RÂZİYE - RIZÂ - MARZİYE ve SAFİYYE
02.08.2012 Perşembe
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm
Kul hüvallâhü ehad
Allahüssamed
Lem yelid ve lem yûled
Ve lem yekün lehû küfüven ehad.
(Sâdakallâhül azîm)
İhlâs Suresi
Allahümme salli alâ tabîbi kulûbünâ Muhammed
Allahümme salli alâ şefîi zünûbinâ Muhammed
Allahümme salli alâ tâhiri kulûbünâ Muhammed
Allahümme salli alâ kulûbün nûr Seyyidinâ Muhammed.
Yolculuğumuza Başlıyoruz
Yolculuğumuz, Marziye makamı hakkında başlayacak. Yani Marziye demek, Allahü Teâlâ'nın kendisini sevdiği kulları demektir; yani Allah'ın o kulundan razı olduğu kulları. Bu makam alınmaz; ancak Allahü Teâlâ tarafından, Rabbimizin seçmiş olduğu kullarına verilir.
Nefs-i Râziye makamı ise kesbedilir. Yani bir kula Allah bela verir, sabreder, razı olur; yahut hastalık verir, sabreder, razı olur; yahut bir sakatlığı vardır, sabreder, ecrini artırır; yahut zulüm görür, sabreder; yahut hakeza hakeza... Yani işte Râziye makamı kesbedilir. Hani Yûsuf aleyhisselam da zina etmedi, sabretti. Kuyuya düştü, kuyudan çıkarıldı, köle yaptılar, sattılar, yine sabretti. Sonra Züleyha yakasına yapıştı, sonra yine sabrı sonucu bu sefer zindana atıldı, yine sabretti ve sonunda zindandan çıkıp Mısır'a sultan oldu. Bir kuldan birisi razı olmadı mı derler ki: "Bana gelme de, istersen git Mısır'a sultan ol." Yani işte Rızâ makamı sabır neticesi kesbedilir. Sabır ile ham koruk helva olur derler. Yahut sabır acıdır, meyvesi tatlıdır derler. Evet, Allah bir kulunu dertle, cile ile sınadı mı, Eyyûb gibi olursun, on sekiz sene sabretmek zorunda kalırsın; yahut Derviş Yunus gibi kırk sene sabretmek zorunda kalırsın.
İşte Râziye makamına alınacak kimse, ilk anda ne yaptığına bakılır. Yani Züleyha geldi, "Hadi" diyor, sen de kabul ettin, yapıştın Züleyha'ya, iş bitti. Yahut "Acaba kocası duyarsa" dedin; yani niyetin var ama korkuyorsun, kaybettin; ilk amel, kalbine ilk doğan şey. Sonra mesela tam sen de Züleyha'ya yapışacaktın, birisi kapıdan giriverdi, iş yarıda kaldı, yine niyet bozuk, kaybettin; senden Râziye olmaz. Velhasıl kelam, Râziye kız ismidir, Marziye de kız ismidir. Yani Râziye, yani "ırz" demek de Arapça Râziye isminden türemiştir. Yani işte Züleyha meselesi ve Râziye makamına çıkış. Yûsuf aleyhisselam diyor ki: "Bana bir burhan gözükmeseydi ben de yanılanlardan olacaktım." Yani rivayet olunur ki, o an babasının sureti gözükür ve "Şşşt!" diye ona kızar. Onu görünce Yûsuf Züleyha'ya sırtını döner. Yani Yûsuf aleyhisselam Râziye makamını kazanamamıştır; çünkü ilk ittibası, o burhan gözükmese o da Züleyha'ya yapışacaktı. Yani o yüzden Râziye'de ilk intiba ele alınır.
Fakat Yûsuf her ne kadar Râziye makamını kazanmasa da, o Marziye makamındadır; çünkü onu Rabbimiz sevmiştir ve seçmiştir; yani Allah'ın razı olduğu bir kulu. Yani Marziye kesbedilmez, direkt Cenab-ı Mevlâ verir.
