EL BÂRÎ ALLAH
04 Kasım 2012 Pazar
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Ve Sûr'a üfürülür; Allah'ın diledikleri dışında göklerde ve yerde kim varsa hepsi ölür. Sonra ona bir daha üfürülür; bir de bakarsın onlar ayağa kalkmış, bakıyorlar!" (Zümer Suresi, 68)
Sadakallahül azîm.
Esteûzü billâh.
Sûr'a üfürüldüğü zaman göklerde ve yerde olan herkes ölecektir; ancak Allah Teâlâ'nın diledikleri müstesna. Sonra ona bir daha üfürülür, bir de bakarsın onlar (kabirlerinden) kalkmış, bakıyorlar!
En doğru söz, Aziz olan Allah'ın sözüdür. (Zümer Suresi, 68)
Allahümme salli alâ sâhibis sûri İsrafîl aleyhisselâm.
Allahümme salli alâ sâhibil kitâbi cemîi rusûli rabbil âlemîn.
Allahümme salli alâ arşın alâ, kitâbın ve kalem.
Allahümme salli alâ meydân-ı haşri, meydân-ı arasat.
Allahümme salli alâ mîzan.
Ve sellim alâ sâhibiş şefâati.
Ve selâmen ve selâmeten ilel hayri li fil mü'minîne vel mü'minât vel müslimîne vel müslimât fî vakti yevmil karâr ve yevmiddîn.
Velhamdülillâhi rabbil âlemîn, errahmânirrahîm, mâliki yevmiddîn.
İyyâke na'büdü ve iyyâke nesteîn. İhdinessırâtel müstakîm. Sırâtellezîne en'amte aleyhim, gayril mağdûbi aleyhim ve lâd dâllîn. Âmîn, âmîn, âmîn bi hurmeti Tâhâ ve Yâsîn.
Yolculuğumuza başlıyoruz. Yolculuğumuz din gününe doğru olacak.
Hz. Âdem'in (a.s.) yaratılmasından din gününe kadar olan zaman, hakikî takvim zamanı ile 6664 gündür. 665. gün birinci sûra üfürülecek gündür. 666. gün ise ikinci sûra üfürülecek ve din günü olacaktır. Görülüyor ki, güneş takvimine göre bir yıl 365 gün 6 saattir. Ancak Rabbimizin kabul ettiği, küçük takvim olan ay takvimine göre ise 665'in yarısı 332,5 gündür. Yani her sene 1 gün "karar günü"dür. İşte o gün, Hz. Mikâil'e (a.s.) bütün yağacak yağmur adedi, bitecek nebatat adedi, çakacak yıldırım adedi, olacak tufan adedi, deprem adedi, yenilecek içilecek her lokma adedi verilir. Hz. Azrâil'e (a.s.) de alınacak her nefes adedi ve kimlerin doğacağı, kimlerin öleceği listesi verilir. Hz. İsrafil'e (a.s.) ise bir adet "Be" (ب) harfi verilir ki, o "Be" ile kâinatın sonuna ne zaman nokta konulacağı bellidir. Fakat Hz. İsrafil (a.s.) o "Be"ye değil, Azamet-i İlâhiye'den gelecek emre bakar.
İşte müminler söze selam ile başlar ve ayrılırken de selam ile sözü bitirirler. Yani bir dostunuzdan, ailenizden ayrılırken, yine geldiğinizdeki gibi selam vermek veya "Maasselâm" demek sünnettir. Fakat biz Türklerde, gelince selam vermek vardır da, ayrılırken tekrar selam vermek yoktur. Alışmamışlar giderken de selam vermeye. Oysa ayrılıp giderken de Müslüman kardeşin için selam ve selamet dilemek, onun da senin için dilemesi sünnettir. Türkler şimdiye kadar yapmazlardı, ama artık yapmaya alışsalar iyi olur. Çünkü son noktanın ne zaman konulacağı yakın oldu.
