MUHAMMED
BAYRAK
| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
|
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız. |
| Forum İstatistikleri |
» Toplam Üyeler 7 » Son Üye Muhammed » Toplam Konular 6,392 » Toplam Yorumlar 7,063 Detaylı İstatistikler |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Allah Adamlarının Her Soruya Bir Cevabı Vardır
(Kar©glanin 16 Aralık 2019 Vaazi)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُلْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ فإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Kul etîûllâhe ver resûle, fe in tevellev fe innallâhe lâ yuhibbul kâfirîn.
Meali :
De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.
Sadakallahul Aziym Âli İmrân Suresi 32. Ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
"Kişi kendiyle yetinmedikçe, kıyamet kopmayacak."
( Hadis-i Şerif , Hatib)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculugumuza başliyoruz :
Rabbim buyruğu üzerine sizlere diyorum ki :
"Allah’a, Allahın meleklerine, ve Allahın Peygamberlerine, ve Allahın Sadık dostlarina (Yani Allah ın veli Kullarına, yani Allahın dostluğunu kazanmış kullarına) itaat edin.'
Diğer Dinlere Mensub kimseleri bile dize getirip adam ettim de, şu münkirleri, inkarcıları adam edemedim ya, ona yanıyorum.
Hani bir hikaye vardır, adamın bir tanesinin bir işi vardır, o işinin olması için adak adar. Adağın da da
"eğer şu işim olursa, boynuzu iki karış olan koç keseceğim" der.
Aradan zaman geçer ve, Allah duasını kabul edip, isteğini oldurur. Fakat o adam, o kadar aramasına rağmen, boynuzu iki karış olan bir koç bulamaz ve, adağını yerine getiremez. Kabul olan duasıda, adağı da bir çocuk sahibi olmaktır. Çocuk sahibi olmuştur fakat, adağını yerine getiremediği için, çocuğa bir şey olmasından korkmaktadır. O köyün ileri gelenlerine halini anlatır. oradan birisi der ki :
"Falancı evliya, bunun çaresini bulur" der. adam o evliya ya gider, durumunu anlatır. Evliya da ona der ki :
Eğer adağını bizim sofilere dağıtırsan, sana çaresini öğretirim der. Adam kabul eder. Evliya orada oynayan küçük bir çocuğu çağırır, ve adama der ki :
"Git bizim Çoban'dan en iri koçu al gel" der.
ve o çocuğa bu Koçun boynuzunu karışın ile ölç der. ve o çocuk ölçer ve, o çocuğun karışları ile iki karış gelir. Yani demem o ki, Allah adamlarında her sorunun bir cevabı vardır ama, almasını bilene.
Ve biz geçen haftaki sohbette, Nakşibendi tarikkatında sofi iken, gecede iki yada, üç paket sigara içtiğimi söyledim diye, yine bunun cukkkasını benim kafaya geçirdiler.
"Hadi bakalım, gecede üç paket sigara iç te, görelim!" diyorlar ve bana, her beş dakikaya bir sigara iç sinyali gönderiyorlar. çünkü 3 paket sigara 60 tane sigara eder ve Her bir sigara 5 dakika ara ile içilirse, 300 dakika eder O da saat olarak 5 saat eder. 10 dakika ara ile.... 600 dakika....
Sen hangi ara bu üç paket sigarayı içtim diye böyle sallıyorsun demeye getiriyorlar.
Halbuki bu sorunun cevabı da bizde. Bizim öğrendiğimiz edebimiz de, sigara paketini çıkarınca, Sadece kendin yakmazsın, yanındaki içen arkadaşlarınada uzatırsın. Sofiler bunu bilmezdi, biz öğrettik. 5 Sofi var isek camide, Ben Paketi çıkarınca, bir tane kendim yaktım, 4 tanesini de arkadaşlarıma dağıtım. Gitti 5 sigara. Sonra M. Hoca'nın canı sigara çekince, o da kendi paketini çıkardı ve, O da 5 Sigara içmiş oldu. yani böyle olunca, bir Seferde paketten 5 sigara eksildi. Mesele bu kadar basitken bize inanmayan münkirlere ne diyeyim.
O Cömert öğrettiğim sofilerden birisi bir gün, Marlboraya alışmış ve, paketi koynuna koymuş, bize dağıtmıyor, koyunundan tek tek çıkartıp kendi içiyor. Marlbora pahalı çünkü.
Biz ise Marlborayi paket paket dağıtan idik. Marlbora sigarasinin tatlı olma sebebi ise, o su ile yıkanmıyor, şarap ile yıkandığı için tatlı oluyor, püf noktası burada, pahalı olma sebebi de o. Sofi şaraba alışmış farkında değil, bir de bizden şarap kıskanıyor, cimrilik ediyor.
Yani Velhasıl kelam bir paketi 5 e böldüğün zaman ben bir paketten 4 sigara içiyordum, gerisini arkadaşlar içmiş oluyordu, böyle sigara içene paket dayanır mı, Kaç 3 paketler, kaç kartonlar dağıttım o sofilere ama, değeri bilinmedi. şimdi bizi ne arayan, ne soran sofi var. Bu mesele de bu kadar.
Peygamberimiz
"Selamı, aranızda yayın"demiş.
Fakat Selam Sadece müslümanlara ait bir âdet değil. Çünkü her milletin, kendine özgü, aralarında selamlaşma âdeti var zaten. Allah bu kuralı umuma münhasır koymuş. Yoksa bize Özel değil. Ayı bile el salllayıp Selam verebiliyor.
Bu hafta sizlere bir Tefekkür sorusu soracağım!
Peygamberimiz Miraç etti de, hiç bildirilen hadislerde "şunu yedi, bunu içti" yok
Hani memlekete gidip gelen birisine, memleketten haber sorarken
"Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat" denir ya.
Burada Hz. Muhammed sadece gördüklerini anlatmış, "Hiç şunu yedim, bunu içtim" demiyor.
Soru : Hz. Muhammed e Miraçta, yemek ve içecek bir şeyler ikram etmediler mi?
Başka bir mesele
“ saç Sefa da, tırnak cefada büyür.” derler.
Tırnak toprakla veya çöp ve pislikle uğraştığın zaman uzayan bir uzuv.
Saç ise, temizlenip yıkandığı zaman uzayan bir uzvumuz.
Birisi temizlikten hoşlanıyor, birisi pislikten hoşlanıyor.
Fazla uzadığı zaman kesilen azalarımız.
ve Müslüman Erkekler de bir de, pipisi sünnet ettirilip kesilir.
Kötü ve pis tarafımız azdığı zaman, ona fren koymak için, tırnaklarımızı temiz tutmamız lazım ki, kısaltmamız lazım ki, kötülük ve günahlarda fazla giden taraflarımızı, bu sayede kısmamız lazım.
Saç Sakal uzayınca onu da keseriz ki : iyilikte de aşırıya kaçmamak lazım. iyiliğe de bir yerde fren koymak lazım.
Gelelim püf noktasına, pipinin kesilmesine : O ise, müslüman ve müminlere has bir özelliktir ki, nefsi azdığı zaman, nefsine fren koyabilmek içindir.
Güneş ve ay takvimi arasındaki fark ve ay takviminin faydaları
Hazreti Muhammed Mustafa, Miladi Takvim ile, 571 in Nisan ayında doğmuş, ama hicri takvim ile ise, Rebiülevvel ayının 12 ci gecesi doğmuş. ve Kameride yani hicri takvimde, her sene Rebiul Evvel 10 gün önce gelir.
Mesela Böyle sabit olmayan bir takvim, Banka sisteminde uygulansa, System çöker, hiç böyle bir takvim faiz sisteminde kullanılabilir mi? yahut vergilendirmede kullanılabilir mi? yanlış bir takvim.
Peki Miladi takvim doğru mu? o da : 365 gün birde 6 saat var, o 6 saat onuda bozuyor. O yüzden Şubat 4 senede bir 29 çekiyor.
Peki takvim olarak ne kullanacağız, O zaman en doğrusu ne derseniz :
Kuantum çağındayız ve, Atom saati ve takvimi kullanmamız lazım. doğrusu bence bu.
Kameri veya hicri takvim kullanmanin faydasi
Hz. Muhammed Rebiülevvel'in 12. gecesi doğdu da, gelecek sene 10 gün önce doğmuş oluyor, Nasıl olur bu demeyin, çünkü Muhammed'den binlercesi var. Demek ki, Muhammed'in bir parçası da, ertesi sene 10 gün önce doğdu ve, adını da belki Fatma koydular, Muhammed'in bir parçası da o, yahut İbrahim koydular, yine Muhammed'in parçası, yahut Zeynep koydular, yahut günümüzdeki gibi Mehmet koydular, Kasım koydular, Mahmut koydular, Ahmet koydular,.... işte Muhammed'den binlercesi her sene 10 gün önce, 10 gün önce ve, hatta günümüze kadar geldiğinde, Muhammed senenin her günü, ve her saniyesi, her dakikası doğmuş oluyor, ve dünyamız da Muhammed parçası dolu (Güneş parçacıkları partikülleri). Yine Hz. Nuh BABA öyle dünyamız da Nuh parçası dolu (Neptün parçacıkları partikülleri), yine ibrahimler böyle, Musa lar böyle, isa lar böyle.
Başka bir mesele
Hz. Muhammed Mustafa'ya eziyet edenler, bir gün bir savaşta öldürüldüler ve, cesetlerini bir çukura dolduruldular. Hz Muhammed o çukur'un başına vardı ve ölülere seslendi :
"şimdi anyayı Konya'yı gördünüz mü!" dedi.
Tabi benim tabirim ve yorumum ile böyle bir söz bu söz.
Oraya Hz. Ömer geldi
"Ya Rasulallah, Ölüler duyar mı?" dedi.
Cevaben "Evet duyarlar, ama cevap veremezler" dedi Peygamberimiz.
Eğer Ölüler duymuyor olsa, Sur üflendiğinde nasıl kalkacaklar da, hesap günü için hazır olacaklar.
Çünkü surun üfürülmesi, bir borozan sesi, bir ses frekansı, yani ölüleri dirilten bir frekans varmış, bir ses varmış, onu da İsrafil üfleyebilir miş. Ölüler duyacaksa o sesi, Ölüler ölü değil o zaman, duyabiliyorlar. Toprak olmuş, toprağa karışmış birisi nasıl duyar demeyin!
Kuantum çağındayız ve, atom altı parçacıkların, her şeyi duyup, ona göre hareket ettiklerini öğrendik mi bugün? öğrendik. Toprak olsa ne yazar, her madde, element, her şeyi duyabiliyor, anlayabiliyor, idrak edebiliyor. O zaman ölünün parçaları niye duymasın bizler topraktan değilmiyiz? (Elementar Yapımız Yokmu?).
Geçen hafta anlattığım "Eşek Kulaklı Midas" efsanesi ve, her şeyi altına çeviren adam hikayesi ile ilgili
Bugün günümüzde, toprağı altına çevirmenin formülünün aranması doğru mudur? Toprak altın olur mu?
Oluyormuş, peygamber efendimizin bir kıssası var :
Peygamberimiz bir ara dünyaya meyleder, ve Allah'ın Emriyle Cebrail Aleyhisselam dünyaya iner. Şu anki Yerini bilmiyorum ama, benim hacca gittiğim sene, Ebu Cehil in evini tuvalet yapmışlar, ve o dağ Onun üst tarafında (Ebu Cehil in evinin üst tarafında) tepe mi desek, dağ mı desek. Cebrail diyor ki Peygamberimize:
Eğer sen Altın ve Dünya Malı istiyorsan, şu dağa bak, Rabbim O dağı altına çevirecek!" diyor.
Peygamberimiz o dağa bakıyor, dağ sararmaya başlıyor, O zaman gönlündeki dünya sevgisi bitiveriyor.
"Tamam dur, dur" diyor.
Şu anda hala, o dağın sararmış vaziyette olduğu söyleniyor. Tabii bu Hadisenin ne kadar doğru olduğunu bilmiyorum ama, demek ki öyle süper nova çarpışmasına falan gerek yok, toprak altın olabiliyormuş. Eğer bu Hadise yani, bu olay doğruysa, o zaman Toprak altın olabiliyormuş, Allah toprağı altına döndürmeyi, O toprakta başlatmış. o toprağı inceleyen, toprak nasıl altın olur? belki de bulur ama, bu bizim hayrımıza mı olur, şerrimize mi olur?
Peygamberimiz görmüş ki, bunun şerrinin bize doğru olduğunu, ve dünyaya meyletmekten vazgeçmiş. Cebrail de onun dünyaya malına meyletmesini istemediği için onu göstermiş zaten. Allahu Teala da, mucize göstererekten, O'nun dünyaya meyletmesine engel olmuş.
Gelelim bu haftaki Cennet tasvirlerimize
Daha dün, mektup yazmak için uğraşıyorduk, mektup göndermek için, postacı, Postahane lazım, kalem lazım, kağıt lazım, zarf lazım,... ve bir de zaman lazımdı. Allah Cennetteki kulları zahmet çekmesin diye, e-posta icat ettirdi ki, klavyede yazıyorsun, saniyesinde yerinde. Kaleme ihtiyaç yok, kalem bitti diye, Kırtasiye ihtiyaç yok, mektuba ihtiyaç yok, postacıya ihtiyaç yok, Ne lazım? "Bilgisayar, elektrik, internet" Allah bu zahmeti de üzerimizden almış, kullarım bu zahmet'i de çekmesin demiş.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Daha Rabbimizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz.
Rabbim, Rabbi Rab bilmek nasip etsin, askerime ve bütün insanlığa.
--oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve
etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 21 Şubat 2019 Perşembe
Original Kar © glan
Editlenebilir JPEG Çiçek Çerçeveli Fon Resimi V140420260225
Fon Resimi Tasarımı,fon resimleri,arka fon resimleri,hintergrund bilder,wallpapers,JPG Çerçeve,Çerçeveli Resim,Çerçeveli Grafik Resim,Editable Çerçeveli Grafik Resim,Editlenebilir bedava JPG Çerçeve,Frafik malzemesi,grafiker malzemeleri,webmaster malzemeleri,konu resimi için,şiir yazmak için,hadis yazmak için,ayet yazmak için,güzel söz yazmak için,e-kart grafikleri için,tema için,Hintergrundbilddesign,Hintergrundbilder,Hintergrundbilder,Hintergrundbilder,Hintergrundbilder,JPG-Rahmen,Rahmenbild,Rahmengrafikbild,bearbeitbares Rahmengrafikbild,bearbeitbares kostenloses JPG-Rahmenbild,Grafikmaterial,Grafikmaterialien,Webmaster-Materialien,zum Thema Bild,Poesie für Schreiben,zum Schreiben von Hadith,zum Schreiben von Versen,zum Schreiben schöner Worte,für E-Card-Grafiken,für Themen,pictures,hintergrund bilder,wallpapers,JPG Frame,Frame Picture,Frame Graphic Picture,Editable Frame Graphic Picture,Editable free JPG Frame,Graphic material,graphic materials,webmaster materials,for subject picture,poetry for writing,for writing hadith,for writing verse,for writing beautiful words,for e-card graphics,for theme,Background Picture Design,background pictures,background,Conception d'images d'arrière-plan,images d'arrière-plan,images d'arrière-plan,photos d'arrière-plan,fonds d'écran,cadre JPG,image de cadre,image graphique de cadre,image graphique de cadre modifiable,cadre JPG gratuit modifiable,matériel graphique,matériel graphique,matériel de webmaster,pour l'image du sujet,poésie pour écrire,pour écrire des hadiths,pour écrire des vers,pour écrire de beaux mots,pour les graphiques de cartes électroniques,pour le thème,Jpeg Frame,Frame,Cadres,Rahmen,Çerçeve,Çerçeve Resimi,Jpeg Çerçeve,Ahşap Çerçeve,Altın Çerçeve,Altın Renkli Çerçeve,Golden Frame,Gold Colored Frame,Goldener Rahmen,Holzrahmen,Wooden Frame,Jpeg Çerçeve resimi,Fon Resimi,Cadres,Rahmen,Çerçeve:Arka Fon,Cuma Resimi yapmak için,Bayram Resimi Yapmak için,Kandil Resimi Yapmak için,Editable,Hadis yazmak için,Ayet yazmak için,Güzel söz yazmak için,Çiçekli Çerçeve,Çiçek Resimli Çerçeve,Güllü Çiçekli Çerçeve,Güllü Çerçeve,Gül Resimli Çerçeve,Flower Frame, Flower Picture Frame, Rose Flower Frame, Rose Frame, Rose Picture Frame,Blumenrahmen, Blumenbilderrahmen, Rosenblumenrahmen, Rosenrahmen, Rosenbilderrahmen,
Tekamül Kemalat Yolculuğu
(Kar©glan’ın 13 Ocak 2020 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Ve li men hâfe makâme rabbihî cennetân.
