<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Bizde Forum - Coğrafya Bilgileri]]></title>
		<link>https://bizdeforum.com/</link>
		<description><![CDATA[Bizde Forum - https://bizdeforum.com]]></description>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 08:19:49 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Coğrafya Nedir, Neyi İnceler?]]></title>
			<link>https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=35613</link>
			<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 15:04:30 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://bizdeforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Hamdullah</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=35613</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Coğrafya Nedir, Neyi İnceler?</span></span><br />
<br />
Coğrafya nedir, neyi inceler? Coğrafyanın sınıflandırılması nasıldır? Coğrafyanın ilkeleri nelerdir? Dünyanın en alçak yeri neresidir? Coğrafya ile ilgili ayetler nelerdir? Coğrafya hakkında kısaca bilgi...<br />
<br />
Coğrafya, insan ve onun tabiî çevresiyle olan ilişkilerini inceleyen bir bilimdir. Tabiat olaylarının oluş ve dağılışlarını sebepleriyle birlikte anlatırken, aynı zamanda insana olan etkilerini de açıklar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">COĞRAFYA’NIN SINIFLANDIRILMASI</span></span><br />
<br />
Coğrafya deyince aklımıza ilk gelecek olan alt kollarından; Genel(Sistematik) Coğrafya, Yerel Coğrafya olarak iki başlıkta sınıflandırılır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1) Genel (Sistematik) Coğrafya</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A) Fiziki Coğrafya</span></span><br />
<br />
    Jeomorfoloji (Yer Şekilleri Bilimi)<br />
    Hidrografya (Sular Coğrafyası)<br />
    Klimatoloji (İklim Bilimi)<br />
    Biocoğrafya (Canlılar Coğrafyası)<br />
    Katografya (Harita Bilgisi)<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B) Beşeri Coğrafya</span></span><br />
<br />
    Nüfus Coğrafyası<br />
    Yerleşme Coğrafyası<br />
    Sağlık Coğrafyası<br />
    Tarihi Coğrafya<br />
    Siyasi Coğrafya<br />
    Kültürel Coğrafya<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C) Ekonomik Coğrafya</span></span><br />
<br />
    Sanayi Coğrafyası<br />
    Tarım Coğrafyası<br />
    Turizm coğrafyası<br />
    Ulaşım Coğrafyası<br />
    Ticaret Coğrafyası<br />
    Maden Coğrafyası<br />
    Enerji Coğrafyası<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2) Yerel Coğrafya</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A) Bölgesel Coğrafya</span></span><br />
<br />
    Kıtalar Coğrafyası<br />
    Ülkeler Coğrafyası<br />
    Bölgeler Coğrafyası<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">COĞRAFYANIN İLKELERİ</span></span><br />
<br />
Coğrafi metodun 3 farklı prensibi vardır. Bunlar;<br />
<br />
    Yayılma Prensibi: Olayların dağılış tarzının incelenmesini ve yayılış sahalarının belirlenmesini kapsar.<br />
    Genel Coğrafya Prensibi: Gerek fiziki, gerek beşeri olaylar coğrafyada yalnız tek olarak incelenmeyip, yeryüzünün diğer sahalarındaki benzer olayları da kapsar. Böylece dağılış biçiminin koşullarını ortaya koyar.<br />
    Nedensellik Prensibi: Coğrafi olaylar, fiziki ve beşeri olsun, daima yalnız tasvir edilmekle kalmaz. Olayların sebebini, karşılıklı ilişkilerini, birbirine olan etkilerini de araştırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">COĞRAFYANIN ALT DALLARI</span></span><br />
<br />
Coğrafya, sahası içine giren olayları inceleme biçimine göre iki kısma ayrılır:<br />
<br />
    Genel Coğrafya (veya Sistematik Coğrafya) Nedir?<br />
<br />
A) Fiziki Coğrafya: Doğal ortam ve süreçleri inceleyen fiziki coğrafya, coğrafya biliminin iki alt dalından birisidir.<br />
<br />
Fiziki Coğrafyanın Alt Branşları<br />
<br />
Fiziki coğrafyanın alt branşları şöyle sıralanabilir:<br />
<br />
    Yer şekillerini inceleyen jeomorfoloji<br />
    Suları inceleyen hidrografya<br />
    Uzun süreli atmosfer olaylarını inceleyen klimatoloji<br />
    Bitki ve hayvanların dağılışları ile inorganik litolojik yapının üzerindeki organik yapıdaki toprakları (pedoloji) inceleyen biyocoğrafya<br />
    Harita tekniklerini inceleyen kartografya<br />
    Fiziki Coğrafyaya Yardımcı Disiplinler<br />
    Fiziki coğrafyaya yardımcı olan branşların bazıları aşağıda belirtilmiştir:<br />
    Kısa zaman aralıkları içindeki atmosfer olaylarını inceleyen meteoroloji<br />
    Yerin içyapısını inceleyen jeoloji<br />
    Harita tekniklerini inceleyen kartografya<br />
    Gök cisimleri ve kozmosu inceleyen astronomi<br />
    Suları inceleyen hidroloji<br />
    Bitkileri inceleyen botanik<br />
    Kayaçları inceleyen petrografi<br />
    Depremleri inceleyen jeofizik<br />
    Canlıları inceleyen biyoloji<br />
    Hayvanları inceleyen zooloji bunların başlıcaları olarak sayılabilir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yerel Coğrafya Nedir?</span></span><br />
<br />
Bölgesel Coğrafya, coğrafi karakterlerin ve olayların dağılışı ile ayırt edilebilen dar ve geniş bölgeleri ayrı bir bakış açısı ile inceler. Önce sistematik bir şekilde fiziki ve beşeri olaylar incelenir. Daha sonra bölgesel karakterler coğrafi bir bütün olarak ve ayrıca bölümler halinde ve yörelere de ayrılarak incelenir. Örneğin: Türkiye, Marmara Bölgesi, Çatalca-Kocaeli Yöresi vb. (Kaynak: Milli Eğitim)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">COĞRAFYA İLE İLGİLİ AYETLER</span></span><br />
<br />
Ra’d Sûresi’nde, coğrafya ilminin bir kısım mevzûlarına temâs edilerek, Cenâb-ı Hakk’ın lutfu bildirilmiş ve her şeyi kullarına âmâde kıldığı hatırlatılmıştır:<br />