Yine Yunus Efendimiz çağırdı çağırdı, ümmetini kabul eden yok, artık bıktı ve kaçmayı denedi. Yani kaçarken de gemiye bindi, kura çektiler, kaybeden o oldu. Yani o kaçıyor, sabır peşinden kovalıyor; o kaçıyor, sabır peşinden kovalıyor; sonunda denize atladı, bu sefer balık yuttu, yine sabır peşinden kovalıyor. Yani sabır, affedersiniz köpek gibi; köpek nasıl kaçanı daha çok kovalarsa, işte Râziye makamına alınacak bir kul sabır ile imtihan edilir; her olayda ilk intibasına bakılır. İlk intiba doğru mu, yanlış mı? Yani Züleyha'yı kucaklayıvermek mi istiyor, yoksa "Ben Allah'tan korkarım" mı diyor? Yerde bir kese altın var, görünce kimse görmeden cebe atıveren mi diyor, yoksa etrafına bakıp "Kim düşürdü bunu?" diye sahibini çağırmak için avazlanıyor mu? Yahut etrafına bakıp gören var mı, şunu hemen alıp cebe atıveren mi diyor? Yani ilk intiba. İlk intiba yanlış ise, bir daha imtihan edilir, affedersiniz köpek kovalar gibi kovalanır ve o makamı kaybeden düşmeye başlar. Yani ırz sadece namus değil, insanın haysiyeti, şerefidir. Şerefli insan yerdekini almayı değil, sahibini bulmayı düşünür; yahut Züleyha'ya daha burhan gözükmeden sırtını döner.
RIZÂ ise erkek ismidir; yani boyun eğmek. Yani kesen Hak ise, o zaman "Hakk'ın kestiği parmak acımaz" diyebilendir. Burada da son intibaya bakılır; işin sonu nereye varıyor, yahut kime varıyor? Son intiba ne? Bir insan Râziye makamını kazanabildiği gibi, Rızâ makamını da kazanabilir. İsmail Efendimiz Rızâ makamını kazananlardandır. Yani "Oğlum, seni rüyamda kesmeye yatırdım" deyince, babası "Eğer Rabbin böyle emrettiyse buyur, boynum kıldan ince, kes baba" diyen; yani Rızâ, Râziye'den daha yukarı olan makamdır; son intiba. Yani bir kimse bir olay oldu mu, bu işin sonu nereye varıyor deyince, eğer sonda Hakk Teâlâ'yı görürse, o zaman o hususta Rızâ makamını kazanır.
Bir sonraki ibadeti gözetirsek, işte kurbanlık debeleniyorsa, sen daha Rızâ'yı kazanmadın demektir. Yani kurbanın var ama boyun eğmedin demektir. Yani öyle kurban kesenler var ki, onların kurbanı yerine ulaşmaz. Neden? Çünkü kurban boyun eğmektir.
Yunus Efendimiz imtihan olmuş, gemide kura çekmişler, ona çıkmış. Kaptan "Olmaz" demiş, "Sen öyle kötü bir adam değilsin, seni gemiden atmayız" demiş, "Bir daha çekelim kura" demiş ve bir daha çekmişler, yine Yunus çıkmış. Bunu gören Yunus kendini atmış denize. Geçenki vaazımızda ne dedik? Hakkalyakîn olayın içinde yaşayan, yani olayın farkına varan demektir; her an huzurda olduğunu fark eden demektir; müsebbibi billâh olmak demektir; yani her şeyin sebebini Hakk'a bağlayabilendir. "Görelim Mevlâ neyler, neylerse güzel eyler." Hacı Bayram Veli'ye Allah bolca rahmet etsin inşallah.
Bülbül gül tomurcuğuna âşık olmuş, başında beklermiş; ne zaman açacak diye bekler, bekler, yorulur, uykusu gelir. Sadece bir anlık uykuya dalıverir, o an gül açıverirmiş. Gözlerini açınca bakarki gül açmış; başlar feryat figan etmeye, öter de öter, öter de öter durur. Yani biz de bülbül olduk, şakıyoruz herkese, dinlesinler diye vaaz ediyoruz. Ama işte bülbülün şakıması, gülü açarken yakalayamamasındandır. Yani bülbül kaderine razı olursa, ne feryat kalır ne de figan. Bülbül beklemekten yorulur ama gül yorulmaz.