Meali: Rabbinin makamından korkan kimseler için iki cennet vardır.
(Sadakallahül Azîm, Rahman Suresi, 46. Ayet)
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”
(Hadis-i Şerif, Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/381)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
---oOo---
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Bu haftaki yazımızın konusuna Raşidi Tarikatı dersleri ile başlayacağız.
Kar ve yağmur yağması için kaseye su ve süt hazırlama videosu hazırlamıştık. Oradaki videoda şekeri karıştırırken 7 yerine 8 yapmışız. Herkes bizim takıldığımız yerde takılıp kalmış. İşte tsunami yine geldi. Raşidi Tarikatı mensuplarından kar ve yağmur yağması için kaseye su ve süt hazırlayan kimseler, askerlerimiz, aynı yerde 7 yerine 8 ya da 9 yapmışlar ki ayarı kaçmış. Sistem aynı Kabe'yi tavaf gibi olacak ve 7 defa sağdan sola ve 1 defa da soldan sağa demiştik. Yanlış yapınca işte tornado oluyor ve rüzgar daha da hızlı dönüyor. O yüzden tsunami oluşuyor.
“Hocanın dediğini tut da, yaptığını yapma.” derler. Benim oradaki videodaki yaptığım hata size tesir etmemeli. Siz söylediğimi yapacaksınız, dediğimi tutacaksınız: 7 defa sağdan sola, bir defa da soldan sağa. Ama siz ipin ucunu kaçırırsanız işte böyle tsunami olur. Çünkü o çevirme dalgayı oluşturuyor. Rüzgar 1 tur fazla dönerse işte böyle tsunami oluşur. Hata bende değil yani. Ben o an yapmışım ama, dediğimi tut, yaptığımı yapma.
---oOo---
Güneş Makamı Hakkında:
Bir derste Raşidi Tarikatı'nda Güneş Makamı hakkında bilgi vereceğiz. Artık yaz gelecek, bahardan yaza geçeceğiz. Güneş Makamındakilerce günde sadece 66.000 "Allah" zikri çekilir ve bir de Hizbül Kâsır çekilir ve sadece 40 gün çekilir. O makamdakilerin tesbihlerindeki orta müezzin kaldırılır ve tesbihin alt ortasına gelecek şekilde 6 tane boncuklu 1 çark ve kadran daha eklenir. Orta müezzin kaldırılır, oraya 6 boncuklu yeni çark eklenir, tesbihler o şekilde olur.
Güneş Makamına kimler çıkabilir?
---oOo---
İnternet Cihazlarının Zararları ve 5G:
İnternet cihazlarında eski modemlerde, hatta yeni modemlerde "20 santimden yakın kafanızı yaklaştırmayın, vücudunuzu uzak tutun" yazması gerekiyor. Çünkü radyasyon yayıyor bu aletler. Önceden düşük miktarda yayıyordu, şu anda 5G'ye geçince telefonlar çok yüksek miktarda radyasyon yayıyor.
Radyasyon ve biz: Şu anda Kutup Yıldızı'nın yakınına doğru gidiyoruz. Çekim o şekilde ve kutuplar takla atacak dedik. İşte kutupların takla atması yani Güneş'in batıdan doğması, doğudan batması demek. O yüzden biz Kutup Yıldızı'na doğru gidiyoruz. Kutup Yıldızı ise bir radyasyon yıldızıdır. Ona hazırlanmak için şu anda radyasyon yemeye başlamamız gerekiyormuş. Şu anki aletlerin bu hali, yani dünya Kutup Yıldızı'nın yanına vardığımız zaman radyasyona alışmış olmamız, radyasyon yiyebilen, ondan etkilenmeyen insanlar olmamız için Allah'ın ayarladığı bir süreç. Ama şu anda insanlar alışkın olmadığı için radyasyon zarar vermekte.
Bunun zararından korunmak için keçe minder ya da koyun postu kullanın. Çünkü radyasyon bağırsaklardaki floraya zarar veriyor ve bağırsaklardaki suya da zarar verince suyu öldürüyor. Su ölünce bağırsaklar kuru kalıyor ve dışkı katı olunca bağırsaklarda yırtılma meydana geliyor. Bağırsak kültürünü yoğurtla tedavi etmek şu anda yeterli değil. 5G'ye geçince daha zararlı, daha yüksek radyasyon yayılacak ve radyasyon insandaki suyu öldürecek. O yüzden altınıza keçe minder, başınıza yün takke, ayağınıza yün çorap giyin.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) çölün sıcaklığından, yaz ve kışın yün çorap, yün takke giyermiş. Ve bir de deve yününden kendisine cübbe, hırka diktirmiş, onu da bir kere giymiş. Hutbe okurken birisi istemiş, yüzü tutmamış vermiş. İşte o Veysel Karanî'ye gelen cübbedir. Ondan sonra "Ya Resulallah, sana yenisini dikelim" demişler, fakat ömrü yetmemiş, ikincisinin bitmesine ömrü yetmemiştir. 2. cübbeyi de giyememiş Peygamberimiz.
İşte şu anda yün giyin: başınıza, ayağınıza yün takke ve çorap, sırtınıza yün elbise giymek radyasyonun etkisini azaltır ve telefonlardaki 5G ile modemlerin verdiği zararlara bir nevi engel olur. Çünkü yün iletken değildir, biyolojik yapıdadır ve iletken değildir. Vücuttaki suyun zarar görmesine de engel olur. Bilmeyenlere duyurulur. Şu anda keçecilik bitmiş, yeniden keçeciliği başlatın. Koyunları bitirmişler, koyunculuk biterse işte böyle olur.
Artık Kutup Yıldızı'na doğru gidiyoruz. Dünya ve evren döne döne Kutup Yıldızı'na doğru gittiğimiz için, Kutup Yıldızı'nın yerine vardığımız zaman bize çok yüksek radyasyon gelecekse, ona alışmamız gerekiyor. Şu anki sistemin bu şekilde gitmesi, Rabbimizin bizleri doğal seleksiyona götürdüğünü gösteriyor. Kutupların takla atması meselesi de bu şekildedir.
---oOo---
Kâinattaki Düzlem Teorisi:
(Kar©glan Raşit Hoca'nın Teorisi)
Yakın zamanda Güneş tutulması olmuştu. Dedik ki: Yıllardır bu Güneş ve ay tutulmalarından ne anladınız? Hiçbir şey anlamadık. "Ay Güneş'in önüne geldi, Güneş tutuldu. Güneş ayın önüne geldi, ay tutuldu" diye biliyoruz. Bu bize başka bir şey daha öğretiyor. Teorimiz bunu anlatıyor.
Her sistem, Güneş Sistemi gibi her sistem, bir düzlem üzerinde hareket ediyor. Mesela benim ayaklarım yere basıyor olduğu için bir düzlem üzerindeyim. Benim önüme arkadaşım Ahmet geldiği zaman, benim (Raşit Hoca) tutulmam olur. Çünkü siz beni göremezsiniz, önümde Ahmet olduğu için. Ben onun önüne gelirsem bu sefer Ahmet tutulması olur, onu göremezsiniz. Sebep: Ayaklarımız aynı düzlem üzerinde olduğu için bu tutulma böyle olur. Yoksa Ahmet 2 metre yukarıda olsa, ben aşağıda olsam, ben onun önüne geliyor gibi gelsem, Ahmet'in önünü kapatmam, o yüzden Ahmet tutulması olmaz.
Güneş sistemimizde Güneş ve ay tutulmasının sebebi de bir düzlem halinde hareket ettikleri içindir. Her sistemin kendine ait başka bir düzlemi var. Bizim Güneş Sistemimizin düzlemi başka, Sirius'un ki başka, Kutup Yıldızı'nın ki başka. Çünkü semaya hangi taraftan bakarsan bak, gökyüzü ve sema vardır. Brezilya'dan bakınca gökyüzü aşağı tarafta olur, o zaman onların gördüğü yıldızlar daha başka bir düzlem üzerindedir. Kanada'dan bakanların gördüğü yıldız daha başka bir düzlem üzerindedir. Her sistemin kendine ait düzlemi var.
Allah Teâlâ geleceği bize onlarla gösteriyor. Orada mesela sistemin içinde binlerce yıldız şu anda ölmekte olabilir. Çünkü Müslümanlık ve Müslüman âlemi bir sistem halindedir. Müslümanlardan şu anda ölenler, binlerce ölen olabilir ve binlerce Müslüman olarak dünyaya gelmiş çocuklar olabilir. Yani ölen yıldızlar ve doğan yıldızlar bir sistemin içindedir.
Kur'an'da Yusuf Suresi'nde Yusuf hakkında bahsedince "12 yıldız ve Güneş ve ay bana secde ettiler" diyor. 12 yıldızlı sistem kimin sistemi? Bizim yıldız sistemimiz 12 yıldızlı veya gezegenlidir. İsrailoğulları işte 12 yıldızlı sistemi temsil ediyor. 12 yıldız: Jüpiter, Mars, Venüs... ve en sondaki Müslümanlar ise Ramazan Yıldızı, 83 senede bir dönen Halley Yıldızı, en dıştan dönen yıldız. Muhammed (s.a.v) Hâtemü'l-Enbiya'dır ve Müslüman ümmeti en son ümmet değil mi? En son Muhammed Ümmeti geldi, ondan sonra Mehdi ve cemaati var, o da yine Müslümanlara bağlıdır.
Bizim sistemimizde 12 ay var (Ocak, Şubat, Mart gibi) ve günler ve aylar yukarıdaki gezegenleri temsil ediyor. 12 yıldız ve 12 burç var. Üstün ırk İsrailoğulları'nı temsil ediyor. Yusuf ve kardeşlerini ele aldığımızda hepimiz İsrailoğlu'yuz. Güneş ise Muhammed Mustafa'dır. Yukarı çıktığımızda İbrahim'e vardığımızda hepsi zaten birleşmiş olur. Zaten hepimiz İbrahim'den geliyoruz, ha İshak koluyuz, ha İsmail koluyuz. Yani hepimiz İbrahim milletiyiz, veyahut İsrailoğlu'yuz veya İsmailoğlu'yuz. Yukarıdan birleştiğimiz zaman üstte İbrahim olur. Sistem İsrail'den önce iki çataklıdır. Ağaçlarda erik, şeftali, armut çok çataklıdır ama kavak ve çam tek çataklıdır. Hz. İsa "bir"lerdendir, başka kardeşi yoktur. Çünkü İsa çam ağacına inecek diye çam ağacı süslüyorlar, çam ağacı tek çataklıdır yani "bir"lerdendir.
---oOo---
Paralel Evrenler ve Zamanda Yolculuk (4. Adım Teorimiz):
Sen bir kâinat ve evrensin. Senin sisteminde annen, anneannen, baban, deden, çocukların, kalemin, çantan, defterin, okuldaki arkadaşların, öğretmenlerin... hepsi senin sistemini oluşturan şeyler değil mi? Öyle olunca sana ait bir kâinat var. Sadece elin kolun değil, seni sen yapan mahallendeki bakkal amca da var onun içinde, yine takım elbiseni aldığın dükkân da var senin sisteminde. Hakeza... Öyle olunca herkesin kendine ait bir sistemi var. Paralel evrenler bu şekildedir.
Zamanda yolculukta ise, Allah geleceği devamlı yeniden yaratmaktadır. Dünkü sen var, bir de yarınki sen var. Dünün yarını biziz, dün ise evvelki günün yarını idi. Bugünün geleceği yarın, yarının geleceği ertesi gün. Öyle olunca Allah geleceği her an yeniden yaratmaktadır. Hızır (a.s) kıssasında anlatılan olayları değiştirme meselesi de, geleceğin her an değiştiğini, sadece bugünün değil dünün de değiştiğini gösterir. O yüzden geleceğe gitmek sorunludur. Eğer senin gittiğin gelecek değiştirildi ve yok edildiyse, sen arada kaybolursun, arafta kalırsın, ne geri dönebilir ne de ileri gidebilirsin. Bu da zamanda yolculuğu keşfedecek bilim adamlarına ışık tutacak bir bilgi olsun.
---oOo---
İnsanların Doğum Aylarına Göre Özellikleri:
İnsanlar doğum aylarına ve burçlarına göre ya sabah insanı ya da gece insanıdır. Yani ışıklı, aydınlık, yaz burçlu, sıcak tabiatlı insanlar ya da karanlık, soğuk ve gececi insanlar. Tarikatımızda zikir çekenlerden sonbahardan sonra doğanların (gece insanları) sonbahar zikrini, uzun zikri, öğleden sonra zikrini kolay çekmeleri, fakat yaz geldi mi sabah zikrini uzun çekmeleri zor olur, ama öğleden sonra çekecekleri zaman kolay olur. Çünkü onlar gece insanıdır, işlerini gece yaparlar, gece işleri onlara kolay gelir.
Gündüz insanları (sabahçılar) ise sonbahar geldi mi öğleden sonra uzun zikri çekmekte zorlanırlar. Onlar sabah insanı oldukları için öğleden sonra işlerini yapamazlar. O yüzden yaz burçluların kışın zikrinde tökezleme olması, kış burçlarının da yazın zikrinde tökezleme olması normaldir. Ama yine de gayret edin, çekmeye çalışın, bırakmayın sakın. Dönem dönem ve gündönümü size geldiğinde rahatlayacaksınızdır.
---oOo---
Cennet Nimetlerinden: Lafın Değeri
Bu Altın Çağ'ın, Hz. Mehdi vaktinin lafı, sözü de altın gibidir. Mesela bir sanatçı veya programcı, sadece laf alıp laf satıyor ve o para ile evini alıyor, maaşını alıyor, arabasını alıyor, evini geçindiriyor, evleniyor, bey gibi yaşıyor. Ne yapıyor? Laf alıp laf satıyor. Halbuki lafın bir ağırlığı yok, bir hacmi yok. Nasıl oluyor da altından daha değerli oluyor? Mehdi vakti olunca işte böyle laf ve söz bile altın gibi değerli oluyor. Gazali gibi birisi onlarca cilt kitap yazmış, fakat karnını doyuramamış. Adamın bir tanesi bugün bir kitap yazıyor ve milyonlar kazanıyor. Gazali gibi birisi karnını doyuramamış o yazdıklarıyla. Bugün işte yazmak da değerli, söylemek de değerli, laf da değerli. Yani vakit Mehdi vakti ve Altın Çağ, Cennet vaktidir.
Rabbim, inanan kullarına bu vaktin kıymetini ve değerini bilmeyi nasip etsin. Âmin.
---oOo---
Terakki (Yükselme) Meselesi:
Buğday önce un olup, sonra hamur ve beze olup da ekmek olunca, sonra biraz cehennemi tadıp fırına sürülünce, sonra fırıncıdan ya da ekmekçiden soframıza gelince, biz de onu bir şeylere katık yapıp yediğimiz zaman, işte buğday terakki etti ve hayatına, ben yediysem Raşit olarak devam etmeye başladı, Ahmet yediyse Ahmet olarak, köpek yediyse köpek olarak devam etmeye başladı.
Geçen videolarda ve vaazlarda bahsettiğimiz farenin yaratılma hikmeti: İnsanların ve evlerinin etrafındaki atıkları, çöpleri temizlemek için halk edilmiş. Fakat fare fazla çoğalınca Allah onun üzerine "vezir" olarak kediyi halk etmiş, kedi fare ile beslenerek onları azaltmakta. Burada yukarıdaki konuyu buna kıyas edersek, fare Allah'a karşı görevini yerine getirip sadık bir asker olarak terakki edince, kedilere yem olur. Onu kedi yiyince artık bir fare değil, aslan olmuştur (küçük aslan, yani kedi). Hayatına kedi olarak devam eder. Bu, en yüksek aslan olan, ormanların kralı gerçek aslana kadar gider. İki cihanın güneşi Hz. Muhammed Mustafa ise gerçek aslandır.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا
Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe vel yevmel âhıra ve zekerallâhe kesîrâ.
Meali: “Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”
(Sadakallahül Azîm, Ahzâb Suresi, 21. Ayet)
Hz. Ayşe Annemiz'e Peygamberimizin ahlakı nasıldı diye sordular. Hz. Ayşe Annemiz, “Siz Kur’an okumuyor musunuz? Peygamberin ahlakı Kur’an’dı.” buyurmuştur. (Hadis-i Şerif)
Aynı soru Peygamberimize de soruldu. O da Rabbimizden ilham ile şöyle cevap verdi:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Kul inne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn.
Meali: “De ki: Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
(Sadakallahül Azîm, En‘âm Suresi, 162. Ayet)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ
Ve inneke le alâ hulukın azîm.
Meali: “Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.”