<br />
“Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş’a istivâ eden, Güneş’i ve Ay’ı emrine boyun eğdiren Allah’tır. (Bunların) her biri belirli bir vakte kadar akıp gitmektedir. O, Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için her işi düzenleyip âyetleri açıklamaktadır.<br />
<br />
Yeri döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar yaratan ve orada bütün meyvelerden çifter çifter yaratan O’dur. Geceyi de gündüzün üzerine O örtüyor. Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir toplum için ibretler vardır.<br />
<br />
Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar, üzüm bağları, ekinler, bir kökten ve çeşitli köklerden dallanmış hurma ağaçları vardır. Bunların hepsi bir su ile sulanır. (Böyle iken) yemişlerinde onların bir kısmını bir kısmına üstün kılarız. İşte bunlarda akıllarını kullanan bir toplum için ibretler vardır.” (er-Ra‘d, 2-4)<br />
<br />
Âyet-i kerîmeler, Allâh’ın azamet-i ilâhiyyesini gözler önüne sererek çevremizdeki sanat hârikalarından ibret almamızı istemektedir. Cenâb-ı Hak, gerek burada bahsedilen büyük nîmetleri gerekse bahsedilmeyenleri biz kullarının hizmetine âmâde kılmıştır. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:<br />
<br />
“O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katından (bir lutuf olmak üzere) size âmâde kılmıştır. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (el-Câsiye, 13)<br />
<br />
Siyâsî coğrafya ile alâkalı bâzı mevzûlara temas eden diğer bir âyette ise şöyle buyrulur:<br />
<br />
“Andolsun Biz, peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adâleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mîzânı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allâh’ın, dînine ve peygamberlerine gayba inanarak yardım edenleri ortaya çıkarması içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, dâimâ üstündür.” (el-Hadîd, 25)<br />
<br />
Âyette zikredilen kitabı, ilim; mîzânı, adâlet; demiri de teknoloji olarak düşündüğümüzde, ilme ve teknolojiye hâkim olan milletlerin güç ve kuvveti ele geçirdikleri ve insanlar arasında hükmetmeye başladıkları görülür. Demek ki âyet-i kerîme, aynı zamanda müslümanlara terakkiyâtın yollarını da göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">DÜNYANIN EN ALÇAK BÖLGESİ NERESİDİR?</span></span><br />
<br />
Yapılan son araştırmalarda, deniz seviyesinden aşağıda bulunan Dünyâ karalarının en derininin şu âyette buyrulan yer olduğu tespit edilmiştir:<br />
<br />
“Elif. Lâm. Mîm. Rumlar, (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın ve seviyesi en düşük bir yerde yenilgiye uğradılar...” (er-Rûm, 1-3)<br />
<br />
Lût Gölü’nün bulunduğu bu mekân, ahlâksızlıklarından ötürü helâk edilen Sodom-Gomore’nin yerin dibine geçtiği yerdir. Deniz seviyesinden yaklaşık 400 metre daha aşağıdadır. Lût Gölü’nün yüzeyi, deniz seviyesinin yaklaşık 400 metre altındadır ve gölün en derin kesimi de 300 metre civârındadır. Buna göre göl tabanı, deniz seviyesinden yaklaşık 700 metre daha aşağıdadır.<br />
<br />
On dört asır evvel, daha Dünyâ coğrafyası tam olarak tespit edilememişken Kur’ân-ı Kerîm’in bu mekândan “seviyesi en düşük yer” olarak bahsetmesi, ayrı bir Kur’ân mûcizesidir.<br />
<br />
Jeoloji uzmanı Prof. Dr. Balmar, bir seminerinde araştırmacı Abdülmecîd ez-Zindânî’den mevzû ile alâkalı âyeti duyduğunda baştan îtirâz etmiş, daha sonra yaptığı ilmî tetkiklerin ardından şöyle demiştir:<br />
<br />
“Hayret! Hayret! Bu Kitap, hem mâzîyi hem hâli hem de istikbâli anlatıyor!.. Buna hiçbir beşerin gücü yetemez!”<br />
<br />
Daha sonra bu Profesör, Mısır’da «Jeoloji Alanında Kur’ân’ın İ’câzı» adlı bir teblîğ sundu. Son olarak şöyle dedi:<br />
<br />
“–Ben Hazret-i Peygamber’in yaşadığı asrın hayat husûsiyetlerini bilmiyorum! Ancak sâde bir hayat yaşadığı husûsunda bilgim var! Bir bu duruma ve bir de içindeki erişilmez bilgilere bakınca anlıyorum ki, Kur’ân’ın o döneme âit bir kültürün eseri olabileceğini düşünmek çok yanlış! Bu kitap, semâvî bir eserdir!..”<br />
<br />
İşte görülüyor ki akl-ı selîm, ilimle birleştiği zaman ilâhî hakîkatleri kabûl etmekten başka çâre bulamaz. Dolayısıyla onlara bu gerçekleri aksettirecek parlak ilim aynalarına ihtiyaç vardır. Elbette kıyâmete kadar bütün zamanlarda birçok yeni keşifler olacak ve Kur’ân mûcizeleri, ilim adamlarını hayretler içinde bırakacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İKLİM DEĞİŞİKLİKLERİ</span></span><br />
<br />
Bir jeoloji konferansında Prof. Dr. Couner, Arabistan yarımadasının daha önceleri yeşil bir bölge olduğunu, ileride tekrar tahakkuk edecek büyük bir iklim değişikliğiyle yeniden yeşil bir alana dönüşeceğini söyleyince, oturuma katılan Prof. Dr. Abdülmecîd ez-Zindânî şu hadîs-i şerîfi okudu:<br />
<br />
“Arabistan bölgesi yeniden yeşillik olup nehirler akan bir yere dönmeden kıyâmet kopmayacaktır!” (Müslim, Zekât, 60; Ahmed, II, 370, 417)<br />
<br />
Prof. Dr. Couner, bir müddet şaşkınlık geçirdi. Sonra:<br />
<br />
“–Bu, ancak Hazret-i Muhammed’e (s.a.v.) ilâhî kudret tarafından söylenmiştir.” dedi. Böylece Hazret-i Peygamber’in hak olduğunu kabûl etmiş olarak şu beyânatta bulundu:<br />
<br />
“–İnanıyorum ki, bütün ilmî tespitlere ışık tutacak bir kudretle buluştum. Ben bu bilgilerin 1400 sene evvel Allah’tan geldiğine inanıyorum. Zîrâ bu sözleri ilim ve tekniğin yok denecek kadar silik olduğu bir asırda, ümmî, okuma-yazma dahî bilmeyen bir beşerin söylemesi mümkün değildir.”<br />
<br />
