MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Forum Statistics
Members:» Members: 7
Latest member:» Latest member: Muhammed
Forum threads:» Forum threads: 6,337
Forum posts:» Forum posts: 6,987

Full Statistics Full Statistics

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Ramazan ve Orucun Faziletleri: İlahi Rahmetin Sonsuz İklimi

Giriş: Mübarek Ayın Manevi İklimine Yolculuk

İslam âlemi için her yıl heyecanla beklenen Ramazan ayı, rahmet, mağfiret ve bereket mevsimidir. Bu mübarek ay, Yüce Allah'ın kullarına sonsuz ikramlarını sunduğu, manevi atmosferin bütün müminleri kuşattığı müstesna bir zaman dilimidir. Oruç ibadeti ile taçlanan bu ay, Kur'an-ı Kerim'in indirilmeye başlandığı, içinde bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi'ni barındıran ilahi bir ziyafet sofrasıdır . Bu makalede, Ramazan ayının ve oruç ibadetinin faziletlerini, ayet ve hadisler ışığında derinlemesine inceleyeceğiz.

1. Ramazan Ayının Önemi ve Fazileti

Kur'an Ayı Ramazan

Ramazan ayını diğer aylardan ayıran en büyük özellik, Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'in bu ayda indirilmeye başlanmasıdır. Allah Teâlâ bu hakikati şöyle bildirir:

    "Ramazan ayı, insanlara rehber olan, doğru yolu ve hak ile batılı ayırt etmenin apaçık delillerini içeren Kur'an'ın indirildiği aydır." (Bakara, 2:185)

Bu ayet, Ramazan'ın kutsiyetinin temel dayanağını oluşturur. Kur'an'ın nüzulüne sahne olan bu ay, müminler için bir hidayet rehberi olma özelliği taşır.
Rahmet, Mağfiret ve Kurtuluş Ayı

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Ramazan ayının faziletini şu hadis-i şerifle müjdelemiştir:

    "Ramazan ayı geldiği zaman cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur." (Buhari, Savm, 5)

Bu hadis, Ramazan ayının manevi atmosferini ne güzel özetlemektedir. Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyrulur:

    "Ramazan ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonuysa Cehennemden kurtuluştur." (İbni Ebiddünya)

Bu ayda her gece, cehenneme girmesi gereken binlerce Müslüman affolur ve azat olur . Bu müjde, Ramazan'ın ne denli büyük bir fırsat ayı olduğunu göstermektedir.
Kadir Gecesi: Bin Aydan Daha Hayırlı

Ramazan ayında saklı bulunan Kadir Gecesi, Kur'an-ı Kerim'de müstakil bir sure ile tanıtılmış ve önemi şöyle vurgulanmıştır:

    "Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır." (Kadir, 97:3)

Bu geceyi inanarak ve sevabını Allah'tan umarak ihya edenin geçmiş günahları affolur . Bu büyük fırsat, Ramazan ayının son on gününde aranmalı ve bu geceler ibadetle ihya edilmelidir.

2. Oruç İbadetinin Farziyeti ve Hikmeti

Orucun Farz Kılınışı

Oruç, İslam'ın beş temel şartından biri olarak Hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır . Orucun farziyeti Kitap, Sünnet ve icma-i ümmet ile sabittir . Yüce Allah orucun farz kılındığını şöyle bildirir:

    "Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı ki sakınasınız." (Bakara, 2:183)

Bu ayette dikkat çeken en önemli husus, orucun gayesinin takva yani Allah'a karşı sorumluluk bilinci kazanmak olduğudur. Oruç, mümini kötülüklerden alıkoyan manevi bir kalkandır .
Orucun Allah Katındaki Özel Yeri

Diğer ibadetlerden farklı olarak oruç, Allah'a izafe edilen özel bir konuma sahiptir. Kutsi bir hadiste şöyle buyrulur:

    "Âdemoğlunun yaptığı her amel kendisi içindir, ancak oruç böyle değildir. Oruç benim içindir ve onun mükâfatını ben vereceğim." (Buhari, Savm, 2)

Bu ilahi beyan, orucun ne denli kıymetli bir ibadet olduğunu ve karşılığının sınırsız olacağını göstermektedir.

3. Ramazan Ayında Yapılan İbadetlerin Sevap Katları

Ramazan ayında yapılan ibadetlerin sevabı, diğer aylara göre katbekat fazladır. Bu konuda İmam-ı Rabbani hazretleri şöyle buyurmuştur:

    "Bu ayda yapılan nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir."

Bu müjde, Ramazan ayında ibadetleri artırmanın ne kadar büyük bir kazanç olduğunu ortaya koymaktadır. Farz namazlar, zekât, oruç gibi ibadetlerin sevabı yetmiş katına kadar çıkarken, nafile ibadetler de farz sevabına denk olmaktadır.

4. Orucun Bireysel ve Toplumsal Faydaları


Manevi Arınma ve Nefis Terbiyesi

Oruç, nefsi terbiye etmenin en etkili yoludur. Oruçlu kişi, gün boyu helal olan şeylerden dahi uzak durarak Allah'ın emrine itaat etmeyi öğrenir. Bu durum, kişiye irade denetimi kazandırır ve haramlardan korunma bilincini geliştirir . Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    "Oruç şehveti keser." (İmam Ahmed)

Gerçek oruç, sadece yeme içmeden değil, boş ve hayasızca sözlerden de uzak durarak tutulan oruçtur .
Sabır Mektebi

Oruç, sabrın yarısı olarak nitelendirilmiştir . Açlığa, susuzluğa ve nefsani arzulara karşı gösterilen sabır, mümini güçlendirir ve hayatın diğer zorluklarına karşı dayanıklı hale getirir. Bu yönüyle oruç, bir sabır mektebidir .
Toplumsal Dayanışma ve Yardımlaşma

Ramazan ayı, zengin ile fakir arasında köprüler kuran, toplumsal dayanışmanın doruk noktasına ulaştığı bir aydır. Oruç sayesinde açlık ve susuzluğun ne demek olduğunu bizzat deneyimleyen mümin, ihtiyaç sahiplerine karşı daha duyarlı hale gelir . Bu ayda zekât, fitre ve sadakalar artar, iftar sofraları kurulur, kardeşlik bağları güçlenir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu ayda yapılan harcamaların faziletini şöyle bildirmiştir:

    "Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır." (İbni Ebiddünya)

Reyyan Kapısı Müjdesi

Oruç tutanlara özel bir müjde vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    "Cennette Reyyan adında bir kapı vardır. O kapıdan sadece oruç tutanlar girecektir." (Buhari, Savm, 4)

Bu müjde, oruç ibadetinin cennetteki müstesna karşılığını göstermektedir.

5. Ramazan'da Yapılması Tavsiye Edilen Ameller

Ramazan ayının faziletlerinden tam olarak istifade edebilmek için bazı sünnetleri ihya etmek büyük önem taşır:
İftar ve Sahur Sünnetleri

    İftarı acele yapmak ve sahuru geciktirmek sünnettir

    Hurma ile iftar etmek sünnettir

    İftar duası okumak: "Zehebez-zama' vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ"

Teravih Namazı

Teravih namazı, Ramazan ayına mahsus önemli bir sünnettir. Bu ayda oruç tutup geceleri de ibadetle geçirenin günahları affolur .
İftar Vermek

Bir oruçluya iftar vermenin büyük sevabı vardır. Hadis-i şerifte, bir oruçluya iftar verenin günahlarının affolacağı, cehennemden azat olacağı ve o oruçlunun sevabı kadar kendisine de sevap verileceği bildirilmiştir .
Mukabele ve Kur'an Tilaveti

Ramazan ayında Kur'an-ı Kerim'i hatmetmek ve mukabele yapmak büyük sevaptır. Cebrail (a.s.) her Ramazan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile karşılıklı Kur'an okumuştur .

6. Oruçlu İçin Önemli Uyarılar

Ramazan ayının manevi ikliminden tam istifade edebilmek için bazı hususlara dikkat etmek gerekir:

    Kötü söz ve davranışlardan kaçınmak: Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Bilhassa oruçlu iken çirkin, kötü söz söylemeyin! Biri size sataşırsa, ona 'Ben oruçluyum' deyin!" buyurmuştur .