(Sadakallahül Azîm, Kalem Suresi, 4. Ayet)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ
Lekad halaknâl insâne fî ahseni takvîm. Summe radednâhu esfele sâfilîn. İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe lehum ecrun gayru memnûn. Fe mâ yukezzibuke ba’du bid dîn. E leysallâhu bi ahkemil hâkimîn.
Meali: “Andolsun ki biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. Ancak iman edip salih amel işleyenler başka. Onlar için kesintisiz bir ecir vardır. O halde bundan sonra sana dini yalanlatan nedir? Allah, hâkimlerin en güzel hüküm vereni değil midir?”
(Sadakallahül Azîm, Tîn Suresi, 4-8. Ayetler)
Burada da insanoğlu kemaline erince, hangi aslan onu yiyecek de o melekliğe terakki edecektir? Meleklikten önce cinlik, cinlikten sonra şeytanlık gelir. “Cin olmadan şeytan çarpmaya kalkma” diye bir söz vardır. İnsanın serüveni: Önce cin olarak devam edecek, daha sonra şeytan, daha sonra Müslüman şeytan, daha sonra da meleklik belki... Kat edebilirse o dereceleri. Terakki meselesi de bu şekildedir.
Meleklik vasfına da dört büyük melekten geçilmektedir: Azrail, İsrafil, Mikail ve en üst Cebrail. Ölmeden Azraillik vasfına geçemezsin. Seni bir yılan çiyan yemeden Azrail sıfatına giremezsin. Sonra İsrafil: Toz duman olmadan İsrafil olamazsın. Sonra Mikail: Rüzgârlık, tozu dumanı savuran rüzgâr olmak için önce toz toprak olup sonra savrulman lazım. Savuran olmak daha ötedir. Cebraillik en yüksek makamdır. Cebrail'in görevi neydi? İlham getirip götürmek. Yani uzaklara ve en derinlere ulaşabilen ses frekansı olabilmek.
---oOo---
Son olarak, dört ana unsur vardır: Toprak, su, hava ve ateş. Bu hafta üçüncü cemre toprağa düştü. Erken gelen ateş ve bahar. Birinci cemreler girdiğinde, sabahın soğuğunda dışarıda kumru sesi duydum, “hu hu” diyordu. Yani baharın habercileri buraya kadar gelmişler. Onlar magnetizmanın değiştiğini bilenlerdir. Buradaki baharı yaşayıp diğer bahara yetişmek için acele edenler, yoksa yetişemez, yavru çıkaramaz, yavrusunu büyütemez. Onlar biliyor baharın geldiğini. Artık öyle kar kış soğuk falan beklemeyin. Çünkü onların zamanında yavru çıkarması ve besleyip büyütüp başka bahara gitmesi lazım, yoksa soyları tükenir.
---oOo---
Rabbim, taksiratımızı, kusurlarımızı af buyursun.
Âmin, âmin, âmin...
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
“Allahım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle. Batılı batıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle.”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbu ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 13 Ocak 2020 Pazartesi
(Kar©glan’ın 13 Ocak 2020 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Ve li men hâfe makâme rabbihî cennetân.
Meali: Rabbinin makamından korkan kimseler için iki cennet vardır.
(Sadakallahül Azîm, Rahman Suresi, 46. Ayet)
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”
(Hadis-i Şerif, Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/381)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
---oOo---
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Bu haftaki yazımızın konusuna Raşidi Tarikatı dersleri ile başlayacağız.
Kar ve yağmur yağması için kaseye su ve süt hazırlama videosu hazırlamıştık. Oradaki videoda şekeri karıştırırken 7 yerine 8 yapmışız. Herkes bizim takıldığımız yerde takılıp kalmış. İşte tsunami yine geldi. Raşidi Tarikatı mensuplarından kar ve yağmur yağması için kaseye su ve süt hazırlayan kimseler, askerlerimiz, aynı yerde 7 yerine 8 ya da 9 yapmışlar ki ayarı kaçmış. Sistem aynı Kabe'yi tavaf gibi olacak ve 7 defa sağdan sola ve 1 defa da soldan sağa demiştik. Yanlış yapınca işte tornado oluyor ve rüzgar daha da hızlı dönüyor. O yüzden tsunami oluşuyor.
“Hocanın dediğini tut da, yaptığını yapma.” derler. Benim oradaki videodaki yaptığım hata size tesir etmemeli. Siz söylediğimi yapacaksınız, dediğimi tutacaksınız: 7 defa sağdan sola, bir defa da soldan sağa. Ama siz ipin ucunu kaçırırsanız işte böyle tsunami olur. Çünkü o çevirme dalgayı oluşturuyor. Rüzgar 1 tur fazla dönerse işte böyle tsunami oluşur. Hata bende değil yani. Ben o an yapmışım ama, dediğimi tut, yaptığımı yapma.
---oOo---
Güneş Makamı Hakkında:
Bir derste Raşidi Tarikatı'nda Güneş Makamı hakkında bilgi vereceğiz. Artık yaz gelecek, bahardan yaza geçeceğiz. Güneş Makamındakilerce günde sadece 66.000 "Allah" zikri çekilir ve bir de Hizbül Kâsır çekilir ve sadece 40 gün çekilir. O makamdakilerin tesbihlerindeki orta müezzin kaldırılır ve tesbihin alt ortasına gelecek şekilde 6 tane boncuklu 1 çark ve kadran daha eklenir. Orta müezzin kaldırılır, oraya 6 boncuklu yeni çark eklenir, tesbihler o şekilde olur.
Güneş Makamına kimler çıkabilir?
- Erkekler: 25 Ağustos'tan Eylül'ün tamamı ve Ekim'in 21'ine kadar doğan erkekler Güneş makamında olan aslanlardır.
- Kadınlar: 21 Mart'tan sonra, Nisan'ın tamamı ve 19 Mayıs'a kadar doğan kadınlar Güneş makamına çıkabilir.
---oOo---
İnternet Cihazlarının Zararları ve 5G:
İnternet cihazlarında eski modemlerde, hatta yeni modemlerde "20 santimden yakın kafanızı yaklaştırmayın, vücudunuzu uzak tutun" yazması gerekiyor. Çünkü radyasyon yayıyor bu aletler. Önceden düşük miktarda yayıyordu, şu anda 5G'ye geçince telefonlar çok yüksek miktarda radyasyon yayıyor.
Radyasyon ve biz: Şu anda Kutup Yıldızı'nın yakınına doğru gidiyoruz. Çekim o şekilde ve kutuplar takla atacak dedik. İşte kutupların takla atması yani Güneş'in batıdan doğması, doğudan batması demek. O yüzden biz Kutup Yıldızı'na doğru gidiyoruz. Kutup Yıldızı ise bir radyasyon yıldızıdır. Ona hazırlanmak için şu anda radyasyon yemeye başlamamız gerekiyormuş. Şu anki aletlerin bu hali, yani dünya Kutup Yıldızı'nın yanına vardığımız zaman radyasyona alışmış olmamız, radyasyon yiyebilen, ondan etkilenmeyen insanlar olmamız için Allah'ın ayarladığı bir süreç. Ama şu anda insanlar alışkın olmadığı için radyasyon zarar vermekte.
Bunun zararından korunmak için keçe minder ya da koyun postu kullanın. Çünkü radyasyon bağırsaklardaki floraya zarar veriyor ve bağırsaklardaki suya da zarar verince suyu öldürüyor. Su ölünce bağırsaklar kuru kalıyor ve dışkı katı olunca bağırsaklarda yırtılma meydana geliyor. Bağırsak kültürünü yoğurtla tedavi etmek şu anda yeterli değil. 5G'ye geçince daha zararlı, daha yüksek radyasyon yayılacak ve radyasyon insandaki suyu öldürecek. O yüzden altınıza keçe minder, başınıza yün takke, ayağınıza yün çorap giyin.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) çölün sıcaklığından, yaz ve kışın yün çorap, yün takke giyermiş. Ve bir de deve yününden kendisine cübbe, hırka diktirmiş, onu da bir kere giymiş. Hutbe okurken birisi istemiş, yüzü tutmamış vermiş. İşte o Veysel Karanî'ye gelen cübbedir. Ondan sonra "Ya Resulallah, sana yenisini dikelim" demişler, fakat ömrü yetmemiş, ikincisinin bitmesine ömrü yetmemiştir. 2. cübbeyi de giyememiş Peygamberimiz.
İşte şu anda yün giyin: başınıza, ayağınıza yün takke ve çorap, sırtınıza yün elbise giymek radyasyonun etkisini azaltır ve telefonlardaki 5G ile modemlerin verdiği zararlara bir nevi engel olur. Çünkü yün iletken değildir, biyolojik yapıdadır ve iletken değildir. Vücuttaki suyun zarar görmesine de engel olur. Bilmeyenlere duyurulur. Şu anda keçecilik bitmiş, yeniden keçeciliği başlatın. Koyunları bitirmişler, koyunculuk biterse işte böyle olur.
Artık Kutup Yıldızı'na doğru gidiyoruz. Dünya ve evren döne döne Kutup Yıldızı'na doğru gittiğimiz için, Kutup Yıldızı'nın yerine vardığımız zaman bize çok yüksek radyasyon gelecekse, ona alışmamız gerekiyor. Şu anki sistemin bu şekilde gitmesi, Rabbimizin bizleri doğal seleksiyona götürdüğünü gösteriyor. Kutupların takla atması meselesi de bu şekildedir.
---oOo---
Kâinattaki Düzlem Teorisi:
(Kar©glan Raşit Hoca'nın Teorisi)
Yakın zamanda Güneş tutulması olmuştu. Dedik ki: Yıllardır bu Güneş ve ay tutulmalarından ne anladınız? Hiçbir şey anlamadık. "Ay Güneş'in önüne geldi, Güneş tutuldu. Güneş ayın önüne geldi, ay tutuldu" diye biliyoruz. Bu bize başka bir şey daha öğretiyor. Teorimiz bunu anlatıyor.
Her sistem, Güneş Sistemi gibi her sistem, bir düzlem üzerinde hareket ediyor. Mesela benim ayaklarım yere basıyor olduğu için bir düzlem üzerindeyim. Benim önüme arkadaşım Ahmet geldiği zaman, benim (Raşit Hoca) tutulmam olur. Çünkü siz beni göremezsiniz, önümde Ahmet olduğu için. Ben onun önüne gelirsem bu sefer Ahmet tutulması olur, onu göremezsiniz. Sebep: Ayaklarımız aynı düzlem üzerinde olduğu için bu tutulma böyle olur. Yoksa Ahmet 2 metre yukarıda olsa, ben aşağıda olsam, ben onun önüne geliyor gibi gelsem, Ahmet'in önünü kapatmam, o yüzden Ahmet tutulması olmaz.
Güneş sistemimizde Güneş ve ay tutulmasının sebebi de bir düzlem halinde hareket ettikleri içindir. Her sistemin kendine ait başka bir düzlemi var. Bizim Güneş Sistemimizin düzlemi başka, Sirius'un ki başka, Kutup Yıldızı'nın ki başka. Çünkü semaya hangi taraftan bakarsan bak, gökyüzü ve sema vardır. Brezilya'dan bakınca gökyüzü aşağı tarafta olur, o zaman onların gördüğü yıldızlar daha başka bir düzlem üzerindedir. Kanada'dan bakanların gördüğü yıldız daha başka bir düzlem üzerindedir. Her sistemin kendine ait düzlemi var.
Allah Teâlâ geleceği bize onlarla gösteriyor. Orada mesela sistemin içinde binlerce yıldız şu anda ölmekte olabilir. Çünkü Müslümanlık ve Müslüman âlemi bir sistem halindedir. Müslümanlardan şu anda ölenler, binlerce ölen olabilir ve binlerce Müslüman olarak dünyaya gelmiş çocuklar olabilir. Yani ölen yıldızlar ve doğan yıldızlar bir sistemin içindedir.
Kur'an'da Yusuf Suresi'nde Yusuf hakkında bahsedince "12 yıldız ve Güneş ve ay bana secde ettiler" diyor. 12 yıldızlı sistem kimin sistemi? Bizim yıldız sistemimiz 12 yıldızlı veya gezegenlidir. İsrailoğulları işte 12 yıldızlı sistemi temsil ediyor. 12 yıldız: Jüpiter, Mars, Venüs... ve en sondaki Müslümanlar ise Ramazan Yıldızı, 83 senede bir dönen Halley Yıldızı, en dıştan dönen yıldız. Muhammed (s.a.v) Hâtemü'l-Enbiya'dır ve Müslüman ümmeti en son ümmet değil mi? En son Muhammed Ümmeti geldi, ondan sonra Mehdi ve cemaati var, o da yine Müslümanlara bağlıdır.
Bizim sistemimizde 12 ay var (Ocak, Şubat, Mart gibi) ve günler ve aylar yukarıdaki gezegenleri temsil ediyor. 12 yıldız ve 12 burç var. Üstün ırk İsrailoğulları'nı temsil ediyor. Yusuf ve kardeşlerini ele aldığımızda hepimiz İsrailoğlu'yuz. Güneş ise Muhammed Mustafa'dır. Yukarı çıktığımızda İbrahim'e vardığımızda hepsi zaten birleşmiş olur. Zaten hepimiz İbrahim'den geliyoruz, ha İshak koluyuz, ha İsmail koluyuz. Yani hepimiz İbrahim milletiyiz, veyahut İsrailoğlu'yuz veya İsmailoğlu'yuz. Yukarıdan birleştiğimiz zaman üstte İbrahim olur. Sistem İsrail'den önce iki çataklıdır. Ağaçlarda erik, şeftali, armut çok çataklıdır ama kavak ve çam tek çataklıdır. Hz. İsa "bir"lerdendir, başka kardeşi yoktur. Çünkü İsa çam ağacına inecek diye çam ağacı süslüyorlar, çam ağacı tek çataklıdır yani "bir"lerdendir.
---oOo---
Paralel Evrenler ve Zamanda Yolculuk (4. Adım Teorimiz):
Sen bir kâinat ve evrensin. Senin sisteminde annen, anneannen, baban, deden, çocukların, kalemin, çantan, defterin, okuldaki arkadaşların, öğretmenlerin... hepsi senin sistemini oluşturan şeyler değil mi? Öyle olunca sana ait bir kâinat var. Sadece elin kolun değil, seni sen yapan mahallendeki bakkal amca da var onun içinde, yine takım elbiseni aldığın dükkân da var senin sisteminde. Hakeza... Öyle olunca herkesin kendine ait bir sistemi var. Paralel evrenler bu şekildedir.
Zamanda yolculukta ise, Allah geleceği devamlı yeniden yaratmaktadır. Dünkü sen var, bir de yarınki sen var. Dünün yarını biziz, dün ise evvelki günün yarını idi. Bugünün geleceği yarın, yarının geleceği ertesi gün. Öyle olunca Allah geleceği her an yeniden yaratmaktadır. Hızır (a.s) kıssasında anlatılan olayları değiştirme meselesi de, geleceğin her an değiştiğini, sadece bugünün değil dünün de değiştiğini gösterir. O yüzden geleceğe gitmek sorunludur. Eğer senin gittiğin gelecek değiştirildi ve yok edildiyse, sen arada kaybolursun, arafta kalırsın, ne geri dönebilir ne de ileri gidebilirsin. Bu da zamanda yolculuğu keşfedecek bilim adamlarına ışık tutacak bir bilgi olsun.
---oOo---
İnsanların Doğum Aylarına Göre Özellikleri:
İnsanlar doğum aylarına ve burçlarına göre ya sabah insanı ya da gece insanıdır. Yani ışıklı, aydınlık, yaz burçlu, sıcak tabiatlı insanlar ya da karanlık, soğuk ve gececi insanlar. Tarikatımızda zikir çekenlerden sonbahardan sonra doğanların (gece insanları) sonbahar zikrini, uzun zikri, öğleden sonra zikrini kolay çekmeleri, fakat yaz geldi mi sabah zikrini uzun çekmeleri zor olur, ama öğleden sonra çekecekleri zaman kolay olur. Çünkü onlar gece insanıdır, işlerini gece yaparlar, gece işleri onlara kolay gelir.
Gündüz insanları (sabahçılar) ise sonbahar geldi mi öğleden sonra uzun zikri çekmekte zorlanırlar. Onlar sabah insanı oldukları için öğleden sonra işlerini yapamazlar. O yüzden yaz burçluların kışın zikrinde tökezleme olması, kış burçlarının da yazın zikrinde tökezleme olması normaldir. Ama yine de gayret edin, çekmeye çalışın, bırakmayın sakın. Dönem dönem ve gündönümü size geldiğinde rahatlayacaksınızdır.