İlim adamları, jeolojik devirler içindeki birinci zamanda bugünkünden çok sıcak ve bol yağışlı iklimlerin vukû bulması neticesinde dev cüsseli ağaçların yetiştiğini ve bunların fosilleşmesiyle bugünkü kömür yataklarının oluştuğunu ifâde ederler. Dördüncü jeolojik zamanın başında ise buzul çağı yaşanmıştır. Deniz seviyesi bugünkünden 100 m. kadar daha düşük olmuştur. Bunlardan anlaşıldığına göre, iklim gelecekte de değişebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">DENİZLERİN ALTINDAKİ KARANLIKLAR</span></span><br />
<br />
Kur’ân-ı Kerîm’in insanların bilemediği veya sâdece ihtisas sahiplerinin bildiği hususları, yakînen gören bir göz gibi tasvîr etmesi, onun, sâdece Allâh’a mahsus olabilecek azametli ifâdeler ihtivâ ettiğini göstermektedir. Bunun bir şâhidi şudur:<br />
<br />
Gary Miller’in nakline göre, birkaç sene evvel Müslümanlardan biri Toronto şehrinden marina (yat limanı) ticâreti yapan ve hayâtını denizlerde geçiren bir kimseye, okuması için bir Kur’ân-ı Kerîm tercümesi hediye etmişti. Bu denizci, İslâm tarihi hakkında hiçbir bilgiye sahip değildi. Fakat Kur’ân’ı okuyunca onun son derece tesiri altında kaldı. Kur’ân’ı kendisine hediye eden müslümana:<br />
<br />
“–Muhammed (s.a.v.) bir denizci miydi?” diye sordu. Zîrâ bu zât, Kur’ân’ın tasvirlerinden son derece etkilenmişti. Çünkü kendisi denizdeki fırtınaları yaşayan biriydi ve denizdeki fırtınayı yazıya döken kimsenin de aynı şekilde bu fırtınayı yaşaması gerektiğine inanıyordu. Şu âyetteki tasvir ise, bir kişinin denizdeki fırtınayı sırf zihninde tasarlayarak yazabileceği bir şey değildir:<br />
<br />
“Yâhut o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları derin bir denizdeki yoğun karanlıklara benzer. Öyle bir deniz ki onu, dalga üstüne dalga kaplıyor... Üstünde de koyu bulut. Üst üste binmiş karanlıklar... İçinde bulunan insan, elini uzatsa neredeyse kendi elini bile göremiyor. Öyle ya, Allah birine nûr vermezse artık onun hiçbir nûru olamaz!” (en-Nûr, 40)<br />
<br />
Bu tasvir, ancak denizdeki fırtınanın nasıl olduğunu gayet iyi bilen biri tarafından yazılmış olmalıdır. Bu sebeple:<br />
<br />
“–Hayır, Muhammed (s.a.v.) bütün hayâtını çöl iklîminde geçirmiş olan bir insandır.” denildiğinde şaşkınlığı iyice arttı. Ömrünü denizlerde geçirmemiş bir kimsenin bilemeyeceği tasvirler, en güzel şekilde Kur’ân’da mevcuttu. O hâlde Kur’ân, her şeyi bilen bir kudret tarafından vahyedilmiş olmalıydı. Bu düşüncelerle vakit kaybetmeden İslâm’ı kabûl etti. (Gary Miller, The Amazing Qur’an, s. 22-23)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Coğrafya Nedir, Neyi İnceler?</span></span><br />
<br />
Coğrafya nedir, neyi inceler? Coğrafyanın sınıflandırılması nasıldır? Coğrafyanın ilkeleri nelerdir? Dünyanın en alçak yeri neresidir? Coğrafya ile ilgili ayetler nelerdir? Coğrafya hakkında kısaca bilgi...<br />
<br />
Coğrafya, insan ve onun tabiî çevresiyle olan ilişkilerini inceleyen bir bilimdir. Tabiat olaylarının oluş ve dağılışlarını sebepleriyle birlikte anlatırken, aynı zamanda insana olan etkilerini de açıklar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">COĞRAFYA’NIN SINIFLANDIRILMASI</span></span><br />
<br />
Coğrafya deyince aklımıza ilk gelecek olan alt kollarından; Genel(Sistematik) Coğrafya, Yerel Coğrafya olarak iki başlıkta sınıflandırılır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1) Genel (Sistematik) Coğrafya</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A) Fiziki Coğrafya</span></span><br />
<br />
    Jeomorfoloji (Yer Şekilleri Bilimi)<br />
    Hidrografya (Sular Coğrafyası)<br />
    Klimatoloji (İklim Bilimi)<br />
    Biocoğrafya (Canlılar Coğrafyası)<br />
    Katografya (Harita Bilgisi)<br />
<br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B) Beşeri Coğrafya</span></span><br />
<br />
    Nüfus Coğrafyası<br />
    Yerleşme Coğrafyası<br />
    Sağlık Coğrafyası<br />
    Tarihi Coğrafya<br />
    Siyasi Coğrafya<br />
    Kültürel Coğrafya<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C) Ekonomik Coğrafya</span></span><br />
<br />
    Sanayi Coğrafyası<br />
    Tarım Coğrafyası<br />
    Turizm coğrafyası<br />
    Ulaşım Coğrafyası<br />
    Ticaret Coğrafyası<br />
    Maden Coğrafyası<br />
    Enerji Coğrafyası<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2) Yerel Coğrafya</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A) Bölgesel Coğrafya</span></span><br />
<br />
    Kıtalar Coğrafyası<br />
    Ülkeler Coğrafyası<br />
    Bölgeler Coğrafyası<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">COĞRAFYANIN İLKELERİ</span></span><br />
<br />
Coğrafi metodun 3 farklı prensibi vardır. Bunlar;<br />
<br />
    Yayılma Prensibi: Olayların dağılış tarzının incelenmesini ve yayılış sahalarının belirlenmesini kapsar.<br />
    Genel Coğrafya Prensibi: Gerek fiziki, gerek beşeri olaylar coğrafyada yalnız tek olarak incelenmeyip, yeryüzünün diğer sahalarındaki benzer olayları da kapsar. Böylece dağılış biçiminin koşullarını ortaya koyar.<br />
    Nedensellik Prensibi: Coğrafi olaylar, fiziki ve beşeri olsun, daima yalnız tasvir edilmekle kalmaz. Olayların sebebini, karşılıklı ilişkilerini, birbirine olan etkilerini de araştırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">COĞRAFYANIN ALT DALLARI</span></span><br />
<br />
Coğrafya, sahası içine giren olayları inceleme biçimine göre iki kısma ayrılır:<br />
<br />
    Genel Coğrafya (veya Sistematik Coğrafya) Nedir?<br />
<br />
A) Fiziki Coğrafya: Doğal ortam ve süreçleri inceleyen fiziki coğrafya, coğrafya biliminin iki alt dalından birisidir.<br />
<br />
Fiziki Coğrafyanın Alt Branşları<br />
<br />
Fiziki coğrafyanın alt branşları şöyle sıralanabilir:<br />
<br />