    Gıybet ve dedikodudan uzak durmak: Gerçek oruç, sadece aç kalmak değil, tüm azaları günahtan korumaktır.

    Ramazan'a saygı göstermek: Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi günah işlemekle geçer .

7. Ramazan Ayının Manevi Mirası

Ramazan ayı, mümin için bir eğitim kampı gibidir. Bu ayda kazanılan güzel alışkanlıkların, oruçtan sonraki on bir ayda da devam ettirilmesi hedeflenir. Nitekim İmam-ı Rabbani hazretleri şöyle buyurur:

    "Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur."

Bu nedenle Ramazan ayını fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmeli ve Allah'ın razı olduğu işleri yapmalıyız.
Sonuç: Sonsuz Rahmet İkliminden İstifade

Ramazan ayı ve oruç ibadeti, Yüce Allah'ın kullarına bahşettiği en büyük manevi fırsatlardandır. Bu ayda rahmet kapıları ardına kadar açılır, günahlar bağışlanır, sevaplar kat kat verilir. Kadir Gecesi gibi bin aydan daha hayırlı bir geceyi bağrında saklayan bu mübarek ay, müminler için adeta bir kurtuluş reçetesidir.

Oruç, sadece aç ve susuz kalmak değil; sabrı öğrenmek, nefsi terbiye etmek, fakirin halinden anlamak ve takva bilinci kazanmaktır. Bu ibadetle mümin, Rabbiyle arasındaki bağı güçlendirir, günahlarından arınır ve cennete giden yolda önemli bir mesafe kat eder.

Rabbimiz, bizlere Ramazan-ı şerifin hakkını gereği gibi eda etmeyi, bu mübarek ayın rahmet, mağfiret ve bereketinden tam olarak istifade etmeyi nasip eylesin. Âmin.

Kaynakça

    Kur'an-ı Kerim (Bakara Suresi, Kadir Suresi)

    Buhari, Savm, Müslim, İman

    İmam-ı Rabbani, Mektubat

    Tirmizi, Nesai, Taberani, Deylemi hadis kaynakları

    Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları


Bu bir Karoglan Raşit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems, 02 Mart 2026
Turuncu Design Calligraphy Hat Yazili Dini Resimler V270220260142

   

   

   

   

   

   

   

   

   

   

   

   

   

   


Calligraphy,Allah,Muhammed,dini,islam,islamic,religiöse,hatyazisi,diniresim,Hat,Hatsanatı,hatyazısı,tezhib,Turuncu,orange,
Korkulan Son: Kıyamet

21.08.2013 Çarşamba

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَىٰهَا قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّىٰهَا وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّىٰهَا كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَىٰهَآ إِذِ ٱنۢبَعَثَ أَشْقَىٰهَا

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Fe elhemehâ fucûrahâ ve takvâhâ. Kad efleha men zekkâhâ. Ve kad hâbe men dessâhâ. Kezzebet semûdu bi tagvâhâ. İzinbease eşkâhâ. Fe kazzebûhu fe akarûhâ fe demdeme aleyhim rabbühüm bi zenbihim fe sevvâhâ. Ve lâ yehâfu ukbâhâ.

Sadakallahülazîm. (Şems Suresi'nden ayetler)

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin Şemsil Kâinât.
Allahümme salli alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn.

Yolculuğumuza başlıyoruz.

Bugün, korkulan sonu, kıyameti ve onun alametlerini anlamaya çalışacağız. Şems Suresi'nde geçen bazı ifadeler, bizlere varlıkların bir bir bu fani âlemden alınıp baki âleme göç edişinin ipuçlarını vermektedir. Tıpkı Meryem Ana'nın ölümünün ardından Avrupalıların "Maria Himmelfahrt" yani "Meryem'in Göğe Yükselişi" demeleri gibi, her şeyin bir yükseliş, bir vefat anı vardır.

Kur'an-ı Kerim'deki surelerin sıralaması ve ayetler, ilahi bir düzenin işaretleriyle doludur. Örneğin, Kadir Suresi'nde "bin aydan hayırlı" olduğu bildirilen gece, bazı tefekkürlere göre semavi cisimlerin hareketleriyle de ilişkilendirilebilir. Nuh Aleyhisselam'ın kavminde bin seneden elli yıl eksik kalması gibi ifadeler, zamanın göreceliğine ve ilahi takdirin büyüklüğüne işaret eder. Kıyamet Suresi de, kıyametin kopuş anını ve yeniden dirilişi haber verir.

Şems Suresi'nin sonlarındaki ifadeler, adeta birer sembol olarak yorumlanabilir. Önce güneşin (şems) son hidrojeninin tükenmesi, ardından ayın (kamer) yani ona bağlı olanların, sonra da diğer yıldızların bir bir sönmesi... Bu, manevi bir sönüşü, iman nurunun azalışını da simgeleyebilir. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde "Güneş kaybolursa Ay'ı arayın, Ay da kaybolursa iki yıldızı arayın" buyurarak, iman edilecek hakikatlerin birbiri ardınca kaybolabileceğine işaret etmiştir.

Neticede, her canlı gibi her yıldızın da bir ömrü vardır. Güneş'in hidrojeni tükendiğinde söneceği gibi, manevi güneşimiz olan iman da, onu besleyecek salih ameller ve ihlaslı kullar kalmayınca sönebilir. Peygamber Efendimiz (sav)'e ve onun ehl-i beytine, yolunu takip edenlere salat ü selam getirmek, bu manevi güneşi canlı tutmanın bir yoludur. Onun son dalları olarak nitelendirebileceğimiz mehdi ve salih kullar var oldukça, iman nuru da dünyayı aydınlatmaya devam eder.

Ölüm vakti geldiğinde, Ölüm Meleği (Azrail) canı kabzeder, ama canı asıl alan Allahu Teâlâ'dır. "O'ndan geldik, O'na döneceğiz."

Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Allah'ın rızasını dileyerek 'Lâ ilâhe illallah' diyen kimseye Allah, cehennemi haram kılmıştır." Yani, samimiyetle ve sadece Allah'ın rızasını gözeterek bu kelime-i tevhidi söyleyen, cehennem azabından korunacaktır.

Öyle ise gelin ey insanlık! "Ben İsa ümmetiyim", "Ben Musa ümmetiyim" diyenler, hiç olmazsa "Lâ ilâhe illallah" deyin, bu da kurtuluşunuza vesile olsun. Tarihte, müşriklerle yapılan anlaşmalarda Peygamberimiz (sav), onların "Muhammedün Resulullah" ifadesini kabul etmemelerine, sulh olsun diye müsamaha göstermiştir. O, kendini tanımayanlara, dinlemeyenlere bile tahammül etmiş, yeter ki barış ve huzur olsun demiştir. Fakat imanın şartı altıdır; peygamberlere iman dördüncü şarttır. Musa'yı kabul edip İsa'yı kabul etmemek imanda bir eksikliktir. İsa'yı kabul edip Muhammed'i kabul etmemek de öyle. Buna rağmen Peygamberimiz (sav), kendisinin Allah'ın Resulü olduğunu kabul etmeyenlerle dahi anlaşma yapmış, onların kabul ettiği şekilde yazdırıp mühürlemiştir.

Bu durum, zamanla imanda azalma olacağının da bir işaretidir. Tıpkı bir ağacın önce meyve vermez, sonra çiçek açmaz, en sonunda da yaprak vermez olup kuruması gibi. Kuruyan dal, sobalık odun olur. İşte iman da böyle zayıflayacak; önce Peygamber'e iman zayıflayacak, sonra onun izindekilere iman, derken iman o kadar zayıflayacak ki, öldükten sonra dirilmeye iman dahi kaybolacak. Bu, tohum vermeyen ağaçların, çekirdeksiz meyvelerin çoğalması gibidir. Tohum olmayınca yeni nesil nasıl devam edecek? İşte böyle bir zamanda, çocuğu olmayan Zekeriya'ya Yahya'yı veren Allah'a iman etmek, insanı kurtaracaktır. Bu çağın alametleri belirmeye başlamıştır.