Neden derseniz; Rabbimizin müsadesiyle, yeryüzünde son bir "Allah" diyen oldukça kıyamet kopmayacaktır. Ama insanlar görünüşe kanmasınlar. Camiler dolu, hac edenler dolu, yani daha çok Allah diyen var sanmasınlar. Oysa çocuklara namazı anlatmak için büyükler, "Allah deyeceksin" yahut "Ninen 'Allah' diyor" diye namazı tarif ederler. Yani, "Allah demek"ten maksat namazdır. Namazda, farz namazların en büyüğü dört rekattır. Ondan bir küçüğü üç rekattir. Ondan daha küçülünce iki rekattir. Ondan daha küçülünce vitir kalır ki, o da Fâtiha'sı olmayan, bir tekbir ile bir rükû ve iki secdeden sonra tahiyyattır. Ondan bir öncesi ise tahiyyatı olmayan iki şefâattir.
İşte bu son noktanın (ب) konması hususunda Hz. İsrafil'in (a.s.) baktığı yer, yeryüzünde gerçek namaz kılan insanların kaç rekat namaz kılabildikleridir. İşte şeytan (aleyhillâne) namaza müdahale edip insanın namazından çalar. İşte böyle çalına çalına namazdan bir şey kalmaz. Geçen hafta sabah namazı kılarken fark ettim ki, şeytan (aleyhillâne) iki rekatlık sabah namazına da müdahale etti ve yeryüzünde tam tekmil iki rekat namaz kılan kalmamış. Peygamberimizin (s.a.v.) zamanında namaz dört rekatti. Peygamberimiz (s.a.v.) "Asr-ı Saadet"in zamanının ikindi vakti olduğunu söyledi. Biz ise daha önceki vaazlarımızda yazdık; akşam namazı vakti ahir zamandır. Yani en iyi namaz kılanların bu vakitte üç rekat tam tekmil namaz kılabilenlerin vaktiydi. Onların ittiba ettikleri sünnet sebebiyle, yani akşam namazının ardından kılınan evvabin namazı hâtırına idi. Evvabin namazını Nakşiler kılar. Daha 1995'te namaz üç rekat kılınabiliyordu, ama artık maalesef kılanamıyor. Hatta geçen haftadan sonra iki sabah namazına kalkamadım. Bu da gösteriyor ki, artık iki rekat bile namaz kılanamıyor. Bu, bizim (ب) harfine çok yaklaştığımızı gösteriyor.
Sanmayın öyle; camiler dolu, Kâbe'de hac edenler dolu... Geçen bir kiraz çekirdeği kırdım, dişime bakınca aynı kiraz çekirdeği, ama içi boş, içinde ced (gerçek çekirdek) yok. Yani namaz kıldığını zanneden, hac ettiğini zanneden çok, ama gerçek iman sahibi az. Yani çekirdeklerin içi boş. Kâfirden beteri masonlar ve Yahudiler çekirdeklerin içini boşaltmışlar. Namaz var, ama gerçek namaz kılan az; oruç var, ama oruç tutan az; Kâbe'ye giden var, ama hac eden az. Öz yok; yani çekirdek diye kabuklar var.
İşte, eğer şeytan imamın namazından çalarsa, bütün cemaatin namazından çalmış olur. Yine eğer imamın namazı yoksa, bütün cemaatinin namazı yok demektir. Ahir zamanın imamının namazından eğer şeytan çalabiliyorsa, son iki rekat da gitmiş demektir. Bizde olduğu gibi sabah namazı kazaya kalıyorsa ve yani namazı yoksa, onun imam olduğu ahir zaman ümmetinin namazı yok demektir. İmamın namazı yoksa, nasıl cemaatin namazı olsun ki?
İşte ağaçlar aynı, ağaç aynı, meyve gibi görünüyor, ama öyle değil. İçi yok, özü yok artık. O çekirdeklerden aslına giden yol kopmuş, yol aslına gitmiyor. Yani ayvadan aslına gidecek yol yok, elmadan aslına gidecek yol yok. Yol kırılmış ve harita yok artık. Bu da gösteriyor ki, yakın zamanda Kur'an yeryüzünden kalkacaktır. Artık gidecek bütün yollar silinince, bir gün Kur'an açıldığında içinde Kur'an yazılı olmadığı görülecektir; Kur'an ref edilmiş olacaktır.