Yani işte Âdem Atamız'ı Cenab-ı Mevlâ halkedince testi gibi imiş, vurunca "tın tın" yapıyormuş. O yüzden toprağın adına "tîn" denilir Arapça'da; yani "tın tın" eden demek. Cennette daha ruh üfürülmeden boylu boyunca yatıyormuş. Melekler bakarken, gören Azâzîl hemen gelir oraya: "Bu ne, neye bakıyorsunuz?" der. Âdem'i görünce, şöyle ağzından girer, içini dolaşır çıkar ve "Hakk tüü!" diye Âdem Atamız'ın göbeğine tükürür: "Bu her ne ise yere göğe sığmaz" der. "Eğer bu bana emir verilirse ben ona itaat etmem" der. Bundan haberdar olan Rabbimiz hemen Cebrâil'i gönderir ve Âdem Atamız'ın "tın tın" eden testi gibi toprağındaki o şeytanın tükürüğü bulaşan yerini temizlettirir ve o parçayı ister. Ve onu böler ve bir parçasından hurma halkeder, diğer parçasından köpek halkolur.
Ve işte köpek, insandan kopan parça olduğundan insana çok yakın dosttur; yani insanın köpeği onun kendinden kopan parçasıdır, eksik yanıdır. Ve yine köpek kızıştı mı dişlerini gösteriverir ve "köpek dişi" vardır; yani işte o şeytandan bulaşan tükürük sebebiyle sivri ve can acıtan yeri. Ve yine hurma, işte yine insanın kendinden kopan eksik parçasıdır. Onu yiyen, yerken "Bismillah" deyip "Şifa ver ya Rabbi" derse, vücudunda o an ne eksik, neye ihtiyacı varsa sanki o ihtiyacı olduğu parçanın yediğiymiş gibi, onun yerine konur vücutta hurma, ve şifa olur. Yine hurma ağacı dikenlidir, aynı köpek dişinin sivriliği gibi, o şeytan tükürüğü bulaşması sebebiyle.
Ve gelelim konumuza: İşte köpek insanın parçasıdır ve geceleri bekler ve sabaha kadar hav hav der, tam rızık dağıtılacağı zaman uykuya varırmış. Yani işte o yüzden ona kapının dışı verilmiştir. Kedi evde sedirde oturur ama köpek dışarda kulübede; yani rahmeti kıl payı kaçıran. İşte bülbül de bekler bekler, tam gül açacak iken uykuya varır. Yani işte Kıtmîr, Ashab-ı Kehf'in köpeği, derler ki üç yüz sene uyumamış; Kehf Ashabı mağaradan giderler de "Ben kalırım" diye gözünü kırpmamış ve mağaranın ağzına doğru ayaklarını uzatmış, beklemiş ve bu bekleyiş yüzünden cenneti kazanmıştır.
Yani ey insanoğlu, biz dedik ki hiç uyumayan horozlar var, müezzinler var dedik. Bundan sonra kâfirler ve kâfir deccal uyumadan durmayı denedi ve başardı. Ama ey ahmak, sen kaç sene daha uyumayacaksın? Allah'ın hiç gözünü kırpmadan 309 küsur sene bekleyen Kıtmîr kulunun köpeği var. Sen yine Allah'ın koyduğu sınırı aşamazsın; sen öyle üç yüz sene uyumadan duramazsın; çünkü boynunun vurulacağı zaman yaklaştı, senin ömrün kifayet etmez öyle üç yüz sene uyumamaya.
Nice köpekler vardır, gece sabaha kadar barlarda, diskoteklerde sürterler; sabah olunca seher vaktinde sızarlar ve Allah'ın rahmetini kaçırırlar. İşte böyle içki tiryakileri, sigara tiryakileri olduğu gibi, hurma tiryakiliği de vardır.
