MUHAMMED
BAYRAK
| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
|
Sitemize gönderi yapmadan önce kayıt olmanız gerekmektedir. |
| Forum İstatistikleri |
» Toplam Üye: 7 » En Son Üye: Muhammed » Toplam Konular: 6,166 » Toplam Yorumlar: 6,781 Ayrıntılı İstatistikler |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Dini Sözler
Iyiligi gizlemek, kötülügü gizlemekten daha üstündür. (Ebu Bekir Ferra)
Bilmediklerimi ayagimin altina alsaydim basim göge ererdi. (Imam-i Azam)
Insan, aliskanliklarinin çocugudur. (Ibni Haldun)
Herkes herkese bir lokma sey verebilir ama bogaz bagislamak, ancak Allah’in isidir. (Mevlana)
Güzel söz söyleyen, kimseden kötü söz isitmez. (Firdevsi)
Bir seyi bulunmadigi yerde aramak, onu aramamak demektir. (Mevlana)
Avci nice al (tuzak, hile) bilirse, ayi da onca yol bilir. (Kasgarli Mahmud)
Haksizlik karsisinda egilmeyiniz; çünkü hakkinizla beraber serefinizi de kaybedersiniz. (Hz. Ali (r.a))
Güzel konusmanin sirri, lüzumsuz sözleri terk etmektir. (Hz. Ebubekir)
Özü dogru olanin, sözü de dogru olur. (Hz. Ali (r.a))
Birligin kederi, ayriligin safasindan daha hayirlidir. (Yahya bin Muaz)
Her gecenin bir gündüzü vardir. (Hz. Ali (r.a))
Sakladigin sir senin esirindir. Açiga vurursan sen onun esiri olursun. (Hz. Ali (r.a))
Bütün kötülüklerin anahtari, hiddettir. (Cafer bin Muhammed)
Kesilmis koyuna derisinin yüzülmesi elem vermez. (Hz. Esma)
Güzel ahlak; bagislayicilik, sabir ve tahammüldür. (Hasan-i Basri)
En iyi nasihat; iyi örnek olmaktir. (Malcolm X)
Nefis üç köseli dikendir, ne türlü koysan batar. (Mevlana)
Geçmisler gelecege, suyun suya benzemesinden daha çok benzer. (Ibni Haldun)
Ince sözler keskin kilica benzer, kalkanin yoksa geri dur. (Mevlana)
Gerçek zengin, bilgisi çok olan insandir. (Hz. Ali (r.a))
Ya oldugun gibi görün, ya da göründügün gibi ol. (Mevlana)
Cevizi kirip özüne inemeyen, hepsini kabuk zanneder. (Imam Gazali)
Hayat, iman ve cihaddir. (Hz. Hüseyin (r.a))
Haksizliga bas kaldirmayanlar, onlardan gelecek her kötülüge katlanmalidirlar. (Hz. Ali (r.a))
Hayatinda ekmegi yenmeyen kimsenin adi, ölümünden sonra anilmaz. (Seyh Sadi)
Hiç kimse, diger bir kimsenin kulu degildir. (Hz. Ali (r.a))
Uzun mesafelere ulasmak, yakin mesafeleri asmakla mümkündür. (Imam Gazali)
Tarih degil, hatalar tekerrür ediyor. (Abdulhamid Han)
En büyük felaketler içinde bile ümidini kaybetme, unutma ki ilik, sert kemigin içinden çikar. (Hafiz Sirazi)
Cahillerin kalbi dudaklarinda, alimlerin dudaklari kalplerindedir. (Hz. Ali (r.a))
Her kalbin çarpintisi kendi ecelinin ayak sesleridir. (Beyazidi Bestami)
Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar da zayiflarda olursa isler bozulur. (Hz. Ebubekir (r.a))
Gecenin ne kadar uzun oldugunu ancak hastalar bilir. (Sadi)
Kibir, bele baglanmis tas gibidir. Onunla ne yüzülür ne de uçulur. (Haci Bayram-i Veli)
Zalimler için yasasin cehennem. (Bediüzzaman Said Nursi)
Güzel gören güzel düsünür, güzel düsünen hayatindan lezzet alir. (Bediüzzaman Said Nursi)
Tatli suyun basi, kalabalik olur. (Mevlana)
Kurdun elinden çobanlik gelmez. (Sadi)
Egri ok, dogru yol almaz. (Hz. Ali (r.a))
Hiçbir aci, cehaletten daha fazla zahmet verici degildir. (Hz. Ali (r.a))
Insani maskara eden, dilidir. (Sadi)
Ham düsünceleri, ancak akil pisirir. (Firdevsi)
Firsatlar da bulutlar gibi çabucak geçer gider. (Hz. Ebubekir (r.a))
Hasedciye rahat, kötü huyluyu da seref yoktur. (Ahnef bin Kays)
Çocuklarinizi kuzu gibi büyütmeyiniz ki, ileride kuzu gibi güdülmesinler. (Seyh Sadi Sirazi)
Hükümetlerin en kötüsü, suçsuzu korkutandir. (Beydeba)
Hükümdar köylünün yumurtasini alirsa, adamlari bütün tavuklari alir. (Sadi)
Bin zulme ugrasan da, bir zulüm yapma. (Hz. Ali (r.a))
Bir mum diger bir mumu tutusturmakla isigindan bir sey kaybetmez. (Mevlana)
Iyiligi gizlemek, kötülügü gizlemekten daha üstündür. (Ebu Bekir Ferra)
Bilmediklerimi ayagimin altina alsaydim basim göge ererdi. (Imam-i Azam)
Insan, aliskanliklarinin çocugudur. (Ibni Haldun)
Herkes herkese bir lokma sey verebilir ama bogaz bagislamak, ancak Allah’in isidir. (Mevlana)
Güzel söz söyleyen, kimseden kötü söz isitmez. (Firdevsi)
Bir seyi bulunmadigi yerde aramak, onu aramamak demektir. (Mevlana)
Avci nice al (tuzak, hile) bilirse, ayi da onca yol bilir. (Kasgarli Mahmud)
Haksizlik karsisinda egilmeyiniz; çünkü hakkinizla beraber serefinizi de kaybedersiniz. (Hz. Ali (r.a))
Güzel konusmanin sirri, lüzumsuz sözleri terk etmektir. (Hz. Ebubekir)
Özü dogru olanin, sözü de dogru olur. (Hz. Ali (r.a))
Birligin kederi, ayriligin safasindan daha hayirlidir. (Yahya bin Muaz)
Her gecenin bir gündüzü vardir. (Hz. Ali (r.a))
Sakladigin sir senin esirindir. Açiga vurursan sen onun esiri olursun. (Hz. Ali (r.a))
Bütün kötülüklerin anahtari, hiddettir. (Cafer bin Muhammed)
Kesilmis koyuna derisinin yüzülmesi elem vermez. (Hz. Esma)
Güzel ahlak; bagislayicilik, sabir ve tahammüldür. (Hasan-i Basri)
En iyi nasihat; iyi örnek olmaktir. (Malcolm X)
Nefis üç köseli dikendir, ne türlü koysan batar. (Mevlana)
Geçmisler gelecege, suyun suya benzemesinden daha çok benzer. (Ibni Haldun)
Ince sözler keskin kilica benzer, kalkanin yoksa geri dur. (Mevlana)
Gerçek zengin, bilgisi çok olan insandir. (Hz. Ali (r.a))
Ya oldugun gibi görün, ya da göründügün gibi ol. (Mevlana)
Cevizi kirip özüne inemeyen, hepsini kabuk zanneder. (Imam Gazali)
Hayat, iman ve cihaddir. (Hz. Hüseyin (r.a))
Haksizliga bas kaldirmayanlar, onlardan gelecek her kötülüge katlanmalidirlar. (Hz. Ali (r.a))
Hayatinda ekmegi yenmeyen kimsenin adi, ölümünden sonra anilmaz. (Seyh Sadi)
Hiç kimse, diger bir kimsenin kulu degildir. (Hz. Ali (r.a))
Uzun mesafelere ulasmak, yakin mesafeleri asmakla mümkündür. (Imam Gazali)
Tarih degil, hatalar tekerrür ediyor. (Abdulhamid Han)
En büyük felaketler içinde bile ümidini kaybetme, unutma ki ilik, sert kemigin içinden çikar. (Hafiz Sirazi)
Cahillerin kalbi dudaklarinda, alimlerin dudaklari kalplerindedir. (Hz. Ali (r.a))
Her kalbin çarpintisi kendi ecelinin ayak sesleridir. (Beyazidi Bestami)
Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar da zayiflarda olursa isler bozulur. (Hz. Ebubekir (r.a))
Gecenin ne kadar uzun oldugunu ancak hastalar bilir. (Sadi)
Kibir, bele baglanmis tas gibidir. Onunla ne yüzülür ne de uçulur. (Haci Bayram-i Veli)
Zalimler için yasasin cehennem. (Bediüzzaman Said Nursi)
Güzel gören güzel düsünür, güzel düsünen hayatindan lezzet alir. (Bediüzzaman Said Nursi)
Tatli suyun basi, kalabalik olur. (Mevlana)
Kurdun elinden çobanlik gelmez. (Sadi)
Egri ok, dogru yol almaz. (Hz. Ali (r.a))
Hiçbir aci, cehaletten daha fazla zahmet verici degildir. (Hz. Ali (r.a))
Insani maskara eden, dilidir. (Sadi)
Ham düsünceleri, ancak akil pisirir. (Firdevsi)
Firsatlar da bulutlar gibi çabucak geçer gider. (Hz. Ebubekir (r.a))
Hasedciye rahat, kötü huyluyu da seref yoktur. (Ahnef bin Kays)
Çocuklarinizi kuzu gibi büyütmeyiniz ki, ileride kuzu gibi güdülmesinler. (Seyh Sadi Sirazi)
Hükümetlerin en kötüsü, suçsuzu korkutandir. (Beydeba)
Hükümdar köylünün yumurtasini alirsa, adamlari bütün tavuklari alir. (Sadi)
Bin zulme ugrasan da, bir zulüm yapma. (Hz. Ali (r.a))
Bir mum diger bir mumu tutusturmakla isigindan bir sey kaybetmez. (Mevlana)
İstanbul - islambol - Konstantiniyye - Konstantinopolis
İstanbul, Türkiye'de yer alan şehir ve ülkenin 81 ilinden biri. Ülkenin
en kalabalık, ekonomik, tarihi ve sosyo-kültürel açıdan en önemli
şehridir.[2][3][4] Şehir, iktisadi büyüklük açısından dünyada 34., nüfus
açısından belediye sınırları göz önüne alınarak yapılan sıralamaya göre
Avrupa'da birinci, dünyada ise Lagos'tan sonra altıncı sırada yer
almaktadır.[5][6]
İstanbul Türkiye'nin kuzeybatısında, Marmara kıyısı ve Boğaziçi boyunca,
Haliç'i de çevreleyecek şekilde kurulmuştur. İstanbul kıtalararası bir
şehir olup, Avrupa'daki bölümüne Avrupa Yakası veya Rumeli Yakası,
Asya'daki bölümüne ise Anadolu Yakası veya Asya Yakası denir. Tarihte
ilk olarak üç tarafı Marmara Denizi, Boğaziçi ve Haliç'in sardığı bir
yarım ada üzerinde kurulan İstanbul'un batıdaki sınırını İstanbul
Surları oluşturmaktaydı. Gelişme ve büyüme sürecinde surların her
seferinde daha batıya ilerletilerek inşa edilmesiyle 4 defa genişletilen
şehrin[7] 39 ilçesi vardır. Sınırları içerisinde ise büyükşehir
belediyesi ile birlikte toplam 40 belediye bulunmaktadır.
Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan İstanbul, 330-395 yılları
arasında Roma İmparatorluğu, 395-1204 ile 1261-1453 yılları arasında
Bizans İmparatorluğu, 1204-1261 arasında Latin İmparatorluğu ve son
olarak 1453-1922 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'na başkentlik
yaptı.[8] Ayrıca İstanbul, hilafetin Osmanlı İmparatorluğu'na geçtiği
1517'den kaldırıldığı 1924'e kadar İslam'ın da merkezi oldu.[9]
Son yıllarda birbiri ardına ortaya çıkartılan arkeolojik bulgularla
insanlık tarihine ilişkin önemli bilgiler elde edilmiştir. Yarımburgaz
Mağarası'ndan çıkarılan taş aletlerle, ilkel insan izlerinin 400.000 yıl
öncesine dayandığı ortaya çıkmıştır.[10][11][12][13] Anadolu Yakası'nda
yürütülen kazı çalışmaları ve bunlara bağlı araştırmalar, şehirde tarım
ve hayvancılığa dayalı ilk yerleşik insan topluluğunun MÖ 5500'lere
tarihlenen Fikirtepe Kültürü olduğunu göstermiştir.[14] Bu arkeolojik
bulgular yalnızca İstanbul'un değil, tüm Marmara Bölgesi'nin en eski
insan izleridir.[14] İstanbul sınırları içinde kent bazında ilk
yerleşimler ise Anadolu Yakası'nda Kalkedon; Avrupa Yakası'nda
Byzantion'dur. Cumhuriyet dönemi öncesinde egemenliği altında olduğu
devletlere yüzlerce yıl başkentlik yapan İstanbul, 13 Ekim 1923
tarihinde başkentin Ankara'ya taşınmasıyla bu özelliğini yitirmiş; ancak
ülkenin ticaret, sanayi, ulaşım, turizm, eğitim, kültür ve sanat
merkezi olma özelliğini sürdüregelmiştir.[15]
Karadeniz ile Marmara Denizi'ni bağlayan ve Asya ile Avrupa'yı ayıran
İstanbul Boğazı'na ev sahipliği yapması nedeniyle, İstanbul'un
jeopolitik önemi oldukça yüksektir.[16] Bugün tamamına yakını
doldurulmuş olan ya da kaybolan doğal limanları vardır. Bu özellikleri
yüzünden bölge toprakları üzerinde uzun süreli egemenlik anlaşmazlıkları
ve savaşlar yaşanmıştır. Başlıca akarsular Riva, Kâğıthane ve Alibey
dereleridir.[17] İl toprakları az engebelidir ve en yüksek noktası
Kartal ilçesindeki Aydos Tepesi'dir.[17] İldeki başlıca doğal göller
Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Durusu gölleridir.[17] İl ve yakın
çevresinde, Karadeniz ile Akdeniz makro iklimleri arasında geçiş
özellikleri görülür.[17] Hava sıcaklıkları ve yağış ortalamaları
düzensiz; bitki örtüsü dengesizdir.
İstanbul tarihi
İstanbul'un tarihi ana hatlarıyla beş büyük döneme ayrılabilir: Tarih
öncesi dönem, Byzantion dönemi, Doğu Roma dönemi, Osmanlı dönemi ve
Türkiye dönemi.
İstanbul, 4. yüzyıldan [1] 20. yüzyıla kadar yaklaşık on altı yüzyıl
boyunca dünyanın en önemli ve en büyük metropolleri arasında bulunmuş
bir şehirdir. Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının buluştuğu geniş bir
bölgenin tartışmasız tek hakimi olmuş ve bu süreç içerisinde dünya
tarihini önemli derecede etkilemeyi başarmıştır.
Istanbul bin altı yüz yıl boyunca, 330’dan 1922’ye kadar bulunan
dönemde; Roma İmparatorluğu ( 330-395), Bizans İmparatorluğu ( 395-1204,
1261-1453), Latin İmparatorluğu ( 1204-1261) ve Osmanlı İmparatorluğu (
1453-1922) olmak üzere 4 farklı imparatorluğa başkentlik yapmış bir
şehir. Bu imparatorluklardan üçü var oldukları dönemde dünyanın iktidar
sahibi ve en güçlü devletleri olarak tarihe geçmiştir. Hepsinin
İstanbul’dan yönetildiği düşünüldüğünde şehrin tarihsel önemi ve değeri
kolaylıkla anlaşılabilir.
1923’de Ankara’nın başkent olmasıyla birlikte köklü başkentlik
özelliğini kaybeden İstanbul, 4. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar on dört
yüzyıl boyunca koruduğu her alanda etkin bir ‘dünya şehri’ olma
özelliğini Türkiye Cumhuriyet’inin kuruluşundan sonra cumhuriyet tarihi
ile birlikte tekrar eski özelliğini kazanmaya başlamış, günümüzde Avrupa
ve Orta Doğu’nun en önemli merkezleri arasında kendine yer bulmuştur.
Bizans İmparatorluğu döneminde İstanbul
İstanbul, yerleşim tarihi 300 bin, kentsel tarihi yaklaşık 3 bin,
başkentlik tarihi 1600 yıla kadar uzanan Avrupa ile Asya kıtalarının
kesiştiği noktada bulunan bir dünya kentidir.
Şehir çağlar boyunca farklı uygarlık ve kültürlere ev sahipliği yapmış,
yüzyıllar boyu çeşitli din, dil ve ırktan insanların bir arada yaşadığı
kozmopolit ve metropolit yapısını korumuş ve tarihsel süreçte eşsiz bir
mozaik halini almıştır.
Uzun zaman dilimleri boyunca her alanda merkez olmayı ve iktidarda
kalmayı başaran dünyadaki ender yerleşim yerlerinden biri olan İstanbul
geçmişten günümüze bir dünya başkentidir.
Tarih öncesi dönem ( MÖ 3000-MÖ 667)
Küçükçekmece Gölü kenarında bulunan Yarımburgaz Mağarasında yapılan
kazılarda insan kültürüne ait ilk izlere rastlanmıştır. Bu dönemde gölün
çevresinde Cilalı Taş Devri ve Bakır Çağı insanların yaşadığı
sanılmaktadır.
İlk belirgin yerleşim sahipleri olarak Megaralılar’ın insanı olarak
kabul edilmektedir. Megaralılar, bugünkü Kadıköy'e yerleştiler ve
"Khalkedon" adını verdiler. Ayrıca Kadıköy'e bağlı Fikirtepe'de de
çeşitli buluntular ortaya çıkmıştır. Elen Mitolojisi'ne göre Batum'a
doğru yola çıkan 40 Yunan, İstanbul Boğazı'ndan geçerken, bugünkü
Sarayburnu'nda karaya çıkmış, bulundukları yere, "Altın Boynuz"
dedikleri Haliç'e ve Khalkedon'a yerleşmişlerdir.
Byzantion dönemi ( MÖ 667-MS 332)
Ayrıca bakınız: Antik Yunanistan ve Roma İmparatorluğu
İstanbul, bu dönemde adı Byzantion olan antik bir Yunan şehir devleti
olarak kurulacak, kısa zamanda gelişip güçlenecek ve dönemin merkezi
gücü Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilecektir. Romalilar
tarafından Byzantion, latinleştirilecek ve Byzantium olarak Roma
İmparatorluğu'nun önemli şehirlerinden biri haline gelecek, adı
değiştirilecek önce Byzantium sonra Augusta Antonina diye anılacaktır.
Antik Yunan Şehir Devleti Byzantion ve Antik Yunan Dönemi ( MÖ 667-MÖ 196)
Byzantion ve Konstantinopolis
Byzantion ve Oligarşi dönemi ( MÖ 667-MÖ 476)
Bugünkü İstanbul'un temelleri MÖ 7. yüzyılda atılmıştır. "Byzantion"
şehri Megaralılar tarafından MÖ 667'de tarihi yarımadanın doğusunda
Sarayburnu civarında kurulmuştur. Byzantion uzun süre şehir devlet
yapısı göstermiştir. MÖ 478'de Byzantion Spartalı Pausanlılar tarafından
ele geçirilmiştir.Ancak yönetimde sadece 2 yıl kalacaktır.
Byzantion ve demokrasi dönemi ( MÖ 476-MÖ 196)
Byzantion Spartalı Pausanlıların yönetiminde ancak iki yıl kalabilmiş,
sonra Pausanlılar şehrin halkı tarafından kovulmuşlardır. Böylece MÖ
476'dan itibaren Byzantion demokrasiyi yönetim biçimi olarak
belirlemiştir. Uzun süre şehir devlet yapısı gösteren Byzantion,
stratejik konumuna borçlu olduğu ekonomik gelişme sayesinde tüm antik
Yunan bölgesine müdahale edebilen bir güç olmuştur.
Roma şehri Byzantion ve Roma dönemi ( MÖ 196-MS 330)
Byzantion ve Roma Dönemi ( MÖ 196- MS 1. yüzyıl)
MÖ 196'da Byzantion Roma İmparatorluğu'nun hakimiyeti altına girer.
Byzantion Roma İmparatoru Septimius Severus tarafından Roma
İmparatorluğu'na Roma Bağımsızlık Bildirgesi'yle dahil edilmiştir. Şehir
Roma İmparatoru Vespasian tarafından 1. yüzyılda imparatorluğa sağlam
bir şekilde bağlı kalması için latinleştirilir.
Byzantium ve Roma dönemi ( 1. yüzyıl-3. yüzyıl)
Byzantion İmparator Vespasian döneminde hızlı bir Latinleştirme
politikasına tabi tutulur, adı Latince Byzantium olur ve Roma
İmaparatorluğu'na tam bağlı önemli bir vilayet haline gelir. 196'da
Byzantion Pers İmparatoru Pescennius ile anlaştığı için Roma İmparatoru
Septimius Severus tarafından cezalandırılır ve şehir büyük zarar görür.
Şehir sonra yine Septimius Severus tarafından baştan başa tekrar inşa
edilir.
Augusta Antonina ve Roma dönemi ( 3.yüzyıl-330)
Augusta Antonina adı baştan başa yeniden inşa edilmiş ve düzenlenmiş
şehre İmparator Septimius Severus ( 193-211)tarafından, oğlu Antonius'un
şerefine verilmiştir. 3. yüzyılda bu ad kullanılmıştır. 330 yılında
Byzantion I. Konstantin tarafından Roma İmparatorluğu'nun başkenti ilan
edilir.
