ZEMZEM, SAFA VE MERVE TEPELERİ
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
﴿إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ . فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ . وَإِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ . وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ . وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ . لِأَيِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ . لِيَوْمِ الْفَصْلِ . وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ . وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ . أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ . ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ . كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ . وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ﴾
(Mürselât Sûresi, 7-19)
Sadakallâhulazîm.
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî.
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in, onun tertemiz âlinin ve ashabının üzerine olsun.
Bugünkü sohbetimizde, Yüce Allah’ın rahmetinin bir tecellisi olan suyun hikmetinden, zemzemden ve insanlığın manevî durumundan bahsedeceğiz.
Su, iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşur. Yani yapısının üçte ikisi hidrojen, üçte biri oksijendir. Dünyamızın da yaklaşık üçte ikisi su, üçte biri karalarla kaplıdır. Aynı şekilde, karbondioksit gazının yapısında da bir karbon ve iki oksijen atomu bulunur. Bu oranlar, tabiattaki dengeyi sağlayan ilâhî ölçülerdendir. Bu denge bozulduğunda, ekolojik sistemler altüst olur.
Bu ilâhî nizamdan alacağımız bir ders şudur: Toplumların sağlıklı ve huzurlu olabilmesi için de bir denge gerekir. Bir toplumda, iman ve iyilik üzere yaşayan, hayra koşan, adaleti ayakta tutan insanların oranı yüksek olmalıdır. Tıpkı suyun hayat kaynağı oksijen gibi, toplumun da can damarı salih ameller ve güzel ahlaktır. Bu iyi insanların oranı düştüğünde, toplumsal çürüme başlar.
Bir meyveye bakalım: Bir meyvenin üçte biri çürükse, geri kalanı yenebilir, hâlâ ümit vardır. Ama çürüklük yarıyı geçti mi, o meyve artık çöpe atılır. İşte toplumlar da böyledir. Bir toplumun büyük çoğunluğu iyilik ve iman üzereyse, o toplum ayakta kalır, gelişir. Ama bozulma, kötülük ve imansızlık artar, hakikatler inkâr edilirse, o toplum manen çürümeye yüz tutar.
Kur’ân-ı Kerim’de bahsedilen “Yevmü’l-Fasl”, yani “Ayırma Günü”, işte bu hak ile batılın, iyi ile kötünün tam olarak birbirinden ayrılacağı gündür. O gün, tıpkı bir meyve sepetindeki çürüklerin ayıklanıp atılması gibi, insanlar da amellerine göre ayrılacaklardır. İyiler mükâfatlandırılacak, kötüler ise yaptıklarının cezasını bulacaktır.
Ahir zamanda bu manevî çürümeye karşı bir uyarıcı, bir ıslah edici gönderileceği müjdelenmiştir. O, emr-i bi’l-ma’ruf (iyiliği emretmek) ve nehy-i ani’l-münker (kötülükten sakındırmak) vazifesiyle insanları bu çürümekten korumaya çalışacaktır. Ona tabi olup imanını ve salih amellerini koruyanlar, iyilerden olacak; ona karşı çıkanlar ise helake giden yolda ilerleyeceklerdir.
İnsan bedeni de bir âlemin, bir kâinatın haritası gibidir. Bedenimizdeki tükürük bezleri, Safa ve Merve tepelerini hatırlatır. Hz. Hacer validemizin su arayışı, bir tulumbanın çalışması gibi zemzemin çıkmasına vesile olmuştur. Tıpkı bunun gibi, insan bedenindeki salgılar ve atıklar da bir denge ve temizlik sisteminin parçasıdır. Sağlıklı bir bedende, alınan gıdalar ve nefes, hücrelere faydalı olacak şekilde işlenir, atıklar düzenli olarak vücuttan uzaklaştırılır. Bu sistem bozulduğunda hastalıklar baş gösterir.
Toplumun manevî yapısı bozulduğunda da, tıpkı vücuttaki bir hastalık gibi, huzursuzluk, adaletsizlik, zulüm ve ahlaki çöküş yaygınlaşır. Bu durum, nihayetinde büyük toplumsal sıkıntılara ve çöküşlere yol açar.