Hurma tiryakiliğinin bahsine gelince: Süleyman aleyhisselam Belkıs'a mektup yazıp "Ben oraya gelmeden çabuk imana gelip Allah'a ve rasulüne itaat edin" deyince, Belkıs'ın sarayındaki âlimler bir grup hazırladılar ve onlara üç soru verdiler: "Bunu Süleyman'a sorun, o gerçek peygamber mi anlayalım" dediler. Ve o grup Süleyman aleyhisselamın yanına geldiler ve sordular ve ona iki inci takdim edip: "Bu inciye insan ve cin eli değmeden delinmiş delikten iplik geçirmeni istiyor Belkıs" dediler. Bunun üzerine Süleyman aleyhisselam ordusunu topladı ve sordu: "Kim bu inciyi bir uçtan bir uca delip iplik geçirecek?" dedi. Ve o an hurmada bulunan bir kızıl hurma kurdu "Ben" dedi, "Yaparım" dedi. Ve Süleyman aleyhisselam onun kafasına iplik bağladı ve hurma kurdu inciyi bir uçtan bir uca deldi ve ipliği geçirdi. Ve o kurt yine hurma ağacından olan Süleyman'ın asasını kırk senede deldi ve Süleyman aleyhisselamın öldüğünü kâfir cinler ve şeytanlar kırk sene sonra anladılar. İşte o kurdu Süleyman aleyhisselam hep yanında asasında taşırdı. İşte bu kızıl kurt da, herkes içki tiryakisi, sigara tiryakisi olduğu gibi, hurma tiryakisiydi. Yani Sebe Melikesi'nin halkı hurma kurdu cibilliyatındaydı ve onlardan iman edip Süleyman'a katılan bir âlim vardı; işte onun cibilliyatı o asasını en son kemiren ve Süleyman'dan kırk sene sonra vefat eden âlim idi.
Süleyman Mescidi derler Mescid-i Aksa'ya. Ama Süleyman aleyhisselam Mescid-i Aksa'nın inşaatının bittiğini görmemiştir. Cinler ve şeytanlar kırk senede inşa etmişlerdir. Süleyman aleyhisselam mescidin biten kısmında namaz kılarken vefat etmiştir. İşte o kırk sene Süleyman aleyhisselam vefat edince ordusuna o hurma kurdu cibilliyatındaki âlim kumanda etmiştir ve o iki inci teberrüken elden ele devretmiştir ve şimdi Belkıs'ın hatırasına ve o komutan hatırasına saygı gösteren Mısır'daki bir ailenin boynundadır. Yani işte o hurma kurdunun, yani o ailenin bahçesinde, kırk senedir uyumayan birinin bahçesinde defindir.
İşte "Allah'ın veli kulları kubbelerim altında saklıdır" hükmü gereğince, nefsi yani Râziye ve Marziye'den daha yukarı çıkan kimselerde artık hayvanî nefsi ölmüş, ruhanî nefis sultandır. Yani onların nefisleri, cibilliyatları artık bir insan suretindedir ve onlar işte nefislerine, yani cibilliyatlarına ne yapması gerektiğini, ruhu sultan tarafından telkin ederler. Ve yine onlar işte bazıları bazı ermiş dervişler halindedir de. İşte şeyh, gerçek şeyh, Safiyye makamına çıkan şeyh, ruhu sultan dervişine, gerçek dervişine ilham yoluyla ne yapması gerektiğini ilham ederler. Yani onlar hep güzeli seçip yaptıkça derviş de ilhamlanır ve hep güzeli yapar ve böylece hem ruhu sultan evliya sultan, sultan baba olur, hem de derviş de o şeyhin cibilliyati olarak o şeyhe ve emrine ittiba ile haramdan, günahtan kurtulur. Yani işte Yûsuf'a gözüken burhan gibi; yani Yakub aleyhisselam ruhu sultan, evladı Yûsuf onun cibilliyati. Yani Yakub Safiyye makamındaki peygamber ve oğlunu ve nefsini haramdan korumak için ruhu sultan olarak ve bir burhan olarak oğluna göründü ve bu yüzden Yûsuf Züleyha'ya sırtını döndü. İşte ve iyi hal ile Yûsuf da seçilen nefis olarak, yani Marziye olarak, yani babasının sevgilisi olarak; kuyuya da düşse, zindana da düşse, Züleyha'nın önüne de düşse korundu ve harama ve günaha karşı meyli olmadığından, Yakub aleyhisselamın işte böyle temiz bir insan ve güzel bir insan suretindeki Yûsuf cibilliyati var idi. Yani Safiyye makamına çıkana işte böyle bir insan cibilliyati verilir ve onun o insanı güdüp gözetmesi, kendi nefsini haramlara, günahlara karşı gözetmesine bağlıdır.
Rabbim, ahir zamanda Muhammed hürmetine ve Mehdî bereketine Râziyeleri, Rızâları, Marziyeleri ve Safiyyeleri çoğaltsın inşallah.
El-Fâtiha maassalavât.
