Thread Rating:
  • 1 Vote(s) - 5 Average
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
SON NEFESTE İMAN
#1
RasitTunca-4 
SON NEFESTE İMAN

15.09.2012 Cumartesi

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm

"El yevme tüczevne külli nefsin bimâ kesebet. Lâ zulmel yevme, innallâhe serîul hisâb."
(Sâdakallâhül azîm)
Zümer Suresi'nden sonraki ayet.

Allahümme salli alâ kesîril hamîdîyne İbrâhîm Halîlullah
Allahümme salli alâ kesîrit tesbîhîyne Dâvûd aleyhisselâm
Allahümme salli alâ kesîrîr razîkıyne Süleymân aleyhisselâm
Allahümme salli alâ kesîril mütedebbirîne Yûsuf aleyhisselâm
Allahümme salli alâ kesîril mükeşşifîne Hızır aleyhisselâm
Allahümme salli alâ kesîril fâtihîne Zülkarneyn aleyhisselâm
Allahümme salli alâ kesîril eşhâriyne Mûsâ aleyhisselâm
Allahümme salli alâ kesîrîr rahîmîyne İbrâhîm aleyhisselâm
Allahümme salli alâ kesîril erhâmîyne İsmâil aleyhisselâm
Allahümme salli alâ kesîril karînîyne Cebrâil aleyhisselâm
Allahümme salli alâ kesîril fakîrîyne Îsâ aleyhisselâm
Allahümme salli alâ kesîril ümmetîyne ve âline Muhammed aleyhisselâm
Allahümme salli alâ sâhibi kesîril aduvviyne Ehl-i beyt; Ali, Hasen, Fâtıma, Hüseyn ve Mehdî aleyhisselâm.

Yolculuğumuza başlıyoruz.

Yolculuğumuz besmelenin tevili ve tefsiri ile başlayacak.
Besmeleyi Kur'an'daki Arapça okunuşu ile sağdan sola okuyunca "Allah, Rahman ve Rahim"den oluşur. Tıpkı iki hidrojen ve bir oksijenden oluşan su gibi; hepsi ayrı ayrıdır, fakat birleşir. Fakat bunları soldan sağa olarak dünya dili ile okununca "Ya Rahim, Ya Rahman, Ya Allah" yazılır. Ancak bunun Arap dilindeki okunuşu "Ya Erhamerrahimîn" şeklindedir. Yani rahmet olmuş, su haline dönmüş halidir. Besmele Kur'an'ın asansörüdür. Kim hangi kata çıkmak veya inmek istiyorsa, önce bu asansöre binmelidir. "Bismillâhirrahmânirrahîm" diye başlayınca insan, oksijen ve hidrojen gibi gaz halinde yükselir ve hangi kata gidecekse oraya bu asansör onu götürür. Aşağı inerken takip edilen yöntem ise soldan sağa olan okumadır. Fakat eğer bu okuma harfler bazında değil de kelimeler bazında olursa, o zaman aynen hidrojen ve oksijenin rahmet olup hacim kazanıp yere inmesi gibidir. Eğer bu soldan sağa okumayı harf bazında yaparsan, o zaman şeytan ve ordusunun okuma tarzı olur. Kur'an'da Vâkıa Suresi'nde "Ashab-ı Yemin" ve "Ashab-ı Şimal"den bahsedilir. Sağdan gelenler güzel nimetler yiyenler, su ve şerbetler içenlerdir. Soldan gelenler ise Ashab-ı Şimal, yani şeytanın yolundan gelenlerdir. Onlar Kur'an'ı da tersinden okurlar ve onların anlayışı da terstir; Kur'an'ı ters anlarlar. İşte Kur'an harf bazında tersten okunursa, şeytan ve deccal ordusunun atomu parçalamaları gibi olur. Harf parçalanınca geriye esre, ötre, cezm, şedde, iki esre, iki üstün, iki ötre kalır. Onlar da parçalansa med harfleri olan elif, vav, ye kalır. Yine onlar da parçalansa bu sefer dört elif kalır. Dört elif de bölünse bu sefer dört tane ayrı elif kalır. Ondan sonra elif kaç defa bölünürse bölünsün yine elif kalır. Yani bir bölündükçe yine yeni bir "bir" olur ve geriye yine "bir" kalır. İşte kâfirler atomu parçaladılar, ne buldunuz? Hadi onu da parçalayın artık. Yani atomu parçaladınız ve Kur'an alfabesindeki harekeler kaldı. Hareketleri de parçalayın, ne kalır? Med harfleri kalır. Yani sizler Allah'ın var ettiğini yok edebilecek güce sahip değilsiniz. Ancak ve ancak onları yaratmaya gücü yetenin gücü, onları yok etmeye de yeter. Yani dirilten, can veren Allah olduğu gibi, verdiği canı her ne kadar Azrail almakla görevli ise de, verdiği canı almaya ancak Allah'ın gücü yeter.