Biz ne dedik; her bir meyve bir peygamberi temsil eder ve her bir nebat bir tür, bir ümmet. Onların özü gidince, onlara giden yollar kesilmiş demektir. Artık yollar varacağı yere varmıyorsa, bu yollar nereye gidiyordur, artık siz düşünün. Her bir şeyin kâinatla alâkası vardır ve yeryüzünden semaya açılan kapılar vardır. Bu kapılar artık ardından sürgülenince son nokta kalacaktır. "Be" harfinde olduğu gibi, (ب) "Bâb" demektir, yani kapı. Kapı ardından sürgülenince, yeryüzünde bir "Allah" diyen kalır ve o tek "Allah" diyen o son noktadır. O son nokta da ölünce sûra üfürülür.
Peygamberler tarihinden Yüşâ veya Kâleb bin Yüfenna (a.s.)'da kalmıştık. Ondan sonra İsrailoğulları'na HIZKİL (a.s.) peygamber olarak görevlendirildi. HIZKİL (a.s.)'a Hz. İsrafil'in (a.s.) sırrından verilmişti. Onun ümmeti ölmeyi istiyorlardı ki, ölüp bu dünya cefalarından kurtuluversinler. Bunun üzerine Rabbimiz ölmenin inanmayanlar için kurtuluş olmadığını onun ümmetine ispat için Hizkîl (a.s.)'a emir verdi ve o dört bin ölüyü diriltti. Onların halini sordu ve ümmeti duydu. Sonra onlar tekrar öldüler.
İşte bugün bizim bu vaazımızı duyup, "Keşke ölsek de kurtulsak" diyenler olacaktır. Fakat bunun insanlara kurtuluş olmadığının delili, Halîl'de yatan HIZKİL (a.s.)'dır. Bugün Halîl'de zulüm işlenmekte ve HIZKİL (a.s.) rahatsız edilip kaldırıldı. Bu da, yani Hz. İsrafil'in (a.s.) görevinin yaklaştığını ve Hz. İsrafil'in (a.s.) emanetini taşıyanın kalkmasının, son görevin yaklaştığını gösteriyor.
Rabbim, Hizkîl (a.s.) ve onun imanlı ümmetine selam ve salât eylesin.
Ey inananlar! Dünyada (ب) harfini çoğaltın. Yani doğan çocuklarınıza Râbia ve Bekir ismini koyun. "Râbia" dördüncü demektir; yani dördüncü melek, Hz. İsrafil'in (a.s.) sırrı, son nokta. İşte (ب)'ler çoğalınca, o (ب)'ler yeryüzünde oldukça son bir ümit var olacaktır. Elinizdeki çekirdeği dikin, nereye olursa... Belki içinden yeşeren bir çekirdek olur. Her ne kadar çekirdekler boş, içsiz veya içi oynanmış olsa da, içinden bir dirilen çıkar inşallah. Hizkîl (a.s.) hürmetine, o diriltilen dört bin çekirdek hürmetine, ölü iken dirilecek dört bin çekirdeği, Râbia, Üveys ve Bekir'i çoğaltın. Hizkîl (a.s.)'ın dört bin imanlı ümmetini çağırın. İbrahim ismini çoğaltın, Kâbe daha yıkılmasın.