Başağaçlı Raşit Tunca
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 30 Aralık 2018 Salı
02.08.2012 Perşembe
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm
Kul hüvallâhü ehad
Allahüssamed
Lem yelid ve lem yûled
Ve lem yekün lehû küfüven ehad.
(Sâdakallâhül azîm)
İhlâs Suresi
Allahümme salli alâ tabîbi kulûbünâ Muhammed
Allahümme salli alâ şefîi zünûbinâ Muhammed
Allahümme salli alâ tâhiri kulûbünâ Muhammed
Allahümme salli alâ kulûbün nûr Seyyidinâ Muhammed.
Yolculuğumuza Başlıyoruz
Yolculuğumuz, Marziye makamı hakkında başlayacak. Yani Marziye demek, Allahü Teâlâ'nın kendisini sevdiği kulları demektir; yani Allah'ın o kulundan razı olduğu kulları. Bu makam alınmaz; ancak Allahü Teâlâ tarafından, Rabbimizin seçmiş olduğu kullarına verilir.
Nefs-i Râziye makamı ise kesbedilir. Yani bir kula Allah bela verir, sabreder, razı olur; yahut hastalık verir, sabreder, razı olur; yahut bir sakatlığı vardır, sabreder, ecrini artırır; yahut zulüm görür, sabreder; yahut hakeza hakeza... Yani işte Râziye makamı kesbedilir. Hani Yûsuf aleyhisselam da zina etmedi, sabretti. Kuyuya düştü, kuyudan çıkarıldı, köle yaptılar, sattılar, yine sabretti. Sonra Züleyha yakasına yapıştı, sonra yine sabrı sonucu bu sefer zindana atıldı, yine sabretti ve sonunda zindandan çıkıp Mısır'a sultan oldu. Bir kuldan birisi razı olmadı mı derler ki: "Bana gelme de, istersen git Mısır'a sultan ol." Yani işte Rızâ makamı sabır neticesi kesbedilir. Sabır ile ham koruk helva olur derler. Yahut sabır acıdır, meyvesi tatlıdır derler. Evet, Allah bir kulunu dertle, cile ile sınadı mı, Eyyûb gibi olursun, on sekiz sene sabretmek zorunda kalırsın; yahut Derviş Yunus gibi kırk sene sabretmek zorunda kalırsın.
İşte Râziye makamına alınacak kimse, ilk anda ne yaptığına bakılır. Yani Züleyha geldi, "Hadi" diyor, sen de kabul ettin, yapıştın Züleyha'ya, iş bitti. Yahut "Acaba kocası duyarsa" dedin; yani niyetin var ama korkuyorsun, kaybettin; ilk amel, kalbine ilk doğan şey. Sonra mesela tam sen de Züleyha'ya yapışacaktın, birisi kapıdan giriverdi, iş yarıda kaldı, yine niyet bozuk, kaybettin; senden Râziye olmaz. Velhasıl kelam, Râziye kız ismidir, Marziye de kız ismidir. Yani Râziye, yani "ırz" demek de Arapça Râziye isminden türemiştir. Yani işte Züleyha meselesi ve Râziye makamına çıkış. Yûsuf aleyhisselam diyor ki: "Bana bir burhan gözükmeseydi ben de yanılanlardan olacaktım." Yani rivayet olunur ki, o an babasının sureti gözükür ve "Şşşt!" diye ona kızar. Onu görünce Yûsuf Züleyha'ya sırtını döner. Yani Yûsuf aleyhisselam Râziye makamını kazanamamıştır; çünkü ilk ittibası, o burhan gözükmese o da Züleyha'ya yapışacaktı. Yani o yüzden Râziye'de ilk intiba ele alınır.
Fakat Yûsuf her ne kadar Râziye makamını kazanmasa da, o Marziye makamındadır; çünkü onu Rabbimiz sevmiştir ve seçmiştir; yani Allah'ın razı olduğu bir kulu. Yani Marziye kesbedilmez, direkt Cenab-ı Mevlâ verir.