---oOo---
Cennet Nimetlerinden: Lafın Değeri
Bu Altın Çağ'ın, Hz. Mehdi vaktinin lafı, sözü de altın gibidir. Mesela bir sanatçı veya programcı, sadece laf alıp laf satıyor ve o para ile evini alıyor, maaşını alıyor, arabasını alıyor, evini geçindiriyor, evleniyor, bey gibi yaşıyor. Ne yapıyor? Laf alıp laf satıyor. Halbuki lafın bir ağırlığı yok, bir hacmi yok. Nasıl oluyor da altından daha değerli oluyor? Mehdi vakti olunca işte böyle laf ve söz bile altın gibi değerli oluyor. Gazali gibi birisi onlarca cilt kitap yazmış, fakat karnını doyuramamış. Adamın bir tanesi bugün bir kitap yazıyor ve milyonlar kazanıyor. Gazali gibi birisi karnını doyuramamış o yazdıklarıyla. Bugün işte yazmak da değerli, söylemek de değerli, laf da değerli. Yani vakit Mehdi vakti ve Altın Çağ, Cennet vaktidir.
Rabbim, inanan kullarına bu vaktin kıymetini ve değerini bilmeyi nasip etsin. Âmin.
---oOo---
Terakki (Yükselme) Meselesi:
Buğday önce un olup, sonra hamur ve beze olup da ekmek olunca, sonra biraz cehennemi tadıp fırına sürülünce, sonra fırıncıdan ya da ekmekçiden soframıza gelince, biz de onu bir şeylere katık yapıp yediğimiz zaman, işte buğday terakki etti ve hayatına, ben yediysem Raşit olarak devam etmeye başladı, Ahmet yediyse Ahmet olarak, köpek yediyse köpek olarak devam etmeye başladı.
Geçen videolarda ve vaazlarda bahsettiğimiz farenin yaratılma hikmeti: İnsanların ve evlerinin etrafındaki atıkları, çöpleri temizlemek için halk edilmiş. Fakat fare fazla çoğalınca Allah onun üzerine "vezir" olarak kediyi halk etmiş, kedi fare ile beslenerek onları azaltmakta. Burada yukarıdaki konuyu buna kıyas edersek, fare Allah'a karşı görevini yerine getirip sadık bir asker olarak terakki edince, kedilere yem olur. Onu kedi yiyince artık bir fare değil, aslan olmuştur (küçük aslan, yani kedi). Hayatına kedi olarak devam eder. Bu, en yüksek aslan olan, ormanların kralı gerçek aslana kadar gider. İki cihanın güneşi Hz. Muhammed Mustafa ise gerçek aslandır.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا
Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe vel yevmel âhıra ve zekerallâhe kesîrâ.
Meali: “Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”
(Sadakallahül Azîm, Ahzâb Suresi, 21. Ayet)
Hz. Ayşe Annemiz'e Peygamberimizin ahlakı nasıldı diye sordular. Hz. Ayşe Annemiz, “Siz Kur’an okumuyor musunuz? Peygamberin ahlakı Kur’an’dı.” buyurmuştur. (Hadis-i Şerif)
Aynı soru Peygamberimize de soruldu. O da Rabbimizden ilham ile şöyle cevap verdi:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Kul inne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn.
Meali: “De ki: Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
(Sadakallahül Azîm, En‘âm Suresi, 162. Ayet)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ
Ve inneke le alâ hulukın azîm.
Meali: “Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.”
(Sadakallahül Azîm, Kalem Suresi, 4. Ayet)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ
Lekad halaknâl insâne fî ahseni takvîm. Summe radednâhu esfele sâfilîn. İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe lehum ecrun gayru memnûn. Fe mâ yukezzibuke ba’du bid dîn. E leysallâhu bi ahkemil hâkimîn.
Meali: “Andolsun ki biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. Ancak iman edip salih amel işleyenler başka. Onlar için kesintisiz bir ecir vardır. O halde bundan sonra sana dini yalanlatan nedir? Allah, hâkimlerin en güzel hüküm vereni değil midir?”
(Sadakallahül Azîm, Tîn Suresi, 4-8. Ayetler)
Burada da insanoğlu kemaline erince, hangi aslan onu yiyecek de o melekliğe terakki edecektir? Meleklikten önce cinlik, cinlikten sonra şeytanlık gelir. “Cin olmadan şeytan çarpmaya kalkma” diye bir söz vardır. İnsanın serüveni: Önce cin olarak devam edecek, daha sonra şeytan, daha sonra Müslüman şeytan, daha sonra da meleklik belki... Kat edebilirse o dereceleri. Terakki meselesi de bu şekildedir.
Meleklik vasfına da dört büyük melekten geçilmektedir: Azrail, İsrafil, Mikail ve en üst Cebrail. Ölmeden Azraillik vasfına geçemezsin. Seni bir yılan çiyan yemeden Azrail sıfatına giremezsin. Sonra İsrafil: Toz duman olmadan İsrafil olamazsın. Sonra Mikail: Rüzgârlık, tozu dumanı savuran rüzgâr olmak için önce toz toprak olup sonra savrulman lazım. Savuran olmak daha ötedir. Cebraillik en yüksek makamdır. Cebrail'in görevi neydi? İlham getirip götürmek. Yani uzaklara ve en derinlere ulaşabilen ses frekansı olabilmek.
---oOo---
Son olarak, dört ana unsur vardır: Toprak, su, hava ve ateş. Bu hafta üçüncü cemre toprağa düştü. Erken gelen ateş ve bahar. Birinci cemreler girdiğinde, sabahın soğuğunda dışarıda kumru sesi duydum, “hu hu” diyordu. Yani baharın habercileri buraya kadar gelmişler. Onlar magnetizmanın değiştiğini bilenlerdir. Buradaki baharı yaşayıp diğer bahara yetişmek için acele edenler, yoksa yetişemez, yavru çıkaramaz, yavrusunu büyütemez. Onlar biliyor baharın geldiğini. Artık öyle kar kış soğuk falan beklemeyin. Çünkü onların zamanında yavru çıkarması ve besleyip büyütüp başka bahara gitmesi lazım, yoksa soyları tükenir.
---oOo---
Rabbim, taksiratımızı, kusurlarımızı af buyursun.
Âmin, âmin, âmin...
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
“Allahım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle. Batılı batıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle.”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbu ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 13 Ocak 2020 Pazartesi
Kendini Değiştirmeyen Ahiret Yurduna Varamaz
(Kar©glan’ın 29 Şubat 2020 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
يَٰعِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ ٱلْيَوْمَ وَلَآ أَنتُمْ تَحْزَنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُوا۟ مُسْلِمِينَ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ أَنتُمْ وَأَزْوَٰجُكُمْ تُحْبَرُونَ يُطَافُ عَلَيْهِم بِصِحَافٍ مِّن ذَهَبٍ وَأَكْوَابٍ ۖ وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ ٱلْأَنفُسُ وَتَلَذُّ ٱلْأَعْيُنُ ۖ وَأَنتُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ وَتِلْكَ ٱلْجَنَّةُ ٱلَّتِىٓ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Yâ ibâdi lâ havfun aleykumul yevme ve lâ entum tahzenûn. Ellezîne âmenû bi âyâtinâ ve kânû muslimîn. Udhulûl cennete entum ve ezvâcukum tuhberûn. Yutâfu aleyhim bi sıhâfin min zehebin ve ekvâb(ekvâbin), ve fîhâ mâ teştehîhil enfusu ve telezzul a’yun(a’yunu), ve entum fîhâ hâlidûn. Ve tilkel cennetulletî ûristumûhâ bi mâ kuntum ta’melûn.
(Sadakallahül Azîm, Zuhruf Suresi, 68-72. Ayetler)
---oOo---
Peygamber Efendimiz’den (s.a.v) Bir Hadis:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لاَ يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّابًا وَلَهُمْ رِزْقَهُمْ فِيهِمَا بُكْرَةً وَعِشِيًّا
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Lâ yesmeûne fîhâ lağven ve lâ kizzâbâ(kizzâben), ve lehum rızkuhum fîhâ bukreten ve aşiyyâ.
Meali: Onlar (cennet halkı) orada ne boş bir söz ne de bir yalan işitirler. Onlara orada sabah akşam rızıkları vardır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu ayeti okuduktan sonra şöyle buyurdu:
“Cennette gece yoktur. O ancak bir ışık ve nurdur. Sabah akşamlar, birbirinin üzerine gelir. Onlara hediyelerin en kıymetlileri, dünyadaki namaz vakitlerinde Allah tarafından ulaştırılır. Melekler onlara selam verirler.”
(Hadis-i Şerif)
Alimler bu konuda şöyle demişlerdir: “Cennette gece ve gündüz yoktur. Cennet ehli ebedi bir nur içindedirler. Gecenin gündüzden ayırımı ancak perdelerin sarkması ve kapıların kapanmasıyla anlaşılır.”
(Kurtubî, Ahkâm’ul-Kur’an, c. 11, sh. 127 vd.)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
---oOo---
Yolculuğumuza başlıyoruz:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
“Bilerek inkâr edenden daha zalim kim olabilir ki?”
(Sadakallahül Azîm, Kur’an-ı Kerim’den bir ayet)
---oOo---
I. MESELE: Nüfus ve Denge Meselesi
Bazı çevrelerde, insan nüfusunun fazla olduğu ve bu yüzden doğanın bozulduğu gerekçesiyle nüfusun 500 milyona düşürülmesi gerektiği gibi yanlış bir görüş vardır. Oysa Allah, yarattığı her şeyde olduğu gibi nüfus konusunda da bir denge (mîzan) yaratmıştır.
Tıpkı elimizdeki bakteriler gibi düşünelim: Elimizi yıkamadan önce milyarlarca bakteri varken, sabunla yıkadığımızda iyi bakteriler kötü bakterileri yok eder ve el temizlenir. Ancak bir süre sonra dışarıdan yeni mikroplar alırız ve süreç yeniden başlar. İşte bu, Allah’ın koyduğu doğal dengenin bir örneğidir.
Hz. Adem (a.s) zamanında insan ömrü çok uzundu ve insanlar iri yapılıydı çünkü nüfus azdı. Günümüzde nüfus arttıkça ömürler kısaldı. Allah, otomatik bir düzen içinde nüfus dengesini korumaktadır. Doğum ve ölüm, bu dengenin iki temel direğidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Cennette cennet ehlinin çocukları olmaz.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Cennet 23, 2566)
“Cennette mümin, çocuk arzu ettiğinde, hamli, doğumu ve yaş alması bir anda oluverir.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Cennet, 23; İbn Mâce, Zühd, 39)
Demek ki cennet hayatında neslin devamı gibi bir durum söz konusu değildir. Allah, dünyadaki nüfus dengesini kendi koyduğu kanunlarla korumaktadır. İnsanın bu dengeye müdahale etmeye hakkı yoktur. Unutmayalım ki, iyiler çoğaldıkça kötüler azalır, kötüler çoğaldıkça iyiler azalır. Tıpkı gece ile gündüz, yaz ile kış gibi. Ne zaman ki insanlar Allah’ın koyduğu bu dengeye müdahale etmeye başladı (iklimle oynama, gen teknolojileri gibi), işte o zaman doğal denge bozuldu.
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ وَٱلنَّجْمُ وَٱلشَّجَرُ يَسْجُدَانِ أَلَّا تَطْغَوْا۟ فِى ٱلْمِيزَانِ
Eş şemsu vel kameru bi husbân. Ven necmu veş şeceru yescudân. Ves semâe refeahâ ve vedaal mîzân. Ellâ tatgav fîl mîzân.
Meali: “Güneş ve ay bir hesap iledir. Yıldızlar ve ağaçlar secde ederler. Göğü yükseltti ve mizanı (dengeyi) koydu. Sakın dengeyi bozmayın.”
(Sadakallahül Azîm, Rahman Suresi, 5-8. Ayetler)
Allah, her şeyi bir kader ve ölçü ile yaratmıştır. O’nun koyduğu dengeyi bozmaya kimsenin gücü yetmez. Ancak insan, kendi eliyle bu dengeyi bozacak fiiller işleyebilir. İşte bundan sakınmalıyız.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكٌ فِى ٱلْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ فَقَدَّرَهُۥ تَقْدِيرًا
Ellezî lehu mulkus semâvâti vel ardı ve lem yettehız veleden ve lem yekûn lehu şerîkun fîl mulki ve halaka kulle şey’in fe kadderahu takdîrâ.
Meali: “O, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olandır. Çocuk edinmemiştir. Mülkünde hiçbir ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış ve ona bir kader takdir etmiştir.”
(Sadakallahül Azîm, Furkan Suresi, 2. Ayet)
---oOo---
II. MESELE: Hayvanların Akıl ve Hafızası
Bazı insanlar, “Kendine düzenle alet yapabilme yetisi sadece insanda vardır, hayvanlar bunu çok az yapabilir” derler. Oysa bu düşünce tam doğru değildir. Hayvanlar, bizim gibi ellere ve ayaklara sahip olmadıkları için bazı şeyleri yapamıyorlar. Ama onlar da düşünebilir, iyi ile kötüyü, tehlikeli ile tehlikesiz olanı ayırt edebilirler.
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Süleyman ile Hüdhüd kuşu kıssası bunun en güzel örneğidir. Hüdhüd kuşu, Hz. Süleyman’a Sebe kraliçesi Belkıs ve onun kavmi hakkında detaylı haber getirmiştir. Bu, hayvanların da bir idrake sahip olduğunu gösterir.
Ayrıca hayvanların ömürleri bazı türlerde insanlardan çok daha uzun olabilir. Örneğin kargaların yüzlerce yıl yaşadığı rivayet edilir. Demek ki onların küçücük beyinlerinde, yüzyılları kaydedebilecek bir hafıza kapasitesi vardır. İnşallah ahir zamanda hayvanların dili çözülecek ve onlardan çok şey öğreneceğiz.
---oOo---
III. MESELE: Fıtrat ve İnsanlık Yolculuğu
Kutsal kitaplarda şöyle bir müjde vardır: “Kurtla kuzu birlikte otlayacak, aslan sığır gibi saman yiyecek, yılanın yiyeceği toprak olacak. Kimseye zarar vermeyecek, kimseyi yok etmeyecek.” (Yeşaya, 65:25)
Hadislerde de Hz. Mehdi zamanında (altın çağda) kurt ile kuzunun birlikte gezeceği, çocukların aslan ve kaplanla oynayabileceği bildirilmiştir. Bunlar olmakta ve olmaya da devam etmektedir. Ancak şu unutulmamalıdır: Allah her şeyi çift (dualite) halinde yaratmıştır. İyi de vardır, kötü de. Bu yüzden kötü tamamen yok olmaz, en az üçte bir oranında varlığını sürdürür. Aynı şekilde iyiler de tamamen yok olmaz.
Ancak bu, kötülüğe göz yummak anlamına gelmez. Tilkilerin fıtratında çalmak vardır. Siz tilkilere güvenip tavuklarınızı korumasız bırakırsanız, tilki yine tilkiliğini yapacaktır. Aynı şekilde, fıtratı bozuk olan bir insan, hangi makama gelirse gelsin, fırsat bulduğunda yine fıtratının gereğini yapacaktır.
İşte bu noktada tasavvuf, tarikat ve mürşid-i kamilin görevi devreye girer. Bunlar, insanı hayvani sıfatlardan kurtarıp, gerçek insan olma, şeref kazanma, olgunlaşma (kemalat) yolculuğunda terakki ettirmek için vardır. Yoksa ateşte yürümek, uçmak kaçmak gibi olağanüstü haller fasa fiso işlerdir. Asıl marifet, nefsini terbiye edip insan-ı kâmil olabilmektir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Fatma kızım! Allah’tan nefsini satın al. Yoksa o gün ben bile sana fayda veremem.”
Yani nefsini satın almak, insanlığını satın almak, kemalat yolculuğunu tamamlamaktır.
---oOo---
IV. MESELE: Kâinatın Oluş ve Yok Oluş Hali
Kâinat, adeta bir film şeridi gibi “oluş ve yok oluş” hâlindedir. Allah bir yandan yaratır, bir yandan da yarattıklarını bir hikmete göre yok eder (ifsad eder). Tıpkı bir çiftçinin tarlasına buğday ekmesi, onun büyümesini beklemesi ve sonra hasat ederek buğdayı un, ekmek veya bulgur haline dönüştürmesi gibi. Buğday bir anlamda ölür, ama yeni bir forma dönüşerek varlığını sürdürür.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Siz şu an rüyadasınız, öldüğünüz zaman uyanacaksınız.”
Öyleyse bu dünya bir rüya âlemidir. Kıyamet alametleri (Mehdi’nin gelmesi, Deccal’ın ortaya çıkması vb.) bu rüyanın bir parçasıdır. Tıpkı buğdayın defalarca ölüp dirilmesi gibi, belki bu kâinat da defalarca dürülüp yeniden açılmıştır.
