EDEP, ADAP VE SOFRA ADABI
12 Mayıs 2012
Euzubillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm
"Şüphesiz iman edip salih ameller işleyenler; işte onlar yaratılmışların en hayırlısıdırlar." (Beyyine Suresi, 7. Ayet)
Allah’ım! Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v.) ve O’nun aline salat ve selam eyle. Hz. Yunus, Hz. Musa, Hz. İbrahim, Hz. Hızır ve tüm peygamberlerin üzerine rahmetin olsun.
1. Manevi Budama: Nefis Terbiyesi
Edep ve adap, hayatın her alanını kuşatan bir nizamdır. Mümin, tıpkı bir bahçıvanın elindeki meyve ağacı gibi terbiye edilmeye muhtaçtır. Bahar geldiğinde ağaçlar budanır; gereksiz dallar kesilir ki ağaç gücünü gövdeye değil, meyveye versin.
Terbiye edilmemiş bir nefis, ormandaki yabani bir ağaç gibidir; kendi başına büyür ama meyvesi zahmetli ve az olur. Oysa mümin, bir peygamberin veya bir mürşidin nezaretinde "budanarak" (nefsini terbiye ederek) en güzel meyveleri vermeye hazırlanır. Her insanın yaratılışında (cibilliyatında) farklı bir tat vardır; kimisi limon gibi ekşi ama şifa verici, kimisi şeker gibi tatlı ama besleyicidir. Önemli olan, bu özellikleri hayır yolunda kullanmaktır.
2. Mürşid ve Seyr-ü Süluk
Kişi nefsini bildiğinde Rabbini de bilir. Hakiki bir mürşid, müridinin özündeki cevheri bulmasına yardımcı olur. Mürid, o manevi bahçede bir gül ise, açtığında rayihasıyla çevresine huzur verir. Şehitlik mertebesi de bir gülün en güzel vaktinde dalından koparılıp sevgiliye (Allah’a) sunulması gibidir. Onlar, ölümü bir yok oluş değil, ebedi bir koku gibi cennet iklimine dahil oluş olarak görürler.
3. Sofra Adabı ve Manevi Rızık
Maneviyatın temeli, vücuda giren lokmanın temizliği ve edebiyle başlar. Nimet, sofraya gelene kadar pek çok evreden geçer. Onu yerken gösterilen edep, aslında o nimeti yaratan Allah’a olan saygıdır.
Sünnete Uygun Oturuş: Geleneksel sofra düzeninde, dizlerin bükülerek mideye hafif baskı yapacak şekilde oturulması sünnettir. Bu oturuş biçimi, hem doygunluk hissinin çabuk oluşmasını sağlar hem de vücut sağlığını korur.
Besmelenin Sırrı: Yemeğe Besmele ile başlamak, o rızkı "imanlı" bir enerjiye dönüştürür. Besmele ile yenen lokma, vücutta hayırlı işler yapacak bir kuvvete dönüşür ve manevi bir seyahate (seyr-ü süluk) çıkar. Besmele unutulduğunda ise lokmanın bereketi kaçar ve o enerji nefsin veya şerli duyguların hizmetine girer.
4. Hayvanların Dili ve Kaderin Uyarıları
Geçmiş zamanlarda bir zat, hayvanların dilini öğrenmeyi çok arzu etmiş. Bir peygamberin (a.s.) uyarısına rağmen ısrar edince, bu ilim kendisine verilmiş. Eve gidip sofraya oturduğunda horoz ile köpeğin konuşmasına şahit olmuş:
Horoz: "Yarın sahibimizin atı ölecek, bize büyük ziyafet var!" demiş.
Adam bunu duyunca hemen atını satmış ve zarar etmekten kurtulduğunu sanmış.
Ertesi gün eşeği, sonraki gün ise devesi için aynı şeyi duymuş ve hepsini önceden satmış. Ancak en sonunda horozun şunu dediğini duymuş: "Yarın asıl büyük ziyafet var, çünkü sahibimiz vefat edecek!"
Adam dehşetle peygambere koşmuş. Peygamber (a.s.) ona şu hikmetli dersi vermiş: "Sana gelecek olan bela önce malına geldi, sen malını koruyup sadaka vermek yerine kaçtın; sonra canına geldi. Eğer sabretseydin, o kayıplar senin canına siper olacaktı." Bu kıssa bizlere gösterir ki; başımıza gelen maddi kayıplar bazen manevi ve hayati bir kurtuluşun bedelidir.
5. Son Söz: Hak Yoluna Sadakat
Yol çoktur ama Allah’a ulaştıran yol edep ve sadakatten geçer. Ahir zamanda hidayet bulmak; güneşi inkar etmemek, hakikat rehberlerine sırt çevirmemekle mümkündür. Rabbim bizleri salihlerle ve sadıklarla beraber eylesin. Gönüllerimizi Muhammedî bir bahçenin gülleri gibi uyandırsın.