Geçen sene öğrettiğimiz yün eğirme hikmetine talip olanlar bir haftadır huzursuzlar. Zaman geldi; yün eğirip yün çorap giyin. Ama gece örmeyin, gündüz ışığında örün. Lamba yanan evde örmeyin, dışarıda örün. Kapınızın dışına oturun ve kapı önünde örün. Gün karardı mı örmeyi bırakın. O geceden ve lamba ışığında örmüş olanlar varsa, o ördüklerini söksünler, bütün ördüklerini söksünler. Yeryüzünün çeşitli yerlerinde yün eğirip yün çorap ve yün takke örenler bulunsun. Ören bacılarımız, kocasına oğluna onları giydirsin. Bir vakit miktarı giysinler. Bir vakit miktarı en az 1,5 saattir. Kocakarılar kendileri yün çorap giymesinler. HIZKİL (a.s.)'ın lakabı "Kocakarının oğlu" demektir. Rabbim kocakarıdan oğlan evladı meydan getirendir. Kocakarı dünyada da... Rabbim HIZKİLLAR doğursun ve çocuklarınıza bir de HIZKİL adı koyun. Alfabesinde "I" harfi olmayanlar koymasınlar. Yani "I" gibi okunan harfi olmayan devletler bu ismi koymasınlar.
Allah'ın muradı dışında hiçbir hareket olamaz.
Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.
Allah Teâlâ Arş'ı yarattı ve sonra Arş'ı taşıyan melekleri yarattı. O melekler sordular:
"Yâ Rabbi! Bizi niye yarattın?"
Cenâb-ı Bâri buyurdular:
"Arş'ı taşımanız için."
Melekler dediler:
"Arş'ı taşımaya kimin gücü yeter?"
Hazret-i Bâri buyurdu:
"Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh deyin, kaldırırsınız."
Hamele-i Arş melekleri: "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" dediler ve Arş'ı kaldırdılar.
Bu haftaki ikinci sünnetimiz: Günde 100 defa "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" demek, Hamele-i Arş (yani Arş-ı Âlâ'yı taşıyan meleklerin) sünnetidir. Bu sünnete ittiba edelim inşallah.
Rabbim biz sonda kalan ahir zaman ümmetine ve son (ب)'lere yardım etsin inşallah. (ب)'lerinizi çoğaltsın. Ve son olarak, çocuklarınıza bir de "BÂRÎ" ismini koyun.
El-Fâtiha maassalavât.
Başağaçlı Raşit Tunca
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 05 Şubat 2018 Salı, Son Düzeltleme Yapıldı
Original Kar©glan
04 Kasım 2012 Pazar
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Ve Sûr'a üfürülür; Allah'ın diledikleri dışında göklerde ve yerde kim varsa hepsi ölür. Sonra ona bir daha üfürülür; bir de bakarsın onlar ayağa kalkmış, bakıyorlar!" (Zümer Suresi, 68)
Sadakallahül azîm.
Esteûzü billâh.
Sûr'a üfürüldüğü zaman göklerde ve yerde olan herkes ölecektir; ancak Allah Teâlâ'nın diledikleri müstesna. Sonra ona bir daha üfürülür, bir de bakarsın onlar (kabirlerinden) kalkmış, bakıyorlar!
En doğru söz, Aziz olan Allah'ın sözüdür. (Zümer Suresi, 68)
Allahümme salli alâ sâhibis sûri İsrafîl aleyhisselâm.
Allahümme salli alâ sâhibil kitâbi cemîi rusûli rabbil âlemîn.
Allahümme salli alâ arşın alâ, kitâbın ve kalem.
Allahümme salli alâ meydân-ı haşri, meydân-ı arasat.
Allahümme salli alâ mîzan.
Ve sellim alâ sâhibiş şefâati.
Ve selâmen ve selâmeten ilel hayri li fil mü'minîne vel mü'minât vel müslimîne vel müslimât fî vakti yevmil karâr ve yevmiddîn.
Velhamdülillâhi rabbil âlemîn, errahmânirrahîm, mâliki yevmiddîn.
İyyâke na'büdü ve iyyâke nesteîn. İhdinessırâtel müstakîm. Sırâtellezîne en'amte aleyhim, gayril mağdûbi aleyhim ve lâd dâllîn. Âmîn, âmîn, âmîn bi hurmeti Tâhâ ve Yâsîn.
Yolculuğumuza başlıyoruz. Yolculuğumuz din gününe doğru olacak.