Yine Yunus Efendimiz çağırdı çağırdı, ümmetini kabul eden yok, artık bıktı ve kaçmayı denedi. Yani kaçarken de gemiye bindi, kura çektiler, kaybeden o oldu. Yani o kaçıyor, sabır peşinden kovalıyor; o kaçıyor, sabır peşinden kovalıyor; sonunda denize atladı, bu sefer balık yuttu, yine sabır peşinden kovalıyor. Yani sabır, affedersiniz köpek gibi; köpek nasıl kaçanı daha çok kovalarsa, işte Râziye makamına alınacak bir kul sabır ile imtihan edilir; her olayda ilk intibasına bakılır. İlk intiba doğru mu, yanlış mı? Yani Züleyha'yı kucaklayıvermek mi istiyor, yoksa "Ben Allah'tan korkarım" mı diyor? Yerde bir kese altın var, görünce kimse görmeden cebe atıveren mi diyor, yoksa etrafına bakıp "Kim düşürdü bunu?" diye sahibini çağırmak için avazlanıyor mu? Yahut etrafına bakıp gören var mı, şunu hemen alıp cebe atıveren mi diyor? Yani ilk intiba. İlk intiba yanlış ise, bir daha imtihan edilir, affedersiniz köpek kovalar gibi kovalanır ve o makamı kaybeden düşmeye başlar. Yani ırz sadece namus değil, insanın haysiyeti, şerefidir. Şerefli insan yerdekini almayı değil, sahibini bulmayı düşünür; yahut Züleyha'ya daha burhan gözükmeden sırtını döner.
RIZÂ ise erkek ismidir; yani boyun eğmek. Yani kesen Hak ise, o zaman "Hakk'ın kestiği parmak acımaz" diyebilendir. Burada da son intibaya bakılır; işin sonu nereye varıyor, yahut kime varıyor? Son intiba ne? Bir insan Râziye makamını kazanabildiği gibi, Rızâ makamını da kazanabilir. İsmail Efendimiz Rızâ makamını kazananlardandır. Yani "Oğlum, seni rüyamda kesmeye yatırdım" deyince, babası "Eğer Rabbin böyle emrettiyse buyur, boynum kıldan ince, kes baba" diyen; yani Rızâ, Râziye'den daha yukarı olan makamdır; son intiba. Yani bir kimse bir olay oldu mu, bu işin sonu nereye varıyor deyince, eğer sonda Hakk Teâlâ'yı görürse, o zaman o hususta Rızâ makamını kazanır.
Bir sonraki ibadeti gözetirsek, işte kurbanlık debeleniyorsa, sen daha Rızâ'yı kazanmadın demektir. Yani kurbanın var ama boyun eğmedin demektir. Yani öyle kurban kesenler var ki, onların kurbanı yerine ulaşmaz. Neden? Çünkü kurban boyun eğmektir.
Yunus Efendimiz imtihan olmuş, gemide kura çekmişler, ona çıkmış. Kaptan "Olmaz" demiş, "Sen öyle kötü bir adam değilsin, seni gemiden atmayız" demiş, "Bir daha çekelim kura" demiş ve bir daha çekmişler, yine Yunus çıkmış. Bunu gören Yunus kendini atmış denize. Geçenki vaazımızda ne dedik? Hakkalyakîn olayın içinde yaşayan, yani olayın farkına varan demektir; her an huzurda olduğunu fark eden demektir; müsebbibi billâh olmak demektir; yani her şeyin sebebini Hakk'a bağlayabilendir. "Görelim Mevlâ neyler, neylerse güzel eyler." Hacı Bayram Veli'ye Allah bolca rahmet etsin inşallah.
Bülbül gül tomurcuğuna âşık olmuş, başında beklermiş; ne zaman açacak diye bekler, bekler, yorulur, uykusu gelir. Sadece bir anlık uykuya dalıverir, o an gül açıverirmiş. Gözlerini açınca bakarki gül açmış; başlar feryat figan etmeye, öter de öter, öter de öter durur. Yani biz de bülbül olduk, şakıyoruz herkese, dinlesinler diye vaaz ediyoruz. Ama işte bülbülün şakıması, gülü açarken yakalayamamasındandır. Yani bülbül kaderine razı olursa, ne feryat kalır ne de figan. Bülbül beklemekten yorulur ama gül yorulmaz.