Bu yüzden düzeni bozanlar bile, belki de Allah’ın dilediği bir görevi ifa ediyor olabilirler. Çünkü Allah’tan başka güç ve kuvvet yoktur:
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.
Mikroplar bile yok oluş evresine girdiklerinde türlerini devam ettirmek için evrimleşir, kendilerini değiştirir, yeni bir hâl ve can kazanırlar. Demek ki yok oluş bile bazen bir nimete dönüşebilir.
---oOo---
V. MESELE: İnsan ve Evrim
Bazıları “sanal zekadan korkuyoruz” derler. Oysa robotların fişi çekilebilir. Asıl korkulması gereken insandır. İnsanoğluna can veren “ruh” denen enerjiyi henüz tam olarak keşfedemedik. Radyonun pili veya elektriği olduğunda çalışması gibi, insan da ruhu olduğu için yaşar. Beden ölse de ruh ölmez. Azabı veya mükafatı tadacak olan da ruhtur.
Kendini geliştirmeyen, evrimleştirmeyen, aynı halde sabit kalan kimseler geleceğe gidemez. Virüsler bile evrimleşerek geleceğe yolcu eder kendini. İnsanın ilk hali de basit yapılı canlılara benziyordu. O halde insan da soyunu devam ettirmek, ahiret yurduna (cennete) varmak ve ölümsüzlüğe ulaşmak için virüs ve bakterilerin yolunu takip edip, onlardan ders almalıdır.
Günümüzde radyasyon yıldızı (Shiva yıldızı) gibi tehlikeler var. Kendimize radyasyon kalkanı icat etmeliyiz. Bu kalkan, üzerimize giyeceğimiz bir palto gibi değil, vücudumuzun bünyesinde geliştireceğimiz bir özellik olmalıdır.
---oOo---
VI. MESELE: Allah’ın Basir Sıfatı ve Batın Alemi
Allah’ın “Basir” ismi, görünmeyenleri (batını) görmek demektir. Allah, mikropları da yaratmıştır. Bizler mikropların varlığını, Akşemsettin’in ilk mercekle suda hareket eden canlılar görmesiyle fark ettik. Allah, her şeyin zahiri (görünen) yüzü olduğu gibi batını (görünmeyen) yüzünü de bilir. Bizler ise genellikle sadece zahiri görebiliriz.
Allah, zamanı gelince bize batın âlemini de inceleme fırsatı vermiştir. Virüsler, işte bu batın âleminin canlılarıdır. Onların da iyileri vardır, kötüleri de vardır. Ama hepsi Allah’ın hizmetindedir. Tıpkı yaz ve kış mevsiminin, mümin ve kâfirin hepsinin Allah’ın bir tecellisini yeryüzünde aşikâr etmek için çalışması gibi.
Allah, virüslere karşı hangi silahın işe yarayacağını dilediği kullarına öğretir. O halde biz Allah ile beraber olduğumuz sürece korkacak bir şey yoktur. Dağlar, taşlar, yıldızlar üzerimize gelse, Allah bizimle beraberse, hiçbir şey bize zarar veremez. Eğer Allah ile beraber değilsek, bütün dünya bizimle olsa bile bir gücümüz yoktur.
Allah’ın muradı, insanoğlunun iyi bir hâlde yaşamasıdır. Bazen bizi severek, bazen döverek terbiye eder. Unutmayalım ki, hiç kimsenin Allah dışında bir gücü yoktur.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
أَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَٰكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَٰكُمْ شُعُوبًا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓا۟ ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ ٱللَّهِ أَتْقَىٰكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr.
Meali: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”
(Sadakallahül Azîm, Hucurât Suresi, 13. Ayet)
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Allah, cahiliye övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem’in (a.s) çocuklarısınız. Âdem ise topraktan yaratıldı.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî)
“Rabbiniz bir olduğu gibi, babanız, dininiz ve peygamberiniz de birdir. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba, kırmızının siyaha, siyahın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâ iledir.”
(Hadis-i Şerif, İbni Neccar)
Allah, peygamberler arasında da ayrım yapmamızı yasaklamıştır. Musa, İsa ve Muhammed (a.s) arasında üstünlük yoktur. Hepsini sevmeliyiz.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِۦ
Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih.
Meali: “Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve ‘Onun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz’ dediler.”
(Sadakallahül Azîm, Bakara Suresi, 285. Ayet)
Öyleyse hepimiz bir senaryonun oyuncularıyız. Asıl gaye (aksalgaye), insanoğlunun dünyayı mamur ederek, cennet hayatını yeryüzünde kurmasıdır. İşte altın çağ (Mehdi vakti) budur. Artık sofraya oturup bu bilgilerin meyvelerini yeme, keyfini ve sefasını sürme vaktidir. Dövüşle, savaşla bir yere varılmaz.
---oOo---
VII. MESELE: İnsanın Acele Yaratılışı
Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
خُلِقَ ٱلْإِنسَٰنُ مِنْ عَجَلٍ ۚ سَأُو۟رِيكُمْ ءَايَٰتِى فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ
Hulikal insânu min acelin, seurîkum âyâtî fe lâ testa’cilûn.
Meali: “İnsan aceleci bir tabiatta yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin.”
(Sadakallahül Azîm, Enbiyâ Suresi, 37. Ayet)
Bu ayeti bazıları “insan acelecidir” diye yorumlar. Oysa bu yorum eksiktir. Allah, insanı prototip olarak yaratmış, daha test süreci tamamlanmadan (acele olarak) sürüme sokmuştur. Tıpkı bir telefonun test edilmeden piyasaya sürülmesi gibi. İnsanın evrimi (gelişimi) hâlâ devam etmektedir. Bugün cebimizde bilgisayar taşıyoruz, arabalarımız 50 beygir gücünde. Demek ki insan, daha tamamlanmamış bir varlıktır ve gelişmeye devam etmektedir.
Bu ayetteki “acele” kelimesini sadece “aceleci olmak” olarak anlamak yanlıştır. Çünkü dünyada aceleci insanlar olduğu gibi, çok sabırlı insanlar da vardır. Önemli olan, işin erbabı olup (ülü’l-elbâb) farukiyet sahibi olarak, acele etmenin ve sabretmenin yerini bilmektir. Bazen acele etmek gerekir (trene yetişmek gibi), bazen de sabretmek gerekir. Önemli olan, duruma göre doğru kararı verebilmektir.
---oOo---
VIII. MESELE: İki Günü Eşit Olan Zarardadır
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“İki günü birbirine eşit olan zarardadır.”
(Hadis-i Şerif)
Bu hadis şu anlama gelir: Dünkü bilgi ile bugünkü bilgi aynı olmamalıdır. Tıpkı güneşin doğuş saatinin her gün değişmesi gibi, bilgilerimiz de güncellenmelidir. Dün güneş 6:45’te doğuyorsa, bugün 6:40’ta doğabilir. Dünkü bilgiyle bugün namaz kılarsak, namazımızı kaçırabiliriz.
Bu hadisin bir yorumu da Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin şu sözüdür: “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek gerek.”
“Kendini değiştirmeyen, geleceğe gidemez, ahiret yurduna varamaz.”
(Başağaçlı Raşit Tunca - 29 Şubat 2020)
Bu sözü defalarca tekrarlayalım: Sabit fikirli olan, dünkü bilgide takılıp kalan kimse, yarının dünyasına ayak uyduramaz. Dünkü bilgi dün için lazımdı, bugün başka bilgiler lazım. Artık Osmanlıcılık, Almancılık, Amerikancılık devri geçti. Hep birlikte yarına koşmalıyız.
---oOo---
IX. MESELE: Kün Fe Yekün ve Zaman Meselesi
Fizikte iş formülü: W = F . s (İş = Kuvvet x Yol)
Einstein’ın meşhur formülü: E = m.c² (Enerji = Kütle x Işık Hızının Karesi)
Benim (Kar©glan’ın) bu formüle ilavem şudur: E = m.c.t² (Zamanın karesi de enerji hesabına katılmalıdır.)
Düşünelim: Dün Afyon’dan Ankara’ya yürüyerek 90 saatte gidiyorduk. Otobüs keşfedildi, 4 saate indi. Uçak keşfedildi, yarım saate indi. Demek ki zaman görecelidir. Allah katında zaman diye bir şey yoktur. Allah bir şeyin olmasını murad ettiğinde “Ol!” der ve o şey hemen oluverir (Kün fe yekün). Bizim zaman algımız, olayların oluş sürecini algılayışımızdan ibarettir. Allah ise zamandan ve mekândan münezzehtir.
Bu yüzden Hz. Hızır (a.s) geçmişe ve geleceğe gidip müdahale edebilmektedir. Çünkü Allah katında bütün senaryo tamamlanmış, olmuş bitmiştir. Biz sadece bu senaryoyu zaman şeridi içinde algılıyoruz.
Unutmayalım: İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehû kün fe yekûn. (Bir şeyi dilediği zaman O’nun emri, sadece “Ol!” demektir; o da hemen oluverir.)
---oOo---
Rabbim, hepimize farukiyet (işin iç yüzünü anında kavrama yeteneği) versin. Dünkü bilginin yanlış olabileceğini bilelim ve yarına yeni bilgilerle hazırlanalım. Dün ben de bazı sözlere inanıyordum, bugün aklım daha iyi çalıştı, bugün onları kabul etmiyorum. Yarın belki bunu da kabul etmeyeceğim. Çünkü:
“Kendini değiştirmeyen, ahiret yurduna varamaz, geleceğe gidemez.”
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
“Allahım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle. Batılı batıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle.”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbu ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 29 Şubat 2020 Cumartesi
(Kar©glan’ın 29 Şubat 2020 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
يَٰعِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ ٱلْيَوْمَ وَلَآ أَنتُمْ تَحْزَنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُوا۟ مُسْلِمِينَ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ أَنتُمْ وَأَزْوَٰجُكُمْ تُحْبَرُونَ يُطَافُ عَلَيْهِم بِصِحَافٍ مِّن ذَهَبٍ وَأَكْوَابٍ ۖ وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ ٱلْأَنفُسُ وَتَلَذُّ ٱلْأَعْيُنُ ۖ وَأَنتُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ وَتِلْكَ ٱلْجَنَّةُ ٱلَّتِىٓ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Yâ ibâdi lâ havfun aleykumul yevme ve lâ entum tahzenûn. Ellezîne âmenû bi âyâtinâ ve kânû muslimîn. Udhulûl cennete entum ve ezvâcukum tuhberûn. Yutâfu aleyhim bi sıhâfin min zehebin ve ekvâb(ekvâbin), ve fîhâ mâ teştehîhil enfusu ve telezzul a’yun(a’yunu), ve entum fîhâ hâlidûn. Ve tilkel cennetulletî ûristumûhâ bi mâ kuntum ta’melûn.
(Sadakallahül Azîm, Zuhruf Suresi, 68-72. Ayetler)
---oOo---
Peygamber Efendimiz’den (s.a.v) Bir Hadis:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لاَ يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّابًا وَلَهُمْ رِزْقَهُمْ فِيهِمَا بُكْرَةً وَعِشِيًّا
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Lâ yesmeûne fîhâ lağven ve lâ kizzâbâ(kizzâben), ve lehum rızkuhum fîhâ bukreten ve aşiyyâ.
Meali: Onlar (cennet halkı) orada ne boş bir söz ne de bir yalan işitirler. Onlara orada sabah akşam rızıkları vardır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu ayeti okuduktan sonra şöyle buyurdu:
“Cennette gece yoktur. O ancak bir ışık ve nurdur. Sabah akşamlar, birbirinin üzerine gelir. Onlara hediyelerin en kıymetlileri, dünyadaki namaz vakitlerinde Allah tarafından ulaştırılır. Melekler onlara selam verirler.”
(Hadis-i Şerif)
Alimler bu konuda şöyle demişlerdir: “Cennette gece ve gündüz yoktur. Cennet ehli ebedi bir nur içindedirler. Gecenin gündüzden ayırımı ancak perdelerin sarkması ve kapıların kapanmasıyla anlaşılır.”
(Kurtubî, Ahkâm’ul-Kur’an, c. 11, sh. 127 vd.)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
---oOo---
Yolculuğumuza başlıyoruz:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
“Bilerek inkâr edenden daha zalim kim olabilir ki?”
(Sadakallahül Azîm, Kur’an-ı Kerim’den bir ayet)
---oOo---
I. MESELE: Nüfus ve Denge Meselesi
Bazı çevrelerde, insan nüfusunun fazla olduğu ve bu yüzden doğanın bozulduğu gerekçesiyle nüfusun 500 milyona düşürülmesi gerektiği gibi yanlış bir görüş vardır. Oysa Allah, yarattığı her şeyde olduğu gibi nüfus konusunda da bir denge (mîzan) yaratmıştır.
Tıpkı elimizdeki bakteriler gibi düşünelim: Elimizi yıkamadan önce milyarlarca bakteri varken, sabunla yıkadığımızda iyi bakteriler kötü bakterileri yok eder ve el temizlenir. Ancak bir süre sonra dışarıdan yeni mikroplar alırız ve süreç yeniden başlar. İşte bu, Allah’ın koyduğu doğal dengenin bir örneğidir.
Hz. Adem (a.s) zamanında insan ömrü çok uzundu ve insanlar iri yapılıydı çünkü nüfus azdı. Günümüzde nüfus arttıkça ömürler kısaldı. Allah, otomatik bir düzen içinde nüfus dengesini korumaktadır. Doğum ve ölüm, bu dengenin iki temel direğidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Cennette cennet ehlinin çocukları olmaz.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Cennet 23, 2566)
“Cennette mümin, çocuk arzu ettiğinde, hamli, doğumu ve yaş alması bir anda oluverir.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Cennet, 23; İbn Mâce, Zühd, 39)
Demek ki cennet hayatında neslin devamı gibi bir durum söz konusu değildir. Allah, dünyadaki nüfus dengesini kendi koyduğu kanunlarla korumaktadır. İnsanın bu dengeye müdahale etmeye hakkı yoktur. Unutmayalım ki, iyiler çoğaldıkça kötüler azalır, kötüler çoğaldıkça iyiler azalır. Tıpkı gece ile gündüz, yaz ile kış gibi. Ne zaman ki insanlar Allah’ın koyduğu bu dengeye müdahale etmeye başladı (iklimle oynama, gen teknolojileri gibi), işte o zaman doğal denge bozuldu.
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ وَٱلنَّجْمُ وَٱلشَّجَرُ يَسْجُدَانِ أَلَّا تَطْغَوْا۟ فِى ٱلْمِيزَانِ
Eş şemsu vel kameru bi husbân. Ven necmu veş şeceru yescudân. Ves semâe refeahâ ve vedaal mîzân. Ellâ tatgav fîl mîzân.
Meali: “Güneş ve ay bir hesap iledir. Yıldızlar ve ağaçlar secde ederler. Göğü yükseltti ve mizanı (dengeyi) koydu. Sakın dengeyi bozmayın.”
(Sadakallahül Azîm, Rahman Suresi, 5-8. Ayetler)
Allah, her şeyi bir kader ve ölçü ile yaratmıştır. O’nun koyduğu dengeyi bozmaya kimsenin gücü yetmez. Ancak insan, kendi eliyle bu dengeyi bozacak fiiller işleyebilir. İşte bundan sakınmalıyız.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكٌ فِى ٱلْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ فَقَدَّرَهُۥ تَقْدِيرًا
Ellezî lehu mulkus semâvâti vel ardı ve lem yettehız veleden ve lem yekûn lehu şerîkun fîl mulki ve halaka kulle şey’in fe kadderahu takdîrâ.
Meali: “O, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olandır. Çocuk edinmemiştir. Mülkünde hiçbir ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış ve ona bir kader takdir etmiştir.”
(Sadakallahül Azîm, Furkan Suresi, 2. Ayet)
---oOo---
II. MESELE: Hayvanların Akıl ve Hafızası
Bazı insanlar, “Kendine düzenle alet yapabilme yetisi sadece insanda vardır, hayvanlar bunu çok az yapabilir” derler. Oysa bu düşünce tam doğru değildir. Hayvanlar, bizim gibi ellere ve ayaklara sahip olmadıkları için bazı şeyleri yapamıyorlar. Ama onlar da düşünebilir, iyi ile kötüyü, tehlikeli ile tehlikesiz olanı ayırt edebilirler.
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Süleyman ile Hüdhüd kuşu kıssası bunun en güzel örneğidir. Hüdhüd kuşu, Hz. Süleyman’a Sebe kraliçesi Belkıs ve onun kavmi hakkında detaylı haber getirmiştir. Bu, hayvanların da bir idrake sahip olduğunu gösterir.