Hz. Âdem'in (a.s.) yaratılmasından din gününe kadar olan zaman, hakikî takvim zamanı ile 6664 gündür. 665. gün birinci sûra üfürülecek gündür. 666. gün ise ikinci sûra üfürülecek ve din günü olacaktır. Görülüyor ki, güneş takvimine göre bir yıl 365 gün 6 saattir. Ancak Rabbimizin kabul ettiği, küçük takvim olan ay takvimine göre ise 665'in yarısı 332,5 gündür. Yani her sene 1 gün "karar günü"dür. İşte o gün, Hz. Mikâil'e (a.s.) bütün yağacak yağmur adedi, bitecek nebatat adedi, çakacak yıldırım adedi, olacak tufan adedi, deprem adedi, yenilecek içilecek her lokma adedi verilir. Hz. Azrâil'e (a.s.) de alınacak her nefes adedi ve kimlerin doğacağı, kimlerin öleceği listesi verilir. Hz. İsrafil'e (a.s.) ise bir adet "Be" (ب) harfi verilir ki, o "Be" ile kâinatın sonuna ne zaman nokta konulacağı bellidir. Fakat Hz. İsrafil (a.s.) o "Be"ye değil, Azamet-i İlâhiye'den gelecek emre bakar.
İşte müminler söze selam ile başlar ve ayrılırken de selam ile sözü bitirirler. Yani bir dostunuzdan, ailenizden ayrılırken, yine geldiğinizdeki gibi selam vermek veya "Maasselâm" demek sünnettir. Fakat biz Türklerde, gelince selam vermek vardır da, ayrılırken tekrar selam vermek yoktur. Alışmamışlar giderken de selam vermeye. Oysa ayrılıp giderken de Müslüman kardeşin için selam ve selamet dilemek, onun da senin için dilemesi sünnettir. Türkler şimdiye kadar yapmazlardı, ama artık yapmaya alışsalar iyi olur. Çünkü son noktanın ne zaman konulacağı yakın oldu.
Neden derseniz; Rabbimizin müsadesiyle, yeryüzünde son bir "Allah" diyen oldukça kıyamet kopmayacaktır. Ama insanlar görünüşe kanmasınlar. Camiler dolu, hac edenler dolu, yani daha çok Allah diyen var sanmasınlar. Oysa çocuklara namazı anlatmak için büyükler, "Allah deyeceksin" yahut "Ninen 'Allah' diyor" diye namazı tarif ederler. Yani, "Allah demek"ten maksat namazdır. Namazda, farz namazların en büyüğü dört rekattır. Ondan bir küçüğü üç rekattir. Ondan daha küçülünce iki rekattir. Ondan daha küçülünce vitir kalır ki, o da Fâtiha'sı olmayan, bir tekbir ile bir rükû ve iki secdeden sonra tahiyyattır. Ondan bir öncesi ise tahiyyatı olmayan iki şefâattir.
İşte bu son noktanın (ب) konması hususunda Hz. İsrafil'in (a.s.) baktığı yer, yeryüzünde gerçek namaz kılan insanların kaç rekat namaz kılabildikleridir. İşte şeytan (aleyhillâne) namaza müdahale edip insanın namazından çalar. İşte böyle çalına çalına namazdan bir şey kalmaz. Geçen hafta sabah namazı kılarken fark ettim ki, şeytan (aleyhillâne) iki rekatlık sabah namazına da müdahale etti ve yeryüzünde tam tekmil iki rekat namaz kılan kalmamış. Peygamberimizin (s.a.v.) zamanında namaz dört rekatti. Peygamberimiz (s.a.v.) "Asr-ı Saadet"in zamanının ikindi vakti olduğunu söyledi. Biz ise daha önceki vaazlarımızda yazdık; akşam namazı vakti ahir zamandır. Yani en iyi namaz kılanların bu vakitte üç rekat tam tekmil namaz kılabilenlerin vaktiydi. Onların ittiba ettikleri sünnet sebebiyle, yani akşam namazının ardından kılınan evvabin namazı hâtırına idi. Evvabin namazını Nakşiler kılar. Daha 1995'te namaz üç rekat kılınabiliyordu, ama artık maalesef kılanamıyor. Hatta geçen haftadan sonra iki sabah namazına kalkamadım. Bu da gösteriyor ki, artık iki rekat bile namaz kılanamıyor. Bu, bizim (ب) harfine çok yaklaştığımızı gösteriyor.
