de, işe yaramak nedir bu dünyada, bunun idrakine vardırsın. Bu ne kadar kıymetli bir şeydir, işe yaramak, Bunun farkına vardırsın Rabbim.

Kuranı Kerim'de geçen kıyametin alametlerinden birisi de
Tekvir suresi 2. ayette geçen

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve izân nucûmunkederat.

Meali :

Yıldızlar (kararıp) döküldüğünde.

Sadakallahul Aziym TEKVİR Suresi 2. ayet

"Yıldızlar döküldüğü zaman" geçiyor  ve bunu ~2-3 sene önce  Facebook'tan Ben, çokça sanatçı ölüverince, Bu ayeti buraya yorduğum için, işte yıldızlardan birisi daha öldü döküldü dediğim zaman, sen o ayeti nasıl ona yorarsın, onlar onlar değil, Yıldızlar, gerçek Yıldızlar, tepemizdeki Yıldızlar sanatçılar mı diye benimle kavga edenler oldu.

Halbuki Gökteki yıldızlar, bizim enerji boyutlarımız. Ve yıldız da, sadece öyle şarkı söyleyen, türkü söyleyen, film yapanlara denilmiyor, kainatta Yıldız, Işığı ile insanlığı aydınlatan, insanlığa fayda veren Herkes, bir yıldız, belki Mahallesi'nin Yıldızı, belki Sokağı'nın Yıldızı, belki evinin Yıldızı, Belki bir memleketin Yıldızı, Belkide dünyada pırıl pırıl Parlayan Bir Kutup yıldızı. ve bu Yıldız meselesini de şu şekilde açıklayayım : Mesela Amerika'dan bize ışıldayan bir yıldız var ki, Harrison Ford denen bir adam var, ilk defa motor ve arabayı icat etmiş, ve biz araba ve motoru kullandığımız müddetçe, o yıldızın ışığı bize hala Işık vermekte, ve ışığını görmekteyiz, Gecelerimizi aydınlatmakta, ve dünyamıza hala Işık vermekte, Çünkü dünyamızda hala, onun bulduğu motor, icat ettiği buluşu kullanılmakta. Ve O Onun Yıldızı, onlar durduğu müddetçe, sönmemekte. Ne zaman biz arabadan vazgeçtik, motordan vazgeçtik, başka bir şey icat Ettik, belki o zaman sönmeye başlar onun yıldızı. Yine bu araba gibi teknolojik bir şey olması şart değil. Çok eskiden amcanın bir tanesi, ya da teyzenin bir tanesi kaşık diye bir şey bulmuş mesela, Yemek yerken kaşık kullanıyoruz. Kaşık kullandığımız müddetçe, o amcanın ya da teyzenin, o nun Yıldızı bize hala Işık gönderiyor ve, gökyüzünde biz onun yıldızını sönmemiş ve, bize ışık veren bir yıldız olaraktan hala görmekteyiz. Ve bunun misallerini Sizler istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz. Yani Yıldız demek, İnsanların işine yarayan, insanlara ışık tutan, yol gösteren bir kimsenin enerjisidir. o Işık insanlara yol gösterdiği müddetçe, o yıldızın ışığı Sönmez. işte sanatçılarda insanlara film yapmış, şarkı söylemiş, bir eser bırakmış ve, artık uyuma vakti gelmiş, ve öbür aleme geçmiş, O yüzden, hani belli bir süre daha onun Yıldızı Sönmez ama hani, Çünkü ahiret Baki diyor Allahu Teala. Yani bugün YouTube diye bir Tuğba dalımız var, o dalda televizyon icad edildiğinden bugüne kaydedilmiş filmlere  ve videolara ve şarkıları erişebilmekteyiz, Öyle olunca sönük de olsa 50 insandan bir tanesi de aramış  izlemiş olsa da, o yıldızı görebiliyor hala. mesela Amerika'dan birisi Michael Jackson şarkısı dinliyor şu anda diyelim, Michael Jackson'ın Yıldızı hala ona Işık veriyor, O an belki bulutların arasından, Michael Jackson Yıldızı, onun köyüne, evinin üstüne doğuyor. Ama Avrupa'da dinleyen kimse kalmamış o gece, Evet o gece Avrupa'dan O Yıldızı gören olmayabilir, hava bulutludur, Michael Jackson Yıldızı gözükmüyordur belki o gün yani. Bu meseleyi bu şekilde izah etmiş olalım. Bu mesele de bu şekilde. Öyle olunca, yani Yıldız sadece sanatçı ve şarkıcı demek değildir, bunu izah etmek istedim Burada da. Hani bu izahıma şöyle bir açıklama daha getireyim : Mesela bilgisayar bir bütün, ama bilgisayarın bugünkü halini alması için, onlarca parça gerekli, mesela Eskiden bilgisayarın bir parçası olan disket, bugün geçerli değil, ama disket de icat edilen bir buluş idi, Ve o gün keşfolmuş idi, o gün o Yıldız Bize ışık tuttuda, bugüne ve bugünün bilgisayarlarına geldi insanlar. ve biz disketi ve o Yıldızı unutursak, bugünkü SD kartları bulamayız, O yüzden disketi bulan amcanın ışığı da, hala Bize ışık vermekte. Yine bilgisayarda binler veya onlar yüzler parça var, radyoda onlarca parça var, binler demeyelim de, yüzler parça var, Öyle olunca her bir parçasını keşfeden amca da 1 yıldız, teyze ise, Teyze de bir Yıldız,  ve yine mesela mahallindeki yakışıklı bir erkek ve, güzel bir kız da Yıldız, Çünkü o da mahallenin yıldızlarından bir yıldız, Değil mi? Aşk yıldızı. Bu meselede buraya kadar.

DÖNENCE&EKiNOKS

Ve dün 23 Eylül 2019, Ekinoks günüydü, ve Ekinoks ve dönenceye bir açıklama getireceğiz İnşallah bu vaazımızda. Yine  Nobel ödülüne layık bir açıklama getireceğiz. ve dünya öyle sanıldığı gibi tek yörüngede dönmüyor, doğudan batıya, doğudan batıya.