Yani işte Âdem Atamız'ı Cenab-ı Mevlâ halkedince testi gibi imiş, vurunca "tın tın" yapıyormuş. O yüzden toprağın adına "tîn" denilir Arapça'da; yani "tın tın" eden demek. Cennette daha ruh üfürülmeden boylu boyunca yatıyormuş. Melekler bakarken, gören Azâzîl hemen gelir oraya: "Bu ne, neye bakıyorsunuz?" der. Âdem'i görünce, şöyle ağzından girer, içini dolaşır çıkar ve "Hakk tüü!" diye Âdem Atamız'ın göbeğine tükürür: "Bu her ne ise yere göğe sığmaz" der. "Eğer bu bana emir verilirse ben ona itaat etmem" der. Bundan haberdar olan Rabbimiz hemen Cebrâil'i gönderir ve Âdem Atamız'ın "tın tın" eden testi gibi toprağındaki o şeytanın tükürüğü bulaşan yerini temizlettirir ve o parçayı ister. Ve onu böler ve bir parçasından hurma halkeder, diğer parçasından köpek halkolur.
Ve işte köpek, insandan kopan parça olduğundan insana çok yakın dosttur; yani insanın köpeği onun kendinden kopan parçasıdır, eksik yanıdır. Ve yine köpek kızıştı mı dişlerini gösteriverir ve "köpek dişi" vardır; yani işte o şeytandan bulaşan tükürük sebebiyle sivri ve can acıtan yeri. Ve yine hurma, işte yine insanın kendinden kopan eksik parçasıdır. Onu yiyen, yerken "Bismillah" deyip "Şifa ver ya Rabbi" derse, vücudunda o an ne eksik, neye ihtiyacı varsa sanki o ihtiyacı olduğu parçanın yediğiymiş gibi, onun yerine konur vücutta hurma, ve şifa olur. Yine hurma ağacı dikenlidir, aynı köpek dişinin sivriliği gibi, o şeytan tükürüğü bulaşması sebebiyle.
Ve gelelim konumuza: İşte köpek insanın parçasıdır ve geceleri bekler ve sabaha kadar hav hav der, tam rızık dağıtılacağı zaman uykuya varırmış. Yani işte o yüzden ona kapının dışı verilmiştir. Kedi evde sedirde oturur ama köpek dışarda kulübede; yani rahmeti kıl payı kaçıran. İşte bülbül de bekler bekler, tam gül açacak iken uykuya varır. Yani işte Kıtmîr, Ashab-ı Kehf'in köpeği, derler ki üç yüz sene uyumamış; Kehf Ashabı mağaradan giderler de "Ben kalırım" diye gözünü kırpmamış ve mağaranın ağzına doğru ayaklarını uzatmış, beklemiş ve bu bekleyiş yüzünden cenneti kazanmıştır.
Yani ey insanoğlu, biz dedik ki hiç uyumayan horozlar var, müezzinler var dedik. Bundan sonra kâfirler ve kâfir deccal uyumadan durmayı denedi ve başardı. Ama ey ahmak, sen kaç sene daha uyumayacaksın? Allah'ın hiç gözünü kırpmadan 309 küsur sene bekleyen Kıtmîr kulunun köpeği var. Sen yine Allah'ın koyduğu sınırı aşamazsın; sen öyle üç yüz sene uyumadan duramazsın; çünkü boynunun vurulacağı zaman yaklaştı, senin ömrün kifayet etmez öyle üç yüz sene uyumamaya.
Nice köpekler vardır, gece sabaha kadar barlarda, diskoteklerde sürterler; sabah olunca seher vaktinde sızarlar ve Allah'ın rahmetini kaçırırlar. İşte böyle içki tiryakileri, sigara tiryakileri olduğu gibi, hurma tiryakiliği de vardır.