Bazı insanlar hastalık yoluyla veya bıçak, kılıç, tabanca gibi silahlarla ölüme sebep olurlar. Ancak bu, Rabbimizin takdir ettiği ecelin tamam olması sonucudur. Matematikte eğer bir soru varsa, o sorunun çözümü ister bir yoldan, ister iki yoldan, veya pek çok yoldan yapılsın, varılacak olan sonuç ve rakam bellidir. Yani iki kere iki dört eder dediğimizde, bunu çözmek için ister iki tane ikiyi al topla, ister çarp, ister böl; sonuç değişmez. Bir olayın sonuca ulaşması için Cenâb-ı Mevlâ dilerse katili sebep kılar, dilerse dostu sebep kılar, dilerse hastalığı, dilerse sağlığı, dilerse kazayı belayı sebep kılar. Yollar çok ama sonuç bellidir; varılacak yer ecel ve takdir edilen ecel saatinin, nefesin tamam olmasıdır.

İşte kâfirler de Kur'an'ı soldan sağa okuduklarından, yani şeytanın gösterdiği yerden baktıkları için ve Vâkıa Suresi'nde geçen Ashab-ı Şimal olduklarından onlar cehennem ehlidir ve onların yiyeceği, içeceği ve öleceği zaman bellidir. Onlar gidecek yer olarak cehennemi kendilerine seçerler. İşte Peygamber Efendimiz'e hakaret eden filmdeki gibi, hayatı, Kur'an'ı ve Hz. Muhammed'i doğru okuyup anlamayıp tersinden okuyanların hali işte kırılma noktasıdır. Yani aynası bozuk olanın, gözlüğü bozuk olanın gözü doğru görmez. Hocası şeytan ve askeri olanlar işte doğruları eğri görüp, Kur'an'ı, Allah'ın peygamberlerini ve dostlarını hep tersden okurlar ve onlara hasım ve düşman kesilirler. İşte Ehl-i Beyt ve Mehdî aleyhisselam en çok düşmana sahip olanlardır.

Onlar hayata sağdan sola doğru baktıklarından, ahir zaman ümmeti ise Latin alfabesi ile okuyup soldan sağa bakarlar. Soldan sağa bakan, şeytanın penceresinden bakar. İslam "zekat ver, dağıt, paylaş" der. İnsanlar "patent" der, "benimcilik" der, hepsi "benim" der. İslam "Cuma" der, "cemaat olun" der, "birlik olun" der. İnsanlar atomu böler, insanı milletlere böler, ırklara böler, partilere böler, sokaklara mahallelere böler ve hep ayırırlar. Yine Mehdî bunlarla savaşıp "birlik" der, "beraberlik" der, "cemaat ve ümmet birliği" der ve yine Kur'an'ın yolunu, sağdan gidenlerin yolunu gösterir; insanlar ona hasım ve düşman kesilirler. "Benim" diyenler ile "bizim" diyenlerin savaşıdır bu. "Petrol benim, su benim, hava benim, at benim, araba benim" demek, nihayetinde edebe aykırı sözlere kadar varır. Halbuki tarlasında elma ağacı olan, yağmuru Allah verir, güneşi Allah açar, çiçek olur, böcek ve arıyı Allah gönderir, meyve olur. Meyve olunca hemen "benim" der, benliğe geçirir, toplar, bir de fahiş fiyattan insanları kazıklar. Oysa bunları yaratan Allah, büyüten Allah, çiçek açtıran Allah, güneşi doğduran Allah iken, sen Allah'ın mülkündekine nasıl "benim" diyebiliyorsun? Bir adam araba bulur, keşfeder. Halbuki aklı yaratan Allah'tır. Kendi kuvveti olmadan, akıl hizmetindeki beyin hücrelerine şekeri götüren Allah'ın askeri alyuvarlar ve akyuvarlardır. Nefes almasını sağlayan akciğere sözü geçmezken ve beş dakika Allah'ın yarattığı oksijeni almasa bütün beyin hücreleri ölüp komaya girecek iken ve ona tefekkür, hikmeti veren Allah iken, "arabayı ben buldum, bilgisayarı ben buldum, petrolü ben buldum" diye kendine mal edenler, bir de patent diye bir tekel kurup Allah'ın mülkünü kendi hesaplarına katanlar vardır.