Ve bir defa kuzeyden güneye dönüyor ve sonra güneye varıncada,tekrar güneyden kuzeye dönüyor. Bir defada doğudan batıya, batıya varıncada,tekrar batıdan doğuya doğru dönüyor. Bunu bile bilemedi insanlar hala, ve dönemenin sadece bir yönde olduğunu, sadece doğudan batıya döndüğünü varsayiyorlardı. Halbuki doğudan batıya dönüyor, ve dönme yerine gelince, Oradan da batıdan doğuya doğru dönüyor, bunu bile hesap edemedi daha Bilim adamları. Bu bizim sayemizde insanlara ilk defa duyurulan bir bilgi, öğretilen bir bilgi.  Ve  yine kuzeyden güneye kadar gitti, güneyde, o son noktaya, ya da dönenceye geldiğinde, tekrar bu sefer güneyden kuzeye doğru gitmesi gerekiyor. ve bu da bu şekilde. Ekinoks gece ile gündüzün eşit olduğu vakit deniyor ve 23 Eylül ve 21 Nisan da oluyor. 2 defa meydana geliyor. neden 2 defa? işte birisinde  kuzeyden güneye doğru dönüş, birisinde de güneyden kuzeye doğru dönüş. Güneyden kuzeye doğru döndüğü zaman, kış burcuna, yani 21 Aralık'a doğru gidiyoruz, Çünkü şu anda 23 Eylül ve, buradan biz navigasyonumuza, hedefimize 21 Aralık yazdık ve, 21 Aralık kış demek, kış mevsimi, kış ve kar ve soğuğa doğru gidiyoruz. ve o da kuzeye doğru gitmemiz gerektiğini gösteriyor. Dünyamız yörüngesini bu sefer kuzeye doğru tuttu öyle gidiyor. 23 Eylül'de bu Rotayı ona vermezsek, dünya kuzeye doğru gitmez, ve zamanın ve mevsimin sahibi verir o Rotayı ona, kuzeye doğru git diyerekten. ve neden 23 Eylül, diğerleri 21 inde, ayın 21'inde de, Eylül'ün 23'ünde? Çünkü uzaklaşarak dan gitmesi gerektiği için, uzaklaşması için açının büyük olması lazım, 23 derece açı ile genişlediği zaman, soğukluk derecesi ve, Hani o belli dereceyle dünya soğuması lazım ki, Dünya güneşten 21 derece ile uzaklaşması ile soğuduğunda, vaktinde, ve 21 Aralık'taki kar borcuna varamayız. O yüzden 23 derece açıyla gittiği ve uzaklaştığı zaman Dünya Güneş'ten, ve soğuma öyle gerçekleşir ki, kar vaktine ereriz. oradan 21 aralığa Vardığımızda ise, en uzun gece ve, güneşten en uzak olan noktaya Dünyamız varmış olur, hem genişlik olaraktan, hem uzaklık olaraktan, Güneş'ten en uzak olduğu, yani rayından çıkma seviyesine kadar varmıştır. Ondan sonra dönüp tekrar dünyaya doğru yaklaşması gerekmektedir. ve önce genişlik olaraktan yaklaşması gerekir, önce genişlik olaraktan yaklaşır yani daralma yapar 23 derece tekrar 21 dereceye dönerde öyle açı alır ve, daralaraktan güneşe doğru gider ki, 21 Nisan'a Vardığımızda açısı daralmıştır. yani Mevsim ilkbahara geldiğinde Gece ile gündüz  yine eşit olmuştur. Ondan sonra ise, bu sefer yönünü doğu-batı yönünde tutar ve, o zaman bu sefer güneşin üzerine doğru gitmeye başlar ki, o da yine, 21 derece açı alır ve, güneşin üzerine doğru gider ki, 21 Haziran da Güneş'e en yakın olduğu yere, hatta içine düşmeden yakınında durabildiği, en yakın mesafeye doğru varır ve, bu hareketi doğudan batıya doğrudur, diğer hareketi ise, kuzeyden güneye, güneyden de kuzeyedir. 21 Aralık'ta kuzeyden güneye doğru hareket eder, 23 Eylül'de güneyden kuzeye doğru. 21 Haziran'da  uzaklaşması için önce genişleme yapması gerekir, önce genişleme ve buradaki hareketi doğudan batıya Doğrudur, yani güneşten, güneşin ters istikametine doğrudur, Tekrar oradan 23 Eylül'e geldiğinde uzaklaşmıştır ve, Oradan da 23 derece açı alaraktan kışa doğru kuzeye doğru hareket eder. Yani o atom resimleri yapılır ya, üzerindeki elektronlar, değişik yörüngelerde üzerini Kaplamış vaziyettedir ya. dünyamız ve güneşimizin hareketi de, aynı o atomun elektronlarının, atomun üzerinde, değişik yörüngelerde üzerini kapladığı gibidir. Yoksa tek eksende, tek yörüngede, sadece doğu-batı ekseninde değildir. Ve bu, şu anki bilim ve buluş ile keşfedilmedi, bilinmedi. ve biz ilk defa söyleyeniz. ve O Nobel ödülünün, bu sene Yine bize verilmesi lazım. Dünya Kuzey Güney ekseninde döndüğü zaman kutuplardaki Gece ve gündüz oluşur ve alti ay biri alti ayda biri sürer. Ve doğu-batı ekseninde döndüğü zaman ise, güneşin erken doğması Veya geç doğması  meydana gelir. yani  birisi yaz veya kış dönencesi dir, öbürü gece veya gündüz dönencesidir. 2 tane gece gündüz dönencesi ve yani İki tane doğu-batı dönencesi, iki tane de Kuzey Güney dönencesi ve, doğu batı her birisindeki konum ve yeri, ayrı bir yerde olduğu için, her Birisi en uzun gece ve biriside en uzun gündüz ve derecedir, 4 tane dönence vardır, ikisine Ekinoks derler.


Başka bir mesele

Arkadaşın bir tanesi bir hadisten bahsediyor, Mehdi hakkındaki bir hadisten,

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Sizlere Mehdi'yi müjdeliyorum. Halkın ihtilaf ve çekişme zamanında ümmetime gönderilecek ve yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır. Gökte ve yerde olanlar O'ndan razı olacaklar ve O, malları sahih olarak (doğru) taksim edecektir. Adamın birisi “Sahih olarak nasıl taksim edecek?” diye sordu. Buyurdu ki “Halkın arasında eşit olarak (dağıtacak).” Sonra buyurdu ki “O zamanda Allah, Muhammed (s.a.a.) ümmetinin kalbini zenginlikle dolduracaktır ve O'nun adaleti onların hepsini kapsayacaktır.

Hatta nida eden, ‘Mala ihtiyacı olan var mıdır?' diye nida edecek, bir kişiden başka hiç kimse kalkmayacaktır. Bunun üzerine ona git hazinedara ‘Mehdi bana mal vermeni emrediyor de' diyecek. Bunun üzerine hazinedar ona seç diyecek, adam onu kendi evine getirip açınca pişman olup ‘Ben Muhammed'in (s.a.a.) ümmetinin en ihtiraslısı mı oldum, yoksa onlara yeterli gelen bana kifayet etmedi mi?' diyecek. Sonra şöyle buyurdu: ‘Bunun üzerine o malı geri getirecek, ancak ondan geri alınmayacak ve biz verdiğimiz şeyi geri almayız denilecektir.' Böyle yedi, sekiz veya dokuz sene devam edecektir, bundan sonra hayatın bir hayrı yoktur.”

(Hadis-i Şerif , Muhammed Nasırüddin Albanî, Silsiletü'l-Ehadisi'z-Zaifa ve'l-Mevduati ve Âsâruha's-Seyyidi'l-Ümmet, c. 4, s. 91, Hadis No: 1588, Mektebetü'l-Mearif, Riyad.)