Buradan çıkaracağımız en önemli ders şudur: İnsanlığın kurtuluşu, toplu bir tevbeye, toplu bir ıslaha bağlıdır. Her birimiz, şahsi olarak nefsimizi ıslah etmek, günahlardan kaçınmak, iyiliklere koşmak ve her gün defalarca içten bir tevbe ile Rabbimize yönelmekle mükellefiz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), günde yetmiş, hatta yüz defa tevbe istiğfar ederdi. Bu tevbe, sadece dilde değil, hal ve davranışlarda bir değişimi, kötü ahlaktan vazgeçmeyi gerektirir.
Ramazan ayı yaklaşmaktadır. Ramazan, tevbe, arınma ve yenilenme ayıdır. Oruç, nefsi terbiye etmenin en güzel yollarından biridir. Sahur, orucun bir bereketi ve sünnetidir. Bu mübarek aya gereken saygıyı gösterelim, oruçlarımızı hakkıyla tutmaya, geceleri ibadetle değerlendirmeye gayret edelim. Unutmayalım, bir toplumun kurtuluşu, o toplumu oluşturan fertlerin kendi nefsi ile hesaplaşmasından, Allah’a olan bağlılığını güçlendirmesinden geçer.
Son olarak, şu hakikati bir kere daha hatırlayalım: İlim öğrenmek, Kur’ân’ı ezberlemek elbette çok kıymetlidir. Ancak asıl olan, öğrenilen ilimle amel etmek, Kur’ân’ın hükümlerini hayata geçirmektir. Sadece taşıyıcı olmak değil, taşıdığımız o yüce kitabın emirlerini anlayıp yaşamaktır asıl gaye. Peygamberler, insanlara sadece bilgi taşımak için değil, o bilgiyi hayata tatbik etmek için gönderilmişlerdir.
Rabbim, bizleri sadece hamal değil, amil olan; yani ilmiyle amel eden, Kur’ân’ı okuyup anlayan ve hayatına tatbik eden kullarından eylesin. Bütün insanlığa hidayet nasip etsin. Bizi, iyiliklerde yarışan, zemzem gibi berrak, saf ve temiz bir ümmetten kılsın. Bizi, Yevmü’l-Fasl’da yüzümüzün akıyla ayrılacak olan bahtiyar kullarının arasına dahil eylesin.
Velhâsıl-ı kelâm. El-Fâtiha. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
﴿إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ . فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ . وَإِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ . وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ . وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ . لِأَيِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ . لِيَوْمِ الْفَصْلِ . وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ . وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ . أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ . ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ . كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ . وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ﴾
(Mürselât Sûresi, 7-19)
Sadakallâhulazîm.
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî.
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in, onun tertemiz âlinin ve ashabının üzerine olsun.
Bugünkü sohbetimizde, Yüce Allah’ın rahmetinin bir tecellisi olan suyun hikmetinden, zemzemden ve insanlığın manevî durumundan bahsedeceğiz.
Su, iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşur. Yani yapısının üçte ikisi hidrojen, üçte biri oksijendir. Dünyamızın da yaklaşık üçte ikisi su, üçte biri karalarla kaplıdır. Aynı şekilde, karbondioksit gazının yapısında da bir karbon ve iki oksijen atomu bulunur. Bu oranlar, tabiattaki dengeyi sağlayan ilâhî ölçülerdendir. Bu denge bozulduğunda, ekolojik sistemler altüst olur.
Bu ilâhî nizamdan alacağımız bir ders şudur: Toplumların sağlıklı ve huzurlu olabilmesi için de bir denge gerekir. Bir toplumda, iman ve iyilik üzere yaşayan, hayra koşan, adaleti ayakta tutan insanların oranı yüksek olmalıdır. Tıpkı suyun hayat kaynağı oksijen gibi, toplumun da can damarı salih ameller ve güzel ahlaktır. Bu iyi insanların oranı düştüğünde, toplumsal çürüme başlar.
Bir meyveye bakalım: Bir meyvenin üçte biri çürükse, geri kalanı yenebilir, hâlâ ümit vardır. Ama çürüklük yarıyı geçti mi, o meyve artık çöpe atılır. İşte toplumlar da böyledir. Bir toplumun büyük çoğunluğu iyilik ve iman üzereyse, o toplum ayakta kalır, gelişir. Ama bozulma, kötülük ve imansızlık artar, hakikatler inkâr edilirse, o toplum manen çürümeye yüz tutar.