El-Fatiha maassalavat.
12 Mayıs 2012
Euzubillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm
"Şüphesiz iman edip salih ameller işleyenler; işte onlar yaratılmışların en hayırlısıdırlar." (Beyyine Suresi, 7. Ayet)
Allah’ım! Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v.) ve O’nun aline salat ve selam eyle. Hz. Yunus, Hz. Musa, Hz. İbrahim, Hz. Hızır ve tüm peygamberlerin üzerine rahmetin olsun.
1. Manevi Budama: Nefis Terbiyesi
Edep ve adap, hayatın her alanını kuşatan bir nizamdır. Mümin, tıpkı bir bahçıvanın elindeki meyve ağacı gibi terbiye edilmeye muhtaçtır. Bahar geldiğinde ağaçlar budanır; gereksiz dallar kesilir ki ağaç gücünü gövdeye değil, meyveye versin.
Terbiye edilmemiş bir nefis, ormandaki yabani bir ağaç gibidir; kendi başına büyür ama meyvesi zahmetli ve az olur. Oysa mümin, bir peygamberin veya bir mürşidin nezaretinde "budanarak" (nefsini terbiye ederek) en güzel meyveleri vermeye hazırlanır. Her insanın yaratılışında (cibilliyatında) farklı bir tat vardır; kimisi limon gibi ekşi ama şifa verici, kimisi şeker gibi tatlı ama besleyicidir. Önemli olan, bu özellikleri hayır yolunda kullanmaktır.
2. Mürşid ve Seyr-ü Süluk
Kişi nefsini bildiğinde Rabbini de bilir. Hakiki bir mürşid, müridinin özündeki cevheri bulmasına yardımcı olur. Mürid, o manevi bahçede bir gül ise, açtığında rayihasıyla çevresine huzur verir. Şehitlik mertebesi de bir gülün en güzel vaktinde dalından koparılıp sevgiliye (Allah’a) sunulması gibidir. Onlar, ölümü bir yok oluş değil, ebedi bir koku gibi cennet iklimine dahil oluş olarak görürler.
3. Sofra Adabı ve Manevi Rızık
Maneviyatın temeli, vücuda giren lokmanın temizliği ve edebiyle başlar. Nimet, sofraya gelene kadar pek çok evreden geçer. Onu yerken gösterilen edep, aslında o nimeti yaratan Allah’a olan saygıdır.
Sünnete Uygun Oturuş: Geleneksel sofra düzeninde, dizlerin bükülerek mideye hafif baskı yapacak şekilde oturulması sünnettir. Bu oturuş biçimi, hem doygunluk hissinin çabuk oluşmasını sağlar hem de vücut sağlığını korur.
Besmelenin Sırrı: Yemeğe Besmele ile başlamak, o rızkı "imanlı" bir enerjiye dönüştürür. Besmele ile yenen lokma, vücutta hayırlı işler yapacak bir kuvvete dönüşür ve manevi bir seyahate (seyr-ü süluk) çıkar. Besmele unutulduğunda ise lokmanın bereketi kaçar ve o enerji nefsin veya şerli duyguların hizmetine girer.
4. Hayvanların Dili ve Kaderin Uyarıları
Geçmiş zamanlarda bir zat, hayvanların dilini öğrenmeyi çok arzu etmiş. Bir peygamberin (a.s.) uyarısına rağmen ısrar edince, bu ilim kendisine verilmiş. Eve gidip sofraya oturduğunda horoz ile köpeğin konuşmasına şahit olmuş:
Horoz: "Yarın sahibimizin atı ölecek, bize büyük ziyafet var!" demiş.
Adam bunu duyunca hemen atını satmış ve zarar etmekten kurtulduğunu sanmış.
Ertesi gün eşeği, sonraki gün ise devesi için aynı şeyi duymuş ve hepsini önceden satmış. Ancak en sonunda horozun şunu dediğini duymuş: "Yarın asıl büyük ziyafet var, çünkü sahibimiz vefat edecek!"
Adam dehşetle peygambere koşmuş. Peygamber (a.s.) ona şu hikmetli dersi vermiş: "Sana gelecek olan bela önce malına geldi, sen malını koruyup sadaka vermek yerine kaçtın; sonra canına geldi. Eğer sabretseydin, o kayıplar senin canına siper olacaktı." Bu kıssa bizlere gösterir ki; başımıza gelen maddi kayıplar bazen manevi ve hayati bir kurtuluşun bedelidir.
5. Son Söz: Hak Yoluna Sadakat
Yol çoktur ama Allah’a ulaştıran yol edep ve sadakatten geçer. Ahir zamanda hidayet bulmak; güneşi inkar etmemek, hakikat rehberlerine sırt çevirmemekle mümkündür. Rabbim bizleri salihlerle ve sadıklarla beraber eylesin. Gönüllerimizi Muhammedî bir bahçenin gülleri gibi uyandırsın.
El-Fatiha maassalavat.
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