Ve bu hadis ne kadar doğru ise, Mehdi Aleyhisselam döneminde Mehdi Aleyhisselam altını, parayı, malı, bol bol dağıtacak ta, hatta adamın bir tanesi Gelip para ve altın isteyecek ve Mehdi de git Hazinedar dan istediğin kadar al diyecek, ve o da çuvallarını altınla doldurupta,  tam gidecekken, bu sefer dönüp yanlış yaptığının farkına varacak, ve parayı geri vermek isteyecek, fakat Hazinedar da, biz verdiğimizi almayız diyecekmiş.

Ve o adam (o Arkadaş) diyor ki :  Her kim mehdilik iddia ediyorsa, ben ona varayım ve, bu hadise göre o bana bir kamyon altın ve para versinde madem , o zaman ben onun gerçek Mehdi olduğunu bileyim diyor.


şimdi bu hadisi söyleyen  arkadaşın zaten bir tarafgirliği var. Nasıl derseniz, bugün Suriyelileri çağırıp da, onlara para pul vermeye kalkan, kendi vatandaşına değil de, onlara veren amca kim belli. O ndan istiyorlar gözüküyor.  onlara para pul dağıtan amca o gözüküyor güya. Bu arkadaşın Payı paye ve primi o amcaya vermeye kalktığı ortadan zaten. Bize vermemek de gayesi zaten. Ama yine de biz bu konuya şu açıklamayı getirelim inşallah, o amca da belki bu soruya cevap bulur ve mutmain olur gönlü.
Mehdi vakti Altınçağ ve, o Çağ şu an bizim vaktimiz, Benim vaktim demiştim. Benim vaktim de ki her şey Altın. Adı üstünde Altınçağ, altından kasıt, yani üstü altın kaplamalı, ya da metal altın, her şey altından yapılmış, altından kaşık, altıntabak değil,  yani altın kadar kıymetli şeylerin vakti, hemen buna açıklama getireceğim inşallah.
Mesela en küçük örnek olaraktan, masamda, önümde tükenmez kalem var. Ve şu anki insanlardan bizler, bazı hadislerin sahih mi Değil mi, ravileri yalancı mı, doğrucu adam mı, falan festigan diye  irdeliyoruz,

Neden? Çünkü sağlam bir kaynaktan gelmiyor, ağızdan ağıza geliyor, Eğer yazılı bir belge olsaydı, Hatta bir kaç belge, aynı yazı, birkaç kopyali, birkaç kimseden, bize kadar ulaşmış olsaydı, böyle şüphe eder miydik? etmezdik. Ama ne yazık ki, Muhammet vaktinde, şu elindeki tükenmez kalemden bir tane yoktu. Kuranı Kerimi yazabilecek bir tükenmez kalemleri yoktu onların, is ve kurum ve, kan ile, bilmem ne ile, taşa, kemiğe, deriye yazmaya çalışmışlar. Kağıt da yok. o vakitte bir kalem olsa, ama yok. Bu yüzden kalemin ne kadar kıymetli değerli olduğunu anlayın. Yani 1 tane Tükenmez kalemi, Belki bir euraya, Hatta 20 cent, yada 50 cente kadar alabiliyorsun Bu devirde.
inanıp iman edip etmemek sizin kendi Paşa gönlünüze kalmış ama, Muhammed bana Miraç etti, ve ben Muhammed ile konuşup tokalaştım, en son beni yolcu etti, oradan ayrıldık birbirimizden bir vakit. İşte o Miraç da beni görmeye geldiği vakitkilerden beni gördüğü vakitlerden bir vakit idi o. Eğer beni çokca görüp ayagimdaki bene kadar gördüyse, birkaç defa Miraç ettiyse, o zaman, bir defa daha geldiği zaman için, ben hazırlık yapayım, 10 paket 4 lü kalem, her bir pakette 4 tane 5 tane tükenmez kalem olsun, 50 tane tükenmez kalem alayım, 5 pakette kağıt alayım, her bir pakette 100 yaprak kağıt var, eder 500 yaprak, 2 sayfalı yazdığın zaman, eder O da 1000 sayfa ve, Kuranı Kerim 666 sayfa olduğuna göre, onların biraz büyük yazdıklarını düşünelim ve, 1000 sayfaya yazıdıklarını düşünelim Kuranı Kerim'i. bunları hazırlayayım, Muhammed bana bir daha daha Miraç ettiğinde, Sana bir paket hazırladım, bunları götür Ebu Hureyre ver, ve Kuranı Kerimi ve hadisleri yazsın diyeyim, sana bir dahaki geldiğinde, bir koli daha vereceğim diyeyim. hadisler ve kuran, Bize kadar, hepsi Sahih kaynaklı ulaşsın diyeyim.  Muhammed'in buradan götürdüğü bir Tükenmez kalemi, Muhammed orada bir ihtiyacını karşılamak için satmaya kalksa, O bir tükenmez kalem ve 10 yaprak kağıt, o devirde kaç para eder ve, kaç tane deve verirler o çağda. Hani Osman Efendimiz savaşa gitmeden önce askerleri donatmak için 3000 deve harcadığı, yada 3000 Dinar harcadı diyorlar ya. böyle Yiğitler varmış orada, 3000 Develi, 3000 dinarlı, o kağıda kaç lira verirler, o bir deve bir  Porsche marka araba diyorlar şimdiki zamanda.  tükenmez kalemlere kaç para Verirler.  Onu icat edecek olan amca, bakıp inceleyecek,o amca hele daha daha fazla dinar verir değil mi. Benim burada 35 kuruşa aldığım bir tükenmez kalem ile birkaç yaprak Kağıt, Milyonlar değerinde oldu mu sana. altın kıymetinde. Ama sen o altının Kıymetini bilmiyorsun, şimdi buruşturup Çöpe atıyorsun, Ben bile yalancılık etti miydi tükenmez kalem, çöpe atıyorum, bizim yanımızda bunların diğeri yok sanki, altının kıymetini bilmeyenleriz biz, ama al götür Muhammed vaktine, yada Daha öncesi Musa vaktine, İbrahim vaktine, hele İbrahim vaktinde neler etmez o bir tükenmez kalem, Değil mi. o zaman ey arkadaş sen altınların içinde  boğulmuşsun zaten. bak benim vaktim de ki, diyorum ya, her şey altın kıymetinde, Sen altınların içindesin fakat altınların farkında değilsin, daha hangi altın istiyorsun o zaman, Zaman Yolcusu olsam, alır giderim, bunlari fahiş fiyattan O devirde satar gelirim. O çağda çok zengin olurum, o zaman fabrika kurarım, Ben burada Kağıt nasıl yapılır kalem nasıl yapılır, Yapmasını biliyorum, Şimdi giderim o çağda, o çağın en zengini olurum, kağıt fabrikası kurarım, o çağda Muhammet vaktinde, kağıt fabrikası Kurarım, köşeyi dönerim. Mesela Feto neden  Afrika devletlerine gidiyor, oralara mekan kuruyor, çünkü bizim  1 liramız orada Belki 10.000 lira ediyor da ondan. aynı sistemin vaktimiz ile geçmiş vakitler versiyonuna gittiğimiz zamanda,  Elimizde olan bir değer, geçmişteki bir zamanda, milyarlar ettiğini  anlayın yani . O zaman şu anki insanların hiç birisi altınçağda olduğunun da farkında değil, elindeki En küçük şeyin bile, ne kadar kıymetli olduğunun farkında değil, ve Bunları bırakıp da, hala açgözlülük edip de, altın  isteyene Ben daha ne diyeyim, ne cevap vereyim.