Hurma tiryakiliğinin bahsine gelince: Süleyman aleyhisselam Belkıs'a mektup yazıp "Ben oraya gelmeden çabuk imana gelip Allah'a ve rasulüne itaat edin" deyince, Belkıs'ın sarayındaki âlimler bir grup hazırladılar ve onlara üç soru verdiler: "Bunu Süleyman'a sorun, o gerçek peygamber mi anlayalım" dediler. Ve o grup Süleyman aleyhisselamın yanına geldiler ve sordular ve ona iki inci takdim edip: "Bu inciye insan ve cin eli değmeden delinmiş delikten iplik geçirmeni istiyor Belkıs" dediler. Bunun üzerine Süleyman aleyhisselam ordusunu topladı ve sordu: "Kim bu inciyi bir uçtan bir uca delip iplik geçirecek?" dedi. Ve o an hurmada bulunan bir kızıl hurma kurdu "Ben" dedi, "Yaparım" dedi. Ve Süleyman aleyhisselam onun kafasına iplik bağladı ve hurma kurdu inciyi bir uçtan bir uca deldi ve ipliği geçirdi. Ve o kurt yine hurma ağacından olan Süleyman'ın asasını kırk senede deldi ve Süleyman aleyhisselamın öldüğünü kâfir cinler ve şeytanlar kırk sene sonra anladılar. İşte o kurdu Süleyman aleyhisselam hep yanında asasında taşırdı. İşte bu kızıl kurt da, herkes içki tiryakisi, sigara tiryakisi olduğu gibi, hurma tiryakisiydi. Yani Sebe Melikesi'nin halkı hurma kurdu cibilliyatındaydı ve onlardan iman edip Süleyman'a katılan bir âlim vardı; işte onun cibilliyatı o asasını en son kemiren ve Süleyman'dan kırk sene sonra vefat eden âlim idi.
Süleyman Mescidi derler Mescid-i Aksa'ya. Ama Süleyman aleyhisselam Mescid-i Aksa'nın inşaatının bittiğini görmemiştir. Cinler ve şeytanlar kırk senede inşa etmişlerdir. Süleyman aleyhisselam mescidin biten kısmında namaz kılarken vefat etmiştir. İşte o kırk sene Süleyman aleyhisselam vefat edince ordusuna o hurma kurdu cibilliyatındaki âlim kumanda etmiştir ve o iki inci teberrüken elden ele devretmiştir ve şimdi Belkıs'ın hatırasına ve o komutan hatırasına saygı gösteren Mısır'daki bir ailenin boynundadır. Yani işte o hurma kurdunun, yani o ailenin bahçesinde, kırk senedir uyumayan birinin bahçesinde defindir.
İşte "Allah'ın veli kulları kubbelerim altında saklıdır" hükmü gereğince, nefsi yani Râziye ve Marziye'den daha yukarı çıkan kimselerde artık hayvanî nefsi ölmüş, ruhanî nefis sultandır. Yani onların nefisleri, cibilliyatları artık bir insan suretindedir ve onlar işte nefislerine, yani cibilliyatlarına ne yapması gerektiğini, ruhu sultan tarafından telkin ederler. Ve yine onlar işte bazıları bazı ermiş dervişler halindedir de. İşte şeyh, gerçek şeyh, Safiyye makamına çıkan şeyh, ruhu sultan dervişine, gerçek dervişine ilham yoluyla ne yapması gerektiğini ilham ederler. Yani onlar hep güzeli seçip yaptıkça derviş de ilhamlanır ve hep güzeli yapar ve böylece hem ruhu sultan evliya sultan, sultan baba olur, hem de derviş de o şeyhin cibilliyati olarak o şeyhe ve emrine ittiba ile haramdan, günahtan kurtulur. Yani işte Yûsuf'a gözüken burhan gibi; yani Yakub aleyhisselam ruhu sultan, evladı Yûsuf onun cibilliyati. Yani Yakub Safiyye makamındaki peygamber ve oğlunu ve nefsini haramdan korumak için ruhu sultan olarak ve bir burhan olarak oğluna göründü ve bu yüzden Yûsuf Züleyha'ya sırtını döndü. İşte ve iyi hal ile Yûsuf da seçilen nefis olarak, yani Marziye olarak, yani babasının sevgilisi olarak; kuyuya da düşse, zindana da düşse, Züleyha'nın önüne de düşse korundu ve harama ve günaha karşı meyli olmadığından, Yakub aleyhisselamın işte böyle temiz bir insan ve güzel bir insan suretindeki Yûsuf cibilliyati var idi. Yani Safiyye makamına çıkana işte böyle bir insan cibilliyati verilir ve onun o insanı güdüp gözetmesi, kendi nefsini haramlara, günahlara karşı gözetmesine bağlıdır.
Rabbim, ahir zamanda Muhammed hürmetine ve Mehdî bereketine Râziyeleri, Rızâları, Marziyeleri ve Safiyyeleri çoğaltsın inşallah.
El-Fâtiha maassalavât.
Başağaçlı Raşit Tunca
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 30 Aralık 2018 Salı
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