Sanmayın öyle; camiler dolu, Kâbe'de hac edenler dolu... Geçen bir kiraz çekirdeği kırdım, dişime bakınca aynı kiraz çekirdeği, ama içi boş, içinde ced (gerçek çekirdek) yok. Yani namaz kıldığını zanneden, hac ettiğini zanneden çok, ama gerçek iman sahibi az. Yani çekirdeklerin içi boş. Kâfirden beteri masonlar ve Yahudiler çekirdeklerin içini boşaltmışlar. Namaz var, ama gerçek namaz kılan az; oruç var, ama oruç tutan az; Kâbe'ye giden var, ama hac eden az. Öz yok; yani çekirdek diye kabuklar var.
İşte, eğer şeytan imamın namazından çalarsa, bütün cemaatin namazından çalmış olur. Yine eğer imamın namazı yoksa, bütün cemaatinin namazı yok demektir. Ahir zamanın imamının namazından eğer şeytan çalabiliyorsa, son iki rekat da gitmiş demektir. Bizde olduğu gibi sabah namazı kazaya kalıyorsa ve yani namazı yoksa, onun imam olduğu ahir zaman ümmetinin namazı yok demektir. İmamın namazı yoksa, nasıl cemaatin namazı olsun ki?
İşte ağaçlar aynı, ağaç aynı, meyve gibi görünüyor, ama öyle değil. İçi yok, özü yok artık. O çekirdeklerden aslına giden yol kopmuş, yol aslına gitmiyor. Yani ayvadan aslına gidecek yol yok, elmadan aslına gidecek yol yok. Yol kırılmış ve harita yok artık. Bu da gösteriyor ki, yakın zamanda Kur'an yeryüzünden kalkacaktır. Artık gidecek bütün yollar silinince, bir gün Kur'an açıldığında içinde Kur'an yazılı olmadığı görülecektir; Kur'an ref edilmiş olacaktır.
Biz ne dedik; her bir meyve bir peygamberi temsil eder ve her bir nebat bir tür, bir ümmet. Onların özü gidince, onlara giden yollar kesilmiş demektir. Artık yollar varacağı yere varmıyorsa, bu yollar nereye gidiyordur, artık siz düşünün. Her bir şeyin kâinatla alâkası vardır ve yeryüzünden semaya açılan kapılar vardır. Bu kapılar artık ardından sürgülenince son nokta kalacaktır. "Be" harfinde olduğu gibi, (ب) "Bâb" demektir, yani kapı. Kapı ardından sürgülenince, yeryüzünde bir "Allah" diyen kalır ve o tek "Allah" diyen o son noktadır. O son nokta da ölünce sûra üfürülür.
Peygamberler tarihinden Yüşâ veya Kâleb bin Yüfenna (a.s.)'da kalmıştık. Ondan sonra İsrailoğulları'na HIZKİL (a.s.) peygamber olarak görevlendirildi. HIZKİL (a.s.)'a Hz. İsrafil'in (a.s.) sırrından verilmişti. Onun ümmeti ölmeyi istiyorlardı ki, ölüp bu dünya cefalarından kurtuluversinler. Bunun üzerine Rabbimiz ölmenin inanmayanlar için kurtuluş olmadığını onun ümmetine ispat için Hizkîl (a.s.)'a emir verdi ve o dört bin ölüyü diriltti. Onların halini sordu ve ümmeti duydu. Sonra onlar tekrar öldüler.