    Yer şekillerini inceleyen jeomorfoloji<br />
    Suları inceleyen hidrografya<br />
    Uzun süreli atmosfer olaylarını inceleyen klimatoloji<br />
    Bitki ve hayvanların dağılışları ile inorganik litolojik yapının üzerindeki organik yapıdaki toprakları (pedoloji) inceleyen biyocoğrafya<br />
    Harita tekniklerini inceleyen kartografya<br />
    Fiziki Coğrafyaya Yardımcı Disiplinler<br />
    Fiziki coğrafyaya yardımcı olan branşların bazıları aşağıda belirtilmiştir:<br />
    Kısa zaman aralıkları içindeki atmosfer olaylarını inceleyen meteoroloji<br />
    Yerin içyapısını inceleyen jeoloji<br />
    Harita tekniklerini inceleyen kartografya<br />
    Gök cisimleri ve kozmosu inceleyen astronomi<br />
    Suları inceleyen hidroloji<br />
    Bitkileri inceleyen botanik<br />
    Kayaçları inceleyen petrografi<br />
    Depremleri inceleyen jeofizik<br />
    Canlıları inceleyen biyoloji<br />
    Hayvanları inceleyen zooloji bunların başlıcaları olarak sayılabilir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yerel Coğrafya Nedir?</span></span><br />
<br />
Bölgesel Coğrafya, coğrafi karakterlerin ve olayların dağılışı ile ayırt edilebilen dar ve geniş bölgeleri ayrı bir bakış açısı ile inceler. Önce sistematik bir şekilde fiziki ve beşeri olaylar incelenir. Daha sonra bölgesel karakterler coğrafi bir bütün olarak ve ayrıca bölümler halinde ve yörelere de ayrılarak incelenir. Örneğin: Türkiye, Marmara Bölgesi, Çatalca-Kocaeli Yöresi vb. (Kaynak: Milli Eğitim)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">COĞRAFYA İLE İLGİLİ AYETLER</span></span><br />
<br />
Ra’d Sûresi’nde, coğrafya ilminin bir kısım mevzûlarına temâs edilerek, Cenâb-ı Hakk’ın lutfu bildirilmiş ve her şeyi kullarına âmâde kıldığı hatırlatılmıştır:<br />
<br />
“Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş’a istivâ eden, Güneş’i ve Ay’ı emrine boyun eğdiren Allah’tır. (Bunların) her biri belirli bir vakte kadar akıp gitmektedir. O, Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için her işi düzenleyip âyetleri açıklamaktadır.<br />
<br />
Yeri döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar yaratan ve orada bütün meyvelerden çifter çifter yaratan O’dur. Geceyi de gündüzün üzerine O örtüyor. Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir toplum için ibretler vardır.<br />
<br />
Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar, üzüm bağları, ekinler, bir kökten ve çeşitli köklerden dallanmış hurma ağaçları vardır. Bunların hepsi bir su ile sulanır. (Böyle iken) yemişlerinde onların bir kısmını bir kısmına üstün kılarız. İşte bunlarda akıllarını kullanan bir toplum için ibretler vardır.” (er-Ra‘d, 2-4)<br />
<br />
Âyet-i kerîmeler, Allâh’ın azamet-i ilâhiyyesini gözler önüne sererek çevremizdeki sanat hârikalarından ibret almamızı istemektedir. Cenâb-ı Hak, gerek burada bahsedilen büyük nîmetleri gerekse bahsedilmeyenleri biz kullarının hizmetine âmâde kılmıştır. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:<br />
<br />
“O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katından (bir lutuf olmak üzere) size âmâde kılmıştır. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (el-Câsiye, 13)<br />
<br />
Siyâsî coğrafya ile alâkalı bâzı mevzûlara temas eden diğer bir âyette ise şöyle buyrulur:<br />
<br />
“Andolsun Biz, peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adâleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mîzânı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allâh’ın, dînine ve peygamberlerine gayba inanarak yardım edenleri ortaya çıkarması içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, dâimâ üstündür.” (el-Hadîd, 25)<br />
<br />
Âyette zikredilen kitabı, ilim; mîzânı, adâlet; demiri de teknoloji olarak düşündüğümüzde, ilme ve teknolojiye hâkim olan milletlerin güç ve kuvveti ele geçirdikleri ve insanlar arasında hükmetmeye başladıkları görülür. Demek ki âyet-i kerîme, aynı zamanda müslümanlara terakkiyâtın yollarını da göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">DÜNYANIN EN ALÇAK BÖLGESİ NERESİDİR?</span></span><br />
<br />
Yapılan son araştırmalarda, deniz seviyesinden aşağıda bulunan Dünyâ karalarının en derininin şu âyette buyrulan yer olduğu tespit edilmiştir:<br />
<br />
“Elif. Lâm. Mîm. Rumlar, (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın ve seviyesi en düşük bir yerde yenilgiye uğradılar...” (er-Rûm, 1-3)<br />
<br />
Lût Gölü’nün bulunduğu bu mekân, ahlâksızlıklarından ötürü helâk edilen Sodom-Gomore’nin yerin dibine geçtiği yerdir. Deniz seviyesinden yaklaşık 400 metre daha aşağıdadır. Lût Gölü’nün yüzeyi, deniz seviyesinin yaklaşık 400 metre altındadır ve gölün en derin kesimi de 300 metre civârındadır. Buna göre göl tabanı, deniz seviyesinden yaklaşık 700 metre daha aşağıdadır.<br />
<br />
On dört asır evvel, daha Dünyâ coğrafyası tam olarak tespit edilememişken Kur’ân-ı Kerîm’in bu mekândan “seviyesi en düşük yer” olarak bahsetmesi, ayrı bir Kur’ân mûcizesidir.<br />
<br />
Jeoloji uzmanı Prof. Dr. Balmar, bir seminerinde araştırmacı Abdülmecîd ez-Zindânî’den mevzû ile alâkalı âyeti duyduğunda baştan îtirâz etmiş, daha sonra yaptığı ilmî tetkiklerin ardından şöyle demiştir:<br />
<br />
“Hayret! Hayret! Bu Kitap, hem mâzîyi hem hâli hem de istikbâli anlatıyor!.. Buna hiçbir beşerin gücü yetemez!”<br />
<br />
Daha sonra bu Profesör, Mısır’da «Jeoloji Alanında Kur’ân’ın İ’câzı» adlı bir teblîğ sundu. Son olarak şöyle dedi:<br />
<br />