Ayrıca hayvanların ömürleri bazı türlerde insanlardan çok daha uzun olabilir. Örneğin kargaların yüzlerce yıl yaşadığı rivayet edilir. Demek ki onların küçücük beyinlerinde, yüzyılları kaydedebilecek bir hafıza kapasitesi vardır. İnşallah ahir zamanda hayvanların dili çözülecek ve onlardan çok şey öğreneceğiz.
---oOo---
III. MESELE: Fıtrat ve İnsanlık Yolculuğu
Kutsal kitaplarda şöyle bir müjde vardır: “Kurtla kuzu birlikte otlayacak, aslan sığır gibi saman yiyecek, yılanın yiyeceği toprak olacak. Kimseye zarar vermeyecek, kimseyi yok etmeyecek.” (Yeşaya, 65:25)
Hadislerde de Hz. Mehdi zamanında (altın çağda) kurt ile kuzunun birlikte gezeceği, çocukların aslan ve kaplanla oynayabileceği bildirilmiştir. Bunlar olmakta ve olmaya da devam etmektedir. Ancak şu unutulmamalıdır: Allah her şeyi çift (dualite) halinde yaratmıştır. İyi de vardır, kötü de. Bu yüzden kötü tamamen yok olmaz, en az üçte bir oranında varlığını sürdürür. Aynı şekilde iyiler de tamamen yok olmaz.
Ancak bu, kötülüğe göz yummak anlamına gelmez. Tilkilerin fıtratında çalmak vardır. Siz tilkilere güvenip tavuklarınızı korumasız bırakırsanız, tilki yine tilkiliğini yapacaktır. Aynı şekilde, fıtratı bozuk olan bir insan, hangi makama gelirse gelsin, fırsat bulduğunda yine fıtratının gereğini yapacaktır.
İşte bu noktada tasavvuf, tarikat ve mürşid-i kamilin görevi devreye girer. Bunlar, insanı hayvani sıfatlardan kurtarıp, gerçek insan olma, şeref kazanma, olgunlaşma (kemalat) yolculuğunda terakki ettirmek için vardır. Yoksa ateşte yürümek, uçmak kaçmak gibi olağanüstü haller fasa fiso işlerdir. Asıl marifet, nefsini terbiye edip insan-ı kâmil olabilmektir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Fatma kızım! Allah’tan nefsini satın al. Yoksa o gün ben bile sana fayda veremem.”
Yani nefsini satın almak, insanlığını satın almak, kemalat yolculuğunu tamamlamaktır.
---oOo---
IV. MESELE: Kâinatın Oluş ve Yok Oluş Hali
Kâinat, adeta bir film şeridi gibi “oluş ve yok oluş” hâlindedir. Allah bir yandan yaratır, bir yandan da yarattıklarını bir hikmete göre yok eder (ifsad eder). Tıpkı bir çiftçinin tarlasına buğday ekmesi, onun büyümesini beklemesi ve sonra hasat ederek buğdayı un, ekmek veya bulgur haline dönüştürmesi gibi. Buğday bir anlamda ölür, ama yeni bir forma dönüşerek varlığını sürdürür.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Siz şu an rüyadasınız, öldüğünüz zaman uyanacaksınız.”
Öyleyse bu dünya bir rüya âlemidir. Kıyamet alametleri (Mehdi’nin gelmesi, Deccal’ın ortaya çıkması vb.) bu rüyanın bir parçasıdır. Tıpkı buğdayın defalarca ölüp dirilmesi gibi, belki bu kâinat da defalarca dürülüp yeniden açılmıştır.
Bu yüzden düzeni bozanlar bile, belki de Allah’ın dilediği bir görevi ifa ediyor olabilirler. Çünkü Allah’tan başka güç ve kuvvet yoktur:
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.
Mikroplar bile yok oluş evresine girdiklerinde türlerini devam ettirmek için evrimleşir, kendilerini değiştirir, yeni bir hâl ve can kazanırlar. Demek ki yok oluş bile bazen bir nimete dönüşebilir.
---oOo---
V. MESELE: İnsan ve Evrim
Bazıları “sanal zekadan korkuyoruz” derler. Oysa robotların fişi çekilebilir. Asıl korkulması gereken insandır. İnsanoğluna can veren “ruh” denen enerjiyi henüz tam olarak keşfedemedik. Radyonun pili veya elektriği olduğunda çalışması gibi, insan da ruhu olduğu için yaşar. Beden ölse de ruh ölmez. Azabı veya mükafatı tadacak olan da ruhtur.
Kendini geliştirmeyen, evrimleştirmeyen, aynı halde sabit kalan kimseler geleceğe gidemez. Virüsler bile evrimleşerek geleceğe yolcu eder kendini. İnsanın ilk hali de basit yapılı canlılara benziyordu. O halde insan da soyunu devam ettirmek, ahiret yurduna (cennete) varmak ve ölümsüzlüğe ulaşmak için virüs ve bakterilerin yolunu takip edip, onlardan ders almalıdır.
Günümüzde radyasyon yıldızı (Shiva yıldızı) gibi tehlikeler var. Kendimize radyasyon kalkanı icat etmeliyiz. Bu kalkan, üzerimize giyeceğimiz bir palto gibi değil, vücudumuzun bünyesinde geliştireceğimiz bir özellik olmalıdır.
---oOo---
VI. MESELE: Allah’ın Basir Sıfatı ve Batın Alemi
Allah’ın “Basir” ismi, görünmeyenleri (batını) görmek demektir. Allah, mikropları da yaratmıştır. Bizler mikropların varlığını, Akşemsettin’in ilk mercekle suda hareket eden canlılar görmesiyle fark ettik. Allah, her şeyin zahiri (görünen) yüzü olduğu gibi batını (görünmeyen) yüzünü de bilir. Bizler ise genellikle sadece zahiri görebiliriz.
Allah, zamanı gelince bize batın âlemini de inceleme fırsatı vermiştir. Virüsler, işte bu batın âleminin canlılarıdır. Onların da iyileri vardır, kötüleri de vardır. Ama hepsi Allah’ın hizmetindedir. Tıpkı yaz ve kış mevsiminin, mümin ve kâfirin hepsinin Allah’ın bir tecellisini yeryüzünde aşikâr etmek için çalışması gibi.
Allah, virüslere karşı hangi silahın işe yarayacağını dilediği kullarına öğretir. O halde biz Allah ile beraber olduğumuz sürece korkacak bir şey yoktur. Dağlar, taşlar, yıldızlar üzerimize gelse, Allah bizimle beraberse, hiçbir şey bize zarar veremez. Eğer Allah ile beraber değilsek, bütün dünya bizimle olsa bile bir gücümüz yoktur.
Allah’ın muradı, insanoğlunun iyi bir hâlde yaşamasıdır. Bazen bizi severek, bazen döverek terbiye eder. Unutmayalım ki, hiç kimsenin Allah dışında bir gücü yoktur.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
أَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَٰكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَٰكُمْ شُعُوبًا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓا۟ ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ ٱللَّهِ أَتْقَىٰكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr.
Meali: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”
(Sadakallahül Azîm, Hucurât Suresi, 13. Ayet)
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Allah, cahiliye övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem’in (a.s) çocuklarısınız. Âdem ise topraktan yaratıldı.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî)
“Rabbiniz bir olduğu gibi, babanız, dininiz ve peygamberiniz de birdir. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba, kırmızının siyaha, siyahın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâ iledir.”
(Hadis-i Şerif, İbni Neccar)
Allah, peygamberler arasında da ayrım yapmamızı yasaklamıştır. Musa, İsa ve Muhammed (a.s) arasında üstünlük yoktur. Hepsini sevmeliyiz.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِۦ
Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih.
Meali: “Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve ‘Onun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz’ dediler.”
(Sadakallahül Azîm, Bakara Suresi, 285. Ayet)
Öyleyse hepimiz bir senaryonun oyuncularıyız. Asıl gaye (aksalgaye), insanoğlunun dünyayı mamur ederek, cennet hayatını yeryüzünde kurmasıdır. İşte altın çağ (Mehdi vakti) budur. Artık sofraya oturup bu bilgilerin meyvelerini yeme, keyfini ve sefasını sürme vaktidir. Dövüşle, savaşla bir yere varılmaz.
---oOo---
VII. MESELE: İnsanın Acele Yaratılışı
Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
خُلِقَ ٱلْإِنسَٰنُ مِنْ عَجَلٍ ۚ سَأُو۟رِيكُمْ ءَايَٰتِى فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ
Hulikal insânu min acelin, seurîkum âyâtî fe lâ testa’cilûn.
Meali: “İnsan aceleci bir tabiatta yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin.”
(Sadakallahül Azîm, Enbiyâ Suresi, 37. Ayet)
Bu ayeti bazıları “insan acelecidir” diye yorumlar. Oysa bu yorum eksiktir. Allah, insanı prototip olarak yaratmış, daha test süreci tamamlanmadan (acele olarak) sürüme sokmuştur. Tıpkı bir telefonun test edilmeden piyasaya sürülmesi gibi. İnsanın evrimi (gelişimi) hâlâ devam etmektedir. Bugün cebimizde bilgisayar taşıyoruz, arabalarımız 50 beygir gücünde. Demek ki insan, daha tamamlanmamış bir varlıktır ve gelişmeye devam etmektedir.
Bu ayetteki “acele” kelimesini sadece “aceleci olmak” olarak anlamak yanlıştır. Çünkü dünyada aceleci insanlar olduğu gibi, çok sabırlı insanlar da vardır. Önemli olan, işin erbabı olup (ülü’l-elbâb) farukiyet sahibi olarak, acele etmenin ve sabretmenin yerini bilmektir. Bazen acele etmek gerekir (trene yetişmek gibi), bazen de sabretmek gerekir. Önemli olan, duruma göre doğru kararı verebilmektir.
---oOo---
VIII. MESELE: İki Günü Eşit Olan Zarardadır
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“İki günü birbirine eşit olan zarardadır.”
(Hadis-i Şerif)
Bu hadis şu anlama gelir: Dünkü bilgi ile bugünkü bilgi aynı olmamalıdır. Tıpkı güneşin doğuş saatinin her gün değişmesi gibi, bilgilerimiz de güncellenmelidir. Dün güneş 6:45’te doğuyorsa, bugün 6:40’ta doğabilir. Dünkü bilgiyle bugün namaz kılarsak, namazımızı kaçırabiliriz.
Bu hadisin bir yorumu da Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin şu sözüdür: “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek gerek.”
“Kendini değiştirmeyen, geleceğe gidemez, ahiret yurduna varamaz.”
(Başağaçlı Raşit Tunca - 29 Şubat 2020)
Bu sözü defalarca tekrarlayalım: Sabit fikirli olan, dünkü bilgide takılıp kalan kimse, yarının dünyasına ayak uyduramaz. Dünkü bilgi dün için lazımdı, bugün başka bilgiler lazım. Artık Osmanlıcılık, Almancılık, Amerikancılık devri geçti. Hep birlikte yarına koşmalıyız.
---oOo---
IX. MESELE: Kün Fe Yekün ve Zaman Meselesi
Fizikte iş formülü: W = F . s (İş = Kuvvet x Yol)
Einstein’ın meşhur formülü: E = m.c² (Enerji = Kütle x Işık Hızının Karesi)
Benim (Kar©glan’ın) bu formüle ilavem şudur: E = m.c.t² (Zamanın karesi de enerji hesabına katılmalıdır.)
Düşünelim: Dün Afyon’dan Ankara’ya yürüyerek 90 saatte gidiyorduk. Otobüs keşfedildi, 4 saate indi. Uçak keşfedildi, yarım saate indi. Demek ki zaman görecelidir. Allah katında zaman diye bir şey yoktur. Allah bir şeyin olmasını murad ettiğinde “Ol!” der ve o şey hemen oluverir (Kün fe yekün). Bizim zaman algımız, olayların oluş sürecini algılayışımızdan ibarettir. Allah ise zamandan ve mekândan münezzehtir.
Bu yüzden Hz. Hızır (a.s) geçmişe ve geleceğe gidip müdahale edebilmektedir. Çünkü Allah katında bütün senaryo tamamlanmış, olmuş bitmiştir. Biz sadece bu senaryoyu zaman şeridi içinde algılıyoruz.
Unutmayalım: İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehû kün fe yekûn. (Bir şeyi dilediği zaman O’nun emri, sadece “Ol!” demektir; o da hemen oluverir.)
---oOo---
Rabbim, hepimize farukiyet (işin iç yüzünü anında kavrama yeteneği) versin. Dünkü bilginin yanlış olabileceğini bilelim ve yarına yeni bilgilerle hazırlanalım. Dün ben de bazı sözlere inanıyordum, bugün aklım daha iyi çalıştı, bugün onları kabul etmiyorum. Yarın belki bunu da kabul etmeyeceğim. Çünkü:
“Kendini değiştirmeyen, ahiret yurduna varamaz, geleceğe gidemez.”
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
“Allahım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle. Batılı batıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle.”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.
Âmin. El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbu ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 29 Şubat 2020 Cumartesi
Global Dünya (Küresel Dünya) Hayali Suya mı Düştü?
(12 Mart 2020 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَٓاؤُ۬كُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْت۪يكُمْ بِمَٓاءٍ مَع۪ينٍ
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Kul eraeytüm in asbeha mauküm ğavran fe men ye'tîküm bi mâin maîn.
Meali: De ki: "Hiç düşündünüz mü? Eğer suyunuz yerin dibine çekiliverse, size bir akarsu getirecek olan Allah'tan başka kimdir?"
(Sadakallahül Azim, Mülk Suresi, 30. Ayet)
---oOo---
Karantina Hadisi
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"Bir yerde veba olduğunu işittiğinizde oraya girmeyiniz. Bir yerde veba ortaya çıkar, siz de orada bulunursanız, hastalıktan kaçarak oradan dışarı çıkmayınız."
(Hadis-i Şerif, Buhârî, Tıb 30; Müslim, Selâm 98)
Karantina Hadisi-2
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"Bir yerde bulaşıcı hastalık ortaya çıktığını duyduğunuz zaman oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde bulaşıcı bir hastalık ortaya çıkarsa, oradan da çıkmayınız."
(Hadis-i Şerif, Buhârî, Tıb 30; Müslim, Selâm 100)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculuğumuza başlıyoruz:
"Leben ist nicht geradeaus."
"Hayat her zaman düz gitmiyor."
---oOo---
I. MESELE: İnsan Olmak ve Hayvanlık Dersi
Sevgili kardeşlerim, hayat bize her an inişler ve çıkışlarla dolu olduğunu hatırlatır. Bilgisayarımız bozulabilir, işlerimiz yolunda gitmeyebilir, hasta olabiliriz. Önemli olan, bu engeller karşısında sabırlı olmak, kimsenin hakkını gasp etmemek ve adaleti gözetmektir. Herkesin vakti ve hakkı olduğunu unutmamalıyız.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) insanın nefsani arzularına hakim olmasının önemini vurgulamıştır. Bir hadis-i şerifte, kişinin eşi dışında bir kadını gördüğünde hissettiği bir düşünceyi bastırması için hemen evine gidip eşine yönelmesini tavsiye buyurmuşlardır. Yine başka bir hadiste de eşlerin birbirlerinin meşru isteklerine karşılık vermeleri tavsiye edilmiştir. Bu tavsiyelerin özünde, aile bağlarını kuvvetlendirmek, kişiyi harama düşmekten korumak ve iffetli olmayı öğretmek vardır.
Şimdi şu hakikati anlamaya çalışalım: İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliklerden biri, aklını ve iradesini kullanarak nefsinin isteklerine gem vurabilmesidir. Hayvanlar sadece içgüdüleriyle hareket ederken, insan düşünür, tartar ve doğru olanı seçmeye çalışır. Namaz kılan, oruç tutan, hac görevini yerine getiren bir Müslüman, aslında bu eğitimi alır. Camide saf tutarken, Kabe'yi tavaf ederken kadın ve erkek bir arada ibadet eder. O anda hiçbir Müslümanın aklına kötü bir düşünce gelmez. Çünkü orada amaç Allah'a kulluktur. O an herkesin derdi Rabbine yönelmektir. Bu, nefsini terbiye etmiş bir insanın ulaşabileceği olgunluk seviyesidir.
Kıyamet günü insanların çıplak olarak haşredileceğini biliyoruz. Peygamber Efendimiz'e (s.a.v) sahabeler, "O gün birbirimize bakar mıyız?" diye sorduklarında, Allah Teâlâ'nın "O gün herkesin işi başından aşkındır." buyurduğunu hatırlatmıştır. Yani o günün dehşeti ve hesap verme telaşı o kadar büyüktür ki, kimsenin başkasına bakmaya vakti bile olmayacaktır.