Armudu yaratan Allah iken, armut satanın adını almış; Ahmet'in armudu, Mehmet'in armudu, İtalyan'ın armudu, İspanyol'un armudu olmuş. Nerede kaldı bireycilik ve nerede kaldı Mehdî'nin kuracağı ümmetçilik? Mehdî'nin yasa ve ilkesi ümmetçiliktir. Münker ve Nekir melekleri gelince "Alman mısın, Fransız mısın?" diye sormayacaklar; "Kimin ümmetindensin?" diye soracaklar. Ne diyeceksiniz o zaman? İnsanları bölük pörçük bölüp, insanlara Hristiyan, Yahudi, Müslüman savaşı çıkaranlar ne diyecekler orada? İslam bütündür. İsa'nın dini de, Musa'nın dini de, İbrahim'in dini de İslam'dır. Allah insanlığa din olarak İslam'ı vermiştir.

Armut da topraktan, elma da topraktan, muz da topraktan ve onların aldığı oksijen de, su da hep aynı iken biri armut olur, biri ayva, biri muz olur. Varacakları yer yine aynıdır. İnsan koparıp kabuğunu soyar, yer, ağızdan mideye gider. Sağdan gelenler cennete, soldan gelenler cehenneme ayrılır. Ya gider bir hücre olur, yahut enerji olur, ya da cehenneme gider. Bu dünyada böyle oluyorsa, ahirette de bu dünyada kazandıklarınız vardır. Kim adam oldu, insan oldu ve Kur'an'ı ve Hz. Muhammed'i sağdan sola okudu ve doğruluğu, güzelliği ahlak edindi, Ashab-ı Yemânî oldu ve sağdan gelenler cemaati oldu ve sağdan gelenlerin varacağı mekân cennete yol tuttu demektir. Kim de soldan sağa doğru gitti ve Kur'an'ı ve Hz. Muhammed'i yanlış anladı ve iyiye kötü, bizim olana "benim" dedi, üzüme şarap gözüyle baktı, buğdaya arpaya bira gözüyle baktı, Müslümana terörist gözüyle baktı, Allah'ın verdiği canı vermemenin yollarını aradı, nasıl ölümsüzlüğü bulsak diye uğraştı. Allah'ın etinden sütüne herkese hazırladığı sofrayı görmezden gelip, yere hâkim değilken aya, Mars'a bayrak dikmeye kalktı. Allah'ın mülkünü mü çalmaya çalışıyorsun? Kim verdi sana Mars'ı veya Ay'ı veya Jüpiter'i? Nedir bu her şeyi tekeline alma hevesi, nedir bu benlikçilik? Kırk sene toplarsın, yiyemeden göçüp gidersin. Senin de ecelin tamam olur ve sorunun cevabına varınca, nefes tamam olunca, iki kere iki dört eder sonucu bulunca, artık gerisi teferruattır. Nasıl öldü, ne kazandı, kiminle evlendi... Bunların hepsi geride kaldı, varacağı yere vardı. Sonuç sağdan gelenler için artı bir, artı iki, artı üç; soldan gelenler, tersine gidenler için ise eksi bir, eksi iki, eksi üçtür. Böldükçe, uzaklaştıkça soğuk cehennemin zemheririnin dibine doğru yol alırlar. Müminler her yaptığı amelleri ile hep artmaktalar ve bir ileriye geçmekteler. Yani bir ise iki, iki ise üç olmaktalar. Nâkıs ve kâfir olanlar ise eksi bir, eksi iki, eksi üç gibi hep azalmakta ve cehennemin dibine doğru yol almaktalar.

İşte asansörü kullananlar, her işinin önüne Allah'ın ismini koyanlar; "Allah verdi, Allah buldurdu, Allah yarattı, Allah zengin etti, Allah fakir etti, Allah hastalandırdı, Allah şifa verdi" diyenler, Kur'an'ı doğru okuyan Ashab-ı Yemânîlerdir; sağ taraf cemaati, sağ ashabı, sağ taraf arkadaşlarıdır. Solda birleşenler ise şeytan gibi "ben ben" deyip her şeyi kendi tekeline alıp her şeye patent koyanlardır.

Oysaki Allah'tan geldik, Allah'a döneceğiz.
"Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan, mülk de yalan, gel biraz da sen oyalan."

Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "Ölüm halindekine telkin veriniz (yani 'Lâ ilâhe illallah' demesine ikna ediniz). Kimin son sözü 'Lâ ilâhe illallah' olursa cennete girer." Yani bu haftaki sünnetimiz telkin sünnetidir.