“–Ben Hazret-i Peygamber’in yaşadığı asrın hayat husûsiyetlerini bilmiyorum! Ancak sâde bir hayat yaşadığı husûsunda bilgim var! Bir bu duruma ve bir de içindeki erişilmez bilgilere bakınca anlıyorum ki, Kur’ân’ın o döneme âit bir kültürün eseri olabileceğini düşünmek çok yanlış! Bu kitap, semâvî bir eserdir!..”<br />
<br />
İşte görülüyor ki akl-ı selîm, ilimle birleştiği zaman ilâhî hakîkatleri kabûl etmekten başka çâre bulamaz. Dolayısıyla onlara bu gerçekleri aksettirecek parlak ilim aynalarına ihtiyaç vardır. Elbette kıyâmete kadar bütün zamanlarda birçok yeni keşifler olacak ve Kur’ân mûcizeleri, ilim adamlarını hayretler içinde bırakacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İKLİM DEĞİŞİKLİKLERİ</span></span><br />
<br />
Bir jeoloji konferansında Prof. Dr. Couner, Arabistan yarımadasının daha önceleri yeşil bir bölge olduğunu, ileride tekrar tahakkuk edecek büyük bir iklim değişikliğiyle yeniden yeşil bir alana dönüşeceğini söyleyince, oturuma katılan Prof. Dr. Abdülmecîd ez-Zindânî şu hadîs-i şerîfi okudu:<br />
<br />
“Arabistan bölgesi yeniden yeşillik olup nehirler akan bir yere dönmeden kıyâmet kopmayacaktır!” (Müslim, Zekât, 60; Ahmed, II, 370, 417)<br />
<br />
Prof. Dr. Couner, bir müddet şaşkınlık geçirdi. Sonra:<br />
<br />
“–Bu, ancak Hazret-i Muhammed’e (s.a.v.) ilâhî kudret tarafından söylenmiştir.” dedi. Böylece Hazret-i Peygamber’in hak olduğunu kabûl etmiş olarak şu beyânatta bulundu:<br />
<br />
“–İnanıyorum ki, bütün ilmî tespitlere ışık tutacak bir kudretle buluştum. Ben bu bilgilerin 1400 sene evvel Allah’tan geldiğine inanıyorum. Zîrâ bu sözleri ilim ve tekniğin yok denecek kadar silik olduğu bir asırda, ümmî, okuma-yazma dahî bilmeyen bir beşerin söylemesi mümkün değildir.”<br />
<br />
İlim adamları, jeolojik devirler içindeki birinci zamanda bugünkünden çok sıcak ve bol yağışlı iklimlerin vukû bulması neticesinde dev cüsseli ağaçların yetiştiğini ve bunların fosilleşmesiyle bugünkü kömür yataklarının oluştuğunu ifâde ederler. Dördüncü jeolojik zamanın başında ise buzul çağı yaşanmıştır. Deniz seviyesi bugünkünden 100 m. kadar daha düşük olmuştur. Bunlardan anlaşıldığına göre, iklim gelecekte de değişebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">DENİZLERİN ALTINDAKİ KARANLIKLAR</span></span><br />
<br />
Kur’ân-ı Kerîm’in insanların bilemediği veya sâdece ihtisas sahiplerinin bildiği hususları, yakînen gören bir göz gibi tasvîr etmesi, onun, sâdece Allâh’a mahsus olabilecek azametli ifâdeler ihtivâ ettiğini göstermektedir. Bunun bir şâhidi şudur:<br />
<br />
Gary Miller’in nakline göre, birkaç sene evvel Müslümanlardan biri Toronto şehrinden marina (yat limanı) ticâreti yapan ve hayâtını denizlerde geçiren bir kimseye, okuması için bir Kur’ân-ı Kerîm tercümesi hediye etmişti. Bu denizci, İslâm tarihi hakkında hiçbir bilgiye sahip değildi. Fakat Kur’ân’ı okuyunca onun son derece tesiri altında kaldı. Kur’ân’ı kendisine hediye eden müslümana:<br />
<br />
“–Muhammed (s.a.v.) bir denizci miydi?” diye sordu. Zîrâ bu zât, Kur’ân’ın tasvirlerinden son derece etkilenmişti. Çünkü kendisi denizdeki fırtınaları yaşayan biriydi ve denizdeki fırtınayı yazıya döken kimsenin de aynı şekilde bu fırtınayı yaşaması gerektiğine inanıyordu. Şu âyetteki tasvir ise, bir kişinin denizdeki fırtınayı sırf zihninde tasarlayarak yazabileceği bir şey değildir:<br />
<br />
“Yâhut o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları derin bir denizdeki yoğun karanlıklara benzer. Öyle bir deniz ki onu, dalga üstüne dalga kaplıyor... Üstünde de koyu bulut. Üst üste binmiş karanlıklar... İçinde bulunan insan, elini uzatsa neredeyse kendi elini bile göremiyor. Öyle ya, Allah birine nûr vermezse artık onun hiçbir nûru olamaz!” (en-Nûr, 40)<br />
<br />
Bu tasvir, ancak denizdeki fırtınanın nasıl olduğunu gayet iyi bilen biri tarafından yazılmış olmalıdır. Bu sebeple:<br />
<br />
“–Hayır, Muhammed (s.a.v.) bütün hayâtını çöl iklîminde geçirmiş olan bir insandır.” denildiğinde şaşkınlığı iyice arttı. Ömrünü denizlerde geçirmemiş bir kimsenin bilemeyeceği tasvirler, en güzel şekilde Kur’ân’da mevcuttu. O hâlde Kur’ân, her şeyi bilen bir kudret tarafından vahyedilmiş olmalıydı. Bu düşüncelerle vakit kaybetmeden İslâm’ı kabûl etti. (Gary Miller, The Amazing Qur’an, s. 22-23)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dönence Nedir, Hangi Tarihlerde Gerçekleşir?]]></title>
			<link>https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=35612</link>
			<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 14:52:28 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://bizdeforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Hamdullah</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=35612</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dönence Nedir, Hangi Tarihlerde Gerçekleşir?</span></span><br />
<br />
Dönence 23° 27' kuzey ve güney enlemlerinin ismidir. Burada güneş ışınları kuzey ve güney yarım kürelerde yeryüzüne dik açı ile geldikleri son enlemdir. 2 tane dönence vardır. Kuzey yarım küredeki dönence Yengeç Dönencesi, güney yarım küredeki dönence ise oğlak dönencesi olarak isimlendirilmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dönence Nedir?</span></span><br />
<br />
Dönence, Tropika ismi ile de bilinmektedir. Dünyaya gelen güneş ışınlarının yılda bir defa dik açı ile geldiği sıcak kuşaktaki kuzey ve güney sınırlarını meydana getiren Ekvatorun yaklaşık 23° 27' kuzeyi ile güneyinden geçtiği düşünülen iki enlemin genel ismidir.<br />
<br />
İki enlem arasında kalan kısım ise Tropikal kuşak olarak isimlendirilmektedir. Bu iki enlemden kuzey yarım kürede olanı Yengeç Dönencesi, güney yarım kürede olanı ise Oğlak Dönencesi olarak isimlendirilmektedir.<br />
<br />