Bir vaazımızda, gergedanın son damla menisini alıp suni yollarla gergedan dünyaya getiriyorlar demiştik. İnsanoğlu, annesiz babasız dölleme, klonlama yöntemleriyle hayvan, meyve, hatta çocuk meydana getirmeye çalışıyor. Böylece bütün bağlarını, geçmişinden, yaratılış gayesinden koparıyor. Bağlarını koparan, soyunu kendi elleriyle kurutan insanoğlu, elbette Adem'i de, Muhammed'i de inkâr eder. Çünkü artık manevi bağlarını koparmıştır. Bağını koparan dananın sonu kasapta et olmaktır. İşte insanoğlu da, kaynayan kazanda yanıp kavrulan dünyada, pişen ete dönüverir. Göz göre göre gidilen bu son, görünen köy kılavuz istemez.

Rabbim, korkulan sonun, kıyametin şiddetinden inanan mümin kullarını emanında muhafaza eylesin.

El-Fâtiha.

21.08.2013 Carsamba

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Original Kar©glan
Livaül-Hamd Sancağı

30. 08. 2013 Cuma

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْأَنفَالِ ۖ قُلِ ٱلْأَنفَالُ لِلَّهِ وَٱلرَّسُولِ ۖ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَصْلِحُوا۟ ذَاتَ بَيْنِكُمْ ۖ وَأَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ إِنَّمَا ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ ٱللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُهُۥ زَادَتْهُمْ إِيمَٰنًا وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Yes'elûneke anil enfâl kulil enfâlü lillâhi verrasûl fettekullâhe ve aslihû zâte beyniküm ve etîyûllâhe ve rasûlehû in küntüm mü'minîn. İnnemel mü'minûnellezîne izâ zükirallâhü vecilet kulûbühüm ve izâ tüliyet aleyhim âyâtühû zâdethüm îmânen ve alâ rabbihim yetevekkelûn.

Sadakallahülazîm. (Enfal Suresi, 1-2)

Allahu Teâlâ buyuruyor ki: Sana enfali (ganimetleri, savaş hukukunu) soruyorlar. De ki: Enfal, Allah'ın ve Rasulü'nündür. O halde Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Rasulü'ne itaat edin, eğer mümin iseniz. Müminler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O'nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman imanları artar ve onlar Rablerine tevekkül ederler.

Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed.
Allahümme salli alel âmilînes sâlihîn.
Rabbenâ, beynelmüslimîne vahdet ve'luhde ve adl ve rahmet nasîb eyle.

Yolculuğumuza başlıyoruz.

Bugün, yolculuğumuz savaşın eşiğindeki insanlığa, özellikle de kardeş coğrafyalarda akan kana dairdir. Maalesef ki fitne ateşi yakılmış, insanlık haşrin, yani büyük toplanma ve hesap gününün alametlerini yaşar olmuştur. Evlat annesinden, anne baba evladından, kardeş kardeşinden kaçar olmuştur. Hesap sorma ve hesap verme zamanı gelmiştir. Halk yöneticilerinden, evlatlar ebeveynlerinden hesap sorar olmuştur. İşte böyle bir zamanda, müminlerin duası, Peygamber Efendimiz'in (sav) Livaül-Hamd sancağı altında toplanmaktır. Peki, bu sancak nedir? Bizler nasıl onun altında toplanacağız?

Dünya, evsizlerin evi, malsızların malıdır. Dünya malını toplayanlar, onun peşinde koşanlar, asıl gerçek olan ahiretten gafildirler. Ebû Hüreyre (ra) şöyle anlatır: Bir gün Rasulullah (sav) bana, "Ya Ebu Hüreyre, sana dünyayı biraz göstereyim mi?" buyurdu. Ben de, "Evet ya Rasulullah" dedim. Elimden tuttu, bir süprüntülüğe götürdü. Orada insan kafatasları, hayvan kemikleri, eski püskü elbiseler, atılmış çöpler vardı. Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: "Ya Ebu Hüreyre! Şu başlar, bir zamanlar sizin başlarınız gibi hırs ve tamahla doluydu. Şimdi birer kuru kemik. Yakında toprak olacaklar. Şu atılmış pislikler, türlü türlü nimetlerdi. Çok çalışılıp uğraşılarak elde edilmişti. Şimdi öylece atılıp bırakılmışlar. Şu eski püskü elbiseler, o kuru kafaların kaftanlarıydı. Şimdi onları yırtıp atmışlar. İşte dünyanın sonu budur."

Bu hadis-i şerif, dünya için birbirine giren, menfaat ve iktidar hırsıyla gözünü kırpmadan kardeşini katleden insanlığın halini ne güzel anlatmaktadır. Hani Karun? Hani Sultan Süleyman? Hani atanız, dedeniz? Çalışıp çabalayıp elde ettikleri ne oldu? Bir lokma ekmek için koşturup duruyoruz, oysa yarın hepsi toprak olacak.

Öyleyse, bu fani dünyaya aldanmayın. Bir günlük petrol için, dünyalık birkaç menfaat için birbirinizin kanına girmeyin. Varsın garibanlar da yaşasın. Bakın, bir çift gülen göz, yeşerip yaprak açan bir bitki insanı ne kadar ferahlatır. Rabbimiz, inananların salihlerin yolunu, yani ıslah ve sulh yolunu seçmelerini, aralarında kavga olmadan yaşamalarını emrediyor. Çünkü bu dünya kavga etmeye değmez. Bir gün her şey toprak olacak. Yeniler eskiyecek, tazeler bayatlayacak, doğanlar ölecek. Öyleyse ey insanoğlu! Sen, elbet bir gün terk edeceğin bu dünyayı mı istersin, yoksa tükenmeyen nimetler yurdu cenneti mi? Cennette yediğin lokma, tuvalete dönüşmez. Orada çöp yok, leş yok, tükenmek yok.

Gelin ey insanlık! Zaman varken durdurun bu savaşları. Mehdi’nin ve salihlerin yolu olan sulh ve barış yolunu seçin. Enfal Suresi’nin işaret ettiği yolu seçin. Temizlerin ve temizlenmeyi sevenlerin yolunu seçin. Cennet yolunu seçin. Osmanlı, sefere çıkmıştır, savaşa değil. Onlar Allah’ın ismini duyurma görevini ifa ederken, yaptıkları işe "sefere çıkmak" demişlerdir.

Unutmayın, Allahu Teala kudsi hadiste şöyle buyuruyor: "Bu dünyayı isteyene bu dünyayı veririm. Ahireti isteyene ahireti veririm. İkisini birden isteyeni ikisinden de mahrum ederim." Kendini Müslüman zannedip de hem dünya iktidarını hem de ahireti isteyenler, ikisinden de mahrum kalırlar.

Döven, söven ağabey sevilmez. Siz Kabil gibi bir ağabeylik mi etmek istersiniz, yoksa Yusuf gibi olmayı mı? İçinizden bir Yusuf çıkmışken, kuyudan çıkmak sizin elinizde. Hidayet yolunu seçin ve kuyudan çıkın. Savaş yerine, zulmün hafifini de olsa seçin, canlara kıymaktansa.

Artık nasihat, alanadır. Dinde iman edene nasihat edilir. Asilerden nasihat sorulmaz, zalimlerden merhamet beklenmez.

Öyleyse, Livaül-Hamd sancağı nedir, nerededir ve onun altında nasıl toplanılır? Bulmacayı çözmeyi size bırakıyorum.

Rabbim, o çetin günde, mahşerde toplanıldığı günde, inanan mümin kullarını Muhammed Mustafa'nın (sav) Livaül-Hamd sancağı altında toplamayı nasip eylesin.

El-Fâtiha.