Kur’ân-ı Kerim’de bahsedilen “Yevmü’l-Fasl”, yani “Ayırma Günü”, işte bu hak ile batılın, iyi ile kötünün tam olarak birbirinden ayrılacağı gündür. O gün, tıpkı bir meyve sepetindeki çürüklerin ayıklanıp atılması gibi, insanlar da amellerine göre ayrılacaklardır. İyiler mükâfatlandırılacak, kötüler ise yaptıklarının cezasını bulacaktır.
Ahir zamanda bu manevî çürümeye karşı bir uyarıcı, bir ıslah edici gönderileceği müjdelenmiştir. O, emr-i bi’l-ma’ruf (iyiliği emretmek) ve nehy-i ani’l-münker (kötülükten sakındırmak) vazifesiyle insanları bu çürümekten korumaya çalışacaktır. Ona tabi olup imanını ve salih amellerini koruyanlar, iyilerden olacak; ona karşı çıkanlar ise helake giden yolda ilerleyeceklerdir.
İnsan bedeni de bir âlemin, bir kâinatın haritası gibidir. Bedenimizdeki tükürük bezleri, Safa ve Merve tepelerini hatırlatır. Hz. Hacer validemizin su arayışı, bir tulumbanın çalışması gibi zemzemin çıkmasına vesile olmuştur. Tıpkı bunun gibi, insan bedenindeki salgılar ve atıklar da bir denge ve temizlik sisteminin parçasıdır. Sağlıklı bir bedende, alınan gıdalar ve nefes, hücrelere faydalı olacak şekilde işlenir, atıklar düzenli olarak vücuttan uzaklaştırılır. Bu sistem bozulduğunda hastalıklar baş gösterir.
Toplumun manevî yapısı bozulduğunda da, tıpkı vücuttaki bir hastalık gibi, huzursuzluk, adaletsizlik, zulüm ve ahlaki çöküş yaygınlaşır. Bu durum, nihayetinde büyük toplumsal sıkıntılara ve çöküşlere yol açar.
Buradan çıkaracağımız en önemli ders şudur: İnsanlığın kurtuluşu, toplu bir tevbeye, toplu bir ıslaha bağlıdır. Her birimiz, şahsi olarak nefsimizi ıslah etmek, günahlardan kaçınmak, iyiliklere koşmak ve her gün defalarca içten bir tevbe ile Rabbimize yönelmekle mükellefiz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), günde yetmiş, hatta yüz defa tevbe istiğfar ederdi. Bu tevbe, sadece dilde değil, hal ve davranışlarda bir değişimi, kötü ahlaktan vazgeçmeyi gerektirir.
Ramazan ayı yaklaşmaktadır. Ramazan, tevbe, arınma ve yenilenme ayıdır. Oruç, nefsi terbiye etmenin en güzel yollarından biridir. Sahur, orucun bir bereketi ve sünnetidir. Bu mübarek aya gereken saygıyı gösterelim, oruçlarımızı hakkıyla tutmaya, geceleri ibadetle değerlendirmeye gayret edelim. Unutmayalım, bir toplumun kurtuluşu, o toplumu oluşturan fertlerin kendi nefsi ile hesaplaşmasından, Allah’a olan bağlılığını güçlendirmesinden geçer.
Son olarak, şu hakikati bir kere daha hatırlayalım: İlim öğrenmek, Kur’ân’ı ezberlemek elbette çok kıymetlidir. Ancak asıl olan, öğrenilen ilimle amel etmek, Kur’ân’ın hükümlerini hayata geçirmektir. Sadece taşıyıcı olmak değil, taşıdığımız o yüce kitabın emirlerini anlayıp yaşamaktır asıl gaye. Peygamberler, insanlara sadece bilgi taşımak için değil, o bilgiyi hayata tatbik etmek için gönderilmişlerdir.
Rabbim, bizleri sadece hamal değil, amil olan; yani ilmiyle amel eden, Kur’ân’ı okuyup anlayan ve hayatına tatbik eden kullarından eylesin. Bütün insanlığa hidayet nasip etsin. Bizi, iyiliklerde yarışan, zemzem gibi berrak, saf ve temiz bir ümmetten kılsın. Bizi, Yevmü’l-Fasl’da yüzümüzün akıyla ayrılacak olan bahtiyar kullarının arasına dahil eylesin.
Velhâsıl-ı kelâm. El-Fâtiha. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