21 Haziran tarihinde güneş ışınları Yengeç Dönencesine dik bir açı ile gelir. 21 Haziran'da Kuzey Yarım kürede yaz mevsimidir. Güney Yarım kürede ise kış başlangıcı olarak ifade edilmektedir.<br />
<br />
Güney Kutup Dairesi bölgesinde en az 24 saatlik bir gece yaşanmaktadır. Bugün itibari ile dünyanın kuzey bölgesinde günler kısalır güney bölgesinde ise günler uzamaya başlar. Bu durum Yaz Gündönümü olarak isimlendirilmektedir.<br />
<br />
Güneş ışınlarının Oğlak dönencesine dik gelmesi ise 21 Aralık tarihinde olmaktadır. Bu tarihte Kuzey yarım kürede kış mevsimi yaşanır. Güney Yarım Kürede ise yaz mevsimi yaşanmaktadır. Bu tarihte Kuzey Kutup Bölgesinde 24 saat gece olmaktadır.<br />
<br />
Dönence, matematik iklim kuşağı adını alan Tropikal iklim kuşağının kuzey ve güney sınırları olarak ifade edilebilir. Dönenceler arasındaki iki meridyenin uzaklığı yaklaşık olarak 100 km civarındadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Coğrafyada Kısaca Dönence Kavramı ve Tanımı Nedir?</span></span><br />
<br />
Dönence 23° 27' Kuzey Güney enlemlerinin genel adı olarak ifade edilebilir. Bu enlemler güneş ışınlarının Kuzey ve Güney yarım kürelerde dik geldiği en son enlem olma özelliğine sahiptirler.<br />
<br />
İki adet dönence vardır. Kuzey Yarım Kürede bulunan dönence Yengeç Dönencesi, Güney Yarım kürede bulunan dönence ise oğlak dönencesi olarak isimlendirilmektedir.<br />
<br />
Dönence uzay ve astronomide ise tropik olarak ifade edilir. Güneş ışınlarının dik açıklığının en büyük ve de en küçük olduğu bölgelerin ismidir. Bunun yanında Güneş'in gün dönümünde gökyüzünde bulunduğu yer olarak da ifade edilir.<br />
<br />
Yaz dönencesi 21 Haziran tarihi iken, kış dönencesi ise 21 Aralık tarihidir. Ay ile Güneş'in hareket ederken geri döndüğü yer ya da daire olarak da ifade edilebilmektedir.<br />
<br />
Dünya üzerinde güneş ışınlarının yılda iki kere dik açı ile geldikleri bölge dönence olarak isimlendirilmektedir. Ekvatorda 23° 27' kuzey güney enlemlerinin geçtiğinin düşünüldüğü iç çemberlere verilen isimdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">21 Haziran tarihinde güneş ışınlarının kuzey yarım küreye dik gelmesi ile;</span></span><br />
<br />
Kuzey yarım kürede yazın, güney yarım kürede ise kış mevsiminin başladığı tarihtir.<br />
<br />
Yengeç dönencesinden kuzeye doğru gidildiği zaman gündüzler uzamaktadır. Güneye gidilirse geceler uzamaktadır.<br />
<br />
Yengeç dönencesinde güneş ışınlarının dik gelmesi halinde gölge boyu 0 olur.<br />
<br />
21 Haziran itibari ile güneş ışınlarının dik açı ile geldiği bölgeler güneye doğru kaymaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">21 Aralık tarihinde güneş ışınlarının güney yarım küreye dik gelmesi ile;</span></span><br />
<br />
Bu tarihte kuzey yarım kürede kış, güney yarım kürede ise yaz mevsimi başlamaktadır.<br />
<br />
Oğlak dönencesinden güneye gidildiği zaman gündüz süresi artar, kuzeye doğru gidilirse de gece süresi artar.<br />
<br />
Oğlak dönencesine güneş ışınlarının dik gelmesi halinde gölge boyu 0 olacaktır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dönence Nedir, Hangi Tarihlerde Gerçekleşir?</span></span><br />
<br />
Dönence 23° 27' kuzey ve güney enlemlerinin ismidir. Burada güneş ışınları kuzey ve güney yarım kürelerde yeryüzüne dik açı ile geldikleri son enlemdir. 2 tane dönence vardır. Kuzey yarım küredeki dönence Yengeç Dönencesi, güney yarım küredeki dönence ise oğlak dönencesi olarak isimlendirilmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dönence Nedir?</span></span><br />
<br />
Dönence, Tropika ismi ile de bilinmektedir. Dünyaya gelen güneş ışınlarının yılda bir defa dik açı ile geldiği sıcak kuşaktaki kuzey ve güney sınırlarını meydana getiren Ekvatorun yaklaşık 23° 27' kuzeyi ile güneyinden geçtiği düşünülen iki enlemin genel ismidir.<br />
<br />
İki enlem arasında kalan kısım ise Tropikal kuşak olarak isimlendirilmektedir. Bu iki enlemden kuzey yarım kürede olanı Yengeç Dönencesi, güney yarım kürede olanı ise Oğlak Dönencesi olarak isimlendirilmektedir.<br />
<br />
21 Haziran tarihinde güneş ışınları Yengeç Dönencesine dik bir açı ile gelir. 21 Haziran'da Kuzey Yarım kürede yaz mevsimidir. Güney Yarım kürede ise kış başlangıcı olarak ifade edilmektedir.<br />
<br />
Güney Kutup Dairesi bölgesinde en az 24 saatlik bir gece yaşanmaktadır. Bugün itibari ile dünyanın kuzey bölgesinde günler kısalır güney bölgesinde ise günler uzamaya başlar. Bu durum Yaz Gündönümü olarak isimlendirilmektedir.<br />
<br />
Güneş ışınlarının Oğlak dönencesine dik gelmesi ise 21 Aralık tarihinde olmaktadır. Bu tarihte Kuzey yarım kürede kış mevsimi yaşanır. Güney Yarım Kürede ise yaz mevsimi yaşanmaktadır. Bu tarihte Kuzey Kutup Bölgesinde 24 saat gece olmaktadır.<br />
<br />
Dönence, matematik iklim kuşağı adını alan Tropikal iklim kuşağının kuzey ve güney sınırları olarak ifade edilebilir. Dönenceler arasındaki iki meridyenin uzaklığı yaklaşık olarak 100 km civarındadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Coğrafyada Kısaca Dönence Kavramı ve Tanımı Nedir?</span></span><br />
<br />
Dönence 23° 27' Kuzey Güney enlemlerinin genel adı olarak ifade edilebilir. Bu enlemler güneş ışınlarının Kuzey ve Güney yarım kürelerde dik geldiği en son enlem olma özelliğine sahiptirler.<br />
<br />
İki adet dönence vardır. Kuzey Yarım Kürede bulunan dönence Yengeç Dönencesi, Güney Yarım kürede bulunan dönence ise oğlak dönencesi olarak isimlendirilmektedir.<br />
<br />
Dönence uzay ve astronomide ise tropik olarak ifade edilir. Güneş ışınlarının dik açıklığının en büyük ve de en küçük olduğu bölgelerin ismidir. Bunun yanında Güneş'in gün dönümünde gökyüzünde bulunduğu yer olarak da ifade edilir.<br />