Bizans İmparatorluğu dönemi ( 330-1453)
Bizans İmparatorluğu'nda İstanbul, Konstantinopolis
İstanbul'un bu dönemde adı Konstantinopolis olarak değişmiş, önce Roma
İmparatorluğu'nun sonra Bizans İmparatorluğu'nun başkentliğini
yapmıştır. Bizans başkenti Konstantinopolis yaklaşık 1000 yıl boyunca
Orta Doğu'ya hakim bir şehir konumuna yükselmiştir.
Roma başkenti Konstantinopolis ve geç Roma dönemi ( 330-395)
İstanbul'un başkentlik tarihi Roma İmparatorluğunun Doğu-Batı
ayrışmasından 65 yıl önce başlamıştır. Byzantion 330 yılında İmparator
Büyük Konstantin'in isteğiyle 'Nova Roma ( Yeni Roma)' olarak Roma
İmparatorluğu'nun başkenti yapılır, kentin ismi imparatorun ölümünden
sonra onun anısına Byzantium'dan Konstantinopolis'e çevrilir. Roma'nın
istilası ve yıkılmasıyla onun yerine geçen Konstantinopolis, 395'de
ikiye bölünen Roma İmparatorluğu'nun ardılı devlet Doğu Roma
İmparatorluğu'nun başkenti olur.
Konstantinopolis'in şehir merkezi planı
Bizans başkenti Konstantinopolis ve Bizans İmparatorluğu dönemi ( 395-1204)
Konstantinopolis, önce Doğu Roma İmparatorluğu adıyla kurulan ve Batı
Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra zamanla adı Bizans
İmparatorluğu'na dönüşen devletin de 395'de başkenti olmuştur.
Konstantinopolis erken ortaçağda da dünyanın en parlak ve zengin
şehridir.
Latin başkenti Konstantinopolis ve Latin İmparatorluğu dönemi ( 1204-1261)
1204-1261 yılları arasında Latinlerin işgaline uğrayan Konstantinopolis Latin İmparatorluğu'nun başkenti haline gelmiştir.
Bizans başkenti Konstantinopolis ve geç Bizans İmparatorluğu dönemi ( 1261-1453)
Latin egemenliğinden sonra Konstantinopolis daha sonra tekrar 1453'e
kadar Bizans İmparatorluğu'nun başkenti olmuştur. Bu döneme
Kostantinopolistik denir.
Osmanlı İmparatorluğu dönemi ( 1453-1922)
19. yüzyıl sonlarında, Abdullah Biraderler tarafından çekilmiş Galata Köprüsü ve Yeni Camii'yi gösteren bir fotoğraf.
Abdullah Biraderler tarafından çekilmiş ve 1895 öncesi Laleli Camii ve etrafını gösteren bir görüntü.
İstanbul'un 1922 yılındaki haritası
İstanbul bu dönemde büyük bir cihan imparatorluğunun başkenti olacak, üç
kıtada yayılan toprakları 400 yıldan uzun süre hakimiyetinde
bulunduracaktır.
Kentin 29 Mayıs 1453'te II. Mehmed tarafından fethedilmesinden sonra Osmanlı dönemi başlar.
Müslümanlarca Konstantiniyye olarak adlandırılan şehri, Rumlar
Yunanca "εις τήν Πόλι( ν)" ( /is tin boli/) yani "şehir'e" olarak
kullanmışlardır. Osmanlı'da da bu ismi Istanbul olarak sıkça
kullanılmıştır. Ruslar ise şehre Çarigrad ( Çarın şehri) adını
kullanmışlar. Şehrin Balkanlar'daki adı Stambul olmuştur.
13 Kasım 1918 tarihinde İtilaf devletleri tarafından işgal edilen
şehir, 6 Ekim 1923 tarihinde Türk ordusunun şehre girmesiyle sona
ermiştir.
Türkiye Cumhuriyeti dönemi ( 1923-)
13 Ekim 1923'te Ankara'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti ilan
edilmesiyle İstanbul, M.S. 330'dan beri sürdürdüğü başkentlik özelliğini
kaybetmiştir.
İstanbul'un tarihsel önemi
Osmanlı döneminde İstanbul
İstanbul 4. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar on altı yüzyıl boyunca dünyanın
en büyük ve en önemli metropolleri arasında yer almıştır. Avrupa, Asya
ve Afrika kıtalarının kesiştiği geniş bir bölgenin tartışmasız tek
hakimi olmuş ve bu süreçte dünya tarihini önemli derecede etkilemeyi
başarmıştır.
İstanbul kesintisiz bin altı yüz yıl boyunca, 330'dan 1922'ye kadar olan
dönemde; Roma İmparatorluğu ( 330-395), Bizans İmparatorluğu (
395-1204, 1261-1453), Latin İmparatorluğu ( 1204-1261) ve Osmanlı
İmparatorluğu ( 1453-1922) olmak üzere dört farklı imparatorluğa
başkentlik yapmıştır. Bu imparatorluklardan üçü var oldukları dönemde
dünyanın en büyük güç ve iktidar sahibi devletleri olarak tarihe
geçmiştir. Hepsinin İstanbul'dan yönetildiği düşünüldüğünde şehrin
tarihsel önemi ve değeri anlaşılabilir.
1923'te Ankara'nın başkent olmasıyla köklü başkentlik özelliğini yitiren
İstanbul, 4. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar on dört yüzyıl boyunca
koruduğu her alanda etkin bir 'dünya kenti' olma özelliğini Türkiye
Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra cumhuriyet tarihiyle birlikte tekrar
kazanmaya başlamış, günümüzde Orta Doğu ve Avrupa'nın en önemli
merkezleri arasında yerini almıştır.
İstanbul'u yöneten devletleri
Antik Yunan şehir devleti ( MÖ 667-MÖ 196)
Roma İmparatorluğu ( MÖ 196-395)
Bizans İmparatorluğu ( 395-1204), ( 1261-1453)
Latin İmparatorluğu ( 1204-1261)
Osmanlı İmparatorluğu ( 29 Mayıs 1453-13 Kasım 1918 )
İtilaf devletleri ( 13 Kasım 1918-6 Ekim 1923)
Türkiye Cumhuriyeti ( 6 Ekim 1923-)
İstanbul'un başkentlik yaptığı devletler
Roma İmparatorluğu ( 330-395)
Bizans İmparatorluğu ( 395-1204), ( 1261-1453)
Latin İmparatorluğu ( 1204-1261)
Osmanlı İmparatorluğu ( 1453-1922)
Etimoloji
İstanbul'a çağlar boyunca değişik adlar verilmiştir. Bu kent adları,
kent tarihinin farklı dönemleriyle ilişkilidir. Bu adlar tarihsel
sırayla, Byzantion, Augusta Antonina, Nova Roma, Konstantinopolis,
Kostantiniyye, İslambol ve İstanbul'dur. Bunun dışında tarihte Moğollar
Çakduryan, Polonlar Kanatorya, Çekler Aylana, Macarlar Vizenduvar olarak
adlandırmışlardır.[18]
Tarih boyunca İstanbul kentine verilen onlarca ad içinde, Türkler
tarafından yaygın biçimde benimseneni ve günümüzde kullanılanı
İstanbul'dur. Bu adın "eis tin polin" ( Yunanca: εις την πόλιν)
tamlamasından geldiği sanılmaktadır.[19] Bu tamlama, o dönem
Yunancasında "şehirde", "şehrin içinde", "şehiriçi" gibi anlamlara
gelmekteydi.[19] Ayrıca halk dilinde "n" ünsüzüne bitişen "p" sesi "b"
sesine dönüşüyordu.[19] Bu bağlamda İstanbul adının kökeni pek çok
kaynakta bu tamlamayla ilişkilendirilmektedir. İ.S. 2'nci yüzyıldan
kalma Ermeni kaynaklarında da Istanbol ya da Istınbol biçiminde anılan
şehir adının, Türkçeye bu şekilde giriş yapmış olması olasıdır.[20]
Halûk Tarcan araştırması ise İstanbul adının kökeninin Yunanca ya da
Ermenice değil Türkçe olduğunu ve "astan bolıq"tan geldiğini
göstermektedir. As, Ön-Türkçede "uzay", "Tanrı beldesi" gibi anlamlara
gelmekteydi. As kökünden As/qan ( Tanrı beldesinde asılı) doğup zamanla
Astan olmuş ve Hitit diline İstan olarak geçmiştir. "Bolıq" ise kent
demektir ve bu kelimenin günümüzde Bolu, Gelibolu, Hayrabolu, İnebolu,
Niğbolu, Safranbolu ve Tirebolu gibi yaşayan örnekleri vardır. Bu iki
kelime, "Astan-bolıq" bize "cennetvarî kent" anlamını vermektedir.[21]
Osmanlı döneminde şehir merkezi için kullanılan adlar çeşitlilik
gösterse de vilayet çapında adlandırma hemen hemen sabit kalmıştır.
İstanbul kentine ev sahipliği yapan üst idari birimin, şehirle aynı adı
taşıması Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalma bir uygulamadır. Roma
egemenliği altındayken şehrin topraklarının bulunduğu eyalet ise Avrupa
Yakasında Trakya ( Latince: Tracia, Yunanca: Θράκη); Anadolu Yakası'nda
Bitinya ( Latince: Bithynia, Yunanca: Βιθυνία) eyaletiydi.[22]
Byzantion
Byzantion ( Yunanca: Βυζάντιον, Latince: Byzantium), İstanbul'un bilinen
ilk adıdır. MÖ 667'de Antik Yunanistan'daki Megara şehir devletinden
gelen Dor asıllı Yunan yerleşimciler bugünkü İstanbul üzerinde bir
koloni kurdu ve yeni koloniye kralları Byzas veya Byzantas’ın ( Yunanca:
Βύζας veya Βύζαντας) şerefine Byzantion adını verdiler.[23][24]
Byzantium, orijinal adı Byzantion olan antik kentin adının 1. yüzyılda,
kenti Romalılar ele geçirince, onlar tarafından Latinceleştirilmiş
hâlidir.
Augusta Antonina
Augusta Antonina, miladi 3. yüzyılın başında Roma İmparatoru Septimius
Severus′un, oğlu Antonius ( sonraki Roma İmparatoru Caracalla) şerefine
kente verdiği kısa süreli addır.[25]
Nova Roma
330 yılında Roma İmparatoru I. Konstantin tarafından kent Roma
İmparatorluğu'nun başkenti ilan edilince, kente Latince "Yeni Roma"
anlamına gelen Nova Roma ( Yunanca: Νέα Ρώμη, Nea Roma) adını koydu ve
bu adı teşvik etmeye çalıştıysa da bu ad hiç benimsenmedi.[26]
Konstantinopolis
Ancak 337 yılında İmparator I. Konstantin'in ölümüyle kentin adı, onun
şerefine "Konstantin’in kenti" anlamına gelen Konstantinopolis'e (
Yunanca: Κωνσταντινούπολις, Kōnstantinoúpolis,
Latinceleştirilmiş:Constantinopolis) çevrildi. Konstantinopolis, Bizans
İmparatorluğu boyunca kentin resmi adı olarak kaldı. Ama
Konstantinopolis, kentin yerlileri tarafından sadece Yunanca "kent"
anlamına gelen ( Πόλις, Polis) olarak anılırdı.[27]
1453 yılında Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet önderliğinde Osmanlı
İmparatorluğu tarafından fethinden sonra bile, Konstantinopolis, Batı'da
kullanılan en yaygın ad olarak kaldı. Istanbul adı, ancak 1928'de Latin
harflerine geçilmesi sonrası Batı dillerinde Konstantinopolis'in yerini
almaya başladı.
Kostantiniyye
Kitab-ı Bahriye'ye 1629 yılında Mustafa bin Mehmed Cündî tarafından eklenen İstanbul çizimi.
Kostantiniyye ( Arapça: القسطنطينية, al-Qusṭanṭiniyah, Osmanlı Türkçesi:
قسطنطينيه, Kostantiniyye), Konstantinopolis'in Arapça şeklidir ve
kentin İslam dünyasında bilinir hâle gelen ve en çok kullanılan adı
oldu. Yunancada "Konstantin’in kenti" anlamına gelen Konstantinopolis'in
aksine, Kostantiniyye Arapça'da "Konstantin’in yeri" anlamına geliyor.
1453 yılında fetihten sonra, kent Osmanlı İmparatorluğu'nun dördüncü
başkenti ilan edildi ve Kostantiniyye Osmanlı İmparatorluğu tarafından
kentin resmî adı olarak kullanıldı ve 1923 yılında Osmanlı
İmparatorluğu’nun çöküşüne kadar, çoğu zaman bu ad kullanımda kaldı.
Örneğin Osmanlı İmparatorluğu ve mahkemeleri, Kostantiniyye'de
yayımlanan resmî belgelerin kaynağını belirtmek için, "be-Makam-ı
Darü's-Saltanat-ı Kostantiniyyetü'l-Mahrusâtü'l-Mahmiyye" gibi başlıklar
kullanılırdı.[28]
Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme adlı eserinde de şehir için kullanılan adlardan birisi de "Kostantiniyye"dir.[29]
Ancak, bazı dönemlerde Osmanlı yetkilileri kent için diğer adlardan
yanaydı. Hem kent için hem de Osmanlı hükûmetini tanımlamak ve
diplomatik yazışmalar için özellikle bu yüceltici adlar eş anlamlı
kullanılırdı ve teşvik edilirdi:
Dersaadet ( Farsça: در سعادت, "Mutluluk Kapısı")
Derâliye ( Farsça: در عاليه, "Yüce Kapı")
Bâb-ı Âli ( Arapça: باب عالی, "Yüce Kapı")
Pâyitaht ( Farsça: پایتخت, "Tahtın Ayağı" veya "Başkent")
İstanbul haritası
Asitane ( Farsça: آستانه, "Devletin Eşiği").
İslambol
Tarihte şehir için kullanılan adlar içinde İslambol, dar kullanım
alanına sahip olsa da kayıtlarda görülen adlardandır. Evliya Çelebi'nin
Seyahatnâme'sinde "Kostantiniyye" adıyla beraber birçok cildinde söz
konusu "İslambol" ( اسلامبول) kelimesi de kullanılmıştır. Söz konusu
seyahatnamede bu ad, diğer adlardan daha yoğun bir kullanıma
sahiptir.[30] Halk etimolojisi örneklerinden biridir.
İstanbul
Etimolojik olarak İstanbul adının kökeni ( Türkçe telaffuz: [isˈtanbuɫ]
ve halk arasında bazen [ɯsˈtambuɫ]) Ortaçağ ( Bizans) Yunancasında
"kent'e" veya "kent'de" anlamına gelen ( Yunanca telaffuz:[εἰς τὴν
Πόλιν], [is tin ˈpolin]) kelimelerinin Türkçeleştirilmesiyle
oluşmuştur.[31]
İstanbul, Osmanlı döneminde resmi belgelere girdi ve sıkça kullanıldı.
Ayrıca Osmanlı Ordusu'nda İstanbul'un merkez ordu komutanı için resmen
İstanbul ağası ve İstanbul'un en yüksek sivil hakimi için resmen
İstanbul efendisi sıfatları kullanılırdı. Konstantiniyye de dahil olmak
üzere diğer adların da kullanılmasına devam edildi, ancak İstanbul (
Osmanlı Türkçesi: استانبول) zamanla şehrin Türkçede en yaygın bilinen
adı oldu ve diğer adlandırmalar kullanımdan kalktı. Fakat Batılılar
tarafından Konstantinopolis adı kullanılmaya devam edildi.
1928'de Latin harflerine geçilmesi sonrası, kentin Türkçe adının Latin
harfleriyle yazılmış hali Istanbul uluslararası kullanıma girdi.
İstanbul kentin uluslararası adı ilan edildikten sonra
"Konstantinopolis" adının mektuplarda veya diğer yazışmalarda ve
uluslararası alanlarda kullanılması yasaklandı. Örneğin yurtdışından
İstanbul'a gönderilen mektuplarda adres olarak "Konstantinopolis" (
yanında İstanbul yazsa bile) yazıldıysa bu mektuplar geri gönderilmeye
başlandı. Zaman içinde Istanbul adı ve bunun çeşitli benzer yazılışları
çoğu dünya dilinde yerini aldı.
Genel tarih
İstanbul'daki tarihi yerler*
UNESCO Dünya Mirası
Istanbul siluet.jpg
Ülke Türkiye
Tür Kültürel
Kriter i, ii, iii, iv
Referans 356
Bölge** Avrupa ve Kuzey Amerika
Tescil bilgisi
Tescil 1985 ( 9. Oturum)
* Dünya Mirası resmî listesi.
** UNESCO resmî sınıflandırması.
İstanbul, yerleşim tarihi son yapılan Yenikapı'daki kazılarla bulunan
liman doğrultusunda 8500 yıl, kentsel tarihi yaklaşık 3.000, başkentlik
tarihi 1600 yıla kadar uzanan Avrupa ile Asya kıtalarının kesiştiği
noktada bulunan bir dünya kentidir.[34] Şehir çağlar boyunca farklı
uygarlık ve kültürlere ev sahipliği yapmış, yüzyıllar boyu çeşitli din,
dil ve ırktan insanların bir arada yaşadığı kozmopolit ve metropolit
yapısını korumuş ve tarihsel süreçte eşsiz bir mozaik hâlini almıştır.
Uzun zaman dilimleri boyunca her alanda merkez olmayı ve iktidarda
kalmayı başaran dünyadaki ender yerleşim yerlerinden biri olan İstanbul
geçmişten günümüze bir dünya başkentidir.
İstanbul'un tarihi ana hatlarıyla beş büyük döneme ayrılabilir:
Tarih öncesi çağlar
Kuruluş Dönemi ve Byzantion dönemi
Konstantinopolis dönemi
Konstantiniyye dönemi
İstanbul dönemi
Tarih öncesi çağlar
İstanbul'un tarihi üç yüz bin yıl önceye kadar uzanmaktadır.
Küçükçekmece Gölü kenarında bulunan Yarımburgaz Mağarasında yapılan
kazılarda insan kültürüne ait ilk izlere rastlandı.[35] Bu dönemde gölün
çevresinde Neolitik ve Kalkolitik insanların yaşadığı sanılmaktadır.
Çeşitli dönemlerde yapılan kazılarda, Dudullu yakınlarında Alt
Paleolitik Çağ'a, Ağaçlı yakınlarında ise, Orta Paleolitik Çağ ile Üst
Paleolitik Çağ'a özgü aletlere rastlandı.[36]
Byzantion dönemi
İstanbul'un en önemli tarihi yapılarından Galata Kulesi, 2010
2008 yılında İstanbul metrosu için yapılan Marmaray tüp geçidi kazıları
sırasında Cilalı Taş Devri'nin sürdüğü MÖ 6500'lü yıllara ait
kalıntılara rastlanan şehrin,[37][38][39] Anadolu Yakası'ndaki
Fikirtepe'de yapılan kazılarda ise Bakır Çağı'nın sürdüğü MÖ 5500–3500
yıllarına ait kalıntılar bulundu.[40] Bunun yanında Kadıköy'de
Fenikelilere ait kalıntılar bulundu. Traklar, kentin yakınlarına MÖ 13.
yüzyıl ve 11. yüzyıllarda Semistra kentini kurdu.[41] Kral Lygos
zamanında Sarayburnu'na, bugünkü Topkapı Sarayı'nın bulunduğu yerde bir
Akropolis kuruldu. MÖ 685'te Megara'dan gelen Yunanlar burada bir koloni
kurdu, Kral Byzas'ın hükümsürdüğü MÖ 667 yılında ise Byzantion
kuruldu.[42] Kente Roma İmparatorluğu hakim olunca, kentin adı Septimius
Severus tarafından kısa süreliğine oğlunun adı Augusta Antonina
kondu,[43] ardından İmparator I. Konstantin zamanında kent Roma
İmparatorluğu'nun başkenti ilan edildi. Bu sırada Nova Roma olarak
değiştirilen kentin adı benimsendi ve 337 yılında İmparator I.
Konstantin'in ölümüyle Konstantinopolis'e çevrildi.
Bizans İmparatorluğu dönemi
Bizans Dönemi'nin en önemli eserlerinden Ayasofya, 2004
Bu dönem 324 - 1453 yılları arasını kapsadı. I. Konstantinus şehri ele
geçirip Roma İmparatorluğu'nun başkenti yaptıktan sonra, şehir ayrıca
Roma'nın doğusunun yönetim merkezi oldu. Romalı nüfusu bu dönemde,
Romalı soyluların göçü de dahil olmak üzere önemli boyutta arttı. Bu
dönemde; yeni bir mimari yapıyla şehir oldukça genişledi. 100.000
kişilik bir hipodromun ( Sultanahmet Meydanı) yanı sıra, limanlar ve su
tesisleri yapıldı.