Bir adam günde beş vakit Allah'ı hatırlamıyorsa, namaz kılmıyorsa, yahut her işinin önüne Allah ismini koyup besmele ile yiyip, besmele ile giymiyorsa, besmele ile işe başlamıyorsa ve Allah'a hamd ile bitirmiyorsa, Allah ile varıp Allah ile gelmiyorsa, o kimseye ecel vakti gelince ne kadar telkin verirsen ver, onun son sözü eğer günde beş vakit bir kadını zikrediyorsa, ölürken de Leylâ ise Mecnun, Mecnun ise Leylâ olur ve kelime-i tevhid onun dilinden dökülmez. Yine eğer günde beş vakit araba diye zikrediyorsa son sözü yine onun arabası olur, fabrika ise fabrika, para ise para olur. Kelime-i tevhidi söyleyememesi onun helakini gösterir ve kaybedenlerden olur. Yine son ameline bakılır ve öyle haşrolur. Son ameli hırsızlık ise tilki gibi, son ameli yırtıp parçalamak ise kurt gibi veya son ameli namaz, abdest, tövbe ise o zaman eli yüzü nurlu mümin bir insan sıfatında haşrolur.

Rabbim inananlara son nefeste iman nasip etsin. Yoksa insan helak olur.

Bize babamızın anlattığı bir kıssa geldi şimdi aklıma:
İstanbul Galata Köprüsü'nün altındaki dükkânlardan birinde iki metreden uzun bir ayakkabıcı varmış. Dükkânında elini yerinden kalkmadan raflara uzatır, müşterinin istediği ayakkabıyı verirmiş. Bir adam bu ayakkabıcıya yeni bir ayakkabı sipariş eder. Ayakkabı yapılır, gelir ve adam ayakkabıyı alır, evine giderken vefat eder. Yani giymek nasip olmaz. Ey insanoğlu! Allah dünyanın elini uzun yaratmış. Her ne isterseniz, Mehdî bereketiyle bu ahir zamanda o ayakkabıcı gibi hemen önünüze seriyor. Bugün al, yarın kapında. Yazın Avrupa'da portakal, kışın karpuz yiyebiliyorsunuz. Böyle bolluk dünya yaratılalı olmadı. Her şey bir tıklama kadar yakın. Böyle olunca mal istiflemenin, "benim tekelimde" malları indirmenin âlemi yok. Bizler ahir zamanda Muhammed ve İsa ümmeti ve Mehdî cemaati olacağız. Bu yüzden bu şerefin ve nimetin değerini bilelim ve "benim" demek yerine "bizim" demesini öğrenelim. Kırk sene biriktirenler yemeden koyup gittiler. Boğazdan geçecek lokma belli, boşuna biriktirip sırtınıza yük etmeyin.

Sağlık sektörü bütün dünyada İsa'ya bağlı olmalı ki, O'nun iyi ettiği körden, dirilttiği ölüden, çamurdan yaptığı kuştan ücret almadığı gibi, onun ücreti Cenâb-ı Mevlâ'ya aittir. O yüzden sağlık sektöründen kuruş alınmamalı ve doktorlar ve ilaç sanayii bütün insanlığın hayrına ve kurtuluşuna çalışmalı, devletler bunu kanun haline getirmeli. Bu yüzden Müslüman soldan sağa doğru okurken de işin özünü bozmamalı, yere inenleri tanımalı, çıkarken asansörü kullanmalı, her işin önüne Allah'ı koymalı, aşağı inerken de besmelenin rahmete, suya döndüğünü bilmeli, suyun nimete döndüğünü bilmeli, "Ya Erhamerrahimîn" demesini öğrenmeli. Tekrar yerden nehir olup denize, denizden okyanusa, okyanustan da tekrar semaya yükselmesini bilmeli. Yani gökten rahmet indi, "Erhamerrahimîn" oldu ve o rahmet (yani su) meyve oldu ise, elma armut; sen onun önüne toplarken, yerken, istif ederken besmele koy ki o tekrar Hakk'a, yani geldiği yere vasıl olsun. Yani Allah'tan geldik, Allah'a gideceğiz. Her işinde Allah'ı unutmayan, son nefes ve ecel gelince nasıl Allah demeyi unutsun? Son nefeste Allah ve kelime-i tevhidi söyleyen cennete gidecektir, Peygamber'in (s.a.v.) sözü ile.

Bu vaazımızı da Cenâb-ı Mevlâ cennete göndersin dileklerimizle. Vaazımızın hitamını kelime-i tevhid ile bitirelim.
"Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah."

El-Fatiha maassalavat.

Başağaçlı Raşit Tunca

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 05 Şubat 2018 Salı





Signing of Hamdullah
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca
Smileys-2
Reply


Forum Jump:


Users browsing this thread: 1 Guest(s)