<br />
Yaz dönencesi 21 Haziran tarihi iken, kış dönencesi ise 21 Aralık tarihidir. Ay ile Güneş'in hareket ederken geri döndüğü yer ya da daire olarak da ifade edilebilmektedir.<br />
<br />
Dünya üzerinde güneş ışınlarının yılda iki kere dik açı ile geldikleri bölge dönence olarak isimlendirilmektedir. Ekvatorda 23° 27' kuzey güney enlemlerinin geçtiğinin düşünüldüğü iç çemberlere verilen isimdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">21 Haziran tarihinde güneş ışınlarının kuzey yarım küreye dik gelmesi ile;</span></span><br />
<br />
Kuzey yarım kürede yazın, güney yarım kürede ise kış mevsiminin başladığı tarihtir.<br />
<br />
Yengeç dönencesinden kuzeye doğru gidildiği zaman gündüzler uzamaktadır. Güneye gidilirse geceler uzamaktadır.<br />
<br />
Yengeç dönencesinde güneş ışınlarının dik gelmesi halinde gölge boyu 0 olur.<br />
<br />
21 Haziran itibari ile güneş ışınlarının dik açı ile geldiği bölgeler güneye doğru kaymaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">21 Aralık tarihinde güneş ışınlarının güney yarım küreye dik gelmesi ile;</span></span><br />
<br />
Bu tarihte kuzey yarım kürede kış, güney yarım kürede ise yaz mevsimi başlamaktadır.<br />
<br />
Oğlak dönencesinden güneye gidildiği zaman gündüz süresi artar, kuzeye doğru gidilirse de gece süresi artar.<br />
<br />
Oğlak dönencesine güneş ışınlarının dik gelmesi halinde gölge boyu 0 olacaktır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ekinoks Nedir, Hangi Tarihlerde Gerçekleşir?]]></title>
			<link>https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=35611</link>
			<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 14:44:56 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://bizdeforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Hamdullah</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=35611</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ekinoks Nedir, Hangi Tarihlerde Gerçekleşir?</span></span><br />
<br />
Ekinoks nedir ve hangi tarihlerde görülür? 23 Eylül’de ve 21 Mart’ta Kuzey ve Güney Yarım Küre’de neler yaşanır? Ekinoks tarihlerinde gerçekleşen hadiseler...<br />
<br />
Ekinoks, Güneş ışınlarının Ekvator’a dik vurması sonucunda aydınlanma çemberinin kutuplardan geçtiği anı ifade eder. Gündüz ile gecenin eşit olması durumudur. İlkbahar ve Sonbahar’da olmak üzere yılda iki kez tekrarlanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">EKİNOKS TARİHLERİ</span></span><br />
<br />
Kuzey Yarıküre’de yaklaşık olarak 21 Mart İlkbahar Ekinoksu - 23 Eylül Sonbahar Ekinoksu’dur.<br />
<br />
Güney Yarıküre’de yaklaşık olarak 21 Mart Sonbahar Ekinoksu - 23 Eylül İlkbahar Ekinoksu’dur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">23 EYLÜL’DE KUZEY VE GÜNEY YARIM KÜRE’DE NELER YAŞANIR?</span></span><br />
<br />
23 Eylül’de;<br />
<br />
    Kuzey ve Güney Yarım Küre, Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°’lik açı ile düşer.<br />
    Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır.<br />
    Güneş ışınları bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar.<br />
    Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’de gündüzler, gecelerden uzun olmaya başlar.Kuzey Yarım Küre’de ise tam tersi olur.<br />
    Bu tarih Güney Yarım Küre’de İlkbahar, Kuzey Yarım Küre’de Sonbahar başlangıcıdır.<br />
    Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer.<br />
    Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür.<br />
    Dünya’da gece ve gündüz birbirine eşit olur.<br />
    Bu tarih Kuzey Kutup Noktası’nda altı aylık gecenin, Güney Kutup Noktası’nda ise altı aylık gündüzün başlangıcıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">21 MART’TA KUZEY VE GÜNEY YARIM KÜRE’DE NELER YAŞANIR?</span></span><br />
<br />
    21 Mart’ta Kuzey ve Güney Yarım Küre, Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°’lik açı ile düşer.<br />
    Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır.<br />
    Güneş ışınları bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar.<br />
    Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre’de ise tam tersi olur.<br />
    Bu tarih Güney Yarım Küre’de Sonbahar, Kuzey Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır.<br />
    Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer.<br />
    Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür.<br />
    Dünya’da gece ve gündüz süreleri birbirine eşit olur.<br />
    Bu tarih Güney Kutup Noktası’nda altı aylık gecenin, Kuzey Kutup Noktası’nda ise altı aylık gündüzün başlangıcıdır.</span> <img src="https://bizdeforum.com/images/smilies-2/Smileys-37.gif" alt="Smileys-37" title="Smileys-37" class="smilie smilie_622" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ekinoks Nedir, Hangi Tarihlerde Gerçekleşir?</span></span><br />
<br />
Ekinoks nedir ve hangi tarihlerde görülür? 23 Eylül’de ve 21 Mart’ta Kuzey ve Güney Yarım Küre’de neler yaşanır? Ekinoks tarihlerinde gerçekleşen hadiseler...<br />
<br />
Ekinoks, Güneş ışınlarının Ekvator’a dik vurması sonucunda aydınlanma çemberinin kutuplardan geçtiği anı ifade eder. Gündüz ile gecenin eşit olması durumudur. İlkbahar ve Sonbahar’da olmak üzere yılda iki kez tekrarlanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">EKİNOKS TARİHLERİ</span></span><br />
<br />
Kuzey Yarıküre’de yaklaşık olarak 21 Mart İlkbahar Ekinoksu - 23 Eylül Sonbahar Ekinoksu’dur.<br />
<br />