30. 08. 2013 Cuma

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Original Kar©glan
Haklı Dava ve Haklı Davanın Silahı

07. 09. 2013 Cumartesi

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَإِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ءَأَنتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ ٱتَّخِذُونِى وَأُمِّىَ إِلَٰهَيْنِ مِن دُونِ ٱللَّهِ ۖ قَالَ سُبْحَٰنَكَ مَا يَكُونُ لِىٓ أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِى بِحَقٍّ ۚ إِن كُنتُ قُلْتُهُۥ فَقَدْ عَلِمْتَهُۥ ۚ تَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِى وَلَآ أَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِكَ ۚ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّٰمُ ٱلْغُيُوبِ

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ve iz kâlellâhu yâ îsebne meryeme e ente kulte lin nâsittehizûnî ve ümmiye ilâheyni min dûnillâh(kâle) subhâneke mâ yekûnu lî en ekûle mâ leyse lî bi hakk(hakkın) in kuntu kultuhu fe kad alimteh( alimtehu) ta’lemu mâ fî nefsî ve lâ a’lemu mâ fî nefsik(nefsike) inneke ente allâmul guyûb(guyûbi).

Sadakallahülazîm. (Mâide Suresi, 116)

Allahu Teâlâ buyuruyor ki: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara ‘Allah’tan başka beni ve annemi de iki ilah edinin’ dedin?” İsa (as) ise şöyle cevap veriyor: “Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer onu söylemişsem, şüphesiz sen onu bilirsin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ben ise senin zatında olanı bilemem. Şüphesiz ki sen, gaybları hakkıyla bilensin.”

Bu ayet-i kerime, bizlere çok mühim bir ders vermektedir. Peygamber de olsanız, Allah'ın size verdiği sınırları aşmamalısınız. Hz. İsa (as), nefsinden söylediği bir sözle, insanların yanlış bir inanca kapılmasına vesile olmuş, bunun üzerine Rabbimiz onu vefat ettirip katına almıştır. Olayı bizlere ibret vesikası olarak Kur'an-ı Kerim'de bildirmiştir. Hz. İsa (as) “Rabbim, ben o sözü söylerken niyetim senin kudretine ortaklık değildi, sen benim nefsimi en iyi tanıyansın” diyerek teslimiyetini göstermiştir.

Bu kıssadan hareketle, haklı bir davanın savunulması ve bu uğurda kullanılan araçların meşruiyeti üzerine düşünmeliyiz. Bir evinize hırsız girdiğinde, canınızı ve ailenizi korumak için mutfak bıçağını kullanmanız, o bıçağı “temiz” veya “pis” olarak nitelendirmekten daha önemlidir. Önemli olan, davaların haklı olup olmadığıdır. Haklı bir davada, meşru savunma amacıyla kullanılan her araç, o an için eldeki tek imkân olabilir. Bu durumda, bir hakimin vereceği karar, kişinin meşru savunma yapıp yapmadığına dair olmalıdır, yoksa kullanılan aracın niteliğine dair değil.

Kâinattaki düzen, tek bir yaratıcının varlığını ve birliğini gösterir. “Allah birdir” inancı, imanın temelidir. Ancak bu birlik, yarattıklarında bir çokluk ve çeşitlilik olduğu gerçeğini değiştirmez. Her birimiz, Allah'ın ruhundan üflediği varlıklarız. Bu yönümüzle hepimiz O'nun kudretinin birer yansımasıyız. Hz. İsa’nın (as) “ruhullah” olarak anılması da bu hakikatin bir ifadesidir. Nefsini bilen Rabbini bilir, sözü de bu derin hakikate işaret eder. Kimimiz bu ilahi ruhun aydınlık yolunu seçer, iyiliğe ve güzelliğe yöneliriz; kimimiz ise nefsani arzulara kapılıp karanlıkta kalır, kötülüğe hizmet ederiz. Kâinatta iyilik ve kötülük, aydınlık ve karanlık mücadelesi hep var olmuştur. Aydınlık, nur ve ziya saçan ulvi ruhların mekânı cennettir; karanlık ve kötülük ise cehennemin yoludur.

Tarih boyunca nice zulümler yaşanmıştır. Habil ile Kabil kıssasında olduğu gibi, kardeş kardeşe zulmetmiş, haklı davasını savunmayan Habil'in suskunluğu, Kabil'in cesaretlenmesine yol açmıştır. Hz. Yusuf'a (as) kardeşleri zulmetmiş, onu kuyuya atmış, köle olarak satmışlardır. Fakat Allah'ın izniyle bu zulüm, Hz. Yusuf'un Mısır'a sultan olmasına vesile olmuştur. Zalimler, Allah'ın emri ve izni dışında bir hareket edemezler. Onların da ruhu Allah'tandır. Allah, dilediğini aziz eder, dilediğini zelil. Şer gibi görünen şeylerden hayırlar çıkarabilir.

Mehdiyi bekleyen kardeşlerim! Keramet, Allah'ın sıfatlarından birini bilip onu Allah'ın emri doğrultusunda kullanmaktan ibarettir. İmtihan, cevapları peşinen verilmiş bir sınav değildir. Gerçek imtihan, doğruyu yanlıştan ayırt edebilme ve hakkı kabul edebilme cesaretini gösterebilmektir. Bu gün hakkı tanımayan, yarın da tanımaz.

Rabbimiz, bizleri ve tüm müminleri, meleklerin sesini duyup iyiyi, güzeli, aydınlığı ve hayrı seçenlerden eylesin. Haklı davalarımızda, hak yolunda, karanlığı dahi silah olarak kullanabilme feraseti ve cesareti versin. Unutmayalım ki zaman bizim zamanımızdır ve asıl olan, bu zamana imzamızı atmak, içinde bulunduğumuz çağı iyilikle yoğurmaktır.

El-Fâtiha.

07. 09. 2013 Cumartesi

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Original Kar©glan
Mehdi, Gündönümü ve Sonbahara Giriş

Tarih: 15 Eylül 2013 Pazar

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

"Halakas-semâvâti vel-arda bil-hakkı ve savveraküm fe ahsene suveraküm ve ileyhil-masîr."

Sadakallahülazîm. (Teğabün Suresi, 3. Ayet)

Meal: "O, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Size şekil verdi ve şeklinizi de güzel yaptı. Dönüş ancak O'nadır."

Allah'ım, sen bütün güzel şekillerin, güzel tasvirlerin sahibi olan Resulün Muhammed Mustafa'ya salat eyle.
Ya Allah! Sen en güzel şekli verenlerin en güzelisin.
Ya Allah! Mümin kullarına cennette cemalini görmeyi nasip eyle.

Yolculuğumuza başlıyoruz.

Sema, isimler, Esma-i Hüsna... Allah'ın isimleri ve zikirdir ki; her kim esmayı öğrenirse, o kimse sağlam bir kulpa yapışmış demektir. Toz duman kalktığında geriye kalanlar, esmayı bilen ve onu zikredenler olacaktır. Allah yarattığı her nesneye önce bir isim vermiş, sonra o ismi kullarına ve meleklerine öğretmiştir. İnsanoğluna ise meleklere bile öğretmediği isimleri, sırları öğretmiştir.

İşte cennette Âdem atamız yaratıldıktan sonra melekler onun geleceğine bakınca bir karmaşa görürler ve: "Rabbimiz! Sen yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratıyorsun?" derler. Bunun üzerine Rabbimiz Âdem'i çağırır: "Ya Âdem, onlara isimleri say!" diye emreder. Âdem atamız, meleklerin bilmediği bütün isimleri sayar. Bizler esmayı 99 olarak biliriz; oysa Allah'ın bizim duymadığımız, bilmediğimiz daha nice isimleri vardır.

Geçen haftaki vaazımızda "el-Câmi" isminden bahsetmiştik. Bu isim, bütün yaratılanların Allah'ın varlığına ve birliğine işaret ettiğini anlatır. Denizlerde balıklar, göklerde kuşlar, yerde gezenler... Hepsinin hüneri farklı, marifeti farklı, yediği farklı, kıyafeti farklı, gözü farklı, kulağı farklı. Allah'ın nimetleri onlarda da tecelli eder, Allah'ın isimleri onlarda da gizlidir. Elma farklı, armut farklı... Vücuda girdiklerinde yaptıkları fonksiyonlar farklı, gidecekleri yerler farklı, görevleri farklı, şifaları farklı.