İşte bugün bizim bu vaazımızı duyup, "Keşke ölsek de kurtulsak" diyenler olacaktır. Fakat bunun insanlara kurtuluş olmadığının delili, Halîl'de yatan HIZKİL (a.s.)'dır. Bugün Halîl'de zulüm işlenmekte ve HIZKİL (a.s.) rahatsız edilip kaldırıldı. Bu da, yani Hz. İsrafil'in (a.s.) görevinin yaklaştığını ve Hz. İsrafil'in (a.s.) emanetini taşıyanın kalkmasının, son görevin yaklaştığını gösteriyor.
Rabbim, Hizkîl (a.s.) ve onun imanlı ümmetine selam ve salât eylesin.
Ey inananlar! Dünyada (ب) harfini çoğaltın. Yani doğan çocuklarınıza Râbia ve Bekir ismini koyun. "Râbia" dördüncü demektir; yani dördüncü melek, Hz. İsrafil'in (a.s.) sırrı, son nokta. İşte (ب)'ler çoğalınca, o (ب)'ler yeryüzünde oldukça son bir ümit var olacaktır. Elinizdeki çekirdeği dikin, nereye olursa... Belki içinden yeşeren bir çekirdek olur. Her ne kadar çekirdekler boş, içsiz veya içi oynanmış olsa da, içinden bir dirilen çıkar inşallah. Hizkîl (a.s.) hürmetine, o diriltilen dört bin çekirdek hürmetine, ölü iken dirilecek dört bin çekirdeği, Râbia, Üveys ve Bekir'i çoğaltın. Hizkîl (a.s.)'ın dört bin imanlı ümmetini çağırın. İbrahim ismini çoğaltın, Kâbe daha yıkılmasın.
Geçen sene öğrettiğimiz yün eğirme hikmetine talip olanlar bir haftadır huzursuzlar. Zaman geldi; yün eğirip yün çorap giyin. Ama gece örmeyin, gündüz ışığında örün. Lamba yanan evde örmeyin, dışarıda örün. Kapınızın dışına oturun ve kapı önünde örün. Gün karardı mı örmeyi bırakın. O geceden ve lamba ışığında örmüş olanlar varsa, o ördüklerini söksünler, bütün ördüklerini söksünler. Yeryüzünün çeşitli yerlerinde yün eğirip yün çorap ve yün takke örenler bulunsun. Ören bacılarımız, kocasına oğluna onları giydirsin. Bir vakit miktarı giysinler. Bir vakit miktarı en az 1,5 saattir. Kocakarılar kendileri yün çorap giymesinler. HIZKİL (a.s.)'ın lakabı "Kocakarının oğlu" demektir. Rabbim kocakarıdan oğlan evladı meydan getirendir. Kocakarı dünyada da... Rabbim HIZKİLLAR doğursun ve çocuklarınıza bir de HIZKİL adı koyun. Alfabesinde "I" harfi olmayanlar koymasınlar. Yani "I" gibi okunan harfi olmayan devletler bu ismi koymasınlar.
Allah'ın muradı dışında hiçbir hareket olamaz.
Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.
Allah Teâlâ Arş'ı yarattı ve sonra Arş'ı taşıyan melekleri yarattı. O melekler sordular:
"Yâ Rabbi! Bizi niye yarattın?"
Cenâb-ı Bâri buyurdular:
"Arş'ı taşımanız için."
Melekler dediler:
"Arş'ı taşımaya kimin gücü yeter?"
Hazret-i Bâri buyurdu:
"Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh deyin, kaldırırsınız."
Hamele-i Arş melekleri: "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" dediler ve Arş'ı kaldırdılar.
Bu haftaki ikinci sünnetimiz: Günde 100 defa "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" demek, Hamele-i Arş (yani Arş-ı Âlâ'yı taşıyan meleklerin) sünnetidir. Bu sünnete ittiba edelim inşallah.
Rabbim biz sonda kalan ahir zaman ümmetine ve son (ب)'lere yardım etsin inşallah. (ب)'lerinizi çoğaltsın. Ve son olarak, çocuklarınıza bir de "BÂRÎ" ismini koyun.
El-Fâtiha maassalavât.
Başağaçlı Raşit Tunca
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 05 Şubat 2018 Salı, Son Düzeltleme Yapıldı
Original Kar©glan
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