Bu sorunun 2. versiyon cevabına gelince

Geçen haftalarda dedik ki, burası artık Cennet ve, burada Ateş azaldı, her şeyi Biz Dalga ile yapıyoruz dalga da neydi 1 frekans ve Yani bir ve sıfırlar halinde bir program ve yazılım ile biz resim video ses renk her şey yapabiliyoruz.

Yine bir ve sıfırlar ile elektrik 1 ve 0 lardan oluşur dedik ve mikrodalga fırın var Ateş yakmadan bir ve sıfırlar ile bir şey pişirebiliyoruz fırınlar elektrikli fırınlar, Yine elektrik ile, Yani yine  iyon hareketi ile ateş yakmadan fırın gibi kullanabiliyoruz, Hatta buzdolabı yerine kullanıyoruz, Bu sefer donduruyoruz istediklerimizi muhafaza ediyoruz, saklamak istediğimiz şeyleri. Gelelim dananın kuyruğunun koptuğu yere ve, şu anda sistem para olaraktan da dijital e geçmek üzere. Zaten bu, ilk defa Banka havalesi yapıldığı zaman, dijital, yani Bir nevi Hani konvansiyonel  makineler deniliyor ya, Yani daha dijital paranın ilk alt yapısıydı o. Çünkü Mesela ben İstanbul'dan Almanya Frankfurt a para havale ettiğim zaman, ben havale ettiğim parayı, İstanbul'daki bir bankaya yada, postaneye yatırıyordum, ve alacak adam da frankfurttaki postaneden parayı alıyordu. ve para öyle otobüse yüklenipte Frankfurt'a kadar götürülüp, orada benim verdiğim para, verilmiyordu. havale gerçekleştiğinde, Bendeki parayı İstanbul'daki Banka alıyordu, Verecek parayı da, frankfurt'taki banka veriyordu, ama onların kendi aralarındaki parayı tutmaları ayrı sistem, Ama para dijital olaraktan hareket etmiş oluyordu, bu konvansiyonel sistem, daha bu dijital e geçmeden önceki  ilk yapı, ana yapıydı bu. Artık günümüzde banka memuru bile olmadan bankomatlar internet ile ödeme yapabiliyoruz, hiç nakit taşımadan, bankamızdaki para ile ödeme yapıp, alışveriş edebiliyoruz. Ne oldu? zaten biz dijital paraya geçmişiz zaten, para dijital halde, ama işte Bitcoin denen sistem ile bunu tek ele bindirmek istiyorlar ve tek bir şartele bindirmek istiyorlar,  yanlış olan bu, bizim kabul etmediğimiz mesele bu. Tek kimsenin tekelinde ve şarteline bağlı olamaz. ama dijital para güzel bir şey, zaten dijital para kullanıyoruz şu anda biz. Bankomat ile ödeme yapan bir adam, zaten dijital para kullanıyor. Bunun daha ilerisi ne ki işte Hollanda veya Danimarka artık nakit parayı kaldırdı ya da Belçika bunlardan birisi. Artık orada nakit geçerli değil ve, eğer sen onlardan biri olup da, onlar veya biz dijitale geçmeden önce, paranı çekipte, Ben nakit kullanacağım diye bütün paranı kağıda çevirdi mi sen, ondan sonra onlar sistemi değiştirip, Dijitala geçtiyse, ve sen yaşlı bir adamsın, ven senden sonra gelen çocukların, Senin o kağıt paraları bulsalar, ve sonra götürseler ki bankaya, bizde bu kadar para var deseler, o paranın kaydı yok artık, kaydı olmayan bir para, dijital sisteme giremez, Siz bu parayı nereden aldınız diyecekler, biz bunu kabul etmiyoruz diyecekler, bunu sisteme sokamayız,böyle bir para yok derler. yani o zaman ne olmuş oldu, o senin dediğin Mesele yani, o hadisdeki hazinedarin geri almamasi olayi, yani böyle de olabilir. Yakında o da olacak güzel arkadaşım. yani eğer şu anki sistemde dijitalleşmeyi kabul etmezsek ve, biz nakit kullanacağız diyen, ben gibi eski kafalardan birisiysen, Yarın o  parayı geri vermek istersen de, paran geçerli olmayacak, böyle tehlike var, Ama şu anki ikinci tehlike. Para birisinin tekeline ve, şarteline geçerse para, yine senin paran olduğu halde, seni blokladılar mı! seni parasız, pulsuz, Atsız, arabasız, enerjisiz bırakabilirler, aç ve susuz bırakabilirler, çünkü para Tekeli, tek bir kimsenin elinde olacak ne kadar kötü.
Yanlış olan bu, doğru olan dijitali kullanmak, aynı bir ve sıfırlar ile parayı havale ediyoruz, bankomat ne yapıyor  1 ve 0 lar ile ödeme yapıyor, Öyle olunca zaten dijital para gündemde, aynı şeyi 3 defa tekrar ettim farkında mısınız. Ve eğer sistem dijitalin manasını hakikatini anlar ise, altının bir kıymeti yok ki, altın bir metal idi, belli bir paranın karşılığı idi oda zaten. o yenmez içilmez, metal, Parayı biz dijital olaraktan saklaya bildiğimiz zaman, koruyabildiğimiz zaman, altına ne hacet, altını ancak işte, bilgisayarlardaki çiplerde kullanırız, ya da, iyi iletim yapması gereken aletler de, iletken kablo olaraktan kullanırız. yoksa metea ve değeri yok, Gümüş de aynı şekilde, Dün 1 ay çalışıyorduk, bize 10 tane kağıt veriyorlardı, bugün çalışacağız bize, 10 tane şifre verecekler, bir ve sıfırlarlardan oluşan  mesela 10 tane şifre verecekler, aynı şey, ha Kağıt, ha bir ve sıfırlarlardan oluşan bir şifre, Ama dedim ya, bu birinin tekeline girerse kötü, şu anki kullandığımız haliyle kötü değil, bundan daha ilerisi düşünüldüğünde de kötü değil, Bu  meselede bu şekilde.


Raşidi Tarikatı Derslerinden Silsileyi Melae

Yani silsilemiz den, hangi melek grupları, hangi tarafımızda, onu arayıp bulma yöntemini öğreteceğiz bu hafta inşallah, daha önce sayfalarımızda konu ile ilgili başlığı  attım, fakat açıklamayı ileride yapacağımızı söylemiştik, nasip bugüneymiş.