Bir rivayette, Âdem atamızın 700.000 kelime ve ismi bildiği söylenir. En zengin dilde 700.000 kelime vardır ve bu kelimelerin birbiriyle sayısız kombinasyonları bulunur. Nasıl ki hidrojen ile oksijenin birleşmesinden su denen apayrı bir madde meydana geliyorsa, bu 700.000 kelimenin de ikili, üçlü, hatta 700.000'e 700.000'li kombinasyonları vardır.

Düşünün, 45 sayı içinde 6'lı kombinasyonları tahmin etmeye çalışan bir oyun var. Bu oyunda doğru tahmin ihtimali çok düşüktür. Oysa Âdem atamızın saydığı isimlerin kombinasyonları, bunun çok ötesindedir. Üstelik sadece bilmek değil, hepsini madden ve manen bilmektedir. Mesela demiri sadece isim olarak bilmek değil, demirin bütün özelliklerini ve kombinasyonlarını bilmek. Ahmed'i bilmek ve Ahmed'den olabilecek bütün çocukları bilmek. Fatma'yı bilmek ve Fatma'nın bütün çocuklarını bilmek.

Bir baba çocuklarının ismini sayamazsa, onlardan haberdar değilse bu bir eksikliktir. Oysa Âdem bütün insanlığın babasıdır ve evlatlarını bilir, tanır. Bir kiraz ağacını düşünün... Sağ kolundaki dalın filizinin ucundaki ikiz kirazın birine gidecek suyu hesaplayıp göndermezse, o kiraz ölür ve düşer. Öyleyse bir kiraz ağacı bile bu inceliği biliyor, bunu hesaplıyorsa; kalp, vücuttaki böbreğin zarındaki bir hücreye gitmesi gereken oksijeni, suyu, enerjiyi biliyor ve gönderiyorsa; bu, Yüce Mevla'nın pek çok isminin ve sıfatının tecellisidir.

Âdem atamızın bütün bu isimleri bilmesi, onun yaratılıştaki konumunun büyüklüğünü gösterir. Ve işte Âdem atamıza, cennetteki ve dünyadaki evlatları belli zamanlarda gösterilirmiş ve o onların haline göre ya sevinir ya da üzülürmüş. O her bir evladını bilir, tanırmış.

Kehf Suresi 46. ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor: "Mal ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak olan salih amellerdir, hayırlı işlerdir. Bunlar, Rabbinin katında sevap olarak da hayırlıdır, ümit olarak da hayırlıdır."

İnsan, Âdem gibi her hayri bilip yapamasa da, onun da bileceği, yapacağı bir hayır amel mutlaka vardır. Peygamber Efendimiz, "Yoldaki taşı kaldır" buyurmuştur. Hiçbir şey yapamıyorsan, selamı yay. Selamı yaymak, iyiliği çoğaltmak için gayret göstermek demektir. Nasıl ki şeytan kötülüğü, zulmü ve şerri yaymaya çalışıyorsa, mümin kullar da aydınlığı, bilgiyi, ilmi, hayrı, güzelliği ve sevapları yaymakla mükelleftir. Yoksa sadece kendine iyi olmak yetmez. Eğer sen iyiliği yayarsan, güneş gibi olursun; seninle insanlık bilmediklerini öğrenir, çiçekler açar, meyveler tatlanır.

İnsanda, hayvanda, bitkide "öz" denen bir cevher vardır. Bir yüzük görseniz, sarı ise altın mı, beyaz ise gümüş mü diye sorarsınız. Yani ana maddesi nedir diye. Öyleyse insan, arkadaşlık ettiği kişinin, yediği meyvenin, ekmeğin özünün ne olduğunu arayıp sormaz mı? Arayıp sormuyorsa gafildir. İşte o öz, kişinin nefsini, hangi sıfatlara sahip olduğunu, karakterini belli eder.

Yaratılanlar için tezkiye (arındırma), takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) ve terakki (yükselme) vardır. Demiri gümüşle karıştırdın diye demir gümüş olmaz. Yine ikisinin içinde demir demirdir, gümüş gümüştür. Fakat oksijen ile hidrojen belli oranda birleşince su olur; ne oksijen ne de hidrojen özünü kaybeder, tekrar ayrıştıklarında ana maddelerine dönerler. İşte takva ve terakki, oksijenin hidrojenle birleşince yakıcı iken serinletici bir özellik kazanması gibidir.

İnsanda da eğer özünde iyilik ve güzellik galipse, zaten güzel ahlakı edinmiştir. Salih kimselere bakan insanlar, onların güzel halleriyle hallenirlerse, bakırın altın gibi değer kazanmasına benzer bir durum yaşanır. O kimseler namaza, abdeste başlar, zikir ve fikirle meşgul olur, insanlara, hayvanlara, doğaya saygılı davranır, yaratılanlara yaratandan ötürü hürmet ederler. Ve salihlerle birlikte haşrolma derecesine erişirler. Ne zaman salihleri dost edinmeyi bırakıp, zalimleri dost edinirlerse, işte o zaman demir, civa ile arkadaşlık edip zehirli hale gelmiş gibi olurlar. "Men teşebbehe bi kavmin fe hüve minhum" (Bir topluluğa benzeyen, onlardandır) sırrınca, kişi benzediğinin durumuna düşer.

Ayetle sabittir ki, salihleri seven salihlerle haşrolur. Zalimleri ve kâfirleri seven de zalimlerle ve kâfirlerle haşrolur. Peki haşrolmak nedir? Onların grubunda toplanmak. Cehennem odunları da tıpkı soba odunlarının yazdan kışa istif edildiği gibi istif edilirler.

Her yazın bir kışı, her baharın bir sonbaharı, her doğanın bir ölümü vardır. Acının tatlısı, tatlının acısı, gecenin gündüzü vardır. Allah her şeyi zevc (çift) halinde yarattığını buyuruyor. Geceye gündüzü, Âdem'e Havva'yı, meleğe şeytanı, iyiye kötüyü yaratmıştır. Ve onların biri ile diğerini dengeye koyar Rabbimiz. Gece uzun giderse gündüzü göreve sokar, yaz fazla giderse kışı göreve sokar.

İşte geldik yazın sonuna ve sonbahara giriş vaktine. Yeşerenlerin solmasına, ölüme hazırlanma vaktine. Ey insanlık! Sen ölüme ne hazırladın? Yorgan aldın mı üstüne örtmek için? Azık biriktirdin mi orada yiyeceğin? Lamba aldın mı orada aydınlanacağın?

Ey insanoğlu! Kur'an nurdur. Kabirde ve kıyamette karanlıkta kalmak istemiyorsan, bedenine Kur'an'ı al, aklına Kur'an'ı al, Kur'an ezberle, Kur'an zikret. Esmayı öğren, esmayı zikret ki kabirde karanlıkta kalma.

Atalar demiş: "Rüzgâr eken fırtına biçer." Savaş tohumları eken kıyamet biçer. Savaşın azığı az, soğuğu çok, elbisesiz, yorganız, çıplak bir kış demektir. Rabbim inananları savaş ekip fırtına biçmekten korusun.

23 Eylül, sonbahara giriş vaktidir. Bu aynı zamanda Hasan ve Hüseyin Efendilerimizin hasat mevsimleri, yani ölüm mevsimleridir. Ayvaya, armuta, Hasana, Hüseyine, o iki parlak yıldıza selam olsun.

Rabbim, onlardan insanlığın ölüme nasıl karşı gidileceğini anlamasını, idrak etmesini nasip eylesin. İnsanlığın iki genç fidanının şehadetini kabul eylesin. Ölümü yenmenin ne demek olduğunu anlamayı nasip eylesin. Ölümü yenen İsa'ya, Mehdi'ye arkadaş ve yâren eylesin. Ve böylece Mehdi'nin de ölümü nasıl yeneceğini ondan öğrenmesini nasip eylesin.