Günümüz dünyasında her türlü görüntüye maruz kalıyoruz. Televizyonlarda, internette, sokakta farklı giyim tarzlarını görebiliyoruz. Bu durum karşısında bazıları çok rahatsız olurken, bazıları da alıştığı için normal karşılayabiliyor. Önemli olan, neye bakarsak bakalım, kalbimizin ve niyetimizin temiz olmasıdır. Bir Müslümanın gözü haramdan sakınmalı, kalbi kötü düşüncelerden arınmış olmalıdır. Alışkanlıklar bizi yanıltmasın; asıl olan, her durumda edep ve ahlak çerçevesini koruyabilmektir.
Unutmayalım ki, cinsel ihtiyaç da yemek, içmek gibi fıtri bir ihtiyaçtır. Bunun da bir vakti, bir ölçüsü ve meşru bir yolu vardır. Nefse hakim olmayı bilmeyen, bu ihtiyacı meşru dairesinde gidermeyen kişi, zorluk çeker. Oysa asıl mümin, nefsini terbiye edebilen, ihtiyaçlarını Allah'ın koyduğu sınırlar içinde giderebilen ve her durumda iffetini koruyabilen kimsedir.
II. MESELE: İsraf ve Kişisel Ekmek Meselesi
Allah Teâlâ, kullarının israf etmeden, ihtiyacı kadar tüketmesini sever. Bugün dünyada israf büyük bir problemdir. Ekmek israfı, su israfı, gıda israfı... Rabbimiz bize bu konuda dersler vermektedir. Mesela ekmeğin gramajındaki değişiklikler, fiyat artışları aslında bizi daha az tüketmeye, israfı azaltmaya yönlendirebilir. Batı ülkelerinde kişisel ekmekler (çörekler) yaygındır. Herkes kendi ihtiyacı kadarını alır ve israf olmaz. Bu güzel bir uygulamadır. Bizim de israftan kaçınmayı, ihtiyacımız kadarını tüketmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Bu sadece ekmek için değil, her şey için böyledir. Kişisel tabak, kişisel bardak derken kastettiğimiz, her şeyin ortak kullanımdan ziyade bireysel ihtiyaçlar ölçüsünde planlanmasıdır. Bu sayede israfın önüne geçebilir, Allah'ın nimetlerine daha iyi şükredebiliriz.
III. MESELE: Sağlık ve Dezenfektan Uyarısı
Sağlık sektörü, ilaç sanayisi büyük bir sektördür. Bazen insanlar hasta olmasa da, korku ve endişe yayılarak gereksiz ilaç ve ürün satılmaya çalışılır. Şu anda maske ve dezenfektan gibi ürünlerin ön plana çıktığını görüyoruz. Ancak şu hususu unutmamalıyız: Aşırı ve bilinçsiz dezenfektan kullanımı, vücudumuz için faydalı olan iyi bakterileri de öldürebilir. Bu da bağışıklık sistemimizi zayıflatabilir. Yeterli ve dengeli beslenme, temizlik kurallarına uymak ve doktor tavsiyesi dışında gereksiz ilaç ya da kimyasal madde kullanmamak en doğrusudur. Maske konusunda da, maske kullanımının belirli kuralları vardır. Islak maske mikrop üremesine sebep olabilir. Bu nedenle maske hijyenine dikkat etmeli, gereksiz yere maske kullanmamalı veya aynı maskeyi uzun süre kullanmamalıyız. Her şeyde olduğu gibi, bu konuda da aşırıya kaçmamak ve bilinçli hareket etmek gerekir. Unutmayalım, her türlü musibet ve hastalık Allah'tandır, ama O aynı zamanda şifa da verendir. Biz düşüp kalkarken O'na sığınmalıyız.
IV. MESELE: Global Dünya Hayali
Dünyaya bir bakalım. Eskiden imkansız gibi görünen şeyler şimdi oluyor. Doğada birbirinin düşmanı sayılan hayvanların (kedi-papağan, kedi-köpek, kedi-at gibi) dostça yaşadıklarına şahit oluyoruz. İnsanlar yılanlarla, aslanlarla oynayabiliyor, onlarla anlaşabiliyor. Bu, kainatın bize verdiği bir mesajdır: "Dünya globalleşiyor, canlılar birbirini anlıyor ve birlikte yaşamayı öğreniyor." Eğer hayvanlar bile içgüdülerinin ötesine geçip anlaşabiliyorsa, insanoğlu neden birbiriyle anlaşamasın? Bu anlaşmazlığın temelinde nefis, kibir, bencillik ve şeytanın vesveseleri vardır. Şeytan, insan türünün düşmanıdır. Onun oyunlarına gelirsek, önce başkalarına düşman oluruz, sonra da en sonunda yalnız kalırız. Oysa kainat bize birlikte yaşamanın, anlaşmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Global dünya hayali suya düşmemiştir; aksine her geçen gün daha da gerçek olmaktadır. Önemli olan, şeytanın ve nefsimizin bizi ayırmasına izin vermemek, insanlık olarak kardeşçe yaşamayı yeniden öğrenmektir.
Rabbim, insan olan herkese idrak versin, bizi şeytanın tuzaklarından kurtarsın, hakkı hak, batılı batıl olarak göstersin ve doğru yolda sabit kılsın.
Amin.
---oOo---
Allahım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle, batılı batıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle.
Ve son duaları, "Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" şeklindedir.
Amin. El Fatiha.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 12 Mart 2020 Perşembe
Original Kar©glan
(12 Mart 2020 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَٓاؤُ۬كُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْت۪يكُمْ بِمَٓاءٍ مَع۪ينٍ
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim.
Kul eraeytüm in asbeha mauküm ğavran fe men ye'tîküm bi mâin maîn.
Meali: De ki: "Hiç düşündünüz mü? Eğer suyunuz yerin dibine çekiliverse, size bir akarsu getirecek olan Allah'tan başka kimdir?"
(Sadakallahül Azim, Mülk Suresi, 30. Ayet)
---oOo---
Karantina Hadisi
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"Bir yerde veba olduğunu işittiğinizde oraya girmeyiniz. Bir yerde veba ortaya çıkar, siz de orada bulunursanız, hastalıktan kaçarak oradan dışarı çıkmayınız."
(Hadis-i Şerif, Buhârî, Tıb 30; Müslim, Selâm 98)
Karantina Hadisi-2
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"Bir yerde bulaşıcı hastalık ortaya çıktığını duyduğunuz zaman oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde bulaşıcı bir hastalık ortaya çıkarsa, oradan da çıkmayınız."
(Hadis-i Şerif, Buhârî, Tıb 30; Müslim, Selâm 100)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculuğumuza başlıyoruz:
"Leben ist nicht geradeaus."
"Hayat her zaman düz gitmiyor."
---oOo---
I. MESELE: İnsan Olmak ve Hayvanlık Dersi
Sevgili kardeşlerim, hayat bize her an inişler ve çıkışlarla dolu olduğunu hatırlatır. Bilgisayarımız bozulabilir, işlerimiz yolunda gitmeyebilir, hasta olabiliriz. Önemli olan, bu engeller karşısında sabırlı olmak, kimsenin hakkını gasp etmemek ve adaleti gözetmektir. Herkesin vakti ve hakkı olduğunu unutmamalıyız.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) insanın nefsani arzularına hakim olmasının önemini vurgulamıştır. Bir hadis-i şerifte, kişinin eşi dışında bir kadını gördüğünde hissettiği bir düşünceyi bastırması için hemen evine gidip eşine yönelmesini tavsiye buyurmuşlardır. Yine başka bir hadiste de eşlerin birbirlerinin meşru isteklerine karşılık vermeleri tavsiye edilmiştir. Bu tavsiyelerin özünde, aile bağlarını kuvvetlendirmek, kişiyi harama düşmekten korumak ve iffetli olmayı öğretmek vardır.
Şimdi şu hakikati anlamaya çalışalım: İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliklerden biri, aklını ve iradesini kullanarak nefsinin isteklerine gem vurabilmesidir. Hayvanlar sadece içgüdüleriyle hareket ederken, insan düşünür, tartar ve doğru olanı seçmeye çalışır. Namaz kılan, oruç tutan, hac görevini yerine getiren bir Müslüman, aslında bu eğitimi alır. Camide saf tutarken, Kabe'yi tavaf ederken kadın ve erkek bir arada ibadet eder. O anda hiçbir Müslümanın aklına kötü bir düşünce gelmez. Çünkü orada amaç Allah'a kulluktur. O an herkesin derdi Rabbine yönelmektir. Bu, nefsini terbiye etmiş bir insanın ulaşabileceği olgunluk seviyesidir.
Kıyamet günü insanların çıplak olarak haşredileceğini biliyoruz. Peygamber Efendimiz'e (s.a.v) sahabeler, "O gün birbirimize bakar mıyız?" diye sorduklarında, Allah Teâlâ'nın "O gün herkesin işi başından aşkındır." buyurduğunu hatırlatmıştır. Yani o günün dehşeti ve hesap verme telaşı o kadar büyüktür ki, kimsenin başkasına bakmaya vakti bile olmayacaktır.
Günümüz dünyasında her türlü görüntüye maruz kalıyoruz. Televizyonlarda, internette, sokakta farklı giyim tarzlarını görebiliyoruz. Bu durum karşısında bazıları çok rahatsız olurken, bazıları da alıştığı için normal karşılayabiliyor. Önemli olan, neye bakarsak bakalım, kalbimizin ve niyetimizin temiz olmasıdır. Bir Müslümanın gözü haramdan sakınmalı, kalbi kötü düşüncelerden arınmış olmalıdır. Alışkanlıklar bizi yanıltmasın; asıl olan, her durumda edep ve ahlak çerçevesini koruyabilmektir.
Unutmayalım ki, cinsel ihtiyaç da yemek, içmek gibi fıtri bir ihtiyaçtır. Bunun da bir vakti, bir ölçüsü ve meşru bir yolu vardır. Nefse hakim olmayı bilmeyen, bu ihtiyacı meşru dairesinde gidermeyen kişi, zorluk çeker. Oysa asıl mümin, nefsini terbiye edebilen, ihtiyaçlarını Allah'ın koyduğu sınırlar içinde giderebilen ve her durumda iffetini koruyabilen kimsedir.
II. MESELE: İsraf ve Kişisel Ekmek Meselesi
Allah Teâlâ, kullarının israf etmeden, ihtiyacı kadar tüketmesini sever. Bugün dünyada israf büyük bir problemdir. Ekmek israfı, su israfı, gıda israfı... Rabbimiz bize bu konuda dersler vermektedir. Mesela ekmeğin gramajındaki değişiklikler, fiyat artışları aslında bizi daha az tüketmeye, israfı azaltmaya yönlendirebilir. Batı ülkelerinde kişisel ekmekler (çörekler) yaygındır. Herkes kendi ihtiyacı kadarını alır ve israf olmaz. Bu güzel bir uygulamadır. Bizim de israftan kaçınmayı, ihtiyacımız kadarını tüketmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Bu sadece ekmek için değil, her şey için böyledir. Kişisel tabak, kişisel bardak derken kastettiğimiz, her şeyin ortak kullanımdan ziyade bireysel ihtiyaçlar ölçüsünde planlanmasıdır. Bu sayede israfın önüne geçebilir, Allah'ın nimetlerine daha iyi şükredebiliriz.
III. MESELE: Sağlık ve Dezenfektan Uyarısı
Sağlık sektörü, ilaç sanayisi büyük bir sektördür. Bazen insanlar hasta olmasa da, korku ve endişe yayılarak gereksiz ilaç ve ürün satılmaya çalışılır. Şu anda maske ve dezenfektan gibi ürünlerin ön plana çıktığını görüyoruz. Ancak şu hususu unutmamalıyız: Aşırı ve bilinçsiz dezenfektan kullanımı, vücudumuz için faydalı olan iyi bakterileri de öldürebilir. Bu da bağışıklık sistemimizi zayıflatabilir. Yeterli ve dengeli beslenme, temizlik kurallarına uymak ve doktor tavsiyesi dışında gereksiz ilaç ya da kimyasal madde kullanmamak en doğrusudur. Maske konusunda da, maske kullanımının belirli kuralları vardır. Islak maske mikrop üremesine sebep olabilir. Bu nedenle maske hijyenine dikkat etmeli, gereksiz yere maske kullanmamalı veya aynı maskeyi uzun süre kullanmamalıyız. Her şeyde olduğu gibi, bu konuda da aşırıya kaçmamak ve bilinçli hareket etmek gerekir. Unutmayalım, her türlü musibet ve hastalık Allah'tandır, ama O aynı zamanda şifa da verendir. Biz düşüp kalkarken O'na sığınmalıyız.
IV. MESELE: Global Dünya Hayali
Dünyaya bir bakalım. Eskiden imkansız gibi görünen şeyler şimdi oluyor. Doğada birbirinin düşmanı sayılan hayvanların (kedi-papağan, kedi-köpek, kedi-at gibi) dostça yaşadıklarına şahit oluyoruz. İnsanlar yılanlarla, aslanlarla oynayabiliyor, onlarla anlaşabiliyor. Bu, kainatın bize verdiği bir mesajdır: "Dünya globalleşiyor, canlılar birbirini anlıyor ve birlikte yaşamayı öğreniyor." Eğer hayvanlar bile içgüdülerinin ötesine geçip anlaşabiliyorsa, insanoğlu neden birbiriyle anlaşamasın? Bu anlaşmazlığın temelinde nefis, kibir, bencillik ve şeytanın vesveseleri vardır. Şeytan, insan türünün düşmanıdır. Onun oyunlarına gelirsek, önce başkalarına düşman oluruz, sonra da en sonunda yalnız kalırız. Oysa kainat bize birlikte yaşamanın, anlaşmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Global dünya hayali suya düşmemiştir; aksine her geçen gün daha da gerçek olmaktadır. Önemli olan, şeytanın ve nefsimizin bizi ayırmasına izin vermemek, insanlık olarak kardeşçe yaşamayı yeniden öğrenmektir.
Rabbim, insan olan herkese idrak versin, bizi şeytanın tuzaklarından kurtarsın, hakkı hak, batılı batıl olarak göstersin ve doğru yolda sabit kılsın.
Amin.
---oOo---
Allahım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle, batılı batıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle.
Ve son duaları, "Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" şeklindedir.