Bir kaleme kağıt alıp yazılır, Sağımıza, solumuza, önümüze, arkamıza doğru, doğduğumuz ev, doğum haritamız olacak, ve oturduğumuz ev son haritamız, yaşam haritamız olacak, ve ona göre, sağımızda veya solumuzda, önümüzde, ardımızda, Cebrail isimli kimseler aranır, bu taaaa uzak memleketlere kadar da varabilir. Ama Bizim memlekette, bu isimler çok güncel isimler değildir, seyrek konulan isimlerdir, O yüzden, ben size bunun daha kolay yöntemini anlatacağım. Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail isimlerini bulamazsınız, daha kolay yöntem şu şekilde :

1.Mikail Aleyhisselam
Yine önce bu isimdeki şahıs ve mekan ve şeyler aranır, bulunamaz ise
Dedim ya yön olarak, ön arka sağ ve sol tarafımızda şimşek, yıldırım, yağmur, rüzgar, fırtına, deprem, gibi isimler aranır yani Mikail aleyhisselamın görevleri olan, yada sıfatları olan isimlerden bir tanesi aranır, bu ama insan ismi olsun, ama bir ev, veya site ismi,şehir ismi, veyahut da bir fabrika İsmi olsun, bu isimdeki yer veya şahıs, hangi tarafımızda ise, biz o tarafımızdan o Melek'e bağlıyız ve o melek Hz. Mikail aleyhisselamdır. Bulunan O melek isminin yönü, bizim doğum evimizde ise, Biz doğarken O Melek o tarafımızdaymış.

2.Cebrail Aleyhisselam
Yine önce bu isimdeki şahıs ve mekan ve şeyler aranır, bulunamaz ise
O melek ismi önce cebaril isimli kimseler aranır, bulmaz isek, Hz Cebrail, Peygamberin kalbine kurani indiren, yani ilk canlı Kuran, Hz cebrail, öyle olunca Kuranın isimleri olan, Furkan, Hikmet, Şifa, ceza,.... bu isimler ve Kuranı Kerim'in diğer bütün isimleri, Kuranı Kerim'in isimi olarak geçen, isimlerden olan şahıslar veya yer veya mekan isimleri, hangi tarafımızda ise, o tarafta da Cebrail Aleyhisselam vardır. Kuran'ı Kerim'i ilk bilen ve vahyeden olduğu için, yürüyen Kur'an Muhammed diyoruz ya, ama Muhammed'e de öğreten, Muhammed'den önce Cebrail vardı, Cebrail esas Kur'an oluyor, öyle olunca, Cebrail Aleyhisselam'ı, Kur'an'ın isimlerini nerede görürsek, o tarafımızda da Cebrail Aleyhisselam var demektir, o cephemiz, de hangi cepheyse, önümüzde, ardımızda veya sağımızda, solumuzda  veya köşemizde, bu da ikincisi.

3.israfil Aleyhisselam
Yine önce bu isimdeki şahıs ve mekan ve şeyler aranır, bulunamaz ise
İsrafil Aleyhisselam'ın gelince, İsrafil aleyhisselam sur üfüren veya borazan üfüren demekdir, borazan ne demektir, borazanlı, yani elinde Neyi tutuyordu, sur üfürmek, üfürmek ile, Yani bu musevilerin, o boynuzu üfürmeleri de onu temsil eder. ve kuşlar borazanlı hayvanlardır. öten hayvanlardır. Hele birinci olaraktan horuz onu temsil eder, Şahin, karga, kartal, Bülbül,..tavuk horoz, yani her türlü kuş, horoz, tavuk, tavus kuşu, deve kuşu, kuş cinsi her hayvanın ismini taşıyan  hayvan, şahıslar, veya yer ve mekan veya şeylerden,  onun lakabını veya ismini taşıyan kimseler, hangi tarafımıza düşüyorsa, o tarafımızda da İsrafil aleyhisselam vardır. o tarafımızda duruyor, o tarafdan Biz İsrafil aleyhisselama bağlıyız demektir.  şu şekilde bir ilave de yapalım, müezzin, yani insanlardan öten borazanlı ne demektir, ezan okuyan,  yani Öyle olunca mahallemizin müezzininden nerede durduğunu biliyorsak, O da yine İsrafil Aleyhisselam'ın ne yanda durduğunu gösterir, yahutta onu da bulamazsak, mekan olaraktan, Minare evimizin hangi tarafına geliyorsa, o tarafta yine, İsrafil Aleyhisselam'ın ne tarafımıza hangi köşemizde durduğunu gösterir. Yine şarkıcı, türkücü ve sanatcılar,... onu temsil eder. Eğer soracak olursanız bir şehrin her yönünde cami ve minare var, O zaman ne olacak derseniz, Size en yakın olan Sizinki.

4.Azrail Aleyhisselam
yine önce bu isimdeki şahıs ve mekan ve şeyler aranır, (Azra,Zara,Zarel,Zarael,Ecel,Katil,vahşi..) bulunamaz ise
Azrail Aleyhisselam'ın Etrafınızda durduğu yere gelince, öldüren ve zarar veren her hayvan, her insan, her şey, her alet, her Erdavat, mesela yanınızda silah tabanca tüfek tank,... fabrikası var, zararlı mı? zararlı, insan öldürürmü evet öldürür, yani Azrail demek olmaz mı? Bıçak Fabrikası var, zararlı mı, zararlı ,adam öldürebiliyor mu, öldürüyor, öldüren bir alet Erdevat ne varsa, fabrika olsun, yahut insan olsun, yani bir katil insan var oda aynı, veya yılan, timsah, kaplan, panter gibi, insani öldürebilen bir hayvan ve, canlı olsun hepsı onu temsil eder. Mesela yanınızda,  komşunuz bir katil adam var, O adam Azrail'in ne yönde olduğunu gösteriyor Size. Yine  yanınızda bir tane Bıçak Fabrikası, O da diyor ki size, öldüren bu tarafta diyor, yani öldüren kim idi, Azrail'i di. ve burada artık kendiniiz daha fazla yorum getirirerekten bulabilirsiniz. O da, o da sizin haritanızda, Azrail Aleyhisselam'ın, hangi tarafımızda olduğunu, ve hangi taraftan size bağlı olduğunu, ve doğum haritanızda, Siz doğarken Azrail in, ne tarafınızda durduğunu gösterir.

5.Feryail ve Ferruh Aleyhisselam
yine önce bu isimdeki şahıs ve mekan ve şeyler aranır, bulunamaz ise
Feryal veya Feryail ve Ferruh Aleyhisselam, rüzgarların prensesi ile prensinin, hangi tarafımızda durduğuna gelince, size hangi taraftan Meltem yeli esiyorsa, yani Meltem yelinden kasıt, size hangi taraftan bir iyilik geliyorsa, o taraf Ferruh Rüzgarı, ferahlık Rüzgarı, erkek olan rüzgar, Ferrruh aleyhisselam o tarafınızda duruyor demektir. Hangi taraftan da size, elem ve keder, çile geliyorsa, o tarafta da Feryal Rüzgarı, ama Feryail Ferruh'un komutanıdır, Ferruh komutan değildir, Ferruh onun askeridir. Çünkü Allahu Teala insanı, Adem'i ilk defa çamurdan yarattığında, kuruması için, 40 sene çile Rüzgarı, yani Feryail esmiş, bir senede Ferruh rüzgarı esmiş, ve bu yüzden insanın ömründe, insana şans ve surur  (1/40) 40 da 1  güler, ve vurar kapıyı çalar.