Rabbim, hayırlı hasatlara, güzel şehadetlere (Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet edenler topluluğuna) kavuştursun insanlığı.

Âmin, Âmîn, Âmiyyîn.
El-Fâtiha, vesselâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.

Başağaçlı Raşit Tunca
15.09.2013 Pazar
Siyahların Zamanı ve Gecenin Sahibi

Tarih: 25 Eylül 2013 Çarşamba

Kıymetli kardeşlerim,

Size bir ufuk açısı sunmak istiyorum. Mesela karpuza bakarız, yeşil kabuğu ile kırmızı içinin uyumuna hayran oluruz. Ama ne zaman kesip içine gireriz, işte o zaman siyah çekirdekler gözümüze çarpar. Eğer sen sadece çekirdeklere takılıp kalırsan, tıpkı ahmakların yaptığı gibi çekirdeksiz karpuz üretmeye kalkarsın. Oysa çekirdeksiz karpuz, tohumsuz, dölsüz, özü boşaltılmış bir meyve gibidir. İşte bu da soysuz, köksüz bir nesil meydana getirir. İnsanoğlu öyle üşengeç bir hale geldi ki, karpuzun çekirdeğini çıkarmaya bile üşenir oldu. Halbuki eski usul, iri siyah çekirdekli bir karpuzun vaktini bilir misin sen? Ona bakıp da “Her tarafı çekirdek” diye düşünme. O çekirdekler, bereketin ve neslin devamının sembolüdür.

Hakk'ın muradıyla yapılan hiçbir iş boşuna veya tesadüf değildir. Her işin içinde bir ruh saklıdır ve o ruh canlıdır, bakidir, ölmez. Kimileri sadece dış görünüşe, saça, kaşa, göze bakar; kimileri ise eşyanın özüne, içindeki ruha bakar. Çarşıdan sebze meyve alırken rengine, tadına bakıyoruz da hiç "Bunu kim üretti, memleketi neresi?" diye soruyor muyuz? Atalarımız ne güzel söylemiş: "Otu kökünden kopar, öyle bak." Köksüze, soysuza, tohumsuza köküne bak demek abestir. Onların kökü yoktur ki; onlar "ebter"dir, hayrı kesiktir.

İşte içinde bulunduğumuz zaman, gecenin zamanıdır. Efendimiz (s.a.v) "Benim vaktim ikindi vaktidir" buyurmuştu. Şimdi ise Mehdî'nin zamanı ve gecenin zamanıdır. Geceyi, tıpkı gece gibi yaşamak gerekir. Onu stadyum ışıklarıyla aydınlatıp gündüze çevirmeye kalkmak olmaz. Bu yüzden diyoruz ki; zaman siyahların, yani fikir ve gönül adamlarının, olgun ve ağırbaşlı kişilerin zamanı olacak. Karpuz modelini oluşturacağız. Nasıl ki karpuzun özünde, merkezinde siyah çekirdekler varsa; yönetimin ve bilginin özünde de bu feraset sahibi kişiler bulunacak.

Gece gelince, gündüz "ben duracağım" diyemez. Eğer derse, Allah onu görevden alır ve yerine geceyi getirir. Şimdi kış vaktine geldik. Ahir zamanın kışında, yani soğuk savaşlar döneminde, silahlı çatışmalar yerini fikir ve söz savaşlarına, beyin jimnastiğine bırakacak. Tehditler, fikir ayrılıkları, en fazla da yüksek tonda tartışmalar olacak.

Bu karpuz modelinde; en içte, merkezde siyah çekirdekler yani bilginin ve hikmetin kaynağı olan başkanlar, lider ruhlu kişiler bulunacak. Onlar tohum gibi, her şeyin özü olacak. Onların üstünü kırmızılar, yani icraatçılar, çalışma hayatını düzenleyecek olanlar örtecek. Onun dışındaki beyaz kısım ise tarafsızları, yani ilim ve eğitimle uğraşacak olan ehli kimseleri temsil edecek. Bunlar, tıpkı Osmanlı'da olduğu gibi, emaneti ehline teslim etme anlayışıyla, özellikle çocuklarımızın eğitimi gibi hassas konularda görev alacak, edebiyatı ve irfanı güçlü, Zeki Müren gibi sanat ve edebiyatla yoğrulmuş kişiler olacak.

En dıştaki yeşil kabuk ise koruyucuları, yani açları doyurmakla, zayıfları korumakla görevli olanları simgeleyecek. Bu yapının dışında ise maviler, yani muhalefet edenler, tıpkı su gibi her an hazır bekleyecekler. Onların varlığı, tıpkı karpuzu besleyen yağmur gibi olacak. Biz onları göreve çağırdığımızda, abdest suyumuz gibi hazır bulunacaklar. Ulaşım ve tarım gibi hayati konular, kırmızı ve mavinin iş birliğiyle yürütülecek. Sağlık ise tıpkı vücuttaki böbrek gibi hayati bir görev olarak, evrensel standartlarda, sadece paralı olanlar için değil tüm insanlık için hizmet verecek şekilde düzenlenecek. İlaç ve sağlık teknolojisi geliştirme gibi konular, bu mavilerin uhdesinde olacak.

Bu modelde herkesin bir görevi ve yeri var. Karpuzun tehlikesi, yere çarpıp tuzla buz olmasıdır. Bu karpuz modelini, yani düzenimizi, şeytanın ifsat etmesine, bozmasına izin verilmeyecek. Bu modeli yere çalıp paramparça etmek isteyen ahmaklara karşı gerekli tedbirler alınacak. Bu düzen, dindar neslin korunmasını ve köklerine bağlı kalmasını sağlayacak.

Karoglan
Başağaçlı Raşit Tunca
25.09.2013 Çarşamba
Mazlumların Duası ve Doğru Yol

"Sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğinde: 'Bizi o zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun' de."
Sadakallahul Azîm. (Mü'minûn Suresi, 28)

Allahümme salli ala Muhammedin ve ala âli Muhammed.

Aziz Müminler,

Bugün sizlerle, insanlık tarihi boyunca mazlumların sığındığı en büyük kalkandan bahsedeceğiz: Dua. Rabbimiz, Mü'minûn Suresi'nde Hz. Nuh'un duasını bizlere örnek olarak sunuyor. Tufanın ortasında, gemiye sığınan inananlar, zalimlerin elinden kurtuluşun şükrünü böyle ifade ediyorlardı. Bu, sadece bir şükür değil, aynı zamanda bir duruştur: Zalime boyun eğmeyişin, hakka teslim oluşun ifadesidir.

Yolculuğumuza başlıyoruz. Rabbimiz katında insanların en hayırlıları, Peygamber Efendimiz'den (s.a.v.) sonra Onun izini takip eden sahabeler, sonra onları takip edenler (tabiîn), sonra onları takip edenler (tebe-i tabiîn) ve kıyamete kadar bu altın zinciri devam ettiren gerçek müminlerdir.

Bu bir yolculuktur ve yolculukta hedefe ulaşmak için bir rehbere, bir kılavuza ihtiyaç vardır. Mesela, Başağaçlı bir kardeşimiz Almanya'nın Münih şehrine gitmek istediğinde, yola çıkarken hemen Münih'i hedeflemez. Önce ilçe merkezine, sonra bir sonraki büyük şehre, sonra İstanbul'a, oradan Edirne'ye, sonra sınır ötesine, derken adım adım gider. Navigasyon cihazı bile size en kestirme yolu gösterse de, varacağınız yer için bir rota belirlemeniz gerekir. İşte manevi yolculuk da böyledir.

Bizler, Âdem Aleyhisselam'dan bugüne uzanan bir yolun yolcusuyuz. Hepimizin babası Âdem'dir. Ama Âdem'den sonra yol gösteren yıldızlar, peygamberler gelmiştir. Ahir zaman peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.) gelmiş, O'ndan sonra ashabı, sonra tabiîn, sonra tebe-i tabiîn ve onlardan sonra da evliyaullah bu yolu aydınlatmaya devam etmiştir. Bu manevi silsile, bizim için birer kılavuzdur. Peygamberimize ulaşmadan Allah'a varmak, sahabelerin izinden gitmeden Peygamberimizi anlamak mümkün değildir. Bu yolun rehberlerini tanımak, onların izinden gitmek, hedefe ulaşmanın olmazsa olmazıdır.