Konstantinus'un döneminde şehre Nova Roma dese de; 11 Mayıs 330 da
şehrin ismi Konstantinopolis oldu. Döneminde Dünya'nın en büyük
katedrali olan Ayasofya'yı 360'da kuran Konstantin; böylece Roma
İmparatorluğu'nun dinini de Hristiyanlık olarak değiştirdi. Pagan Roma
dinine inanan batı ile ilk kopuş da bu dönemde başladı. Her ne kadar;
Bizans İmparatorluğu I. Theodosius'un ölümü ile başlasa da; Bizans
İmparatorluğu Konstantinus Hristiyanlığı getirmesine duyduğu saygıdan
kendisini hep bir Bizans İmparatoru olarak gördü; 1453'deki çöküşüne
kadar da 10 İmparatorunun daha ismi Konstantinus oldu. Bu dönemde
İstanbul'un rolü oldukça stratejikti; Avrupa ve Asya arasında bir kapı
oldu. Bu vesile ile, ticaret, kültür ve diplomasinin yapıldığı bir
merkezdi. Bu dönemde şehrin ismi "Poli" ( şehir) de oldu.[44]
476'da Batı Roma'nın yıkılması sonrasında da; Batı Roma
İmparatorluğu'ndaki Romalıların büyük çoğunluğu buraya göç etti ve
Bizans İmparatorluğu'nun da başkenti İstanbul oldu. 543'de nüfusun
yarısının ölümüne sebebiyet veren veba salgınından sonra; şehir
İmparator I. Justinianos döneminde yeniden inşa edildi.
700'lü yıllarda Sasaniler ve Avarların saldırısına uğrayan şehir; 800'lü
yıllarda Bulgarlar ve Arapların, 900'lü yıllarda ise Ruslar ve
Bulgarların saldırısına uğradı.
Ancak; saldırılar arasında en yıkıcı olanı 1204 yılında oldu. Haçlılar
tarafından; 4. Haçlı Seferi'nde 1204 yılında ele geçirilen şehir
yağmalandı; halkın büyük çoğunluğu şehirden kaçtı; yoksul ve enkaz
içinde bir kente dönüştü. Bunun sebebi Batı Roma'da büyüyen Latinlerin;
Katolik Hristiyanlık anlayışı ile Bizans'daki Ortodoks Hristiyanlık
inanışı arasındaki farklılıklar ve uyumsuzluklardır. Bu dönem
sonrasında, 1261 yılında Palailogos Hanedanından; Michael VIII
Palaeologus şehri tekrar ele geçirmiş ve Latin'lerin dönemini sona
erdirdi.
Bu dönemden sonra giderek küçülen Bizans; Osmanlı İmparatorluğu
tarafından 1391'den sonra kuşatılmaya başlandı; en sonunda 29 Mayıs
1453'de Osmanlı İmparatorluğu'nun himayesine geçti. İstanbul'un fethi,
Dünya tarihinde Orta Çağ'ın sonunu simgelemektedir.
Osmanlı İmparatorluğu dönemi
19. yüzyıl sonlarında Galata Köprüsü ve arka planda Yeni Cami, İstanbul.
1896
Bu dönem 1453 - 1923 yılları arasını kapsadı. 29 Mayıs 1453'de; Osmanlı
Padişahı II. Mehmed'in 53 gün süren kuşatması sonrasında; İstanbul
Osmanlı'nın 4'üncü ve son başkenti oldu.
Osmanlı'nın ele geçirmesinden sonra; Topkapı Sarayı ve Kapalıçarşı'nın
da kurulması ardından birçok okul ve hamam açıldı. Dünya'nın ve
İmparatorluğun dört bir yanından insanların taşındığı şehirde
Yahudilerin, Hristiyanların ve Müslümanların beraber yaşadığı kozmopolit
bir toplum oluştu. Bizans döneminden kalan, eski binalar ve surlar
onarıldı.[45] Fetihten 50 yıl sonra; Dünya'nın en büyük şehirlerinden
biri hâline gelen İstanbul'da "Küçük Kıyamet" olarak da adlandırılan; 14
Eylül 1509 İstanbul Depremi sonrasında ( 8 şiddetinde olduğu ileri
sürülmektedir); 45 gün süren artçı sarsıntılarla binlerce bina yıkıldı
ve birçok insan yaşamını kaybetti.[46]
1510 yılında; Sultan II. Beyazıd; 80.000 kişinin çalışmasıyla şehri
yeniden kurdu. Günümüzde de var olan eserlerin büyük çoğunluğu bu
dönemden kaldı. Mimar Sinan'ın camileri ve diğer binaları kurduğu I.
Süleyman döneminde; mimari ve sanat konularına önem verildi. Lale Devri
döneminde; Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa 1718 yılından
itibaren; itfaiye'yi kurdu, ilk matbaayı açtı ve fabrikalar kurdu. 3
Kasım 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı sonrasında da batılaşma
süreci hızlandığı dönemde birçok alanda yenilikler yaşandı.[47]
Haliç'in üzerine köprü; Karaköy'e tünel, demiryolları, kentin içindeki
deniz taşımacılığı, belediye örgütlerinin, hastanelerin kurulmasıyla
modern bir şehir hâlini alan İstanbul, 1894 yılında Üçyüzon Depremi ile
birlikte tekrar büyük bir zarar gördü. I. Dünya Savaşı'nın sonlarında
ise 13 Kasım 1918'de İtilaf Devletleri donanmasınca da işgal edildi.[48]
İstanbul'un 2500 yıllık başkentlik dönemi 29 Ekim 1923'de sona erdi.
Osmanlı ve Bizans kayıtlarında, 1402'de Yıldırım Bayezid döneminde
İstanbul’un alınması amacıyla yapılan kuşatma kaldırılırken, yapılan
anlaşma gereği bir Türk ( Müslüman) mahallesi kurulması şartına uygun
olarak Göynük ve Taraklı’dan 760 hane Manav Sirkeci'ye
yerleştirildi.[kaynak belirtilmeli]
Cumhuriyet dönemi
“ Eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu. ”
—Napolyon Bonapart[49]
Cumhuriyet sonrası 1923-1950 yılları arasında fiziksel atılımlar oldu.
1900'lerin başında 1 milyon olan nüfus, 1927'de 690.000'e düştü, 1935'de
740.000 ve 1945'de tekrar 900.000'e ulaştı.[50] 1950'lerde
Balkanlar'dan göç alan şehirde, bu dönemde şehirleşmede gecekondular ön
plana çıkmaktadır. 1960'larda ise gecekonduların yanında, apartmanlaşma
başladı. 1970'lerde ise hızlı nüfus artışı ile konut ve ulaşım sorunları
önem kazandı. Bu dönemde otomobil sayısının artması ve sonucunda
trafiğin artması Boğaziçi Köprüsü'nün yapılmasında etkili oldu ve
ulaşımda önemli bir noktaya varıldı. İstanbul metropoliten alanı
1970-1975 yılları arasında merkezde 50 kilometre yarıçaplı iken 1980'de
60 kilometre yarıçapa ulaştı. 1990'ların nüfus artışı, nüfusun dış
taraflara yayılması ile sonuçlandı ve sonucunda İETT'nin yetersiz
gelmesi ile dolmuş ve minibüsler bu açığı kapatmaya çalıştılar. 70’li
yıllarda eski hızı ile olmasa da imar faaliyetleri canlanan şehirde 1973
yılında Boğaziçi Köprüsü açıldı.[51]
İstanbul, 1984 yılında çıkarılan 2972 sayılı kanun[52] ve 195 sayılı
kanun hükmünde kararname[53] sonucu Ankara ve İzmir ile birlikte
büyükşehir unvanı kazandı. Aynı yıl çıkarılan 3030 sayılı kanun ile
büyükşehir ve ilçe belediyeleri statüleri netleşti.[54] 2004 yılında
çıkarılan 5216 sayılı kanun ile büyükşehir belediyesinin sınırları il
mülki sınırları oldu.[55]
Sanat
Kent, çok kez el değiştirip, yıprandığından kentte, Roma İmparatorluğu
Dönemine ait fazla yapı kalmadı.Kalanlar içinde en önemlileri: 330
yılında İmparator I. Konstantin onuruna kentin yedi tepesinden birine
dikilen anıt. Sütun her biri 3 ton ağırlığında ve 3 metre çapında olan
bileziklerle birbirine bağlanmış toplam 8 adet sütun ve bir kaidenin üst
üste konulmasıyla oluşturuldu. Bu dönemden günümüze kalan bir başka
yapı da Bozdoğan Kemeri'dir. Kentin su rezerv sisteminin inşası
İmparator Hadrianus döneminde başladı. I. Konstantin zamanında kentin
yeniden yapılanması ve büyümesiyle birlikte hızla artan nüfusun
ihtiyacını karşılamak için sistemin daha da genişletilmesine gerek
duyuldu. Kemer, suyunu Kâğıthane ile Marmara Denizi arasında kalan
tepelerin yamaçlarından alan ve Trakya'nın tepelik bölgelerinden kente
kadar uzanarak kentin su gereksinimini karşılayan geniş kemerler ve
kanallar sisteminin son noktasında yer aldı. O zamanlar kente gelen bu
su, toplam kapasitesi 1 milyon metreküpten fazla olan üç açık ve
Yerebatan Sarnıcı gibi yüzden fazla yeraltı sarnıcında depolandı. Bugün
Sultanahmet Meydanı olarak bilinen Hipodrom Meydanı ise Circus Maximus
tarafından inşa edildi.
Bizans İmparatorluğu dönemi
Bizans İmparatorluğu, kentte bin yıl kadar hüküm sürdü ve burayı başkent
olarak kullandı. Bu özelliğinden dolayı İstanbul'da çok sayıda Doğu
Roma yapısı vardır. Bunların en önemlileri Eminönü'nde toplanmıştır. Bu
yapılar içinde en önemlisi, kilise olarak açılan Ayasofya Müzesi'dir.
Ayasofya Bizans İmparatoru I. Justinianos tarafından 532-537 yılları
arasında inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali olup, 1453
yılında İstanbul'un Türkler tarafından fethedilmesiyle II. Mehmed
tarafından camiye dönüştürüldü ve günümüzde müze olarak hizmet
verir.[56][57] Ayasofya'dan sonra yapılan önemli yapılardan biri Fethiye
Camii'di. Kilise olarak, 13. yüzyıl sonlarında Bizans'ın ileri
gelenlerinden Mihail Glabas Tarkaniotes tarafından inşa ettirildi.[58]
İstanbul'un Fethi'nden sonra 1454 yılında patrikhane olarak kullanıldı,
1590 yılında İran savaşlarında Gürcistan ve Azerbaycan'ın
fethedilmesiyle, fethin hatırası olarak camiye dönüştürüldü. Gene önemli
yapılardan Kariye Müzesi, manastır olarak 534 yılında Bizans İmparatoru
I. Justinianos döneminde Aziz Theodius tarafından yapıldı. 11. yüzyılda
I. Aleksios'un kayınvalidesi Maria Doukaina tarafından yeniden inşa
ettirildi. 1204-1261 yıllarındaki Latin İmparatorluğu döneminde harap
olan manastır, Theodoros Metokhites tarafından 14. yüzyılda onarıldı.
Dış narteks ve parekklesion bu dönemde yapıya eklendi.
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi
Yeni Barok tarzda yapılan Ortaköy'deki Büyük Mecidiye Camii
İmparatorluk devri boyunca sayısız eser yapılmıştır. Saray tipi 19.
asırda Batı'dan gelerek girmiştir. Bir asır yaşayan ve son yarım asrını
mimarbaşı olarak geçiren Sinan şu eserleri yapmıştır. 81 cami, 50
mescid, 55 medrese,19 türbe, 14 imaret, 3 hastahane, 7 su bendi (
baraj), 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 32 hamam, 6 mahzen, 7
d'arulkurrâ. Bu 441 eser bütün imparatorluğa dağılmıştır.[59] 1839
yılında Tanzimat Fermanı'nın ilanı ile Avrupalılaşma yolunda önemli
adımlar atılmıştır. Osmanlı, 18. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa tarzını
benimsemiş ve bunu mimariye ve sanata yansıtmıştır. Avrupa'da
yaygınlaşan barok stili İstanbul'da da birçok eserin yapımında
uygunlanmıştır. Barok ve rokoko tarzında yapılan Dolmabahçe Sarayı,
Beylerbeyi Sarayı ve Ortaköy Camii dünyada bu tür için önemli bir yer
teşkil eder.
Coğrafya ve çevre
İstanbul Boğazı'nın uydudan görünümü.
Şehrin uydudan gece çekilmiş görüntüsü. Nüfusu yoğun alanlar rahatça görülebiliyor
İstanbul 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır. Batıda Çatalca
Yarımadası, doğuda Kocaeli Yarımadası'ndan oluşur. Kuzeyde Karadeniz,
güneyde Marmara Denizi ve ortada İstanbul Boğazı'ndan oluşan kent,
kuzeybatıda Tekirdağ'a bağlı Saray, batıda Tekirdağ'a bağlı Çerkezköy,
Çorlu, güneybatıda Tekirdağ'a bağlı Marmara Ereğlisi, kuzeydoğuda
Kocaeli'ne bağlı Kandıra, doğuda Kocaeli'ne bağlı Körfez, güneydoğuda
Kocaeli'ne bağlı Gebze ilçeleri ile komşudur. İstanbul'u oluşturan
yarımadalardan Çatalca Avrupa, Kocaeli ise Asya anakaralarındadır.
Kentin ortasındaki İstanbul Boğazı ise bu iki kıtayı birleştirir.
Boğazdaki Fatih Sultan Mehmet ve Boğaziçi Köprüleri kentin iki yakasını
birbirine bağlar. İstanbul Boğazı boyunca ve Haliç'i çevreleyecek
şekilde Türkiye'nin kuzeybatısında kurulmuştur.
Havadan İstanbul'un kalbi
Yer şekilleri
İstanbul'un kurulu olduğu Çatalca ve Kocaeli yarımadaları aşınmış birer
platodur. Bu platoların ortasından kabaca kuzeydoğu-güneybatı
doğrultusunda İstanbul Boğazı geçer. İstanbul Boğazı'nın oluşumu ile
ilgili bilimsel olarak kesin kabul görmüş bir açıklama yoksa da,
açıklamalar içinde en yaygın olanı; jeolojik açıdan İstanbul Boğazı'nın
deniz suları ile dolmuş bir fay çöküntüsü olduğudur. Buna göre, MÖ
20.000 ilâ 18.000 yılları arasında, Buzul Çağı sonlanmış ve dünyanın
büyük bölümünü kaplayan buz kütlelerinin erimeye başlamıştır.
Binyıllarca süren bir erime sürecinin sonucunda, MÖ 8.000 ilâ
7.000'lerde Akdeniz'in suları ilk hâlinden yaklaşık 150 metre daha
yukarı çıkmıştır.[60] Deniz seviyesindeki bu büyük ölçekli artış
nedeniyle Akdeniz'in suları Marmara'yı basmış; Marmara Denizi'nin suları
da devam eden yükselmeler sonucunda Karadeniz ile birleşmiştir.
Boğaz'ın derinliğinin kuzeyden güneye azalma göstermesi, geçmişte
kuzeydeki bu yükseltilerin Marmara'nın sularına karşı bir set görevi
gördüğü ve bunların deniz seviyesindeki yükselmeyle aşıldığı savını
güçlendirmektedir.[60]
İstanbul genelinde kayda değer yükseltilere de rastlanmaz. Şehirdeki en
yüksek üç nokta sırasıyla 537 metrelik Aydos Tepesi, 438 metrelik Kayış
Dağı, 442 metrelik Alemdağ'dır. Şehrin topraklarının %74'ünü platolar,
%9,5'ini ovalar, %16,1'ini ise alçak dağ ve tepeler kaplamaktadır.[61]
Şehrin en önemli gölleri olan Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Durusu
gölleri birer lagündür.[61] İstanbul Boğazı'ndaki Haliç, Tarabya ve
İstinye koyları ise şehirde ria tipi kıyının en iyi örnekleridir.[61]
İstanbul kıyıları son biçimini 10.000 yıl önce gerçekleşen su
yükselimleriyle almıştır. Şehirde, Marmara Denizi ve Boğaz'da irili
ufaklı 11 adanın yanı sıra, Karadeniz'de ufak kayalıklar ve Haliç'de
Bahariye Adaları yer alır.
Bitki örtüsü
Ayrıca bakınız: İstanbul'daki ormanlar ve İstanbul'daki korular
Heybeliada'da kızılçam ormanları ve Heybeliada Sanatoryumu
Heybeliada'da kızılçam ormanları ve Heybeliada Sanatoryumu
Heybeliada'da kızılçam ormanları ve Heybeliada Sanatoryumu
Kuzey Anadolu Kırığı'nın İstanbul'da ve Türkiye'de konumu.
İstanbul'un coğrafi özellikleri ve toprak koşulları orman oluşumlarına
olanak verir niteliktedir. Ancak şehir içinde ormanların ve ormanlarda
görülen ağaç türlerinin dağılımı düzensizdir. Karadeniz'e yakın kuzey
kesimlerde ve tepelerin kuzeye bakan yamaçlarında humuslu toprakların
varlığı nedeniyle buralarda nemcil ormanlar gelişmiştir.[62] Güney
bölgelerde ve güneye bakan yamaçlarda ise kuraklığa dayanıklı ormanlar
görülür. İstanbul'un en önemli ormanları Belgrad Ormanı, Aydos Ormanı ve
Kayışdağı Ormanı'dır. İstanbul'daki orman arazilerinin yüzölçümü
240.960 hektar ağaçlıklı; 294.299 hektar da açıklık olmak üzere toplam
535.259 hektardır.[63] Genel olarak İstanbul'un her iki yakasında da
görülen ağaç ve çalı türleri arasında adi gürgen, adi kızılağaç, adi
fındık, doğu kayını, mor çiçekli ormangülü, akçaağaç, muşmula ve
ıstranca meşesi sayılabilir.[62]
Doğal ormanların bozulduğu ya da tahrip edildiği bölgelerde psödomaki
oluşumları gözlenir. Kuzeyde, Karadeniz yakınlarında görülen
psödomakiler, bölgenin toprak yapısı ve iklim özellikleri nedeniyle
olağandan çok daha boylu ve gürdür.[62] Son yarım yüzyılda şehirdeki
orman varlığı nüfus artışıyla paralel olarak gerilemiştir. Boğaz'a
yapılan köprüler nedeniyle şehrin öngörülen doğu-batı doğrultusundaki
genişlemesi kuzeye kaymış; bu nedenle orman arazileri yeni yerleşim
bölgeleri oluşturmak adına tahrip olmuştur.[64] Yapılması planlanan
üçüncü boğaz köprüsü çevreci gruplar tarafından şehirdeki orman
varlığına zarar vereceği gerekçesiyle eleştirilmektedir.
Kent büyüdükçe merkezden gitgide uzaklaşan ormanlardan geriye bugün kent
koruları kalmıştır.[65] Etrafı çevirilmek suretiyle koruma altına
alınan bu yeşil alanların pek çoğu günümüzde kamuya ait olup halka açık
rekreasyon alanı olarak hizmet vermektedir. Özellikle Boğaziçi
sırtlarında yoğunlaşan kent koruları İstanbulluların en uğrak
mekânlarındandır. Avrupa Yakası'nda Yıldız, Naile Sultan, Naciye Sultan,
Prens Sabahattin, Emirgân ve Ayazağa koruları; Anadolu Yakası'nda
Beykoz, Mihrabad, Küçükçamlıca ve Validebağ koruları İstanbul'da en
bilinen korulardır.[65]
Jeoloji
İstanbul'a, yakın yerde bulunan Kuzey Anadolu Fay Hattı, Kuzey
Anadolu'dan başlayarak Marmara Denizi'ne kadar uzanır.[66] İki tektonik
plaka olan Avrasya ve Afrika birbirlerini iterler ve buda fayın hareket
etmesine sebep olur. Bu fay hattı nedeniyle bölgede tarih boyunca çok
şiddetli depremler meydana gelmiştir.[67] 1509 yılında meydana gelen
Büyük İstanbul Depremi bunun en büyük örneğidir. Bu deprem İstanbul'da,
100 caminin yıkılmasına ve 10 bin insanın hayatını kaybetmesine neden
olmuştur. 1766 yılındaki depremde ise, Topkapı Sarayı, Ayasofya, Eyüp
Sultan Camii ve Kapalıçarşı gibi yapılar büyük hasar aldı. 1999 Gölcük
depreminde de 18 bin insan ölmüş ve birçok insanda evsiz kalmıştır.[68]
Sismolojistler, 2025 yılından önce 7 büyüklüğünde bir depreminde
olabileceğini belirtmektedirler.[69]
İklim
İstanbul'un iklimi, Türkiye'de Karadeniz iklimi ile Akdeniz iklimi
arasında geçiş özelliği gösteren bir iklimdir, dolayısıyla İstanbul'un
iklimi ılımandır.[70]
İstanbul'un yazları sıcak ve nemli; kışları soğuk, yağışlı ve bazen
karlıdır. Nem yüzünden, hava sıcak olduğundan daha sıcak; soğuk
olduğundan daha soğuk hissedilebilir. Kış aylarındaki ortalama sıcaklık 2
°C ile 9 °C civarındadır ve genelde yağmur ve karla karışık yağmur
görülür.[70] Kar da yağar. Kış aylarında bir iki hafta kar yağabilir.
Yaz aylarındaki ortalama sıcaklık 18 °C ile 28 °C civarındadır ve
genelde yağmur ve sel görülür.[70]
En sıcak aylar Temmuz ve Ağustos aylarıdır ve ortalama sıcaklık 23 °C
dir, en soğuk aylar da Ocak ve Şubat aylarıdır ve ortalama sıcaklık 5
°C'dir.[70] İstanbul'da yılın ortalama sıcaklığı 13,7 derecedir.[70]
Toplam yıllık yağış 843,9 mm'dir ve tüm yıl boyunca görülür.[71]
Yağışların %38'i kış %18'i ilkbahar, %13'ü yaz, %31'i sonbahar
mevsimindedir. Yaz en kuru mevsimdir, ama Akdeniz iklimlerinin aksine
kurak mevsim yoktur. İstanbul 1994 yılına kadar susuzluk çekmiştir fakat
alınan önlemlerle herhangi bir su sıkıntısı kalmamıştır. Bunlardan biri
Melen projesidir.