Amin. El Fatiha.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 12 Mart 2020 Perşembe
Original Kar©glan
Vird-i Settar Duası Li Raşidiye
Seyyid Yahya Şirvani
1. Vird-i Settar Duasının Arapça Metini
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
يَا سَتَّارُ يَا سَتَّارُ * يَا عَزِيزُ يَا غَفَّارُ * يَا جَلِيلُ يَا جَبَّارُ يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ وَالْأَبْصَارِ * وَيَا مُدَبِّرَ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ * خَلِّصْنَا مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ وَالنَّارِ * إِلٰهِي اسْتُرْ عُيُوبَنَا * وَاغْفِرْ ذُنُوبَنَا * وَنَوِّرْ قُبُورَنَا وَطَهِّرْ قُلُوبَنَا * وَاشْرَحْ صُدُورَنَا * وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا * وَتَوَفَّنَا مَعَ الْأَبْرَارِ * وَاحْشُرْنَا مَعَ الْأَخْيَارِ * سُبْحَانَكَ مَا عَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ يَا مَعْرُوفُ * سُبْحَانَكَ مَا عَبَدْنَاكَ حَقَّ عِبَادَتِكَ يَا مَعْبُودُ * سُبْحَانَكَ مَا ذَكَرْنَاكَ حَقَّ ذِكْرِكَ يَا مَذْكُورُ * سُبْحَانَكَ مَا شَكَرْنَاكَ حَقَّ شُكْرِكَ يَا مَشْكُورُ * فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرَحْمَةً * شُكْرًا مِنَ اللّٰهِ وَنِعْمَةً * لِلّٰهِ الْحَمْدُ وَالْمِنَّةُ * اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى الطَّاعَةِ وَالتَّوْفِيقِ * وَنَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ مِنْ كُلِّ ذَنْبٍ أَذْنَبْنَاهُ عَمْدًا وَسَهْوًا وَخَطَأً وَنِسْيَانًا وَنُقْصَانًا وَتَقْصِيرًا * اَللّٰهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ حَمْدًا يُوَافِي نِعَامَكَ وَيُكَافِئُ مَزِيدَكَ نَحْمَدُكَ بِجَمِيعِ مَحَامِدِكَ مَا عَلِمْنَا مِنْهَا وَمَا لَمْ نَعْلَمْ * وَعَلَى كُلِّ حَالٍ يَا مُحَوِّلَ الْحَالِ حَوِّلْ حَالَنَا إِلَى أَحْسَنِ الْحَالِ * أَعْدَدْتُ لِكُلِّ هَوْلٍ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ * وَلِكُلِّ نِعْمَةٍ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ * وَلِكُلِّ رَخَاءٍ شُكْرًا لِلّٰهِ * وَلِكُلِّ عُجُوبَةٍ سُبْحَانَ اللّٰهِ * وَلِكُلِّ ذَنْبٍ أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ * وَلِكُلِّ مُصِيبَةٍ إِنَّا لِلّٰهِ * وَلِكُلِّ ضَيْقٍ حَسْبِيَ اللّٰهُ * وَلِكُلِّ قَضَاءٍ وَقَدَرٍ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ * وَلِكُلِّ طَاعَةٍ وَمَعْصِيَةٍ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ * وَلِكُلِّ هَمٍّ وَغَمٍّ مَا شَاءَ اللّٰهُ * لَنْ يَغْلِبَ اللّٰهَ شَيْءٌ وَهُوَ غَالِبٌ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسْبِيَ اللّٰهُ وَكَفَى * سَمِعَ اللّٰهُ لِمَنْ دَعَا * لَا غَايَةَ لَهُ فِي الْآخِرَةِ وَالْأُولَى لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ * لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ حَيٌّ لَا يَمُوتُ أَبَدًا دَائِمًا صَامِدًا بَاقِيًا بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ * وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ * اَللّٰهُمَّ لَا أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ * أَعَزَّ جَارُكَ وَجَلَّ ثَنَاؤُكَ وَلَا إِلٰهَ غَيْرُكَ * الرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى * وَإِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى * اللّٰهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا * صَدَقَ اللّٰهُ الْعَظِيمُ * هُوَ اللّٰهُ الَّذِي لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ جَلَّ جَلَالُهُ الرَّحِيمُ * الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ الْغَفَّارُ الْقَهَّارُ الْوَهَّابُ الرَّزَّاقُ الْفَتَّاحُ الْعَلِيمُ الْقَابِضُ الْبَاسِطُ الْخَافِضُ الرَّافِعُ الْمُعِزُّ الْمُذِلُّ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ الْحَكَمُ الْعَدْلُ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ الْحَلِيمُ الْعَظِيمُ الْغَفُورُ الشَّكُورُ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ الْحَفِيظُ الْمُقِيتُ الْحَسِيبُ الْجَلِيلُ الْكَرِيمُ الرَّقِيبُ الْمُجِيبُ الْوَاسِعُ الْحَكِيمُ الْوَدُودُ الْمَجِيدُ الْبَاعِثُ الشَّهِيدُ الْحَقُّ الْوَكِيلُ الْقَوِيُّ الْمَتِينُ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ الْمُحْصِي الْمُبْدِئُ الْمُعِيدُ الْمُحْيِي الْمُمِيتُ الْحَيُّ الْقَيُّومُ الْوَاجِدُ الْمَاجِدُ الْوَاحِدُ الْأَحَدُ الصَّمَدُ الْقَادِرُ الْمُقْتَدِرُ الْمُقَدِّمُ الْمُؤَخِّرُ الْأَوَّلُ الْآخِرُ الظَّاهِرُ الْبَاطِنُ الْوَالِي الْمُتَعَالِي الْبِرُّ التَّوَّابُ الْمُنْتَقِمُ الْعَفُوُّ الرَّؤُوفُ مَالِكُ الْمُلْكِ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ الْمُقْسِطُ الْجَامِعُ الْغَنِيُّ الْمُغْنِي الْمَانِعُ الضَّارُّ النَّافِعُ النُّورُ الْهَادِي الْبَدِيعُ الْبَاقِي الْوَارِثُ الرَّشِيدُ الصَّبُورُ * الَّذِي تَقَدَّسَتْ عَنِ الْأَشْبَاهِ ذَاتُهُ * وَتَنَزَّهَتْ عَنْ مُشَابَهَةِ الْأَمْثَالِ صِفَاتُهُ وَشَهِدَتْ بِرُبُوبِيَّتِهِ آيَاتُهُ * وَدَلَّتْ عَلَى وَحْدَانِيَّتِهِ مَصْنُوعَاتُهُ * وَاحِدٌ لَا مِنْ قِلَّةٍ * مَوْجُودٌ لَا مِنْ عِلَّةٍ بِالْجُودِ مَعْرُوفٌ * وَبِالْإِحْسَانِ مَوْصُوفٌ * مَعْرُوفٌ بِلَا غَايَةٍ وَمَوْصُوفٌ بِلَا نِهَايَةٍ * أَوَّلُ قَدِيمٌ بِلَا ابْتِدَاءٍ * وَآخِرٌ كَرِيمٌ مُقِيمٌ بِلَا انْتِهَاءٍ * وَغَفَرَ ذُنُوبَ الْمُذْنِبِينَ كَرَمًا وَحِلْمًا وَلُطْفًا وَفَضْلًا * الَّذِي لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ * لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ * نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ * غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ * وَحَسْبُنَا اللّٰهُ وَحْدَهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ * وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ * يَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَاءُ بِقُدْرَتِهِ * وَيَحْكُمُ مَا يُرِيدُ بِعِزَّتِهِ * أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ * وَنَشْهَدُ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ إِلٰهًا عَدْلًا جَبَّارًا * وَمَلِكًا قَدِيرًا قَهَّارًا * لِلذُّنُوبِ غَفَّارًا * وَلِلْعُيُوبِ سَتَّارًا * وَنَشْهَدُ أَنَّ سَيِّدَنَا مُحَمَّدًا عَبْدُهُ الْمُصْطَفَى صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ * وَرَسُولُهُ الْمُجْتَبَى وَأَمِينُهُ الْمُقْتَدَى شَمْسُ الضُّحَى بَدْرُ الدُّجَى نُورُ الْوَرَى صَاحِبُ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى رَسُولُ الثَّقَلَيْنِ * وَنَبِيُّ الْحَرَمَيْنِ وَإِمَامُ الْقِبْلَتَيْنِ وَجَدُّ السِّبْطَيْنِ وَشَفِيعُ مَنْ فِي الدَّارَيْنِ رَسُولًا مَكِّيًّا مَدَنِيًّا هَاشِمِيًّا قُرَشِيًّا أَبْطَحِيًّا كَرُوبِيًّا رُوحِيًّا رُوحَانِيًّا تَقِيًّا نَقِيًّا نَبِيًّا كَوْكَبًا دُرِّيًّا شَمْسًا مُضِيئًا قَمَرًا نُورًا نُورَانِيًّا بَشِيرًا نَذِيرًا سِرَاجًا مُنِيرًا صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
Bismillahirrahmanirrahim.
Yâ Settâru yâ Settâr. Yâ Azîzü yâ Ğaffâr. Yâ Celîlü yâ Cebbâr, yâ mukallibel kulûbi vel ebsâr. Ve yâ müdebbirâl leyli ven nehâr. Hallısnâ min azâbil kabri ven nâr.
İlâhi üstür uyûbenâ. Vağfir zünûbenâ. Ve nevvir kubûranâ ve tahhir kulûbenâ. Veşrah sudûranâ. Ve keffir annâ seyyiâtinâ. Ve teveffenâ meâl ebrâr. Vahşurnâ meâl ahyâr.
Sübhâneke mâ arafnâke hakka mâ’rifetike yâ Ma’rûf. Sübhâneke mâ abednâke hakka ibâdetike yâ Ma’bûd. Sübhâneke mâ zekernâke hakka zikrike yâ Mezkûr. Sübhâneke mâ şekernâke hakka şükrike yâ Meşkûr.
Fadlen minallâhi ve rahmeten, şükran minallâhi ve ni’meten. Lillâhil hamdü vel minneh.
Elhamdü lillâhi alât tâati vet tevfîk. Ve nestağfirullâhe min külli zenbin eznebnâhü amden ve sehven ve hatâen ve nisyânen ve nuksânen ve taksîr.
Allâhümme lekel hamdü hamden yüvâfî niâmeke ve yükâfî mezîdeke. Nahmedüke bi cemîi mehâmidike mâ alimnâ minhâ ve mâ lem na’lem. Ve alâ külli hâlin yâ muhavvilel hâli, havvil hâlenâ ilâ ahsenil hâl.
A’dedtü li külli hevlin Lâ ilâhe illallâh, ve li külli ni’metin elhamdü lillâh, ve li külli rahâin şükrü lillâh, ve li külli u’cûbetin sübhânallâh, ve li külli zenbin estağfirullâh, ve li külli musîbetin innâ lillâh, ve li külli daykın hasbiyallâh, ve li külli kazâin ve kaderin tevekkeltü alallâh, ve li külli tâatin ve ma’siyetin lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh, ve li külli hemmin ve ğammin mâşâallâh.
Len yağliballâhe şey’ün ve hüve ğâlibün alâ külli şey’in, hasbiyallâhü ve kefâ. Semiallâhü limen deâ. Lâ ğâyete lehû fil âhirati vel ûlâ. Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü, yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemûtü ebeden dâimen sâmeden bâkıyen, bi yedihil hayr, ve hüve alâ külli şey’in kadîr, ve ileyhil masîr.
Allâhümme lâ uhsî senâen aleyke, ente kemâ esneyte alâ nefsike. Azze câruke ve celle senâüke ve lâ ilâhe ğayruk.
Errahmânü alel arşistevâ, lehû mâ fis semâvâti ve mâ fil ardı ve mâ beynehümâ ve mâ tahtes serâ. Ve in techer bil kavli fe innehû ya’lemüs sirra ve ahfâ.
Allâhü lâ ilâhe illâ hüve, lehül esmâül hüsnâ fed’ûhü bihâ. Sadakallâhül azîm.
Hüvellâhüllezî lâ ilâhe illâ hüver rahmânü celle celâlühür rahîm.
El-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm, el-Mü’min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, el-Mütekebbir, el-Hallâk, el-Bâri’, el-Musavvir, el-Ğaffâr, el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbid, el-Bâsıt, el-Hâfid, er-Râfi’, el-Muizz, el-Müzill, es-Semî’, el-Basîr, el-Hakem, el-Adl, el-Latîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Ğafûr, eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl, el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mucîb, el-Vâsi’, el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy, el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdi’, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mumît, el-Hayy, el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, el-Ehad, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir, el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâlî, el-Müteâlî, el-Birr, et-Tevvâb, el-Müntekim, el-Afüvv, er-Raûf, Mâlikül Mülk, Zülcelâli vel İkrâm, el-Muksit, el-Câmi’, el-Ğaniyy, el-Muğnî, el-Mâni’, ed-Dârr, en-Nâfi’, en-Nûr, el-Hâdî, el-Bedî’, el-Bâkî, el-Vâris, er-Reşîd, es-Sabûr.
Ellezi tekaddeset anil eşbâhi zâtühû, ve tenezzchet an müşâbehetil emsâli sıfâtühû, ve şehidet bi rubûbiyyetihî âyâtühû, ve dellet alâ vahdâniyyetihî masnûâtühû.
Vâhidün lâ min kılletin, mevcûdün lâ min illletin, bil cûdi ma’rûf, ve bil ihsâni mevsûf. Ma’rûfun bilâ ğâyetin, ve mevsûfun bilâ nihâyetin. Evvelü kadîmun bilâ ibtidâin, ve âhırun kerîmun mukîmun bilâ intihâin.
Ve ğafera zünûbel müznibîne keramen ve hılmen ve lütfen ve fadlâ.
Ellezi lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad. Leyse ke mislihî şey’ün ve hüves semî’ul basîr.
Ni’mel Mevlâ ve ni’men nasîr. Ğufrâneke Rabbenâ ve ileykel masîr.
Ve hasbünallâhü vahdehû ve ni’mel vekîl. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.
Yef’alüllâhü mâ yeşâü bi kudretihî, ve yahkümü mâ yürîdü bi ızzetih. Elâ lehül halku vel emr, tebârakellâhü rabbül âlemîn.
Ve neşhedü en lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, ilâhen adlen cebbârâ, ve meliken kadîran kâhhârâ, liz zünûbi ğaffârâ, ve lil uyûbi settârâ.
Ve neşhedü enne seyyidenâ muhammeden abdühül mustafâ, sallellâhü aleyhi ve sellem, ve resûlühül müctebâ, ve emînühül muktedâ, şemsüd duhâ, bedrüd dücâ, nûrul verâ, sâhibu kâbe kavseyni ev ednâ, resûlus sekaleyn, ve nebiyyül haremeyn, ve imâmül kıbleteyn, ve ceddüs sibtayn, ve şefîu men fid dâreyn, resûlen mekkiyyen, medeniyyen, hâşimiyyen, kureşiyyen, ebtahiyyen, kerûbiyyen, rûhiyyen, rûhâniyyen, tekıyyen, nekıyyen, nebiyyen, kevkeben dürriyyen, şemsen müdi’en, kameran nûran nûrâniyyen, beşîran, nezîran, sirâcen münîrâ, sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem.
NOT : Buradan sonra Eller açılıp amiyn deyip, ne ihtiyacımız varsa Cenabı Mevla dan istenir, ne korkumuz varsa, ondan Allah a sığınılır, ve gönlümüzden nasıl geçiyorsa, öyle dua edilir, ve amiyn deyip fatiha okunur ve ardından eller yüze sürülür.
Okuma Usulü :
Günlük Virdimizi okuyup bitirdikten sonra, daha zamanımız varsa, Settar Virdi, En Az Günde Bir Defa, veya En Fazla Günde iki Defa, Sabah ve ikindi'den sonra okunup zikredilir.
3D Gif Animasyonlu Türkiye Bayrağı Ayyıldız Resimleri V090420261757P7
Etiketler : PNG Resimler,PNG Türkiye Bayrağı,Türkiye Bayrağı,Türk Bayrağı,Türk,TC,Bayrak,TC Bayrak,23Nisan,29 Ekim,30Ağustos,10 Kasım,Mustafa Kemal,Kemal atatürk,Atatürk,Türkiye,Türkiye Cumhuriyeti,PNG Button,Milli,Grafik,Milli grafik,Bayrak Grafik,Bayrak grafikleri,Türkiye Bayrak grafikleri,PNG Türkiye Bayrağı Grafikleri,Grafik Malzemeleri,Grafiker Malzemeleri,Free,Bedava,Bedava Grafik Malzemeleri,Bedava Grafiker Malzemeleri,Türkei Flag,Türkey Flag,Atatürk siluetleri,Png Atatürk siluetleri,Png Mustafa Kemal Atatürk siluetleri, 3D Gif Animasyonlu,Gif Animasyonlu,3D,3D Gif,3D gif Bayrak,
3D Gif Animasyonlu Türkiye Bayrağı Ayyıldız Resimleri V090420261757P6
Etiketler : PNG Resimler,PNG Türkiye Bayrağı,Türkiye Bayrağı,Türk Bayrağı,Türk,TC,Bayrak,TC Bayrak,23Nisan,29 Ekim,30Ağustos,10 Kasım,Mustafa Kemal,Kemal atatürk,Atatürk,Türkiye,Türkiye Cumhuriyeti,PNG Button,Milli,Grafik,Milli grafik,Bayrak Grafik,Bayrak grafikleri,Türkiye Bayrak grafikleri,PNG Türkiye Bayrağı Grafikleri,Grafik Malzemeleri,Grafiker Malzemeleri,Free,Bedava,Bedava Grafik Malzemeleri,Bedava Grafiker Malzemeleri,Türkei Flag,Türkey Flag,Atatürk siluetleri,Png Atatürk siluetleri,Png Mustafa Kemal Atatürk siluetleri, 3D Gif Animasyonlu,Gif Animasyonlu,3D,3D Gif,3D gif Bayrak,
3D Gif Animasyonlu Türkiye Bayrağı Ayyıldız Resimleri V090420261757P5
Etiketler : PNG Resimler,PNG Türkiye Bayrağı,Türkiye Bayrağı,Türk Bayrağı,Türk,TC,Bayrak,TC Bayrak,23Nisan,29 Ekim,30Ağustos,10 Kasım,Mustafa Kemal,Kemal atatürk,Atatürk,Türkiye,Türkiye Cumhuriyeti,PNG Button,Milli,Grafik,Milli grafik,Bayrak Grafik,Bayrak grafikleri,Türkiye Bayrak grafikleri,PNG Türkiye Bayrağı Grafikleri,Grafik Malzemeleri,Grafiker Malzemeleri,Free,Bedava,Bedava Grafik Malzemeleri,Bedava Grafiker Malzemeleri,Türkei Flag,Türkey Flag,Atatürk siluetleri,Png Atatürk siluetleri,Png Mustafa Kemal Atatürk siluetleri, 3D Gif Animasyonlu,Gif Animasyonlu,3D,3D Gif,3D gif Bayrak,
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
» Son Üye
» Toplam Konular 6,392
» Toplam Yorumlar 7,063
Read More / Comment 