NOT :
Yine önemli bir açiklama daha, Mesela Sen zaten bıçak Fabrikası'nın sahibimisin, ya da oğlusun, Eee sen Azrail grubundansını zaten, onun soyundansın, ya da silah fabrikasında mı çalışıyorsun yada  müdavim askermisin, Azrail grubundansın.

Yine senin isimin veya lakabın Rüzgar mı, Tayfun mu, şimşek mi, yıldırım mı,... sen Mikail soyundansın.
onun grubundasın, Mesela sen elektrik kurumunda çalışıyorsun, elektrikci misin, elektriğin simgesi ne idi, Şimşek şeklindeydi, Yani sen yine Mikail Aleyhisselam'ın grubundansın soyundansın. Zaten sen onlardansın. Sen Mesela hafızsin,  sen o zaman zaten Cebrail grubundansın soyundansın.

Bu derste buraya kadar.


--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 27 Eylül 2019 Cuma

Original Kar © glan


Read More Read More / Comment Comment
Dua ile Kar Yağmur Yağarmı

Dua ile Kar Yağmur Yağarmı

(Kar©glanin 10 Aralık 2019 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ وَلَا يَز۪يدُ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا خَسَارًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve nunezzilu minel kur’âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil mu’minîne ve lâ yezîduz zâlimîne illâ hasârâ.

Meali :

Kur’ân’dan indirdiğimiz şeyler, mü’minler için şifadır ve rahmettir. Ve zalimlerin sadece hüsranını ve ziyanını artırır.

Sadakallahul Aziym İSRA Suresi 82. ayet


Hicretin altıncı yılında büyük bir kuraklık ve kıtlık her tarafı sarmıştı. Ramazan ayında, bir cuma günü, Resûl-i Ekrem Efendimiz hutbe irad buyururken, kendisinden, "Allah'a dua et de bize yağmur versin." diye rica edildi. Bunun üzerine

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Allah'ım! Bize yağmur ver. Allah'ım! Bize yağmur ver." diyerek duâ etti.

( Hadis-i Şerif , Buharî, 1:179; Müslim, 2:613.)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Kabe küp şeklinde, Yani ev şeklinde, yani  yeryeryüzünde  ilk defa  bina edilen ev. Ev yapan  birisi,  nasıl O evi yaparken birçok emek harcar ise, Allah da insanı yaratmış, her bir insanın içine kalp koymuş, yani kabesi içinde, ve kainatı yaratmış, kainatın kalbi de bizim Yıldız sistemimiz. insan evi  yapmaya  başlar, ve  tamam edince,  nasıl ona zarar  gelmesine razı gelmez ise,  Allah  da  bu Kainata,  ve Dünyamıza, ve içindeki  binler insan,  binler hayvan ve nevisine, yüzlerce çeşit elementine emek harcamış, nasıl insan  kendi emeğine zarar gelsin istemez ise, Allah insanoğlundan daha kıskançtır, O da, yaptığı bunca emeğe zarar gelsin istemez, ve eğer Bizler ve Sizler, İnsanoğlu, yeryüzünde, Uslu bebeler olup, adamlar olup, doğru duran adamlar olursak, Allah da elbet, bu kadar emeğini zayi edip, kainatı ve dünyamızı, kıyamet ile yok edip yıkmaz. Bak dünyada, sigara sigara ile tutuşturulabiliyor,  Ateş ateş ile  tutuşturalabiliyor, yine Kibrit ve Çakmak ile tutuşturalabiliyor, Allahu Teala Kuran'ı Kerim'de salihlerle iyilerle beraber olun diyor:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ الصَّادِقِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe ve kûnû meas sâdikîn.

Meali :

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla iyiler ile salihler ile beraber olun.

(Sadakallahul Aziym TEVBE Suresi 119. ayet)

Yani iyilik de, aynı ateşin ateşi tutuşturduğu gibi, iyilerde, iyilerin iyiliğini tutuşturabilir. Allahu Teala yine kur'an-ı Kerim'de yeryüzünü iyilere miras bırakacağını beyan ediyor:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

أَنَّ الْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

ennel arda yerisuhâ ıbâdiyes sâlihûn.

Meali :

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”

(Sadakallahul Aziym ENBİYA Suresi 105. ayetten pasaj)

dünyada yeryüzünde iyilik hakim olursa elbet Allah burayı cennete çevirecektir. Allahu Teala rahmetinin gazabını koyup geçtiğini buyuruyor

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Rahmetim gazabımı geçti."

( Hadis-i Şerif , Aclunî,Keşfü'l-Hafâ, 1/448)

bak nice Yıldız sistemleri var, Onların içinde gezegenler var, İçlerinde bir damla rahmet, yani su yok, Su yani rahmet, sadece bizim sistemimizde var. Allah'ın rahmeti, İşte bizim üzerimize, Biz insanoğlunun üzerine, rahmeti gazabını koyup geçmiş, ve dünyanın 4'te 3'ü su, insanın 4'te 3'ü su, yani rahmeti gazabını koyup geçmiş. dışarıdaki gezegenlerin bazıların da asit var, yakıp kavuruyor.


Hazreti İsa'yı bekleyen Hıristiyan alemi ve diğer din mensupları, yılbaşında kar bekliyorlar, Nikolous bekliyorlar, Biz ise, Müslümanlar olarak, günahlarımızın affını istiyoruz, Ey Rabbimiz! bu dünyada bize açacağın, tertemiz bembeyaz, yeni bir sayfa istiyoruz. Yarabbi! günahlarımızı ört, yılbaşında bize beyaz bir sayfa aç, Her taraf bembeyaz olsun, kar ile ört, yeni bir yıla, temiz bir sayfa ile başlayalım. insanlık alemine bir şans daha ver Allah'ım, Belki bu sene, defterimizi kirletmeyiz, bu senemizi kirletmeyiz. Onların istekleri ile bizim isteklerimiz farklı görünüyor ama, aslında aynı şeyi istiyoruz. ya Rabbi! bize bir şans daha ver, temiz bir sayfa daha ver,  beyaz bir yılbaşı ver. Bize Hayırlı ve bereketli bir yılı Armağan et Ya Rabbi.
Kötü düşünüp, pis pis Nazar eden, şom  ağızlıların şerrinden yine sana sığınıyoruz Ya Rabbi, bizi himayene al, onların zarar vermesine engel ol.

Ben evlenirken Aralığın sonuydu,  o sene  iyi günlerde(yaz günlerinde)  evlenenler  siyah damatlık Elbiseleri kapmışlar,  bana da,  bir tane beyaz damatlık elbise kalmış, ve ben  evlenirken  kış  mevsimide  beyaz  damat  elbisesi  giydim,  yani 

"Züleyha nın  düşkünü, beyaz  giyer kış günü" oldu.