Şu ana kadar en yüksek hava sıcaklığı; 12 Temmuz 2000'de 40.5 °C olarak
kaydedilmiştir. En düşük hava sıcaklığı ise; 9 Şubat 1929'da -16.1 °C
olarak kaydedilmiştir.[72]
Şehir oldukça rüzgârlıdır; rüzgârın ortalama hızı saatte 17 km dir.
Çevre
İstanbul'un yüksek nüfusu ve ileri sanayi sektörü çevresel konularda pek
çok sıkıntıyı da beraberinde getirmektedir. Hava, su ve toprak
kirliliği gibi ana sorunların yanı sıra, çarpık kentleşme ve
denetimsizlikten kaynaklanan görüntü ve gürültü kirliği gibi ikincil
sorunlar da göze çarpmaktadır. İl genelinde bu sorunlarla birlikte
hafriyat, atık yağ, kömür, kimyevî madde ve tıbbî atık denetimleri de
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Çevre Koruma Müdürlüğü
tarafından yürütülmektedir.
İstanbul'da bugüne dek birkaç çevre faciası yaşanmıştır. 1966, 1979,
1982, 1994, 1999 ve 2004 yıllarında İstanbul Boğazı'nda gelen tanker
kazalarında on binlerce ton akaryakıt Boğaz sularına karışmıştır.[74]
1979 yılından bu yana İstanbul Boğazı'nda kaza ya da arıza sonucu sulara
gömülen 28 geminin 11'i akaryakıt taşıyan tankerlerdir.[75] Deniz
tabanındaki bu batıkların kimilerinden hâlâ akaryakıt sızması olduğu ve
bunların Boğaz suyuna karıştığı sanılmaktadır.[75] İstanbul Teknik
Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü'nün yaptığı araştırmaya göre
Boğaz'da insan sağlığı açısından denize girmeye elverişli nokta
bulunmazken, Marmara Denizi ve Karadeniz kıyılarında halka açık plajlar
bulunmaktadır.[76]
Cumhuriyet döneminin ilk elli yılında hızla fabrikalarla dolan Haliç
kıyılarıysa yakın geçmişte büyük çabalarla temizlenmiş kent içine
yaydığı kötü kokudan kurtarılmıştır. İstanbul'da hava kirliliği ise
doğalgazın il genelinde yaygınlaştırılmasıyla büyük ölçüde azalma
göstermekle birlikte hâlen büyük bir sorundur.[77] İstanbul'da doğalgaz
abonesi sayısı 2008 yılında 3.5 milyona yaklaşırken; bunun sonucu olarak
1997 yılında 88 mcg/m³ olan kükürdioksit miktarı, 2007-2008 yıllarında
13-14mcg/m³a kadar düşmüştür.[77] 2004 yılı verilerine göre çevreyi
deniz, gürültü ve hava kategorilerinde, Türkiye'de çevreyi en fazla
kirleten il İstanbul'dur.
Bitey
İstanbul, iklimsel ve coğrafi bakımından sahip olduğu özel konum
sayesinde zengin bir doğal yaşam geliştirmiştir. İstanbul genelinde
2.500 bitki türü yaşadığı saptanmıştır.[78] Bu sayı Türkiye genelinde
rastlanan türlerin 1/4'ine denk gelmektedir. İstanbul'daki bitki
türlerinin 200 kadarı çiçekli bitkiler sınıfına dâhil olup bunlardan
yaklaşık 40'ı endemik türlerdir. İstanbul'un endemik bitki türleri doğal
alanların kentleşmesi, ormansızlaştırma, yanlış ağaçlandırma,
hava-su-toprak kirliliği, bilinçsizlik ve yasadışı alım-satım gibi
nedenlerle büyük tehlike altındadır.[78] İstanbul'da yetişen 270 bitki
türü ise Türkiye'nin Tehlike Altındaki Nadir ve Endemik Bitkiler Listesi
bünyesinde koruma altına alınmıştır.[79] İstanbul'un tehlike altında
olan ender endemik bitkileri arasında İstanbul çiğdemi, ( Crocus
olivieri) İstanbul kardeleni, ( Galanthus plicatus) Çatalca peygamber
çiçeği,( Centaurea hermannii) Kilyos peygamber çiçeği,( Centaurea
kilaea) Pendik sarıotu ( Buplerum pendikum) ve Boğaziçi keteni ( Linum
tauricum) sayılabilir.[78][79] İstanbul'un ağaç ve çalı türleri arasında
en yaygın görülenlerse adi gürgen, adi kızılağaç, adi fındık, doğu
kayını, mor çiçekli ormangülü, akçaağaç, muşmula ve Istranca
meşesidir.[62]
Çok zengin bir bitki topluluğuna sahip olan İstanbul yöresinde şimşir,
meşe, çınar, kayın, gürgen, akçaağaç, kestane, çam, ladin ve servi gibi
2500 kadar bitki türü yetişir. Bu bitkilerden bir kısımı bu yöreye
endemiktir. Genellikle ormanları oluşturan ağaçlar, İstanbul'un
kuzeydoğusu, Alemdağ'ın kuzeyi ve Polenezköy çevresinde görülen kayın,
kestane ve saplı meşedir. Bitki örtüsüne iklimin etkisinin yanında
toprağında etkisi vardır. Kayın ağaç topluluğun bulunduğu alanları
kireçsiz kahverengi orman toprakları kaplarken, meşe ve kestane
topluluğunda bu topraklar kireçsizdir. Yaklaşık 2500 civarında doğal
bitki türüne sahip olan İstanbul, bu özelliği ile İngiltere gibi Avrupa
ülkelerini tek başına geride bırakabilir durumdadır. Bu aynı zamanda
Türkiye'de doğal olarak yetişen on binden fazla bitkinin, yaklaşık
1/4’ünü İstanbul’da barınması demektir; ve bu bitkilerden bazıları
endemiktir, yani tüm dünya üzerinde sadece İstanbul’da yaşamaktadır.[80]
İstanbul çiğdemi ( Crocus olivieri subsp. istanbulensis) bu endemik
bitkilere örnektir.
Direy
İstanbul, sahip olduğu yeşil alanlar ve su havzaları nedeniyle önemli
bir yaban hayvan nüfusu barındırmaktadır. Karadeniz ve Ege gibi iki
zengin ekosistemi birbirine bağlayan İstanbul Boğazı, göçücü pelajik
balıklar için en önemli rotalardan biridir.[81] 70'li yıllara değin
İstanbul'u çevreleyen denizlerde 76'ın üzerinde balık türüne
rastlanırken, bugün bu sayı 20'li sayılara kadar gerilemiştir. Yakın
tarihli kayıtlara bakıldığında İstanbul'da Boğaz, Adalar ve Anadolu
Yakası kıyılarında foklara sıkça rastlandığı görülmektedir. Ancak bugün
bu canlılar İstanbul direyinden bütünüyle silinmiş durumdadır. İstanbul
açıklarında ve bazen Boğaz'da rastlanan tek deniz memelisi
yunuslardır.[82]
Kuşlar için de önemli bir göç rotası üzerinde bulunan İstanbul'da,
Büyükçekmece ve Küçükçekmece gölleri, çevreleri büyük oranda kentleşmiş
olamasına karşın, hâlen kuşlar için önemli birer durak konumundadır.[83]
İstanbul'a uğrayan göçücü kuşlar arasında, leylek, alaca balıkçıl, ak
pelikan, aynak, boz kaz, atmaca, delice doğan ve Mısır akbabası
sayılabilir. İstanbul'un yerli kuşları içinde en yaygın olanlarsa
güvercinler, martılar, kargalar, serçeler ve kanaryalardır.[83]
Bunun dışında İstanbul'un özellikle ormanlık kesimlerinde pek çok memeli
türü de yaşar. Bunlar arasında yırtıcılara da rastlanır. Başlıca
yırtıcılar: çakal, tilki, sansar, gelincik gibi etoburlardır.[83] Diğer
yabani hayvan türleri arasında porsuk, ağaç sansarı, kokarca, bayağı
yaban domuzu, kirpi, kızıl sincap ve tavşan sayılabilir. Özellikle Ada
tavşanı İstanbul'a özgü yabani hayvanlardandır. Belgrad Ormanı ve
Çatalca'daki merkezlerdeyse geyik ve karacalar için koruma alanları
oluşturulmuştur.[83] Ayrıca kent içinde yaygın olarak başıboş sokak
kedileri ve köpekleriyle karşılaşılabilir.
İstanbul'da, kızıl geyik, karaca, alageyik, bayağı yaban domuzu, yaban
kedisi, çakal ve tilki gibi bulunan memeli hayvanlar bulunabilir.
Bununla beraber önemli bir kuş göç yolu üzerinde yer alan İstanbul'da
her ilkbahar ve sonbaharda leylek, kartal, şahin ve atmaca gibi çeşitli
kuş türleri gözlemlenebilir. İstanbul'da en yaygın bulunan kuşlar ise
serçe, güvercin, kumru, karga ve artık kentin bir simgesi hâline gelen
martıdır.
Su kaynakları
Riva Deresi'nden bir görünüm
İstanbul'da su kaynaklarının, şehirlerin kurulu olduğu kıyı kesimlerine
uzaklığı, tarih boyunca yönetimler için sıkıntı olmuştur.[84][85]
İstanbul'da özellikle Avrupa Yakası'nda kurulan ilk kent olan
Byzantion'da da, su kaynaklarının kente uzaklığı büyük sorundu. Bu
nedenle kente içilebilir su sağlamak için çeşitli yollara başvurulurdu.
Kentin suyu Osmanlı döneminde de başka kaynak bulunmadığı için dışarıdan
getirilirdi. İstanbul kent merkezinde ve dışında sıkça karşılaşılan
sarnıç ve su kemerleri kentin o dönemdeki su kültürünün en önemli
göstergeleridir. Osmanlı döneminde bent adı verilen küçük barajlarla
tatlı su göletleri oluşturulurken, günümüzde gelişen teknolojinin
yardımıyla il genelinde büyük baraj gölleri oluşturulabilmektedir.
Günümüzde İstanbul'da hizmet veren 9 adet baraj bulunmaktadır.[86]
Bunlar içinde en büyükleri, Ömerli, Terkos, Büyükçekmece, Darlık ve
Sazlıdere barajlarıdır.[87]
il il Türkiye ve Komşu İlleri
ADANA
Kayseri,
Niğde,
Hatay,
Mersin,
Osmaniye,
Kahramanmaraş
ADIYAMAN
Malatya,
Diyarbakır,
Şanlıurfa,
Gaziantep,
Kahramanmaraş
AFYON
Eskişehir,
Kütahya,
Uşak,
Denizli,
Burdur,
Isparta,
Konya
AĞRI
Kars,
Iğdır,
Erzurum,
Muş,
Bitlis,
Van
AKSARAY
Ankara,
Neşehir,
Konya,
Niğde,
Kırşehir
AMASYA
Samsun,
Çorum,
Yozgat,
Tokat,
ANKARA
Çankırı,
Karabük,
Bolu,
Eskişehir,
Konya,
Aksaray,
Kırşehir,
Nevşehir,
Kırıkkale
ANTALYA
Muğla,
Burdur,
Mersin,
Isparta,
Konya,
Karaman
ARDAHAN
Kars,
Erzurum,
Artvin
ARTVİN
Rize,
Erzurum,
Ardahan
AYDIN
İzmir,
Manisa,
Muğla,
Denizli
BALIKESİR
Çanakkale,
Bursa,
Kütahya,
Manisa,
İzmir
BARTIN
Zonguldak,
Karabük,
Kastamonu
BATMAN
Mardin,
Diyarbakır,
Muş,
Bitlis,
Siirt
BAYBURT
Erzincan,
Gümüşhane,
Trabzon,
Rize,
Erzurum
BİLECİK
Kocaeli,
Sakarya,
Bolu,
Eskişehir,
Kütahya,
Bursa,
BİNGÖL
Erzincan,
Tunceli,
Elazığ,
Diyarbakır,
Muş,
Erzurum
BİTLİS
Van,
Siirt,
Batman,
Muş,
Ağrı
BOLU
Ankara,
Eskişehir,
Bilecik,
Sakarya,
Düzce,
Zonguldak,
Karabük
BURDUR
Antalya,
Muğla,
Denizli,
Afyon,
Isparta
BURSA
Yalova,
Balıkesir,
Kütahya,
Bilecik,
Kocaeli,
Sakarya
ÇANAKKALE
Tekirdağ,
Balıkesir,
Edirne
ÇANKIRI
Ankara,
Karabük,
Kastamonu,
Çorum,
Kırıkkale
ÇORUM
Kastamonu,
Sinop,
Samsun,
Amasya,
Yozgat,
Kırıkkale,
Çankırı
DENİZLİ
Muğla,
Aydın,
Uşak,
Afyon,
Burdur
DİYARBAKIR
Bingöl,
Elazığ,
Malatya,
Adıyaman,
Şanlıurfa,
Mardin,
Batman,
Muş
DÜZCE
Sakarya,
Zonguldak,
Bolu
EDİRNE
Çanakkale,
Tekirdağ,
Kırklareli
ELAZIĞ
Malatya,
Erzincan,
Tunceli,
Bingöl,
Diyarbakır
ERZİNCAN
Giresun,
Gümüşhane,
Bayburt,
Sivas,
Malatya,
Tunceli,
Erzurum
ERZURUM
Artvin,
Ardahan,
Kars,
Ağrı,
Muş,
Bingöl,
Erzincan,
Bayburt,
Rize
ESKİŞEHİR
Ankara,
Bolu,
Bilecik,
Kütahya,
Afyon,
Konya
GAZİANTEP
Kilis,
Hatay,
Osmaniye,
Kahramanmaraş,
Adıyaman,
Şanlıurfa
GİRESUN
Ordu,
Sivas,
Erzincan,
Gümüşhane,
Trabzon
GÜMÜŞHANE
Giresun,
Trabzon,
Bayburt,
Erzincan
HAKKARİ
Van,
Şırnak
HATAY
Adana,
Osmaniye,
Gaziantep,
Kilis
IĞDIR
Kars,
Ağrı
İSTANBUL
Kırklareli,
Tekirdağ,
Kocaeli
İSPARTA
Afyon,
Konya,
Antalya,
Burdur,
İÇEL(MERSİN)
Adana,
Niğde,
Konya,
Karaman,
Antalya
İZMİR
Aydın,
Manisa,
Balıkesir
KAHRAMANMARAŞ
Kayseri,
Sivas,
Malatya,
Adıyaman,
Gaziantep,
Osmaniye,
Adana
KARABÜK
Zonguldak,
Bartın,
Kastamonu,
Çankırı,
Ankara,
Bolu,
KARAMAN
Konya,
Antalya,
Mersin
KARS
Ardahan,
Erzurum,
Ağrı,
Iğdır
KASTAMONU
Bartın,
Karabük,
Sinop,
Çorum,
Çankırı
KAYSERİ
Yozgat,
Sivas,
Kahramanmaraş,
Adana,
Niğde,
Nevşehir
KİLİS
Hatay,
Gaziantep
KIRIKKALE
Ankara,
Kırşehir,
Yozgat,
Çorum,
Çankırı
KIRKLARELİ
Edirne,
Tekirdağ
KIRŞEHİR
Ankara,
Nevşehir,
Yozgat,
Kırıkkale
KOCAELİ(izmit)
Yalova,
Bursa,
Sakarya,
İstanbul
KONYA
Ankara,
Aksaray,
Niğde,
Mersin,
Karaman,
Antalya,
Isparta,
Afyon,,
Eskişehir
KÜTAHYA
Balıkesir,
Bursa,
Bilecik,
Eskişehir,
Afyon,
Uşak,
Manisa
MALATYA
Adıyaman,
Kahramanmaraş,
Sıvas,
Erzincan,
Tunceli,
Elazığ,
Diyarbakır,
MANİSA
İzmir,
Aydın,
Denizli,
Uşak,
Kütahya,
Balıkesir,
MARDİN
Şanlıurfa,
Diyarbakır,
Batman,
Siirt,
Şırnak
MUĞLA
Antalya,
Burdur,
Denizli,
Aydın
MUŞ
Bitlis,
Batman,
Diyarbakır,
Bingöl,
Erzurum,
Ağrı
NEVŞEHİR
Yozgat,
Kırşehir,
Aksaray,
Niğde,
Kayseri,
Ankara
NİĞDE
Konya,
Mersin,
Adana,
Kayseri,
Nevşehir,
Aksaray
ORDU
Samsun,
Tokat,
Sıvas,
Giresun
OSMANİYE
Hatay,
Gaziantep,
Adana,
Kahramanmaraş
RİZE
Trabzon,
Bayburt,
Erzurum,
Artvin
SAKARYA
Kocaeli,
Bursa,
Bilecik,
Bolu,
Düzce
SAMSUN
Sinop,
Çorum,
Amasya,
Tokat,
Ordu
SİİRT
Batman,
Bitlis,
Van,
Şırnak,
Mardin
SİNOP
Kastamonu,
Çorum,
Samsun
SİVAS
Tokat,
Ordu,
Giresun,
Erzincan,
Malatya,
Kahramanmaraş,
Kayseri,
Yozgat
ŞANLIURFA
Gazianep,
Adıyaman,
Diyarbakır,
Mardın
ŞIRNAK
Mardin,
Siirt,
Van,
Hakkari
TEKİRDAĞ
Çanakkale,
Edirne,
Kırklareli,
İstanbul
TOKAT
Amasya,
Ordu,
Samsun,
Sivas,
Yozgat
TRABZON
Giresun,
Gümüşhane
Bayburt,
Rize
TUNCELİ
Erzincan,
Bingöl,
Elazığ,
Malatya
UŞAK
Denizli,
Manisa,
Kütahya,
Afyon
VAN
Ağrı,
Bitlis,
Siirt,
Şırnak,
Hakkari
YALOVA
Bursa,
Kocaeli
YOZGAT
Sivas,
Tokat,
Amasya,
Çorum,
Kırıkkale,
Kırşehir,
Nevşehir,
Kayseri
ZONGULDAK
Düzce,
Bolu,
Karabük,
Bartın
Doğu Anadolu Bölgesi Hakkında Coğrafi Bilgiler
Doğu Anadolu Bölgesi
Doğu Anadolu Bölgesi'nin Önemli Yeryüzü Şekilleri
Coğrafi Konumu
Yurdumuzun doğusunda 164.000 km2 lik bir alanla Türkiye yüz ölçümünün % 21'ini kaplamaktadır. Tüm coğrafi bölgelerimiz arasında yüz ölçümünün büyüklüğü bakımından 1. sırada yer alır. Kuzey-güney yönünde en geniş alan kaplayan bölgemizdir (enlem farkı en fazla).
Yeryüzü Şekilleri
Bölgenin ortalama yükseltisi 2000 - 2200 m arasındadır. Ortalama yükseltisi en fazla olan bölgemizdir. "Türkiye'nin çatısı" olarak isimlendirilir. Bölgenin en alçak yeri olan Iğdır Ovası (850m) dahi İç Anadolu'nun ortalama yükseltisine yakındır. Erzurum Ovası 1800 m , Yüksekova 2200 m yükseltiye sahiptir. Bölgede yer alan ovaların ortalama yükseltisi 1500'dir. Bölgede bulunan dağlar, doğu-batı doğrultusunda ve üç sıra halinde uzanırlar. Dağlar arasında ise çöküntü ovalan yer alır. Bölgenin kuzeyinde, batıdan doğuya doğru Çimen, Kop, Allahuekber ve Yalnızçam Dağları uzanır. Orta sırada Munzur (Mercan) Dağları, Karasu-Aras Dağları ve Ağrı Dağı bulunur. Güneyde yer alan dağlar ise Güneydoğu Toroslar, Bitlis Dağları, Buzul (Cilo) Dağlarıdır. Bu dağlar üçüncü jeolojik zamanda Alp-Himalaya orojenik sisteminin uzantısı olarak kıvrılma sonucu oluşmuştur.
Bölgede Van Gölü'nün kuzeyinde kuzeydoğu-güneybatı yönünde uzanan kırık hattı boyunca Nemrut, Süphan, Tendürek, Ağrı (5137m) volkanik dağları uzanır. Ağrı Dağı Türkiye'nin en yüksek noktasını oluşturur.
Bölgede kıvrım dağları arasında yer alan çöküntü ovaları da doğu - batı yönünde uzanır. Bu ovalardan Elbistan, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Van, Yüksekova ve Başkale güneyde, Erzincan, Tercan, Aşkale, Erzurum, Pasinler, Horasan, Kağızman, Iğdır ovaları kuzeyde bulunur.
Bölgede platolar da geniş alan kaplar. Erzurum-Kars platosu Doğu Anadolu'nun en geniş plâtosudur. Bundan başka Fırat ve kolları tarafından parçalanmış plato görünümü kazanmış yüksek yaylalar oldukça fazladır. Bölgedekİ yer şekİllerİnİn başlıca etkİlerİ şöyle sıralanabilir
Yükseltiden dolayı sıcaklık değerleri düşmüştür.Tarım ürünleri düşük sıcaklığın etkisiyle daha geç olgunlaşır. Tarım ürün çeşidi azdır. Bölgede yüzey şekillerine bağlı olarak Kuzey-güney doğrultusunda ulaşım zordur. Ulaşım Doğu-batı yönünde daha kolaydır. Türkiye'de ulaşım ağının en seyrek ve en elverişsiz olduğu bölgedir. Ekilebilen alanlar azalmıştır. Sanayi de gelişmediğinden halk daha çok tarım kesiminde çalışmaktadır.