Rabbimiz, tavuktan yumurtayı, yumurtadan tavuğu çıkarandır. Yumurta olmadan tavuk olmayacağı gibi, tavuk olmadan da yumurta olmaz. Bu, bir varoluş kanunudur. Manevi hayatımızda da böyledir. Rehbersiz, kılavuzsuz bu yol nasıl gidilir? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ahir zamanda gelecek olan Mehdi'yi müjdelememiş midir? Biz bu haberi duymadık mı? Öyleyse, bu çağda fitnelerin kasıp kavurduğu bir dünyada, zamânın imamına, rehberine sımsıkı sarılmak gerekir.

Bugün maalesef kardeş kardeşin kanını döker hale gelmiştir. Oysa cihad, sadece savaşmak, kâfir öldürmek değildir. Cihad, Allah yolunda canla, malla, dille, kalple gayret göstermektir. Eğer cihad sadece savaş olsaydı, Hz. Nuh bin sene boyunca kavminin içinde kalıp da niçin savaşmadı? O, sadece tebliğ etti, davet etti, sabretti. En sonunda da "Rabbim, beni bu zalimlerden kurtar" diye dua etti. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ne buyuruyor: "Dua, mü'minin silahıdır."

Öyleyse ey insanoğlu! Daha Allah'a tevekkülün tam değilken, hemen kılıca, tanka, tüfeğe sarılıyorsun. Birbirinizin boğazını kesmeyi insanlık ve din zannediyorsun. Oysa Allah yaratırken herkese bir irade vermiş. Sen nasıl bir dine inanmayı seçtiysen, başkası da kendi inancını seçmiş. Senin iki gözün varsa onun da var; senin ayağın varsa onun da var. O halde bir başkasının inancına, yaşam tarzına müdahale etmek sana düşmez.

Allah'ın koyduğu tabiat kanunlarına bir bakın. Yeryüzünde her yer demir olsaydı ekmek yapacak buğday yetişmezdi. Her yer altın olsaydı yine hayat olmazdı. Her yer su olsaydı, Nuh Tufanı'nda olduğu gibi hayat biterdi. Rabbimiz, hayat tamamen bitmesin diye Hz. Nuh'a gemiyi yaptırıp her canlıdan birer çift koymasını emretti. İşte bu, Allah'ın dengesidir, rahmetidir.

Peki, sen kim oluyorsun da bu coğrafyada yaşayan insanları ayırıyorsun? Bu topraklarda Türk'ü de var, Laz'ı da var, Kürt'ü de var, Çerkes'i de var. Biz, bu coğrafyayı vatan bilen, "Türkiyeliyiz" diyen bir topluluğuz. Hz. İsa'nın ümmeti de Allah'ın kullarıdır, Hz. Musa'nın ümmeti de. Onlara zarar vermeye kalkmak, peygamberlere saygısızlıktır. Düşünün bir gün Hz. İsa gelip dese ki: "Ey Muhammed ümmeti! Bunlar benim ümmetimdi, niye onlara zulmettiniz?" O zaman ne cevap vereceğiz?

Unutmayalım, akıllı insan elini yaktığı sobaya bir daha elini sürmez. İnsanlık, zalimlerin elinde defalarca yandı. Peki neden hâlâ aynı hataları tekrarlıyoruz? Allah zalimlere cehennem olduğunu bildirmiyor mu? Hz. Muhammed (s.a.v.) de, Hz. İsa (a.s.) da aynı şeyi söylemedi mi? Öyleyse bu inat niye?

Suyun değerini susayan bilir. Vatanın değerini ise vatansız kalanlar bilir. Bizlere emanet edilen bu vatan topraklarının kıymetini bilelim. Dünyada en değerli şey ne altındır ne petroldür. En değerli şey sudur ve ekmektir. Elbisen kirlenir suyla yıkarsın, abdest alırsın suyla, tarlanı sularsın suyla. Altınla hiçbirini yapamazsın. Rabbimiz, rahmetini suya, gazabını da ateşe koymuştur.

Kur'an'da en çok zikredilen isim, Allah lafzından sonra Rahman ve Rahim'dir. Rahman ve Rahim, merhamet eden, bağışlayan demektir. Nasıl ki anne ve baba, çocuklarını koruyup gözetler, hatalarına göz yumarsa, Allah da kullarına karşı öyle merhametlidir. Oysa şimdi dünyada merhamet kalmamış gibi. Herkes silahına sarılmış, birbirini tehdit ediyor. Ey insanlık! Gelin, "Allah Gafur'dur, Rahim'dir" deyin ve silahlarınızı indirin.

Diyebilirler ki "Kur'an'da Allah yolunda cihad edenler ölmez, diridir." Evet doğru. Peki cihad sadece silahla mı olur? Bir adam her gün sabah namazına kalkmak için uykuyla savaşsa, uykuyu yense ve bu gayretle ölse, o da su yolunda kırılan testi gibidir. O kişi cihad üzere ölmüştür ve ecrini alacaktır. Bir başkası, günaha davet eden güzel bir kadınla karşılaşsa, nefsiyle cihad edip günahtan kaçınsa ve o halde ölse, Hz. Yusuf gibi güzel bir surete bürünerek haşrolunur. Bir diğeri, eline fırsat geçtiği halde harama el uzatmamak için elini tutsa, bu da bir cihattır. Gördüğünüz gibi cihad, nefse, şeytana, kötülüğe karşı her an verilen mücadeledir. Öyle durup dururken insan öldürmek, terör estirmek asla cihad değildir. Rabbimiz Furkan Suresi'nde "Onlar haksız yere cana kıymazlar" buyuruyor. Haksız yere cana kıyanlar, bunun hesabını vereceklerdir.

Bu haftanın duası, Hz. Nuh'un duası olsun:

"Elhamdü lillâhillezî neccânâ minel kavmiz zâlimîn" (Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun.)

Bizim silahımız tanklar, tüfekler değil, dualarımızdır.

Rabbimiz, her birimize cihad edeceğimiz bir alan vermiştir. Herkes kendi nefsine uygun cihadı bulsun ve bu cihad üzere ölmeyi kendine düstur edinsin. Küçük cihad (nefse karşı verilen mücadele) bitmiştir, şimdi büyük cihad (nefsi terbiye etme mücadelesi) başlamıştır. Hedefimiz, ölmeyenler zümresine, yani şehitler zümresine katılmak olsun.

Rabbim, zalimlerin şerrinden bizleri muhafaza buyursun. Bizleri, Hz. Hüseyin gibi zalim karşısında boyun eğmeyenlerden, Hz. İsa gibi haksızlık karşısında susmayanlardan eylesin.

El-Fâtiha maas-salavât.

Schrems, 01.10.2013 Sali


Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Original Kar©glan
Gıda Sahtekârlığı ve Toplumsal Çöküş

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

**"Onların çoğunu günah, düşmanlık ve haram yemekte yarışırken görürsün. Yaptıkları ne kadar kötüdür!
Rabbanîler ve âlimler onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya! İşledikleri şeyler ne kadar kötüdür!"
Sadakallahul Azîm. (Mâide Suresi, 62-63)

Allahümme salli ala Muhammedin ve ala âli Muhammed.

Aziz Müminler,

Bugün sizlerle, içinde bulunduğumuz çağın en büyük ahlaki ve toplumsal sorunlarından biri hakkında konuşacağız: Yiyeceklerde yapılan sahtekârlık ve bunun insanlığın başına açtığı belalar. Yüce Rabbimiz, Mâide Suresi'nde bildirdiği gibi, insanların bir kısmının kötülükte, düşmanlıkta ve haram lokma yemekte yarıştığını haber veriyor. Bu ayetler, sadece geçmiş kavimlere değil, kıyamete kadar gelecek tüm insanlığa bir uyarıdır. Özellikle gıda konusundaki hileler, haram lokma, sahte üretim, Rabbimizin bizlere emanet ettiği bedenimizi ve dolayısıyla ruhumuzu ifsad etmektedir.