öyle olunca  biz Mehdi isek, beyaz damatlık bize yakışır. yani yılbaşında kar yağdırmak Bize düşer, zaten Allah benden önce seçimini yapmış ve bize damatlık olarak, beyaz  damat  elbisesi ayırmış, bizi  siyah ve karanlık günler değil, İyi günler, beyaz günler bizi bekliyor inşallah-u Rahman. Yer demek Toprak demek, ve ana ve kadın demek, yar  ve sevgili demek, ve yerede  kar yağar ise,  O da beyaz gelinliğini giymiş ve Gelin olmuş olur. Mehdiye gelinliğini hazırlamış olan gelinler, yılbaşına hazır olun, kar yağacak inşallah. iyi düşünelim ki, iyi şeyler başımıza gelsin. Plasebo etkisi yani.

Ebû Hüreyre’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, mescidin kıble tarafında bir balgam görmüştü. İnsanlara dönerek:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“–Bâzılarına ne oluyor ki Rabbine yöneliyor ve önüne tükürüyor. Biriniz kendisine dönülüp yüzüne tükürülmesini ister mi?..” îkâzında bulundu.

(Müslim, Mesâcid, 53)


Başka kısa bir meseleye değinecegim.  hani bir hikayesi var ya :  yeni bir evliya türer,  meşhur olur, başka bir evliyanın müritlerini çalmaya başlar. Bu evliyada müritlerini toplar, Hadi gidip görelim bakalım, marifeti neymiş diye ona doğru giderken, onu kıbleye karşı tükürürken yakalarlar, müritlerine der ki kıbleye tükürmek sünnete aykırı, kıbleye tüküren dinden çıkar, Haşa kafir olur gibi atfedip, sünnete aykırı hareket edenin ardından gidilmez deyip, müritlerini toplamak ister.

"Cüneyd-i Bağdâdî, takvâ ehli olduğu söylenen birini ziyâret için gittiğinde, onun kıble istikâmetine tükürdüğünü gördü. Bunun üzerine:

“Bu adam sünnete uymuyor!” düşüncesiyle görüşmeyip geri döndü. "

Fakat bu mesele sanki Saidi Nursi'nin  Fötr  şapka giyilmez deyip de, Atatürk ün, onu alıp gelip karşısına dikip, kafasına fötür şapka giydirip, Sen şimdi bu şapkayı giyince kafir mi oldun deyince, cevap bulamayıp, Ben giymedim, Sen giydirdin, giydiren kafir olur demiş ya, Yani işte aynı  olayin değişik versiyonu. Müslümanlar böyle incik cincik da kalmış, kıbleye tükürmek insanı kafir mi eder KIBLE ne taraf vazimizi hatırlayın, şu an binler insan KIBLEYE karşı belkide  cima eder vaziyette, peygamberin bundan muradı bu değil elbet. fötür şapka giymek insanı kafir mi eder, küfür Allah inkar edenin yaptığı iştir. fötr şapka giyince Allahi inkar etmiş mi oluyoruz. Hadi ben giyeyim bakalım, dini, Allah i, kitabi peygamberlerini inkar etmiş mi oluyorum, bunun kafirlik ile  alakası ne, din ile diyanet ile alakası ne? Hepsi gurur ve nefisten gelen bir ses, gururuna yediremediği için, o sözü söylemiş yoksa  ne fötür şapka giymek, ne de kıble istikâmetine tükürmenin, dinden çıkarma gibi bir yetkisi yok. Allah her yerde her yönde, ne yana tükürelim o zaman, Allah bir yönünü KIBLEYE mi tutmuş sadece? garip garib! dindar hocalarin bu hataya düşmesi çok garip, elbette mescidin icinde kıble istikâmetine tükürülmez tabiki, secde edecegin yere tükürülür mü!

Yine başka bir mesele

Hz  Adem de burada, Kabil'de burada, Habil de burada, buradan aşağı indiler, Cennet Burası ise, buradan aşağı indiler, ve o hadis bunu ispat ediyor ki, Peygamberimiz demiş ki :

"Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mü'min olarak sabaha erer, akşama kafir olur; mü'min olarak akşama erer, sabaha kafir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse Hz. Âdem'in iki oğlundan hayırlısı olsun (mazlum olsun, katil değil)

( Hadis-i Şerif , Ebu Davud, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizî, Fiten 33, (2205))

O gün gelince zulüm artınca, Siz Kabil gibi olup, katil olarak ahirete göçmeyin, habil'den taraf olun, mazlumdan taraf olun buyurmuş. insan kavgasın da bu Hadise binaen, karşısındakini öldürebilir, ve Kabil olaraktan, katil olaraktan yazısını yazdırabilir, ama Allah bizlere, o hadisin uğuruna, Mazlumlardan ve habil'den tarafa olmamızı istedi. Habil gibi yenilsek de, dövülsek de, yinede Muhammed'in sözü yerine gelir, o, Mazlumlardan olun dedi,  zalimlerden olmayın dedi, Güreşte öğle çıgırir  çıgırtkan, “Pehlivan pehlivan! yenildim diye üzülme, üste çıktım diye sevinme, yenmekte var, yenilmekte var.”


Yine önemli başka bir mesele

  Peygamberimizin  kendi zamaninda  yağmur duasini  çıktigini ve duasının kabul olduğunu, öyle Yağmur yağmış ki hatta, sonra yeni dua etmek durumunda kalmış, ve üzerimize değil etrafımıza etrafımızda diye dua ettiğini bildiren hadis-i mevcut.

Hicretin altıncı yılında büyük bir kuraklık ve kıtlık her tarafı sarmıştı. Ramazan ayında, bir cuma günü, Resûl-i Ekrem Efendimiz hutbe irad buyururken, kendisinden, "Allah'a dua et de bize yağmur versin." diye rica edildi.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, "Allah'ım! Bize yağmur ver. Allah'ım! Bize yağmur ver." diyerek duâ etti.

(Buharî, 1:179; Müslim, 2:613.)

Bir anda ayna gibi berrak olan gökyüzünde bulutlar belirdi. Ve yağmur yağmaya başladı. Peygamber Efendimiz bu sefer, "Allah'ım! Bu yağmuru bardaktan boşanırcasına yağdır ve hakkımızda hayırlı kıl."

(Buharî, 1:179.) diye duâ etti.

Enes bin Mâlik der ki: "Üzerimize öyle bir yağmur yağdı ki, neredeyse evlerimize gitme imkânı bulamayacaktık. O gün, ertesi gün, daha ertesi gün, tâ öteki cumaya kadar yağmur yağmaya devam etti."

(Buhârî, 1:179; Müsned, 3:261)

Cuma günü Peygamber Efendimiz yine hutbe irad ederken, bu sefer yağmurun dinmesi için duâ etmesini şöyle rica ettiler:

"Yâ Resûlallah! Evler, yağmurdan yıkılmaya başladı. Yollar kapandı. Allah'a dua etsen de yağmuru kesse!"