Dolayısıyla Türkiye'de tarımsal nüfus yoğunluğu en fazla olan bölgemizdir. Hidroelektrik potansiyeli en yüksek akarsular bu bölgemizdedir. Gerçek sıcaklık ile indirgenmiş sıcaklık arasında farkın en fazla olduğu bölgedir. Gerçek yüzölçüm ile izdüşüm yüzölçüm arasında da farkın en fazla olduğu bölgedir. Yerşekilleri ve iklimin olumsuz etkisinden dolayı tarımsal faaliyet gelişmemiştir.
Bölgede birinci ekonomik faaliyet hayvancılıktır. İklim ve Bitki Örtüsü Kış mevsimi uzun ve soğuktur. Sıcaklık -40°C'ye kadar düşer. Yaz mevsimi ise sıcak ve kısadır. Sıcaklık 20°C nin üzerine çıkar. Kış mevsiminde yağışlar genelde kar şeklindedir ve hiç erimeden uzun süre yerde kalır. Yıllık sıcaklık farkı 30°C den fazladır. Bölgenin güneyine ve batısına doğru gidildikçe sıcaklık ortalamaları artar (enlem ve yükseltinin azalmasıdır). Karasallığın etkisiyle en fazla yağış yazın, en az yağış kışın düşer (Erzurum-Kars Bölümünde)Yıllık ortalama 500-600 mm yağış alır.
Buharlaşma az olduğu için bu yağış yeterli olur. Bölge, İç Anadolu'dan daha yüksekte olduğundan daha fazla yağış alır. Kışlar karasallığın etkisiyle daha sert geçer. Doğal bitki örtüsü steptir. Ancak yaz yağışları sebebiyle çayır şeklindedir. Yağışın fazla olduğu dağlık bölgelerde ormanlar vardır. Türkiye orman varlığı bakımından 5. büyük bölgemizdir.
Iğdır Ovası, Doğu Anadolu Bölgesi'nin en az yağış alan yeridir. Buranın yıllık yağış, ortalaması 250 mm'nin altındadır. Buna karşılık Iğdır Ovası, alçakta bulunmasından dolayı kış mevsimi daha ılık geçer. Burda bu sebebten dolayı mikrolima özellik gösterir ve pamuk yetişir.
Akarsuları: Karasu ve Murat birleşerek Fırat Nehrini oluşturur.
Tunceli'de il topraklarından kaynaklanan pek çok suyu Karasu ve Murat Irmakları toplar. Karasu Irmağı kuzeybatısında, Peri Suyu'da güneydoğuda doğal sınır oluşturur. Bu ırmaklar ile il sınırları içerisinde akan Munzur Suyu, Pülümür Çayı ve Tahar Çayı, güneyde Keban Baraj Gölüne dökülür.
Bu nehir Dicle Nehri ve onunla birleşen Büyük Zap Kolu ile yabancı topraklara giderek Basra Körfezinden denize dökülmektedir. Aras ve Kura nehirleri de yine başka topraklara giderek Hazar Denizine dökülmektedir. Bu akarsuların yüzey şekilleri ve engebe nedeniyle hidroelektrik enerji üretme güçleri fazladır.
Gölleri: Van Gölü ülkemizin en büyük gölüdür ve suyu sodalıdır. Bölgenin diğer gölleri şunlardır: Erçek, Nazik, Çıldır, Hazar ( Tektonik Göllerdir), Balık, Haçlı, Nemrut (Krater Gölleri), ve Akgöl.
Ayrıca bölgede Keban ve Karakaya Baraj Gölleri de bulunmaktadır.
Tarım
Bölge yüzölçümünün %10'unda ancak tarım yapılabilir. Yerşekilleri ve iklimin olumsuz etkisinden dolayı tarımsal faaliyet gelişmemiştir. Bölgedeki tarım etkinlikleri en çok bölgenin güneyindeki çöküntü ovalarında (Elbistan, Malatya, Elazığ ve Muş ovaları) yoğunlaşır.
Arpa: En fazla tarımı yapılan üründür.Sebepleri: Düşük sıcaklığa dayanıklı olması, kısa sürede hasat edilebilmesi, hayvan yemi olarak kullanılması ve buğdayın yetiştirilemediği yerlerde yetşebilmesidir.
Buğday: Arpadan sonra en fazla tarımı yapılan ürün buğdaydır.
Tütün: Bitlis, Malatya ve Elazığ çevresinde yetiştirilir.
Pamuk: Iğdır ovasında pamuk yetiştirilir. Kayısı: Malatya, Türkiye ve Dünyada kayısı üretiminde ilk sırada yer alır. Ayrıca patates, lahana gibi çeşitli ürünler de yetiştirilir. Genel olarak sıcaklığın düşük olmasından dolayı sebzecilik gelişmemiştir. Bundan dolayı sebze tarımına en az elverişli bölge Doğu Anadolu'dur.
Hayvancılık
Doğu Anadolu Bölgesi, hayvancılıkta elverişli şartlara sahip olduğu gibi olumsuz şartlar da taşır. Çayır ve otlakların fazla yer kaplaması hayvancılığı teşvik edici, kışların uzun ve sert geçmesi ise sınırlayıcı bir özelliktir. Erzurum-Kars Bölümü'nde yaz yağışları ile oluşan çayırların geniş alan kaplaması büyükbaş hayvancılığın gelişmesini sağlamıştır.
Bölgenin güneyindeki ovalık alanlarda ise küçükbaş hayvanlardan koyun yetiştiriciliği önem kazanmıştır. Dağlık yörelerde ise kıl keçisi yetiştirilmektedir. Canlı hayvan, yapağı, tereyağı ve peynir halkın önemli geçim kaynaklarıdır.
Hakkâri, Kars ve Bitlis'te arıcılık gelişmiştir. Türkiye bal üretiminin %20'sini Doğu Anadolu Bölgesi verir.
Yeraltı Zenginlikleri
Türkiye'de maden çeşitliliği ve rezervinin (miktar) en fazla olduğu bölge, Doğu Anadolu Bölgesi ve özellikle Yukarı Fırat Bölümü'dür.
Demir: Türkiye'de çıkarılan demirin %35'ten fazlası bu bölgede Divriği (Sivas), Hekimhan ve Hasançelebi (Malatya)'de çıkarılır.
Krom : Türkiye'deki kromun %33'ü bu bölgeden çıkarılır. Ergani, Guleman ve Maden önemli krom yataklarının bulunduğu merkezlerdir.
Bakır : Türkiye'deki bakırın önemli bir kısmı bölgeden çıkarılır. Maden, Ergani ve Pütürge'de bakır yatakları vardır.
Kurşun-Çinko : Kurşunun %90'ı, çinkonun %75'i Keban'da çıkarılır. Bu madenler Keban'da "Simli Kurşun İşletmeleri'nde" işlenir. Ancak son yıllarda üretim durma aşamasına gelmiştir.
Linyit : Elbistan, İspir ve Erzurum çevresinde çıkarılır. Türkiye'deki linyit üretiminin %10'u bu bölgeden elde edilir. Afşin - Elbistan termik santralinde enerjiye dönüştürülür.
Oltu Taşı : Erzurum'un Oltu ilçesinde çıkarılır. Türkiye ve Dünya üretiminde bölge birinci sıradadır. Asbest: Erzincan çevresinde çıkarılır.
Barit: Muş ve çevresinde çıkarılır. Kalay : Elazığ ve çevresinde çıkarılır.
Kaya tuzu : Kağızman, Narman ve Kars çevresinde kaya tuzu yatakları bulunmakta ve bu yataklardan tuz elde edilmektedir.
Sanayi
Doğal koşulların olumsuz etkisinin yaşandığı Doğu Anadolu Bölgesi'nde endüstri yeterince gelişmemiştir. Sanayi bakımından en geri kalmış bölgedir. Sanayi kuruluşları yetersiz olduğu için, bölge halkı geçimini daha çok tarım ve hayvancılıktan temin eder. Bölgede bulunan kuruluşlar daha çok tarıma dayalıdır. Maden çıkarımı bakımından zengin olsa da madenlerin işletilmesi azdır. Doğu Anadolu Bölgesi, maden varlığı ve elektrik enerjisi üretimi ile Türkiye sanayisinin gelişmesine büyük katkıda bulunmaktadır. Yalnızca Keban Barajı Türkiye'de üretilen elektrik enerjisinin yaklaşık % 25'ini sağlamaktadır
Hidroelektrik üretiminde ön plandadır.
Bölgedeki endüstri kuruluşları şunlardır: Et Kombinaları: Malatya, Elazığ, Erzurum, Ağrı ve Van'da bulunur. Et üretiminin %25'i bu bölgeden karşılanır. Şeker Fabrikaları : Malatya, Elazığ, Van, Erzurum, Muş ve Erzincan'dadır. Dokuma ve İplik Fabrikaları : Daha çok pamuklu dokuma gelişmiştir. Malatya ve Erzincan'daki fabrikalarda pamuk işlenir. Sigara Fabrikaları: Malatya ve Bitlis'te kurulmuştur. Çimento Fabrikaları : Elazığ, Erzurum, Kars ve Van'da kurulmuştur.
Turizm
Doğu Anadolu'da bulunan, Ağrı Dağı, Van Gölü, Nemrut Dağı, Süphan Dağlan, Sat Dağları, Mercan Vadisi Milli Parkı turistlerin ilgisini çeken doğal güzelliklerdir. Bölgede dağcılık ve kış sporları için çok uygun ortamlar vardır. Palandöken Dağları'nda, Bingöl'de ve Sarıkamış'ta dağ sporları tesisleri bulunmaktadır.
Bölgedeki göller, doğal güzellikleriyle birer gezi ve eğlence yerleridir. Bazı göllerin kıyısında da kamplar ve plaj tesisleri vardır.
Doğubeyazıt yakınlarındaki İshak paşa Sarayı da önemli turizm alanlarından birisidir. Erzurum ve Diyadin'de bulunan kaplıcalar sağlık turizmi için önemlidir.
Nüfus ve Yerleşme
Yüz ölçümü en geniş olan bu bölgemizde yer şekilleri ve iklimin de etkisi ile nüfus azdır. Nüfus bölgede daha çok çöküntü hendekleri içindeki ovalarda toplanmıştır. Toplu yerleşme tipi görülür. Nüfus yoğunluğu, Türkiye nüfus yoğunluğunun altındadır. 1997 yılı nüfus sayımına göre, Türkiye nüfus yoğunlu km2 ye 81 kişi iken, bölgede 36 kişidir.
Bölgede şehirleşme oranı çok düşüktür (%28). Kırsal nüfus oranı ise çok fazladır (%72). Karadeniz Bölgesi'nden sonra kırsal nüfus oranı en fazla olan bölge Doğu Anadolu Bölgesi'dir. Bölgede nüfusun %80'i tarım ve hayvancılık ile uğraşır. Sanayi gelişmediği için diğer bölgelere Karadeniz'den sonra en çok göç gönderen bölgemizdir. Nüfus yoğunluğu bakımından son sırada yer alır.
İklimin sert karasal etkisi ve yer şekillerinin engebeli olması nedeniyle, tarımsal nüfus yoğunluğu fazladır. Bölgenin bazı yerlerinde tarımsal nüfus yoğunluğu 500'e kadar çıkmaktadır.Erzurum, Elazığ ve Malatya bölgenin büyük yerleşim birimleridir.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi Hakkında Coğrafi Bilgiler
Güneydoğu Anadolu Bölgesi
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Önemli Yeryüzü Şekilleri
Bölgenin Bölümleri
Güneydoğu Anadolu Bölgesi Karacadağ volkan konisi ile iki bölüme ayrılır. Karacadağ'ın doğusunda Dicle, batısında ise Orta Fırat Bölümü yer alır.
1. Dicle Bölümü
Bu bölüm, yer şekilleri bakımından sade bir özellik gösterir. Bölümdeki başlıca yer şekilleri Diyarbakır Havzası, Karacadağ volkan kütlesi ve Mardin-Midyat Eşiği'dir. Dicle nehri, kollarıyla birlikte geçtiği yerlerde plato ve ovalar meydana getirmiştir. Ova ve platolar 500-1000 m yükseltiler arasında yer alır. Bölümde yıllık ortalama yağış miktarı 500 mm'dir. Yüksek sıcaklığa bağlı olarak meydana gelen şiddetli buharlaşma yaz mevsiminde kuraklığa neden olur. Bölümde karasal iklim tipi görülür. Bölümün tabii bitki örtüsü ise bozkırdır. Başlıca tarım ürünleri ise tahıllar, mercimek ve pamuktur. Toroslar'a doğru ise meyve ve üzüm bağları yer alır.
Karacadağ volkan konisi bölgenin en yüksek dağıdır.Bu volkan konisinden çıkan ve akıcılık özelliğine sahip olan bazalt bölgeye yayılarak yayvan bir görünüm kazanmasına neden olmuştur. Karacadağ'ın tabanına sızan sular daha sonra taban suyu olarak yeryüzüne çıkar ve bölümün su ihtiyacını karşılar. Yaz aylarında bölümde yaylacılık faaliyeti görülür. Bölümdeki Mardin - Midyat Eşiği Diyarbakır havzası ile Suriye arasında yer alan yüksek bir düzlüktür(1200-1300 m). Burada yüksekliğe bağlı olarak yağışlar 700 mm'ye çıkar. Kireçli bir yapıya sahip olmasından dolayı tarım için yeterli su bulunmaz. Dicle Bölümü'nde nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altındadır. Nüfus, Diyarbakır Havzası ile Mardin - Midyat Eşiği'nde toplanmıştır. Bölümün en büyük ili Diyarbakır'dır. Bölümün geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. En önemli yeraltı zenginliği Diyarbakır, Siirt ve Batman'da çıkarılan petroldür. Yıllık üretimi 3 milyon tondur. Ayrıca Cizre ve Silopi'de linyit çıkarılır.
2. Orta Fırat Bölümü
Bu bölümde Gazi Antep ve Şanlı Urfa platoları önemli yer kaplar. Fırat Nehri ve kolları platoları ikiye ayırır. Fırat Nehri plato içerisine 200 m gömülmüş olarak akar. Altınbaşak, Ceylanpınar, Suruç, Birecik ovalarında tahıl ekilir. Atatürk barajı ile yapımı son aşamaya gelen Şanlı Urfa tünelleri bölümün Türkiye ekonomisindeki yerini değiştirecektir. Platolarının ortalama yükseltisi 500 ile 1000 m'dir. Platolar, tortul ve volkanik taşlardan meydana gelmiştir. Orta Fırat Bölümü'nde yazları sıcak ve kurak, kışları serin ve yağışlı olan Akdeniz iklimi görülür. Bölümün en gelişmiş ili Gazi Antep'tir. Adıyaman, Nizip, Birecik, Şanlıurfa, Harran, Suruç, Ceylanpınar, Siverek, Viranşehir bölümün diğer önemli il ve ilçe merkezleridir. Halkın geçimi, tarım ve hayvancılıktan sağlanır. Tarım ürünü olarak tahıl, mercimek, antep fıstığı yetiştirilir. Ayrıca bağlar, bahçeler ve zeytinlikler yer alır. Bunun yanısıra pamuk, çeltik ve susam da ekilir. Adıyaman ve Kâhta'da petrol çıkarılmaktadır.
Genel Özellikleri
Bölge, ülkemiz topraklarının %8 lik bölümüne sahip olup yüzölçümü bakımından en küçük bölgesidir. Kuzeyinde bir yay biçiminde uzanan Güneydoğu Toroslardan,güneyde Suriye ve Irak sınırına kadar uzanır. Bölge ova ve platolarla kaplıdır.Türkiye'de yaz sıcaklığının ve buharlaşmanın en fazla olduğu bölgedir.Türkiye nin en büyük barajı olan Atatürk barajı bu bölgededir.
Bölge'nin Şehirleri
Gaziantep, Adıyaman, Şanlıurfa, Siirt, Mardin, Batman, Diyarbakır.
Yüzey Şekilleri
Bölgenin Ortalama yükseltisi 800-1000 m civarındadır.Ortada yükselen Karacadağ sönmüş volkanı ile Mardin Mazıdağı yöresi bölgenin en engebeli alanlarını oluşturur. Suruç, Ceylanpınar ve Harran Ovası,Altınbaşak,Viranşehir,Nizip gibi verimli Ovalar GAP projesi sayesinde suya olan hasretlerini gidermek üzeredirler.Ayrıca Gaziantep ve Şanlıurfa platoları önemli konumdadırlar.
İklim ve Bitki Örtüsü
Bölgede, yazları kurak ve sıcak, kışları ılık ve yağışlı olan tipik Akdeniz ikliminin bozulmuş şekli görülür.Akdeniz iklimine oranla, kışları daha soğuk ve yazları da daha sıcak olur.Yağışlar kuzeyden güneye doğru gidildikçe azalır.Yıllık ortalama yağış miktarı kuzeyden 750 mm güneyindeki alçak kesimlerde 300 mm civarındadır.Bütün bölgede otsu bitkiler egemendir.Yağış yetersizliği yüzünden ormanlık alan azdır.
Akarsu ve Göller
Doğudaki iki büyük nehir Fırat ve Dicle Irmaklarıdır.
Fırat ve Diclenin ülkemizden doğarak basra körfezine ulaşması.
Ayrıca Göksu ırmağı bu bölgeden de geçer.Bölge göl bakımından çok fakirdir.Başlıca barajlar ise Atatürk Barajı ve Karakaya barajıdır.
Tarım ve Hayvancılık
Tarım ürünlerinden en çok buğday ekilir.Öteki tarım ürünleri arpa,pirinç,pamuk,mercimek,Antepfıstığı ve üzümdür.Adıyaman da pamuk ve tütün yetiştirilir. Tarıma uygun olmayan yerler hayvancılıkla geçinir.Genellikle koyun ve keçi beslenir.Kilis ve çevresinde ipekböcekciliği de yapılır.
Nüfus ve Yerleşme
1990 sayımına göre bölgenin nüfusu 4.5 milyondur.Nüfus daha çok bölgenin batısında toplanmıştır.Bunun başlıca nedeni,iklim ve toprak şartlarının burada daha elverişli olmasıdır.Türkiye nüfusunun sadece %8 i burada yaşamaktadır.Bölge de kent nüfus oranı oldukça yüksektir.Bölgede km kareye 66 kişi düşer.
Yeraltı Zenginlikleri
Başlıca çıkartılan madenler; petrol ,fosfat,asfaltit dir. Bölgede,tarıma dayalı ve hayvan ürünlerini işleyen çeşitli endüstri kolları gelişmiştir.Et kombinaları,süt endüstrisi,hayvansal yağ fabrikaları,zeytinyağı fabrikaları,bunun yanısıra tarım dışı sanayi kollarından çimento fabrikaları,kimya sanayi,tarım araçları,otomontaj ve madeni eşya yapımı geliştirilmiş olan çeşitli sanayi kollarıdır.
Petrol Kuyuları, Raman, Garzan, Batman ve Diyarbakır'da bulunur.
Turizm
Turizm potansiyeli çok yüksek olan bölgede Adıyaman, Nemrut Dağı, Peygamberler Şehri Urfa, Tarihi Harran Üniversitesi, Harran evleri, Mardin evleri gibi daha pek çok gezilip görülecek kendine özgü güzellikler vardır. Dünyada güneşin doğuşunun en güzel olduğu Nemrut Dağında Kommagene Medeniyetinin izleri turistlerin ilgisini çekmektedir.
Bölgedeki Nemrut Dağı (Adıyaman) ile Diyarbakır ve Şanlı Urfa şehrinde bulunan tarihi eserler bölgenin turizm potansiyellerini oluşturur.
GAP Projesi
GAP 13 ayrı projenin birleşiminden meydana gelmiştir. Bu proje içinde 22 baraj, 19 hidroelektrik santral vardır. Proje, G.Antep, Mardin, Adıyaman, Şanlı Urfa, Diyarbakır, Batman ve Şırnak illerimizi kapsamaktadır.
Sadece Atatürk barajından elde edilen elektrik üretimi ülke elektrik üretiminin 1/6'sına eşittir. (1992) Bölge ekonomisini çok yönlü etkileyen kuraklık problemi GAP projesiyle halledildiği zaman bölgede sosyo - ekonomik yönde büyük değişiklikler görülecektir. GAP projesi gerçekleştiği zaman: Sulamalı tarıma geçilecektir. Bölgedeki nadas alanları azalacaktır. Tarım ürünlerinin çeşitliliği artacaktır. Tarım ürünlerinin verimi artacaktır. Pamuk, pirinç, gibi tarım ürünlerinin ekim alanı genişleyecektir. Güneydoğu Anadolu, Türkiye pamuk üretiminde birinci bölge olacaktır. Kuru tarıma dayalı buğday, arpa, mercimek gibi tarım ürünlerinin ekim alanı azalacak fakat üretimleri artacaktır. Barajlar suni göl fonksiyonu göreceğinden bölgenin iklimi belirli oranda yumuşayacaktır. Elektrik enerjisinde üretim artışı sağlanacaktır. İçme suyu olarak kullanılacaktır. Su ürünlerinin üretimi artacaktır. Tarım ve tarıma bağlı sanayi gelişecektir. Bölgede iş olanakları arttığı için bölgeden diğer bölgelere göç duracaktır.