Yolculuğumuza başlıyoruz. Bu yolculuk, doğayı bozup yetmediği gibi, şimdi de laboratuvarlarda sahte et üretmeye kalkan modern bilim anlayışı hakkında olacak.

Hatırlayın, Hûd Aleyhisselam, Ad kavmine peygamber olarak gönderildiğinde, onları hakka davet etti. Onlar ise, "Sen de bizim gibi bir insansın, bizim yediğimizden yiyor, içtiğimizden içiyorsun. Getir bize azabı, eğer doğru sözlülerdensen!" dediler. Hûd Aleyhisselam da "Rabbim! Onların beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!" diye dua etti. Rabbimiz duasını kabul etti ve kavmini korkunç bir kuraklıkla cezalandırdı. Üç yıl süren bu kıtlığın ardından çaresiz kalan Ad kavmi, Hûd Aleyhisselam'a gelerek yağmur duası istediler. Hûd Aleyhisselam dua edince, gökte iki bulut belirdi: biri beyaz, biri siyah. Onlara, "Hangisini dilerseniz seçin" dedi. Onlar da siyah bulutu, yağmur yüklü zannederek seçtiler. Oysa o bulut, Ad kavmini helak edecek olan azap rüzgârıydı. Hûd Aleyhisselam'ın işaretiyle o kara buluttan kopan korkunç bir kasırga, günlerce sürdü ve o azgın kavmi, yurtlarıyla birlikte tarumar edip yerle bir etti.

İşte Rabbimizin ayetlerinde geçen "Yaptıkları ne kadar kötüdür!" ifadesi, Allah'ın varlığına ve birliğine, özellikle de O'nun ölümden sonra dirilten (El-Bâis) sıfatına inanmayanların sonunun ne kadar kötü olduğunu bize haykırmaktadır.

Rabbimiz, yarattığı her varlığa bir baş, bir lider, bir yön verir. Bibere bir baş vermiş, kaleme bir baş vermiş, süpürgeye bir baş vermiştir. Peki, koca koca ümmetlere, milletlere bir baş vermez mi hiç? Elbette verir. İşte Hûd Aleyhisselam, Ad kavmine bir baş, bir rehber olarak gönderilmiştir. Ad kavminin helaki, işte bu rehbere uymamaları, kibirleri ve Allah'ın ayetlerini yalanlamaları yüzünden olmuştur. Ve onların en son kalıntıları, tarih boyunca hep azgınlıkta direnen toplulukların içinde varlığını sürdürmüştür.

Unutmayalım ki, varlık âleminde O'ndan gayrı hiçbir şey yoktur. Her gördüğün, her duyduğun, her şey O'nun varlığının bir yansımasıdır. O, hem yaşatan hem öldürendir. Azrail Aleyhisselam da O'nun emrinde bir melektir. Ölümü yaratan da O'dur, hayatı veren de. O, Evvel'dir, Âhir'dir, Bâki'dir, yani ölümsüz olandır. Öldükten sonra diriltecek olan da (El-Bâis) yine O'dur.

Şimdi gelelim asıl meselemize. Günümüzde, Allah'ın yaratma kanunlarına (âdetullah) müdahale etmeye kalkan bir anlayış türemiştir. Bir takım bilim adamları, doğayı katledip yetmiyormuş gibi, şimdi de etin aslını, mayasını değiştirmeye, laboratuvarda canlıdan bağımsız et üretmeye kalkışmışlardır. Danasız sığır eti, tavuksuz tavuk eti, balıksız balık eti üretme peşindedirler.

Rabbimiz, her canlıyı bir baş (yaratılış gayesi ve lider) ile yaratmıştır. Bir hayvanı, eti için yaratmış, ona bir ruh, bir can vermiştir. Peki, bu ruhu, bu canı, bu başı olmayan, sadece hücreden üretilmiş bir et parçasını yediğimizde, o gıdanın bizim vücudumuza, ruhumuza etkisi ne olacaktır? Bu, tıpkı Ad kavminin, kendilerine gönderilen peygambere (başa) "Sen de bizim gibi bir insansın" diyerek isyan etmeleri gibidir. Onlar nasıl ki başsız kalmayı, rehbersiz kalmayı tercih edip helak oldularsa, bu çağın insanı da yediği gıdanın başını, yani onun yaratılış gayesini ve Rabbimizin ondaki hikmetini inkâr ederek aynı akıbete sürüklenmektedir.

"Bu bilimsel bir gelişme, neden yemeyelim?" diyenler olabilir. Mesele sadece yemek değil, mesela Allah'ın koyduğu sınırları tanımamaktır. Helal-haram hassasiyetini kaybetmektir. Bir şeyin helal olması için sadece içinde domuz eti olmaması yetmez; aynı zamanda o hayvanın usulüne uygun kesilmesi, duasının edilmesi, canına saygı gösterilmesi gerekir. Peki, bir petri kabında üretilen hücre yığınının nerede başı, nerede sonu, nerede ruhu vardır ki üzerine Besmele çekilsin? Bu, yaratılışı ve yaratıcıyı hiçe saymaktır.

İşte böyle bir anlayış, tıpkı Ad kavmine gelen azap bulutu gibi, insanlığın başına belalar yağdıracaktır. Günahlar ve isyanlar, nasıl ki demiri mıknatıs gibi kendine çeker ve belaları celbederse, haram lokma da aynı şekilde toplumların manevi mıknatısını bozarak onları felaketlere sürükler. Rabbimiz Şûrâ Suresi 30. ayette ne buyuruyor: "Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizin işlediği (günahlar) yüzündendir."

Önce doğayı katlettiler, şimdi gıdanın kendisini katlediyorlar. Bu gidişle, Ad kavminin helakine sebep olan kasırgalar, Semud kavminin helakine sebep olan depremler ve sair felaketler, yeryüzünü bir bir sarmaya başlayacaktır. Yeryüzü sarsıldıkça sarsılacak, ta ki kıyamet kopana kadar.

Aziz Müminler! Helal lokma hassasiyetimizi yeniden kazanmalıyız. Yediğimizin nereden geldiğini, nasıl üretildiğini, gerçekten helal olup olmadığını sormalıyız. Dünyanın debdebesine kapılıp da nefsimizin her arzusunu yerine getirmek, bizi Ad ve Semud kavimlerinin akıbetine sürükleyebilir. Dinimizin bize verdiği şan ve şeref, dünyalık makamlarda değil, Allah'ın rızasını kazanmakta ve O'nun koyduğu sınırlara riayet etmektedir. Unutmayalım, asıl olan ana yemektir; tatlılar ise sadece birer ziynettir. Nasıl ki Cuma namazı ve bayram namazı mükellef olan her Müslümana farz ise, helal lokma peşinde koşmak da her an üzerimize farzdır.

Rabbimiz, bizleri ahir zaman fitnelerinden, haram lokmadan, gıda sahtekârlığıyla imtihan olmaktan muhafaza eylesin. Bizleri, her an Allah'ı zikreden, her nefeste O'nunla olan gerçek müminlerden eylesin. Bizleri, dünyanın geçici şan ve şöhretine aldanıp da ahiretini unutanlardan eylemesin.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır: "Ashabımdan bir yerde vefat eden kimse, orada bulunanlara şefaatçi olur." İstanbul gibi mübarek şehirlerde yaşayan bizler, bu büyük şefaate nail olabilmek için, o güzel sahabelere layık olmaya çalışmalıyız. Onların izinden gitmeli, onların ahlakıyla ahlaklanmalıyız.

Allah'ım! Bizleri ve tüm inanan kardeşlerimizi, ahir zaman fitnelerinin belasından, görünen ve görünmeyen tüm felaketlerden muhafaza buyur. Bizlere helal ve (:::) rızıklar nasip eyle. Dualarımızı, tövbelerimizi kabul eyle.

El-Fâtiha maas-salavât.

17.10.2013 Persembe


Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Original Kar©glan

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)