(Müsned, 3:261)

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz tebessüm buyurdular, sonra da ellerini kaldırarak, "Allah'ım! Çevremize yağdır, üzerimize değil."

(Müsned, 3:261; Müslim, 2:613) diyerek duâ etti.

Yine Enes bin Mâlik der ki:

    "Resûlullah Aleyhisselâm duâ ederken de eliyle, semânın neresine işaret ettiyse orası açıldı ve Medine üstü, açık bir meydan gibi oldu. Medine çevresine yağmur yağarken, Medine'ye bir damla bile düşmüyordu. Etraftan gelenler, oralarda bol bol yağmur yağdığını haber vermekte idiler."

(Müslim, 2:614)

Bu, Resûl-i Ekrem Efendimizin yaptığı ilk yağmur duâsıdır. Bundan başka çeşitli zamanlarda beş yağmur duâsı daha yapmışlardır.

Bizi ve tarikatımızı yolumuzu inkar eden ey münkir!  dua ile  Yağmur  Yağiyor ise, peki  dua ile niye  Kar yağmasın,  dua  ile neden Güneş te  açmasın. O hadis buna delildir, hadis demek zaten, Hadise olay demektir, peygamberin başından geçen o olay, bize Delil ve ispat için yeterlidir.

Hazreti Ali efendimizin başından geçen şu Hadise de yine bu olaya Delil ve ispat tır.
Kader ve  ahireti  yani öldükten sonra  Dirilişi  inkar eden bir kafir gelmiş  ona demiş ki, Sen öldükten sonra dirilecegine mi inanıyorsun demiş,

Ali efendimiz de  Demiş ki, 

Biz  Müslüman olarak, Allah a inandik , namaz kıldık, oruç tuttuk, efendi insanlar olduk,  şayet Ahiret var ise biz kurtulduk ,  ya siz?  Eğer Ahiret  yok ise, zaten hepimiz  kurtulduk.


Yani bizim Tarikatı mızda uçmak kaçmak hikayeleri yok, Cennetten cehennemden geçirme hikayeleri yok, biz ne yapıyoruz? dua edince  kar ve yağmur yağıyor dedik. ve bizim zikirlerimizin neredeyse hepsi, Kur'an'dan, ya da sünnetten, hadis ve ayetler, yolumuzdan gidenler, bunları Okumakla, zikretmekle ne zarara uğrar. En azından kuranı zikretmiş olur,  bunun zararı nerede, ya size inkar ne getiri  yapar, bizimki en azından sevap kazandırır. zararı ne ola ki.

Kur'an okumak ancak kafirlere zarar verir ayet ile sabit.


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ وَلَا يَز۪يدُ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا خَسَارًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve nunezzilu minel kur’âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil mu’minîne ve lâ yezîduz zâlimîne illâ hasârâ.

Meali :

Kur’ân’dan indirdiğimiz şeyler, mü’minler için şifadır ve rahmettir. Ve zalimlerin sadece hüsranını ve ziyanını artırır.

Sadakallahul Aziym İSRA Suresi 82. ayet

Yine başka bir mesele

Peygamberimizin haram koyma yetkisi olup olmadığı hakkında

Mesela dünyadaki insanlar stop levhasında durmayı Kural olaraktan koymuşlar, bu dünyanin geneline  münhasır  bir yasak ve Kural,  peki, böyle  peygamber olmayan dünya insanlarinin bile, böyle yasak ve haram koyma yetkisi olacak da, Peygamberimizin böyle bir hukuku olmasın,  Neden o yetkisi  olmasin. Elbet var, elbet var, Mehdi'nin de aynı Kuvveti ve yetkisi var.

Yine hem komik hem güzel bir mesele

Mesela ben, başka birisinden  güzel bir yemek yiyince

"Gecemişlerinin ruhuna deysin." deriz

Bu söz Haktır, çünkü bugün bilim adamlari  biliyor ki, hipotalamus (Alt beyin) insanin evrimindeki  sürüngen gecmişine kadar gidiyor, Bu duayı etmek ile insan, Yani senin hipotalamusun beslensin demek oluyor. yani ben yiyince sana sütmü incek konusu ile, halbuki  yediğin  o lokma, taa hipotalmusa gidip, hipotalmus beslenince, onlara RIZIK gitmiş oluyor.

o hak mıdır? evet hipotalamus böyle beslenir.

Yine başka bir mesele de

Efsanelerde Eşek Kulaklı Midas, yani tuttuğunu altın eden kral diye birisi vardır. Yakın zamandır İnsanoğlu, toprağı altına çevirmenin kimyasal formülünü arıyor, ve acaba Eşek Kulaklı Midas Geçmiştemi yaşadı, yahut şimdi zamanımızda, yeni mi yaşayacak. insanoğlu Klon ve gen ile oynayarak, insan genini eşek ile karıştırdığı gün, Eşek Kulaklı Midas doğmuş olacak, Ve o adam toprağı altına çevirmenin formülünü bulacak olan da  o adam. Yine O, kendisi bunun insanlık için hayırlı olmadığının farkına varacak olan adam da o.

Yine başka bir mesele de Cennet kavramları mıza devam edersek

Biz  şu an  şeker hastalığı hapı, şeker  hapını düşündüğümüz zaman, çay veya kahveye  o hapı sıcak suyu katmadan önce katarsan çayı veya kahveyi karıştırmaya gerek yok , Çünkü kendisi eriyor o sırada, ve o hap sadece  şeker hastaları için değil, rejim  içnde kulanabilirisin, yani Allahu Teala bu cennet vaktimiz de, bu cennetin insanlarına, şeker karıştırmayı bile zahmet görüp, onlar şeker bile karıştırmasınlar, hemen İçsinler diye, bize böyle bir nimeti bahşetmiş olmasın.

Rabbim, inananlara da, inanmayanlara da,  bu Cennet vaktinin kıymetini  ve değerini  bilmeyi nasip etsin.



--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 21 Şubat 2019 Perşembe

Original Kar © glan

Read More Read More / Comment Comment
Toplam (709) Sayfa: 1 2 3 4 5 … 709 Sonraki »
Sayfaya Git 

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan


RADYOYA GiR


Foruma Misafir Olarak Gir




FORUMA GiR



Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR

MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)




Dost Sayfalar1:

  • Bizde Blog
  • Bilge Forum
  • Dini Forum
  • Tunca Raşit
  • RT3 Board

Dost Sayfalar2:

  • www.raşit.tunca.at
  • Raşidi Tarikatı Blog
  • Efsane Board
  • Rashid Tunca
  • www.tunca.at

Sosyal Medya Hesaplarımız

                   
                   
  • Bizde Forum
  • Yukarı Git
  • Arşiv
  • RSS
  • impressum
  • Hakkımda
  • iletişim Adresimiz
Support yardım | RAŞiT HOCA | Tarih: 04-20-2026, 11:03 PM Türkçe Çeviri: MyBB, Yazılım: MyBB, © 2002-2026 MyBB Group. | Theme JAMPS