Diğer bölgelerden Güneydoğu Anadolu'ya göç olacaktır. Bölgenin nüfusu ve nüfus yoğunluğu artacaktır. Türkiye'nin tarım ürünlerine dayalı ihracatı artacaktır. Bölgede tarım alanları geniş düzlüklerden oluşur. Bu alanların sulanmasıyla tarım gelişecektir. Antepfıstığı, mercimek, üzüm, nohut ve tahıl üretiminin önemli bir kısmı bölgeden karşılanmaktadır. Harran Ovası, sulamanın gelişmesiyle özellikle pamuk ekiminin en fazla yapıldığı yerlerden biri olacaktır. GAP'ın tamamlanmasıyla mısır, pirinç ve ayçiçek gibi ürünlerin üretimindeki artışın daha fazla olması beklenmektedir. Çünkü bu ürünler bol su ve sıcaklık isteği olan ürünlerdir.
Bölge ile ilgili Notlar
Türkiye'de;
En küçük yüz ölçümü,
En az toplam nüfus,
En yüksek yaz sıcaklığı,
En az orman oranı,
En fazla petrol çıkarımı,
En fazla fosfat çıkarımı,
En fazla mercimek üretimi,
En az engebelik,
En fazla yaz kuraklığı,
En fazla sulama sorunu,
En fazla buharlaşma miktarı,
En az bulutluluk oranı ve en sade yer şekillerine sahip olan Bölge Güneydoğu Anadolu Bölgesidir.
Bölge içerisinde;
En çok koyun ve keçi besleme.
En fazla yağış kış mevsimindedir.
En fazla buğday,arpa ve baklagiller yetişir
Akdeniz Bölgesi Hakkında Coğrafi Bilgiler
Akdeniz Bölgesi
Akdeniz Bölgesi'nin Önemli Yeryüzü Şekilleri
Coğrafi Konumu
Akdeniz Bölgesi, adını komşu olduğu denizden alır. Bölge genişliği 120180 km arasında değişen bir şerit halinde, batıda Köyceğiz dolaylarından başlayarak, doğuda Hatay ilinin bitim noktası olan Basit Burnu yakınına kadar sokulur. Yaklaşık 120.000 km2 lik yüzölçümüyle Türkiye'nin toplam yüzölçümünün yaklaşık %15'ini oluşturur. Hatay, Adana, İçel, Antalya, Isparta, Burdur ve Kahramanmaraş ilinin büyük bir bölümü Akdeniz Bölgesi'ndedir. Ayrıca Muğla ilinin Köyceğiz, Dalaman, Ortaca ve Fethiye ilçeleri de Akdeniz Bölgesi'ne girer.
Yeryüzü Şekilleri
Bölgenin büyük bir kısmı Toros Dağları ve yüksek platolarla kaplıdır. Genel olarak engebeli ve dağlıktır.
Toroslar, III. Jeolojik zamanda oluşmuş Alp – Himalaya sistemine bağlı genç kıvrım dağlarıdır. Batı ve Orta Toroslar bölge içinde geniş yer tutar. Batı Toroslar Antalya Körfezi'nin her iki yanında da yer alır. Bey Dağları, Çiçekbaba ve Barla Dağları Antalya Körfezi'nin batısında, güneybatı - kuzeydoğu yönünde uzanırlar. Sultan Dedegöl ve Geyik Dağları Antalya Körfezi'nin doğusunda kuzeybatı - güneydoğu yönlü uzanır. Anamur Burnu'nun kuzeyinden başlayan Orta Toroslar, güneybatı - kuzeydoğu yönlü uzanan üç kütleden oluşur. Bunlar, Bolkar Dağları, Aladağlar, Tahtalı Dağları ve Binboğa Dağları'dır. Akdeniz Bölgesi'nde Toroslar'dan başka Hatay - K. Maraş istikametinde uzanan dağların oluşturduğu bir dış sıra halinde Nur (Amanos) Dağları uzanır.
Dağların kıyıya paralel uzanması, Dalga aşındırmasının fazla olmasına ve kıyılarda yalıyarların (falezlerin) çokluğuna neden olmuştur.
Akdeniz Bölgesi'nde yer yer plato alanları bulunur.
Bunlardan biri Antalya Körfezi'nin batısındaki Teke Platosu, diğeri de Anamur Burnu'nun gerisindeki Taşeli Plâtosu'dur. Antalya Körfezi'nin batısındaki dağlarla ve platolarla kaplı karstik arazi "Teke Yöresi" olarak adlandırılır. Teke Yöresi ve Taşeli Platosu bölgenin en tenha yerleridir. Türkiye'de karstik yapının yaygın olduğu yerlerde yağışın fazla olmasına karşın yeraltına sızmanın çok olması, yerüstü sularının zayıf olmasına yol açar. Bu nedenle de bu yerlerde nüfus yoğunluğu azdır.
Dağlar kıyıdan itibaren yükseldiği ve kıyıya paralel olduğu için iç kısımlarla ulaşım ancak bazı geçitlerle sağlanabilmektedir.
Bölgedeki başlıca geçitler şunlardır: Göller Yöresi'ni Antalya'ya bağlayan Çubuk geçidi, İç Anadolu'yu Silifke'ye bağlayan Sertavul geçidi, Amik Ovası'nı İskenderun'a, hatta Suriye'ye bağlayan Belen geçidi ve Çukurova'yı İç Anadolu'ya bağlayan Gülek geçididir. Bu bölgedeki ovalar çöküntü alanlarında alüvyonların yığılması ile oluşmuş birikim alanlarıdır. Bu birikim alanlarından en önemlileri Çukurova delta ovası ile Hatay çukurluğundaki Amik ovasıdır. Akdeniz Bölgesi'nin batısında da kıyıda Antalya ovası ile Göller yöresinin küçük çöküntü ovaları bulunmaktadır. Akdeniz Bölgesi genel olarak engebeli ve dağlıktır. Bölgenin % 80'ini kıyıya paralel uzanan Toros Dağları ile yüksek platolar oluşturur. Bu durum, bölgede nüfus dağılışını, kara ulaşımını, bitki örtüsünü, turizm çeşitliliğini çok etkiler. Sanayi ürünleri çeşitliliği ise bu durumdan en az etkilenir.
Akarsu ve Göller
Bölgedeki akarsular düzensiz rejime sahiptirler. Akarsu rejiminin düzensiz olmasında çeşitli faktörlerin etkisi vardır. Bunlar: Bölgede etkili olan Akdeniz ikliminde yağışların çoğu kış aylarında görülür. Yaz ayları ise çok sıcak ve kurak geçer. Bunun sonucu olarak akarsular kışın kabarır, yazın ise kuruyacak seviyeye gelir. Bölgede karstik yeryüzü şekillerinin geniş yer tuttuğu görülür. Bunun sonucu olarak, yağışlı mevsimlerde suyun bir kısmı yer altına sızarak akarsuların fazla kabarmasını önler. Yazın ise yeraltı suyunun akarsuya karışarak su seviyesinin alçalmasını az da olsa engellediği görülür.
Bölgenin en önemli akarsuları, Asi, Seyhan, Ceyhan, Göksu, Manavgat, Aksu ve Dalaman çayıdır. Bölge göl bakımından zengindir.
Batısında tektonik ve karstik etkenlerle oluşan göllerin yer aldığı Göller Yöresi bulunmaktadır. Beyşehir, Eğirdir, Burdur, Acıgöl, Suğla, Söğüt, Salda, Elmalı ve Kovada gölleri bulunur. Eğirdir Gölü tatlı su gölüdür. Bunun nedeni fazla sularını yer altından Aksu'ya ve dolayısıyla Akdeniz'e boşaltmasıdır.
Bu göllerden Suğla Gölü, zaman zaman kuruyacak derecede su kaybına uğrar. Doğuda Hatay yöresindeki Amik Gölü de, Asi nehrinin taşkınlarının bataklık şeklinde olduğu bir göldür. Bu alan akarsuların getirdiği alüvyonlarla büyük ölçüde dolmuştur
İklim ve Bitki Örtüsü
Bölgede karakteristik Akdeniz iklimi görülür. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Yıllık sıcaklık ortalaması 18°C'dir. Kıyıda yıllık yağış miktarının 1000 mm yi bulduğu yerler vardır. Akdeniz kıyıları kış mevsiminin en ılık geçtiği bölgemizdir. Buna yol açan nedenler, nemlilik miktarı, güneş ışınlarının düşme açısı ve Toros Dağları'nın doğrultusu ve yükseltisidir. Toroslar, kışın kuzeyden gelen soğuk hava kütlelerinin kıyıya inmesini önler. Yağış maksimumu kış mevsimine rastlar. Bölgedeki yaz kuraklığı ise, dinamik yüksek basınç alanlarının etkili olması, bölgenin alçalıcı hava hareketlerinin etkisine girmesinin sonucudur.
Kıyıdan itibaren yükseldikçe sıcaklık düşmekte, yağış miktarı artmaktadır. Denize dönük yamaçların etekleri bol yağış alır. Batıda Antalya çevresi doğuda, Hatay, Dörtyol, Osmaniye, Kadirli, Bahçe çevresi 1000 mm civarında yağış alır. Oysa ovadaki Mersin ve Adana çevresi 600 - 700 mm yağış almaktadır. Karasallaşmanın belirgin olduğu yerler, bölgenin batı kesiminde genişler. Göller yöresi ve Teke yöresi karasallığın en belirgin olduğu yerlerdir. Sıcaklık farkları artar, kışlar daha uzun sürer. Akdeniz Bölgesi'nde 700 - 800 m'ye kadar maki bitki örtüsü hakimdir. Maki, zeytin, mersin, defne, sakız ağacı, zakkum, keçiboynuzu, vb. kuraklığa dayanıklı bodur bitkilerden oluşur. Bölgedeki ormanlar, makiden sonra başlar, 2400 m'ye kadar devam eder. Daha sonra dağ çayırları yer alır. Orman alanları üzerindeki dağ çayırları yazın kuraklığın etkisi ile kururlar. Akdeniz Bölgesi'nin iç kesimlerine doğru gidildikçe iklim karasallaşır. Özellikle Göller Yöresi'nde yıllık yağış miktarı ve kış sıcaklık değerleri düşmüştür.
Tarım ve Hayvancılık
Bölgede tarım alanları sınırlı olmasına rağmen kıyı şeridinde en önemli ekonomik etkinlik tarımdır.
En önemli tarım alanları başta Çukurova olmak üzere Amik ve Antalya ovalarıdır. İklim özellikleri tarımsal yaşamı şekillendirir. Tarım alanlarından yıl içinde birden çok ürün alma bakımından en elverişli koşullara sahip olan bölgemizdir. Bölgede yetiştirilen başlıca tarım ürünleri şunlardır:
Buğday: Bölgenin hemen her tarafında yetiştirilir. Çukurova'da pamuk ekilmeyen alanlarda da ekilir.
Pirinç: Hatay'da Amik Ovası'nda, K. Maraş çevresinde ve Silifke civarında yetiştirilir.
Pamuk: Başta Çukurova olmak üzere diğer kıyı ovalarında yetiştirilir. Türkiye pamuk üretiminin yaklaşık % 33'ü bölgeden karşılanır. Tütün: Göller Yöresi'nde ve Hatay çevresinde yetiştirilir. Gül: Özellikle Isparta ve Burdur çevresinde tarımı yapılır.
Turunçgiller: Kıyı boyunca Finike, Antalya, Alanya, Anamur, Silifke, Mersin, ve Dörtyol'da yetiştirilir. Türkiye turunçgil üretiminin yaklaşık % 89'u bölgeden karşılanır.
Muz: Alanya ve Anamur çevresinde yetiştirilir. Türkiye'de yetiştirilen muzun tamamı bölgeden karşılanır.
Haşhaş ve ve şekerpancarı: Özellikle Göller Yöresi'nin ürünleridir.
Zeytin ve üzüm: Kıyı şeridinde hemen her yerde yetiştirilir. Ancak bölge halkı daha kârlı olan pamuk üretimine önem verdiği için zeytincilik ve bağcılık fazla gelişememiştir.
Bölge soya fasulyesi, yer fıstığı ve mısır üretiminde de Türkiye'de ilk sıradadır.
Seracılığın en yaygın olduğu bölge Akdeniz Bölgesi'dir. Bölgede kış sıcaklığının sıfır derecenin altına düşmemesi turfanda sebze ve meyveciliğin gelişmesine yol açmıştır. Mersin - Antalya kıyı şeridi turfanda sebzeciliğin en yaygın olduğu yerdir.
Akdeniz Bölgesi'nde hayvancılık fazla gelişmemiştir. Sığır, koyun ve keçi Toroslar'da yaylacılık sistemiyle yetiştirilir. Hayvanlardan en yaygın olanı kılkeçisidir. Çünkü bu hayvan Toroslar'ın sarp yamaçlarında yaşamını kolayca sürdürür.
Yeraltı Zenginlikleri
Krom : Fethiye- Dalaman ve Adana (Aladağlar) çevresinde çıkarılır. Barit : Mersin ve Adana çevresinde çıkarılır. Boksit(alüminyum): Batı Toroslar'da Seydişehir çevresinde çıkarılır. Kükürt : Keçiborlu (Isparta) çevresinde çıkarılır. Demir : Adana (Feke ve Saimbeyli) çevresinde çıkarılır. Asbest : Doğu Akdeniz'de Hatay çevresinde çıkarılır.
Sanayi
Adana Bölümü'nde sanayi daha fazla gelişmiştir. Adana Bölümü'nde dokuma, tütün, gıda, kimya, tarım araçları, çimento, madeni eşya, cam ve tuğla fabrikaları vardır. Mersin, önemli bir liman kentidir.
Mersin'de, Ataş petrol rafinerisi bulunur.
Antalya'da ferro - krom tesisleri, yağ fabrikaları bulunur. Isparta'da gülyağı fabrikaları, çimento fabrikası, tarım araçları yapım merkezleri ve halı fabrikası bulunur. Burdur'da gül yağı fabrikası, şeker fabrikası, tarım araçları fabrikası, süt ve yem fabrikaları yer alır.
Turizm
Bölge turizmden elde edilen gelirler bakımından 3. sıradadır. Burdur'da İnsuyu mağarası, Alanya'da Damlataş mağarası, Tarsus'ta Yedi uyuyanlar mağarası, Antalya yakınlarında Karain mağarası, Düden, Manavgat,
Kurşunlu ve Tarsus şelaleleri, Mersin'deki Cennet ve Cehennem obrukları ve Dilek kuyu mağarası bölgede yer alan ve turizm faaliyetlerine neden olan karstik şekillerdir. Ayrıca yazın erken başlaması deniz turizminin de erken başlamasına ve gelişmesine neden olmuştur. Bütün Akdeniz kıyıları boyunca turistik tesisler kurulmuştur ve kurulmaktadır. Akdeniz Bölgesi'nde Olimpos - Beydağları Sahil,Güllük Dağı (Termessos), Kovada Gölü, Kızıldağ,
Köprülü Kanyon ve Karatepe - Aslantaş milli parkları bulunur. Antalya'da her yıl düzenlenen Altın Portakal Film Festivali ile Mersin Moda ve Tekstil Fuarı da önemli turizm etkinliklerindendir.
Nüfus ve Yerleşme
1997 nüfus sayımına göre, bölgede 8,1 milyon insan bulunmaktadır. Nüfus sayısı bakımından beşinci sırada yer alır. Nüfus yoğunluğu km2 ye 66 kişidir.
Akdeniz Bölgesi'nde nüfusun %70'i Adana Bölümü'nde toplanmıştır.
Bu durumun başlıca nedenleri; • Zengin tarım alanı olan Çukurova'nın varlığı, • Çukurova'da tarım ürünleri işleyen sanayi kuruluşlarının fazlalığı, • Adana Bölümü'nün yollarla Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu'ya bağlanmasıdır. Adana Bölümü'nde Adana, Mersin, İskenderun, Antakya, Kahraman Maraş, Tarsus, Kilis, Kozan, Kadirli, Osmaniye gibi büyük il ve ilçelerde sanayi, tarım ve ticaretin aktif olması nüfusun artmasına neden olmuştur.
Antalya Bölümü'nde ise nüfus, bölge nüfusunun %30 unu oluşturur. Çünkü;
• Antalya Ovası Çukurova kadar verimli değildir.
• Kalkerli kayaların varlığıyla karstlaşma, tarım hayatını olumsuz yönde etkilemektedir.
• Antalya Bölümü'nde ulaşım fazla gelişmemiştir. Burdur ve Isparta yöresi demir yoluyla Ege Bölgesi'ne bağlanmış ve İzmir'in ard bölgesi durumuna gelmiştir.
• Antalya Bölümü'ne bağlı kıyı ovalarının, son yıllarda turizm faaliyetlerine bağlı olarak nüfusu artmaktadır. Buna karşılık toplu yerleşme daha fazladır. Ancak suyun bol olduğu yörelerde dağınık yerleşmeye rastlanır. Bölgenin kıyı ovalarında turistik tesislerin yaygınlığından dolayı dağınık yerleşme hakimdir. Bölgede köy ve kasaba evlerinin yapı malzemesini daha çok kalker taşları oluşturur. Akdeniz Bölgesi nüfus yoğunluğu açısından Türkiye ortalamasının altında bir durum gösterir. Bunun en önemli nedeni bölgenin %90'ını işgal eden Toroslar'dır. Toroslar, Teke ve Taşeli Yöresi Türkiye'nin en seyrek nüfuslu yerlerindendir. Adana Bölümü'nde özel konumunun etkisiyle nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının üstündedir. Adana Bölümü'ndeki Çukurova pamuk tarımı nedeniyle, Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinden mevsimlik göç alır. Çukurova'da nüfus yaz mevsiminde artmaktadır. Bu artışta tarım işçilerine olan gereksinimin artması rol oynar.
Bölge İle İlgili Notlar
En fazla yer fıstığı üretimi,
En fazla anason üretimi,
Tek Muz yetişme alanıdır,
En fazla seracılık,
En fazla boksit çıkarımı,
En fazla kükürt çıkarımı,
En fazla intansif tarımın yapıldığı,
En fazla karstik şekillerin görüldüğü, En geniş alüvyon ova Akdeniz Bölgesindedir.
Bölge içerisinde;
En az ve en seyre nüfuslu yerler, Taşeli ve Teke yarım adasındadır.
En çok kıl keçisi Adana bölümünde yetişir.
Antalya bölümünün ekonomiye en önemli katkısı Turizmdir.
Adana bölümünün ekonomiye en önemli katkısı ise Tarımdır.
En Büyük şehri Adana'dır.
Ege Bölgesi Hakkında Coğrafi Bilgiler
Ege Bölgesi
Ege Bölgesi'nin Önemli Yeryüzü Şekilleri
Coğrafi Konumu
Yurdumuzun batısında alan bakımından 5. büyük bölgemizdir. Kuzeyinde Marmara ,doğusunda İç Anadolu ve güneyinde Akdeniz Bölgeleri vardır. Batısında ise ismini aldığı Ege denizi bulunmaktadır.
Yer Şekilleri
Bölgedeki yer şekillerinin bir kısmı yer kabuğu hareketleri ile oluşan (Orojenez-Dağ oluşumu) kırılmalarla meydana gelmiştir. Kırılma yerlerinde yükselen yerler Horst (dağ), çöken yerler de Grabeni (çöküntü ovası) oluşturmuştur. Horst ve graben oluşumunun en fazla olduğu bölgemizdir.
Horstlar; Kaz d.,Madra d., Yunt d., Boz dağlar, Aydın dağları ve Menteşe dağlarıdır.
Grabenler; Edremit, Bakırçay, Gediz, K.Menderes ve B.Menderes’tir.
Bölgenin batısında dağlar kıyıya dik uzanmıştır. Bunun sonucunda;
- Girinti-çıkıntı fazladır. Bir çok koy ve körfez oluşmuştur. Körfezler; Edremit, Dikili, Çandarlı, İzmir, Kuşadası, Güllük ve Gökovadır.
- İç kesimlere ulaşım kolaydır. Limanların hinterlandı (ard bölgesi) geniştir. Yani geniş alana hitap eder.
- Deniz etkisi iç kesimlere kadar sokulabilir.
- Enine kıyı tipi oluşmuştur.
- Kıta sahanlığı (kıyıdan 200 m derinliğe kadar olan deniz) geniştir.
Bölgenin güney batısında (Menteşe yöresinde) dağların uzanışı değişmiştir. Dağlar burada K.batı-G.Doğu yönlüdür. Bu kıyılarda akarsu vadilerinin deniz suları altında kalması sonucu oluşan kıyı tipine Ria tipi kıyılar denir.
Manisa-Kula çevresinde volkanizma ile oluşmuş küçük koniler vardır.
İç kesimlerde yükselti artmakta ve dağların doğrultusu değişmektedir. Burada en önemli yüksek düzlük Yazılı kaya platosudur.
İklim ve Bitki Örtüsü
Bölgenin batısında iç kesimlere kadar etkili olan iklim Akdeniz İklimidir. Yazlar sıcak ve kurak kışlar ılık ve yağışlıdır.
En sıcak ay ortalaması 27-28°C , en soğuk ay ortalaması 8-10 °C dir. Yıllık ortalama 17-18°C dir.
Kar yağışı ve don olayı çok ender görülür.
En fazla yağış kışın , en az yağış yazın düşer.
Kışın görülen yağışlar Cephesel kökenlidir.
Yıllık yağış miktarı yükseltiye göre değişir. Ortalama 600-1000 mm arasındadır.
Bitki örtüsü maki dediğimiz bodur bitki topluluğudur. Maki; mersin, defne, kocayemiş, zeytin, zakkum, keçiboynuzu, kermez meşesi vb bitkilerden oluşur. Yüksek yerlerde ormanlar vardır (kızılçam ormanları) .
Bölgede Akdeniz iklimi güneyden kuzeye doğru enlemin, batıdan doğuya doğru da yükseltinin etkisiyle bozulur.
İç kesimlere doğru gidildikçe yükseltinin artması ve deniz etkisinden uzaklaşma sebebiyle karasal iklime geçilir. Bu sebeple iç kesimlerde kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer. Bitki örtüsü bozkırdır. Yükseklerde yer yer meşe ormanları vardır.
Akarsu ve Göller
Bölgenin başlıca akarsuları çöküntü ovalarını geçerek Ege Denizine dökülen Bakırçay, Gediz, K. ve B. Menderes akarsularıdır.
Yatak eğimleri az olduğundan akarsularda menderes olayının en fazla görüldüğü bölgemizdir. Döküldükleri denizde alüvyonları biriktirmek suretiyle delta ovaları oluşturmaktadırlar. Örnek: önceleri liman kenti olan tarihi Milet ve Efes kentlerinin bugün iç kesimde kalması.
Başlıca gölleri Marmara ve Bafa (Çamiçi) gölleridir.
Bu göller oluşum bakımından alüvyon set gölüne örnektir. Bölgede ayrıca Gediz’de Demirköprü, B.Menderes üzerinde Kemer ve Adıgüzel baraj gölleri vardır.
Ekonomik Faaliyetler
Tarım:
Bölgenin batısında bulunan verimli tarım alanlarında iklim şartları da elverişli olduğu için ticari tarım ürün çeşitliliği fazladır. Yetiştirilen ürünler;
Zeytin (%58): Bölgenin batısındaki çöküntü ovaları ve kenarlarında tarımı yapılabilmektedir. En fazla Edremit-Ayvalık-Burhaniye çevresinde yoğunluk kazanmıştır.
Üzüm (%40): Manisa, İzmir ve Denizli çevresinde üretilen çekirdeksiz üzümler kurutulmaktadır. Önemli ihracat ürünümüzdür.
Haşhaş(%86): Devlet kontrolünde Afyon başta olmak üzere , Uşak, Kütahya, Denizli ve son olarak ta Manisa’nın bazı ilçelerinde tarımı yapılmaktadır.
Tütün(%55): Bölgenin batısında Manisa, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli çevrelerinde tarımı gelişmiştir.
İncir(%82): En fazla Aydın çevresinde (B.ve K.Menderes ovalarında) tarımı yapılmaktadır.
Pamuk(%39): Bölgenin batısındaki bütün çöküntü ovalarında tarımı yapılmaktadır.
Patates: İzmir-Ödemiş çevresinde yoğun olarak tarımı yapılır.
Turunçgiller(%11): Bölgenin batısında İzmir’e kadar olan güney kıyılarında tarımı yapılır. Ayrıca iç kesimlere kadar (150-200 km) da sokulabilmektedir. Sebebi dağların denize dik olmasıdır.
Sebze(%20): Bölgenin batısında kışların ılık geçmesinden dolayı seracılık faaliyetleri ile sebze üretimi bütün yıl yapılabilmektedir.
Susam (%24): Batıdaki çöküntü ovalarında tarımı yapılabilmektedir.
Buğday(%10): Bölgenin her yerinde buğday yetiştirilebilmektedir. Ancak daha çok İç Batı Anadolu Bölümünde tarımı gelişmiştir.
Arpa(%14): Tarımı daha çok iç kesimlerde gelişmiştir.
Şeker Pancarı(%11): Afyon , Uşak, Kütahya çevresinde tarımı gelişmiştir.
Hayvancılık:
Büyük kentler çevresinde (İzmir-Manisa-Denizli) kümes hayvancılığı, Muğla, Aydın, İzmir, Manisa çevresinde
Arıcılık, kıyılarda balıkçılık( Bodrum-Marmaris kıyılarında sünger avcılığı da yapılır), Menteşe yöresinde kıl keçisi yetiştiriciliği gelişmiştir. Ayrıca şeker fabrikaları ile büyük kentler çevresinde büyük baş hayvancılık, iç kesimlerde de koyun yetiştiriciliği gelişmiştir.
Madenler:
Linyit: Türkiye’de en fazla linyitin çıkarıldığı ve en kaliteli linyitlerin bulunduğu bölgemizdir. Linyit yatakları fazla olduğu için termik santraller de fazladır.
Bölgede Linyit; Manisa(Soma), Aydın, Muğla (Yatağan ), Kütahya (Tavşanlı,Tunçbilek, Seyit Ömer, Değirmisaz) ve Denizli çevresinde çıkarılmaktadır.
Demir: Edremit (Kaz dağı) çevresinde çıkarılır.
Bor Mineralleri: Kütahya-Emet
Civa: İzmir (Ödemiş-Karaburun-Çeşme), Uşak (Eşme)
Tuz: İzmir-Çamaltı Tuzlası
Mermer: Afyon, Kütahya, Manisa çevresi
Krom: Kütahya, Muğla çevresi.
Zımparataşı: İzmir-Aydın-Muğla çevresi
Sanayi:
Marmara Bölgesinden sonra sanayinin en fazla geliştiği bölgemizdir.
Dokuma: Denizli, Aydın (Nazilli) İzmir, Manisa.
Petro-kimya: İzmir-Aliağa.
Deri-Kösele: İzmir, Manisa, Uşak
Şeker: Afyon, Uşak, Kütahya
Çini-porselen: Kütahya
Çimento: İzmir, Denizli, Afyon
Gübre: Kütahya,İzmir
Termik santral: Muğla (Yatağan-Gökova), Manisa-Soma, Kütahya( Tunçbilek-Seyitömer)
Jeotermal enerji santrali: Denizli-Sarayköy,aydın germencik
Halı-Kilim: Manisa (Kula,Demirci, Gördes), Kütahya (Simav), Muğla-Milas, Denizli-Tavas.
Kağıt: Afyon-Çay, İzmir
Otomotiv: İzmir
Elektronik eşya: İzmir, Manisa, Aydın-Nazilli, Denizli,
Mobilya: İzmir-Karabağlar
Deterjan: İzmir, Manisa
İlaç: İzmir
Sigara: İzmir, Manisa-Akhisar (Açılmayı bekliyor)
Seramik: Kütahya , Manisa (Turgutlu-Akhisar)
Tuğla-Kiremit: Manisa (Turgutlu-Salihli-Alaşehir-Akhisar), Aydın
Turizm:
Marmara Bölgesinden sonra turizmin en fazla geliştiği bölgemizdir. En fazla gelişen turizm etkinliği deniz turizmidir. Ayrıca tarihi eserler bakımından da zengindir.
Meryemana, Bergama, Bodrum, Sart ,Milet ,Pamukkale(Hieropolis) , Çavdarhisar bölgedeki başlıca antik kentlerdir.
Pamukkale travertenleri ile önemli turizm kentimizdir. Sağlık turizmi (Balçova,Çeşme, Pamukkale, Karahayıt, Eynal) ve milli parklar (Dilek yarımadası, Spil Dağı) diğer turizm kaynaklarıdır.
Nüfus ve Yerleşme
Marmara Bölgesinden sonra en fazla göç alan bölgemizdir. Göçlerle bölge nüfusu sürekli artmaktadır. Yaz döneminde bölgenin batısında turizm ve tarım işçi göçünden dolayı da mevsimlik nüfus artışı görülür.Nüfus genelde bölgenin batısındaki çöküntü ovaları kenarında toplanmıştır. İç kesimlerde nüfus seyrektir. Sebebi iklimin karasal olması, sanayinin gelişmemesidir. Kıyıda menteşe yöresi yer şekillerinin engebeli olmasından dolayı seyrek nüfuslanmıştır.
Bölümleri
ASIL EGE (KIYI) BÖLÜMÜ
Çöküntü ovalarının son bulduğu yere kadar devam eder. Önemli yerleşim birimleri; İzmir, Manisa, Denizli, Aydın ve Muğla’dır.
Akdeniz iklimi görülür.
Verimli tarım alanları geniş alan kaplar.Ticari tarım ürün çeşidi fazladır.
Sanayi ve ticaret gelişmiştir. Ticaretin gelişmesinde her yıl İzmir’de düzenlenen uluslar arası fuarın da etkisi vardır.
Türkiye’nin en büyük ihracat limanı olan İzmir Limanı bu bölümdedir. İzmir limanının gelişmesinde; hinterlandının geniş olması(iç kesimlerle bağlantısının iyi olması) ve çevresindeki tarım alanlarında ticari tarım ürünlerinin yetişmesi etkili olmuştur.
Nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının üstündedir.
ilk demiryolu Aydın-İzmir arasında yapılmıştır. Bugün Muğla hariç bütün illerinden demiryolu geçmektedir.
Türkiye’nin tek jeotermal enerji santralı Denizli–Sarayköy’dedir.
İlk dokuma fabrikamız Aydın-Nazilli’de açılmıştır.
Türkiye ekonomisine daha çok tarım, sanayi ve turizm yönüyle katkı sağlar.
İÇBATI ANADOLU BÖLÜMÜ
Afyon, Uşak ve Kütahya’yı içine alan bölümdür.
* Karasal iklim etkilidir. Tarım ürün çeşidi azdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, ş.pancarı ve haşhaştır.
* Sanayi gelişmemiştir.
* Nüfus seyrektir.
* Ekonomimize katkısı daha çok tarım ve hayvancılıktır.
İç Anadolu Bölgesi Hakkında Coğrafi Bilgiler
İç Anadolu Bölgesi
İç Anadolu Bölgesi'nin Önemli Yeryüzü Şekilleri
Coğrafi Konumu
İç Anadolu Bölgesi, Anadolu'nun orta kısmında yer alan Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesinden biridir. Bu konumu sebebiyle "Orta Anadolu" da denir. İç Anadolu Bölgesi'nin yüz ölçümü 151.000 km² olup bu alan Türkiye praklarının %20'sini kaplar. Doğu Anadolu'dan sonra ikinci büyük bölgemizdir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi dışında diğer bölgelerin hepsiyle komşudur.Aynı zamanda ülkemizde "tahıl ambarı" olarak da anımsanır.
İlleri
İç Anadolu Bölgesi İl merkezleri baz alındığında İç Anadolu Bölgesi sınırları içinde yer alan iller şunlardır: Aksaray, Ankara, Çankırı, Eskişehir, Karaman, Kayseri, Kırıkkale, Kırşehir, Konya, Nevşehir, Niğde, Sivas, Yozgat, Çorum'un Sungurlu ilçesi
Bölümleri
İç Anadolu Bölgesi dört bölüme ayrılır:
Konya Bölümü
Bölgenin ortasında geniş bir kapalı havza vardır. Burada büyük ovalar, plato düzlükleri, Tuz Gölü, Akşehir ve Eber gölleri ile Karacadağ ve Karadağ volkanik dağları bulunur. Türkiye'nin en kurak bölümüdür. Nüfus bakımından bölgenin en tenha bölümüdür. Halk tarım ve hayvancılıkla uğraşır. Ülkenin en önemli tahıl alanlarından birisidir. Konya, Aksaray ve Karaman bölümde yer alan illerdir. Tuz gölü burda bulunmaktadır. Derinliği az olup yazları kurak olduğu için daha da azalmaktadır. Ülkenin tuz ihtiyacının önemli kısmı buradan karşılanır.
Yukarı Sakarya Bölümü
Bölgenin kuzeybatı kısmını meydana getirir. Orta Kızılırmak boylarından İçbatı Anadolu'ya kadar uzanır. Yer şekilleri daha engebeli, iklimi biraz daha nemlidir.
Yıllık yağışlar 400 mm civarındadır. İklim ve ulaşım koşullarının elverişli olması nedeniyle, bölgenin en yoğun nüfuslu bölümüdür. Bölge nüfusunun yarıya yakını bu bölümdedir.
Batı Anadolu'yu iç bölgelere bağlayan yolların geçtiği önemli bir yerdedir. Bölümde Eskişehir ve Ankara illeri yer alır. Bölümde Köroğlu,Sivrihisar,Elmadağ,Sündiken ve İdrisdağı yer alır.Ankara yakınlarında Eymir ve Mogan gölleri vardır.
Bölümde karasal iklim görülür. Kışları çok soğuk yazları ise sıcak ve kurak geçer.Bölümde yetiştirilen ürünler,şeker pancarı,arpa,buğday,baklagiller,sebze ve meyveyetiştirilir.yeraltı zenginliği ise linyit ve bor mineralleridir.bölümde küçükbaş hayvancılık yaygın olarak yapılır. bölümün turzim değerleri,Çankaya köşkü,Yunus Emre türbesi, eski TBMM binası,Anıtkabir,Atatürk Orman Çiftliği(AOÇ),Anadolu Medeniyetleri Müzesi,Gordion
Orta Kızılırmak Bölümü
İç Anadolu'nun, Çankırı'dan Toroslar'a kadar uzanan, içine Kızılırmak yayını alan kısmıdır. Alan bakımından bölgenin en büyük bölümüdür. Kuzey kesimi daha engebelidir. Güney kesiminde plato ve ova düzlükleri yaygındır. Ortada ise geniş Kızılırmak platosu bulunur. Erciyes volkanik dağı bu bölümde yer alır.
Tarım alanlarının oranı verimli volkanik topraklarla kaplı güney kesimden daha yüksektir. İç Anadolu'da kırsal nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu bölümdür. Kayseri, Niğde, Nevşehir, Kırşehir, Yozgat ve Kırıkkale bölüm içinde yer alan illerdir.
Bölüm İç Anadolu Bölgesi'nin orta kesiminde yer alır.Güneyinde Hasan, Erciyes, Merlendiz sönmüş volkanlar bulunur.Bölümde kuzey daha engebelidir.Bölümde bozok platosu geniş yer tutar.Bu bölümde nüfus yogundur orta kızılırmak bolumunde karasal ıklım etkılıdır yazlar sıcak ve kurak kıslar ise soguk ve kar yagıslıdır.Genellikle bu bölüm bozkırlarla kaplıdır.Kızılırmak bolumun en önemli akarsuyudur.Bu bolumde Kayseri en büyük yerlesim birimidir.Ayrıca bu bolumde halı, seker, meyve suyu, sucuk ve pastırma fabrikaları bulunur.En önemli ekonomık gelir tarımdır.tiftik keçisi ve koyun besiciligide yaygındır
Yukarı Kızılırmak Bölümü
Bu bölüm Kızılırmak'ın, Karadeniz Bölgesi ile Doğu Anadolu arasına sokulan yukarı çığırını kaplar. İç Anadolu'nun en küçük, en engebeli bölümüdür.Ortalama yükselti 1300-1650 metre arasındadır.
Dağlarla kuşatılmış bir havza görünümündedir. Engebeli olduğu için tarım alanlarının oranı daha düşüktür. Nüfusu sık, kentleşme oranı yüksektir. Bölgenin kışın en soğuk bölümü burasıdır. Bölümde Sivas ili bulunmaktadır
Bölgenin Genel Özellikleri
Bölge, yeryüzü şekilleri bakımından sade bir görünüme sahiptir. Yer şekilleri çeşitlilik göstermez. Engebeli araziler fazla olmadığı için, kara ve demiryolu ulaşımına oldukça elverişlidir. Bölgenin çoğu yerinde genellikle 1000 m yükseltiye sahip düzlükler bulunur. En alçak yerleri olan Sakarya ve Kızılırmak vadilerindeki yükselti 700 m civarındadır.
Bölgenin güneyinde Kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan dağlar volkanik kökenli dir. Başlıcaları; Hasandağı, Karacadağ, Karadağ, Erciyes Dağı ve Melendiz Dağları'dır. Bölgedeki kıvrım dağları ise doğuda geniş bir alan kaplar. En önemlileri, Ak dağlar, Hınzır Dağı, Tecer Dağı ve Yıldız Dağları'dır.
Platolar en fazla bu bölgemizde yer alır. Batıda Haymana ve Cihanbeyli, güneyde Obruk, doğuda da Bozok (Kızılırmak) plâtolarıyla, Ege Bölgesi sınırı boyunca Yazılıkaya (Bayat) ve Doğu Anadolu Bölgesi sınırı boyunca da Uzunyayla gibi platolara sahiptir. Tuz Gölü çevresi Türkiye'nin en büyük kapalı havzasıdır.
İç Anadolu'nun bazı ovaları oldukça geniştir. Konya ovası, Türkiye'nin en büyük ovasıdır. Eski bir göl tabanıdır. Geniş ovalardan diğeri Tuz Gölü'nün güneyindeki Aksaray Ovası'dır. Haymana platosunun batısındaki Yukarı Sakarya Ovası da geniş alan kaplar. Küçük ovalar olan Eskişehir, Ankara, Kayseri ve Develi ovaları, platolar arasındaki çukurluklarda yer almaktadır.
İç Anadalu Bölgesi'nin Orta Kızılırmak bölümü geniş çaplıdır. Bu bölgedeki dağlar sönmüş yanar dağlardandır. Kışın yağışlı yazın ise sıcaktır. Doğal bitki örtüsü bozkırdır. Buğday, arpa ve şeker pancarı yetiştirlir.
Kırıkkale'de Orta Doğu Petrol Rafinerisi bulunmaktadır.
Akarsu ve Gölleri
İç Anadolu Bölgesi'nin en önemli akarsuları Kızılırmak, Sakarya Nehri, Porsuk ve Delice çaylarıdır. Bu bölge akarsuları kapalı havzada akan sel rejimli akarsulardır. İlkbahar yağışlarıyla taşar, yazın kuruyacak hale gelir.
İç Anadolu Bölgesi'nin güney kesimleri sularını denizlere gönderemez. Bu nedenle kapalı havzalar geniş bir alan kaplar. Kapalı havzaların geniş olanları, Konya Ovası, Tuz Gölü ve Akşehir - Eber gölleri çevresinde yer alır. Seyfe Gölü, Sultan Sazlığı (Yaygölü) gibi küçük kapalı havzalar da bulunmaktadır. İç Anadolu Bölgesi'nin büyük bir bölümü sularını Kızılırmak, Sakarya ve Yeşilırmak'ın kolu olan Çekerek suyu sayesinde Karadeniz'e gönderir. Güneydoğusundaki Uzunyayla yöresi, sularını Seyhan'ın kolu olan Zamantı suyu sayesinde Akdeniz'e gönderir. Sel rejimli akarsuların en fazla bulunduğu bölgedir.
Bu göl buharlaşmanın etkisiyle yazın büyük ölçüde kurumaktadır. Tuz Gölü, tektonik oluşumludur. Derinliği fazla değildir. Gölün alanı kışın ve ilkbaharda fazla alan kapladığı halde, yazın buharlaşma ve beslenme yetersizliğinden dolayı kapladığı alan azalır. Tuz ihtiyacımızın %30'unu karşılar. Diğer önemli gölleri ise Akşehir, Eber, Ilgın (Çavuşçu), Tuzla, Seyfe, Mogan ve Sultanısalak-i mekip gölleridir. Sakarya nehri üzerinde ise Sarıyar ve Gökçekaya barajları bulunur.
İklim ve Bitki Örtüsü
Bölgenin çevresi yüksek dağlarla çevrili olduğundan, denizlerin nemli ılıman havası bölgeye sokulamaz. Bu nedenle bölgede, yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlı karasal iklim hakimdir. Bölgede, doğuya doğru gidildikçe yüksekliğin artmasına bağlı olarak karasallık derecesi artar ve kış sıcaklıkları çok düşük değerlere ulaşır.
İç Anadolu, ülkemizin en az yağış alan bölgesidir. Ortalama yağış 400 mm civarındadır. Bölge, en fazla yağışı ilkbahar aylarında sağanak halinde alır. En kurak mevsim yazdır. Yazların kurak olması ve yaz kuraklığının erken başlaması sebze türü bitkiler üzerinde olumsuz etki yapar. Bölgenin ve ülkemizin en az yağışlı yeri Tuz Gölü çevresidir(320 mm).
Yağışların azlığı bölgenin deniz etkisine kapalı olmasından kaynaklanmaktadır. Denizden gelen nemli hava kütlesi, nemini, dağların denize bakan yamaçlarında yağış halinde bırakır. İç Anadolu Bölgesi'ne doğru eserken artık kurudur.
Bölgede görülen yağışlar konveksiyonel ve cephesel kökenlidir. Kırkikindi adı da verilen konveksiyonel yağışlar İlkbaharda yaygındır.
Bozkır, ilkbahar yağmurlarıyla yeşeren, birkaç ay yeşil kalan, yaz sıcaklığı ile sararan ot topluluğudur.
İç Anadolu Bölgesi ülkemiz ormanlarının %7 sini kaplayarak bölgeler arasında 6. sırada yer alır. Ovaları şunlardır: Kayseri, Konya, Ereğli, Aksaray, Sakarya, Eskişehir, Ankara, Develi, Nevşehir, Kırşehir, Sivas.
Tarım ve Hayvancılık
Bölge ekonomisinin temeli tarıma dayanır. Ekili - dikili alanların oranı bakımından Marmara Bölgesi'nden sonra ikinci sırada yer alır. Çalışan nüfusun büyük bir kısmı tarımla uğraşır.
Türkiye'nin en önemli tahıl üretim bölgesidir.
İklimin yarı kurak karakterine rağmen, çok geniş alanlar tarıma ayrılır. Bölgenin tarımı iklim şartlarına bağlıdır. Özellikle ilkbahar yağışlarının yetersizliği veya gecikmesi, tahıl üretiminde önemli dalgalanmalar meydana getirir, iklim yarı kurak olduğu için nadas ihtiyacı duyulur. Tarımın en önemli problemi sulamadır. Bu amaçla büyük sulama kanallarının (barajların) yapılması ve yeraltı suyundan yararlanılması gerekir. Ekonominin temeli tarım ve hayvancılığa dayanır. Türkiye'de ulusal gelirin %20'sini bu bölge sağlamaktadır.
Bölgede küçük baş hayvancılık ön plandadır...
Tarım ürünleri içinde tahıllar başta gelir. Türkiye genelinde tahıla ayrılan toprakların yarıya yakını bu bölgededir. Yer şekilleri ve iklim koşulları tahıl tarımını öne çıkarır. Düzlüklerin geniş yer kaplaması makineli tarımı kolaylaştırmıştır.
Bölgenin sulanabilen bölümlerinde şeker pancarı tarımı yapılır. Buğday, şeker pancarı ve elmanın en fazla üretildiği bölgedir. Şeker pancarının özellikle Konya, Ankara, Eskişehir, Kayseri ve Niğde gibi şeker fabrikalarının bulunduğu yerlerde ekimi yapılır.
İlkbahar yağışı ve yaz kuraklığı tahıla uygun ortamı oluşturmuştur. Türkiye'nin tahıl ambarıdır. Sulanabilen arazinin azlığı buğday ekim alanlarının geniş olmasına yol açmıştır. Bölgede buğday nadas yöntemiyle yetiştirilir. Alan bakımından nadasa bırakılan toprakların en fazla olduğu bölgemizdir.
Yeraltı Zenginlikleri
Bölgenin önemli yeraltı zenginlikleri, linyit, krom, lületaşı, tuz ve bor mineralleridir.
Krom : Sivas, Eskişehir ve Kayseri'de çıkarılır.
Kayatuzu : Kırşehir ve Çankırı dolaylarında çıkarılır.
Linyit: Sivas'ta çıkarılır.
Çinko ve Demir: Sivas ve Ereğli'de çıkartılır.
Civa: Konya Sarayönü'nde çıkartılır.
Tuz: Tuz Gölü'nden elde edilir.Ayrıca: Sivas ve Tunceli dolaylarında çıkartılır.
Lületaşı: Eskişehir'de çıkarılmaktadır. Hediyelik eşya yapımında kullanılır.
Bor mineralleri: Neredeyse bütün bölgede çıkartılmaktadır.
Sanayi
Sivas'ta: Lokomotif, besin, motor, çimento ve inşaat malzemeleri sanayii ile devlet demir yollarının tren, vagon imalatı yapan TÜDEMŞAŞ fabrikası vardır. Uşak'ta:şeker fabrikası bulunur.
Ankara'da : Dokuma, besin, tarım araçları, çimento ve mobilya sanayii,
Konya'da : Tarım araçları, besin, motor, çime nto, süt ürünleri ve inşaat malzemeleri sanayii, Çumra Şeker Fabrikası(tam teşekküllü)
Kayseri'de : Halıcılık, meyve suyu, pamuklu dokuma, pastırma ve sucuk üretim merkezleri
Kırıkkale'de : Orta Anadolu petrol rafinerisi, silah fabrikası, demir-çelik endüstrisi
Eskişehir'de : Besin, yem, çimento endüstrisi ile devlet demir yollarının bakım tesisleri bulunur.
Nüfus ve Yerleşme
İç Anadolu Bölgesi, 1997 nüfus sayımına göre yaklaşık 10,5 milyon kişilik nüfus büyüklüğüyle Marmara Bölgesi'nden sonra ikinci sırayı alır. Bu bölgenin nüfus yoğunluğu 64 kişi/km² dir. (1997 yılına göre, Türkiye'nin ortalama nüfus yoğunluğu 81 kişi/km² İç üfusu, bölgenin doğal koşullarının etkisine bağlı olarak, daha çok komşu bölgelere yakın yerlerdeki dağ eteklerinde yoğunlaşır. Bunun nedeni, sözü edilen kesimlerin daha yağışlı olması ve su kaynaklarının bol olmasıdır.
Bölgedeki ovaların aldığı yağışın az olması, nüfuslanma ve yerleşmeyi engellemiştir. Düz ovalık kesimde nüfus yoğunluğu dağ eteklerine göre azdır.
Bölgede Toplu yerleşme görülür...Nedeni su kaynaklarının yetersiz olması ve tarım arazilerinin çok geniş alan kaplaması...
Toplu köy niteliğindeki kırsal yerleşme birimleri ile kentler dağ etekleri boyunca dizilidir. Bölge nüfusunun %62'si, nüfusu 10.000'den fazla olan ve kent sayılan yerleşme birimlerinde yaşamaktadır. Tarım alanları geniş olmasına karşın nüfusun %38,44'ü kırsal kesimde yaşar. Tarım alanlarının geniş olması, tarımsal nüfus yoğunluğunun düşük olmasına yol açar. Nüfusun dağılışı, yağış dağılışına benzerlik gösterir.
Bölgede en fazla nüfuslanmış bölüm, Yukarı Sakarya'dır. Bu bölümün yoğun nüfuslanmasında, endüstri faaliyetleri ile Ankara'nın başkent olması önemli rol oynar. Konya ve Tuz Gölü civarları nüfus yoğunluğunun az olduğu yerlerdir.
Marmara Bölgesi Hakkında Coğrafi Bilgiler
Marmara Bölgesi
Marmara Bölgesi'nin Önemli Yeryüzü Şekilleri
Coğrafi Konumu
Marmara Bölgesi ülkemizin kuzeybatı köşesinde yer alır. Ülke yüz ölçümünün %8,5'i ile altıncı büyük bölgemizdir. Yaklaşık olarak 66.000 km² alan kaplar. Karadeniz, Marmara ve Ege olmak üzere üç denize komşudur. İstanbul ve Çanakkale boğazları bu bölgede yer alır. Hem Asya, hem de Avrupa kıtasında yer alır.
Yeryüzü Şekilleri
Türkiye'nin ortalama yükseltisi en az olan bölgesidir. Marmara Bölgesi'nin en önemli yükseltisini, güneyde Samanlı Dağları, Trakya kesiminde Karadeniz boyunca uzanan Yıldız Dağları ve güneydeki Uludağ oluşturur. Bu dağlar orta yükseltidedir. Bölgenin en yüksek dağı ise 2543 metre ile Uludağ'dır. Bölgenin en önemli düzlükleri ise Trakya'daki Ergene Havzası, Anadolu yakasındaki Sakarya ve Bursa ovaları ile güneydeki geniş plato alanlarıdır.
Yer şekillerinin sade olması nedeniyle ulaşım kolaydır. Güney Marmara kıyıları girintili - çıkıntılıdır. Erdek, Bandırma, Gemlik ve İzmit körfezleri önemli girintilerdir.
Kapıdağ Yarımadası tombolo özelliği gösterir.
Kuzey kıyıları dik yalıyarlardan (falezler) meydana geldiği için bu kıyılarda fazla girinti – çıkıntı yoktur. Boğazlar, eski akarsu yataklarının daha sonra sular altında kalması ile oluşmuş ria tipi kıyı özelliği gösterir.
Toprak Özellikleri
Trakya’nın kuzeyinde, Kocaeli Yarımadası’nda, Güney Marmara’nın doğusu ve güneyinde, asitli, koyu renkli ve organik madde bakımından zengin topraklar bulunur. Ergene çayı havzası ile Güney Marmara Bölümü’ndeki ovalarda vertisol topraklar, Trakya’nın batısı Gelibolu ve Biga Yarımadası çevresinde ise rendzina adı verilen kireçli topraklar yer alır.
Akarsu ve Gölleri
Sakarya'nın aşağı kesimi,Meriç nehri, Susurluk ırmağı,başlıca akarsuları oluştururlar. Bölgenin yükseltisinin az olması, akarsuların akış hızını azaltır. Bu nedenle bölge akarsularının enerji potansiyeli azdır. Ayrıca akarsuların yatak derinliklerinin azlığı ve yüzey şekillerinin elverişli olmaması, baraj yapımını zorlaştırır. Bu nedenle Marmara Bölgesi'nin, hidroelektrik üretimindeki payı azdır.
Marmara Bölgesi'nin Anadolu yakasında yer alan akarsuları kıyıda delta oluşturamaz. Çünkü.Döküldükleri yerlerde kıyı akıntıları fazladır.
Yatak eğimlerinin az olmasına bağlı olarak taşıdıkları alüvyonların büyük bir bölümünü alçak kıyı ovalarında bırakmışlardır.
Bölgedeki Ulubat, İznik ve Sapanca gölleri tektonik kökenlidir. Büyük ve Küçük Çekmece ve Durusu (Terkos) gölleri ise kıyı set gölüne örnektir.
İklim ve Bitki Örtüsü
Marmara Bölgesi ikliminin en önemli özelliği bir geçiş iklimi karakteri göstermesidir. Bölgeye ortalama 600 - 700 mm yağış düşmektedir. Yıllık ortalama sıcaklığı ise 15-16 °C dir.
Trakya'da karasal iklim özellikleri görülür. Yıldız Dağları Karadeniz'in nemli havasının iç kısımlara girmesini engeller. Balkanlar üzerinden gelen nemli hava kütlesi, nemini Balkan Dağları'nda bıraktığından, Trakya'ya nemden yoksun ve kuru olarak eserler.
Balkanlar'dan gelen hava kütleleri Marmara Denizi üzerinden geçerken nem alır. Bu nemi Güney Marmara kıyılarına taşır. Dolayısıyla Güney Marmara'nın denizel iklime sahip olmasını sağlar.
Yıldız Dağları'nın Karadeniz kıyılarına bakan bölümü hariç Trakya'nın tabii bitki örtüsü bozkırdır.
Kocaeli platosunda bozulmuş Karadeniz iklimi görülür. Yazlar Karadeniz iklimine göre daha sıcak, kışlar daha soğuktur. Yazlar yağışlı olmakla beraber, maksimum yağış kışın düşer. Bölgede Karadeniz kıyıları boyunca ormanlar görülür.
Güney Marmara'da kışların ılık geçmesi zeytin yetiştirilen alanların yaygınlaşmasını sağlamış, yazların sıcak ve kurak geçmesi pamuk tarımını kolaylaştırmıştır.
Bol yağış alan yerler ormanlarla kaplı iken, yağış miktarının azaldığı yerlerde stepler görülür. Kuzey Marmara'da ormanlar, Trakya'da stepler, Güney Marmara'da ise maki bitki örtüsü yaygındır
Marmara Bölgesi Türkiye ormanlarının % 13'üne sahiptir. Bölgeler arasında orman oranı bakımından 4. sırada yer alır.
Nüfus ve Yerleşme
Bölge küçük olmasına karşın nüfusu en fazla olan bölgemizdir. Nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının üstündedir.
Kent nüfusu en fazla olan bölgemizdir. Nüfusun özellikle yoğunluk kazandığı yer Çatalca - Kocaeli Bölümü'dür. Sanayi sektöründe çalışan nüfusun en fazla olduğu bölgemizdir. Diğer bölgelerden en fazla göç alan bölgemizdir.
Bursa, tarım, sanayi ve turizmin geliştiği ülkemizin beşinci büyük kenti konumundadır. Adapazarı, gelişmiş sanayisi ve verimli tarım alanlarıyla yoğun nüfusludur. Balıkesir, Çanakkale, Edirne ve Tekirdağ orta nüfuslu kentlerdir. Bölgede en seyrek nüfuslu bölüm Yıldız dağları bölümüdür. Sebebi; yer şekillerinin engebeli olmasıdır.
Tarım
Türkiye'de bölge yüzölçümüne göre, ekili - dikili alanın en fazla olduğu bölge Marmara Bölgesi'dir. Buna yol açan faktör, arazinin fazla engebeli olmaması, düzlüklerin geniş yer kaplaması ve makineli tarımın yaygın olmasıdır. Bölgede tarımın gelişmesinde ulaşım kolaylığı, sulamanın yaygınlığı, tüketici nüfusun fazla olması rol oynar.
Bölgede aynı anda, üç değişik iklim tipinin görülmesi, tarım ürün çeşidini artırmıştır.
Marmara Bölgesi'nde ekili dikili alanların oranının fazla olmasına karşın, bölgenin nüfusunun fazla olması diğer bölgelerden de tarım ürünü almasına neden olur.
Bölgede yetiştirilen başlıca tarım ürünleri
Zeytin : Bölgenin özellikle Akdeniz iklimi etkisi altındaki güney kıyılarında yetiştirilir. Özellikle Gemlik zeytinleri ülkemizin en kaliteli sofralık zeytinlerini oluşturur.
Pamuk : Bölgede yaz yağışlarının azaldığı güney kesimde özellikle Balıkesir yöresinde yetiştirilir.
Tütün : Bölgenin çeşitli yörelerinde üretimi yapılmakla beraber, kaliteli tütünler Adapazarı ovasında yetiştirilir.
Ayçiçeği : Türkiye'de en yoğun olarak bu bölgede yetiştirilir. Özellikle Trakya'nın iç kısımlarında Ergene Havzası 'nda yetiştirilmektedir.
Şeker pancarı : Şeker fabrikalarının bulunduğu Alpullu, Adapazarı ve Susurluk çevresinde sulanabilen alanlarda üretilir.
Buğday : Bölgenin hemen hemen her tarafında yetiştirilir. Çeşitli endüstri bitkileri ile (özellikle şekerpancarı) nöbetleşe ekilir.Bölgeye düşen ortalama yağışın yeterli olmasından dolayı sulanamayan, topraklarda da ekimi yapılmaktadır.
Pirinç : Ülkemiz pirincinin yarıdan fazlası bu bölgeden elde edilir. Özellikle Ergene ve Meriç ırmağı çevresinde yetiştirilmektedir.
Mısır: Özellikle Doğu Marmara ve Trakya'da yetiştirilmektedir.
Bölgede çeşitli tarım ürünleri yetiştirilmesine hatta bazı ürünlerde önde olmasına karşın, diğer bölgelerden ürün alır. Çünkü göçlerle nüfusu hızla artmakta, üretim yetersiz kalmaktadır.
Meyvecilik: Bölgede meyvecilik çok gelişmiştir. Özellikle Bursa çevresinde çilek, elma , armut, kiraz, şeftali ve kestane üretimi oldukça fazladır.
Hayvancılık
Bölgede hayvancılık büyük ölçüde şeklindedir. Ahır hayvancılığının gelişmesinde, tüketici nüfusun fazlalığı ve pazarlama sorununun çözülmüş olması gösterilebilir. Bununla beraber bölgede yer şekillerinin ve iklim şartlarının elverişliliği de etkilidir. Bölgede makineli tarımın yaygın olması mera ve otlakların daralmasına yol açmıştır.
Bölgede ahır hayvancılığının yanında mera hayvancılığı da yaygındır. Yıldız Dağları çevresi ile Tekirdağ, Balıkesir ve Çanakkale dolayında mera hayvancılığı yaygındır.
İstanbul ve çevresinde Bursa , Gemlik, Bilecik çevresinde ipekböcekçiliği yapılmaktadır. Ayrıca özellikle boğazlarda balıkçılık yoğun olarak yapılmaktadır. Balıklar mevsime göre sıcak denizlerden soğuk denizlere, soğuk denizlerden sıcak denizlere göçerler. Bu göçlerin yapıldığı boğazlar balıkçılığa elverişli alanları oluşturur.
Sanayi
Ekonomik yönden en gelişmiş bölgemizdir. Sanayi kesiminde çalışan işçilerin yarıya yakını, sanayi ürünlerinin üçte birinden fazlası bu bölgeden elde edilir. Sanayinin en çok geliştiği bölgedir.
Bölgede Sanayinin Gelişmesinde;
• Hammadde temininin kolay olması,
• Hinterlandının geniş olması,
• Ulaşım kolaylığı,
• İşgücünün fazla olması,
• Pazarlama kolaylıkları,
• Tüketici nüfusun fazla olması, etkili olan faktörlerdir.
Türkiye'de üretilen enerjinin 1/3'ü Marmara Bölgesi'nde tüketilir. Ülkemizin en büyük sanayi kuşağı bu bölgede İstanbul - Adapazarı arasında bulunmaktadır. Bu hat üzerinde çok çeşitli iş kolları yer alır. Türkiye'nin en gelişmiş ve işlek limanı, İstanbul limanıdır.
Bölge Türkiye ekonomisine ticaret, ulaşım, turizm ve sanayi faaliyetlerinden elde ettiği gelirlerle büyük katkı sağlar. En fazla vergi veren bölgemizdir.
Yeraltı Kaynakları
Mermer :Marmara Adası ve Bilecik'te kaliteli mermer yatakları vardır.
Bor mineralleri:Balıkesir (Bigadiç, Susurluk) Bursa arasında çıkarılmaktadır.
Linyit Çanakkale ve çevresinde çıkarılır.
Doğalgaz: Kırklareli (Hamitabat) çevresinde gaz çıkarılır.
Turizm
Doğal güzellikleri ve tarihsel değerleri ile İstanbul, Bursa, Marmara kıyıları önemli turistik merkezlerdir.Özellikle Güney Marmara kıyılarında yaz turizmi gelişmiştir.
Uludağ, yalnızca bölgenin değil, ülkemizin de en önemli kış turizmi alanıdır. Marmara Bölgesi, turizmden en çok gelir elde eden bölgedir (%48).
Bölümleri
Yıldız Dağları Bölümü
Bölüm Karadeniz'in kuzeyinde Karadeniz'e paralel uzanan Yıldız Dağları'nı ve çevresini içine alır. Ortalama yükseltisi 800 m civarındadır. Karadeniz ikliminin etkisiyle bölümde daha çok yayvan yapraklı ormanlar yaygındır.
Bölüm, Marmara'nın diğer bölümlerine göre işlek ulaşım yollarından uzakta yer alır. Bundan dolayı bölgenin en seyrek nüfuslu bölümüdür.Bölümde ormancılık faaliyeti yapılır. Bunun dışında küçükbaş hayvancılık görülür. Dağ eteklerinde ahır hayvancılığı ve tarım yapılmaktadır. Ancak, tarım yapılan yerler sınırlıdır. Tarım, Yıldız Dağları'nın güney eteklerindeki plâtoluk alanlarda yapılmaktadır.
Yerleşim merkezleri İstanbul'a doğru uzanan yolların üzerine kurulmuştur.
Ekonomimize en büyük katkısı hayvancılık ve ormancılıktır.
Ergene Bölümü
Bu bölümde özellikle kışın Balkanlar'dan gelen soğuk hava kütlelerinin etkisiyle kışları soğuk ve kar yağışlı, yazları sıcak ve kurak olan karasal iklim şartları yaşanır. Bundan dolayı tabii bitki örtüsü bozkırdır.
Ekili - dikili alanların en fazla olduğu bölümlerden biridir. Verimli topraklara sahip olması nedeniyle bir çok tarım ürünü bu bölümde yetiştirilir. Bunların başında ayçiçeği, pirinç, şekerpancarı ve buğday gelir. Özellikle ayçiçeğinin en fazla üretildiği bölümdür.
Ahır hayvancılığı gelişmiştir.
Türkiye'yi Avrupa'ya bağlayan kara ve demir yolları, bu bölümde yer alan Edirne'den Avrupa'ya açılır.
Güney Marmara Bölümü
Bölgenin en yüksek yeri olan Uludağ bu bölümde yer alır.
Bölümde, özellikle kıyı şeridinde Akdeniz iklimi görülür. Buna bağlı olarak karakteristik bitki örtüsü makidir.
Bölümdeki eğimli arazilerde ve kıyı kesimde zeytin yetiştiriciliği yaygındır. İç kısımlarda ise şekerpancarı, tütün, ayçiçeği, pamuk gibi tarım ürünleri yetiştirilir.
İpekböcekçiliğinin en fazla geliştiği bölümümüzdür.
Bölümde nüfus, Bursa çevresi gibi verimli ovalarda toplanırken, bölümün batı kesiminin dağlık ve engebeli olmasından dolayı nüfus yoğunluğu azalmıştır.
Bölümün en büyük şehri Bursa'dır. Bursa, sanayi şehri olmakla birlikte aynı zamanda tarım ve turizm şehridir. Yünlü, pamuklu ve ipekli dokumacılık gelişmiştir. Oto montaj ve konservecilik gelişen diğer sanayi kollarıdır.
Bölümde ayrıca seramik (Çanakkale), suni ipek (Gemlik), suni gübre (Bandırma) fabrikaları yer alır.
Çatalca - Kocaeli Bölümü
Bölüm, Anadolu'yu Trakya'ya bağlayan yolların üzerinde iki yarımadadan oluşur. Bu bölüm, aşınarak düzleşmiş platolardan meydana gelmiştir.
Akdeniz ikliminin etkisi hakimdir. Tabii bitki örtüsü maki ve ormanlardır.
Marmara Bölgesi'nin en fazla nüfuslanmış bölümüdür. Sanayileşmeye bağlı olarak
İstanbul ve İzmit birbirine bağlanmış durumdadır.
Bölümde, tarım daha çok Aşağı Sakarya Ovası'nda yapılır. Bu bölümde ayçiçeği, mısır, tütün, şekerpancarı gibi endüstri bitkilerinin tarımı yapılır.
Ekonomik faaliyetlerin başında sanayi, ticaret, ulaşım ve bankacılık gelir.
Bölümün (Aynı zamanda bölgenin ve Türkiye'nin) en büyük şehri İstanbul'dur. Her türlü sanayi kolunun bulunduğu iç ve dış ticaretin yapıldığı, bütün ulaşım yollarının yoğun olarak kullanıldığı kültür ve ticaret merkezidir.
Bölümün diğer bir sanayi şehri olan İzmit'te kâğıt, boru, lastik, petro-kimya ve otomotiv gibi çok çeşitli sanayi kolları gelişmiştir.
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
SON YENi KONULAR
FORUMA GiR
FORUMDA ARA
SUPPORT
Calendar
Members
Forum Team
Forum Statistics
» En Son Üye:
» Toplam Konular: 6,166
» Toplam Yorumlar: 6,781
Read More / Comment 