Güney Yarıküre’de yaklaşık olarak 21 Mart Sonbahar Ekinoksu - 23 Eylül İlkbahar Ekinoksu’dur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">23 EYLÜL’DE KUZEY VE GÜNEY YARIM KÜRE’DE NELER YAŞANIR?</span></span><br />
<br />
23 Eylül’de;<br />
<br />
    Kuzey ve Güney Yarım Küre, Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°’lik açı ile düşer.<br />
    Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır.<br />
    Güneş ışınları bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar.<br />
    Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’de gündüzler, gecelerden uzun olmaya başlar.Kuzey Yarım Küre’de ise tam tersi olur.<br />
    Bu tarih Güney Yarım Küre’de İlkbahar, Kuzey Yarım Küre’de Sonbahar başlangıcıdır.<br />
    Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer.<br />
    Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür.<br />
    Dünya’da gece ve gündüz birbirine eşit olur.<br />
    Bu tarih Kuzey Kutup Noktası’nda altı aylık gecenin, Güney Kutup Noktası’nda ise altı aylık gündüzün başlangıcıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">21 MART’TA KUZEY VE GÜNEY YARIM KÜRE’DE NELER YAŞANIR?</span></span><br />
<br />
    21 Mart’ta Kuzey ve Güney Yarım Küre, Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°’lik açı ile düşer.<br />
    Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır.<br />
    Güneş ışınları bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar.<br />
    Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre’de ise tam tersi olur.<br />
    Bu tarih Güney Yarım Küre’de Sonbahar, Kuzey Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır.<br />
    Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer.<br />
    Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür.<br />
    Dünya’da gece ve gündüz süreleri birbirine eşit olur.<br />
    Bu tarih Güney Kutup Noktası’nda altı aylık gecenin, Kuzey Kutup Noktası’nda ise altı aylık gündüzün başlangıcıdır.</span> <img src="https://bizdeforum.com/images/smilies-2/Smileys-37.gif" alt="Smileys-37" title="Smileys-37" class="smilie smilie_622" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ÇEK CUMHÛRİYETİ]]></title>
			<link>https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=32694</link>
			<pubDate>Fri, 15 Nov 2024 21:17:31 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://bizdeforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Hamdullah</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=32694</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ÇEK CUMHÛRİYETİ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEVLETİN ADI</span><br />
 Çek Cumhûriyeti <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
BAŞŞEHRİ</span><br />
 Prag<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NÜFÛSU</span><br />
 10.400.000<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YÜZÖLÇÜMÜ</span><br />
 78.864 km2<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RESMÎ DİLİ</span><br />
 Çekçe<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DîNİ</span><br />
 Hıristiyan (Katolik, Protestan)<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PARA BİRİMİ</span><br />
 Koruna<br />
 <br />
<br />
Kuzeyinde Polonya, batısında Birleşik Almanya, güneyinde Avusturya, doğusunda Slovakya tarafından çevrili olan bir Orta Avrupa ülkesi. Çekoslovakya Birinci Dünyâ Savaşı sonunda Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun parçalanması netîcesinde kurulmuştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Târihi</span></span><br />
<br />
Bohemya bölgesinde oturan Keltler ülkenin bilinen ilk halkıdır. Beşinci asırda doğudan Slav kabîleleri gelerek Elbe Vâdisinde yerleşmişlerdir. Altı asır boyunca devamlı Slav, Cermen ve Macarların istilâlarına mâruz kalmıştır. On dördüncü asırda kurulan Cermen İmparatorluğu uzun seneler ülkeye hâkim olduktan sonra 17. asır başlarında Avusturya-Macaristan İmparatorluğuna yenilmesiyle, bu imparatorluğunun topraklarına katıldı. Avusturya, Bohemya ve Moravya’ya, Macaristan ise Slovakya’ya hükmetmekteydiler. Birinci Dünyâ Savaşı netîcesinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun yıkılmasıyla Ekim 1918’de Çekoslovakya Cumhuriyeti adıyla bağımsızlıklarını ilân ettiler. Ülkedeki etnik gruplardan Almanların ayaklanmaları ve Almanya’nın baskısı ile Bohemya bölgesi, Almanlara verildi (1938). Bir sene sonra Hitler komutasındaki Alman orduları Çekoslovakya’yı işgâl etti. <br />
<br />
İkinci Dünyâ Savaşı netîcesinde 1945’te ülke bu sefer de Rusya tarafından işgâl edildi. Çekoslovakya’nın doğudaki Rütenya eyâletini kendi topraklarına katan Rusya, baskı netîcesinde Çek Komünist Partisini iktidâra geçirerek sosyalist bir rejim kurdurdu. Yeni yönetim kendi anlayışı gereği hürriyetleri kısıtladı. Hürriyet taraftarı olan kişileri hapishâne ve akıl hastânelerine doldurarak ülkeyi Rusya’nın peyki durumuna getirdi. 1955 yılında Varşova Paktına dâhil oldu. 1960’dan sonra zirâat kollektifleştirildi. Nakliye ticâret ve ağır sanayi devletleştirildi. Kültür ve dînî inançlar baskı altına alındı. 1968’de Stalin taraftarlarının yerine geçen Alexander Dubcek ve Ludvik Suoboda ülkede liberal bir politika tâkip ederek ekonomide dışa açılma yönünde çeşitli reformlar yaptılar. Basın ve yayın kuruluşlarına hürriyet verildi. Komünizmin diktatörlük rejiminden kurtulup insanca yaşamak için çaba sarf eden liderler Rusya idârecileri tarafından şiddetle tenkit edildi. Çekoslovakya’daki bu liberal reformlar netîcesinde bir peykini kaybetme korkusu duyan Rusya ülkeyi işgâl etti. Ülkelere bağımsızlık sloganları öğreten Rusya kendisinin yaptığı işgâle karşı gelen halkı insafsızca tankların paletleri altında ezdi ve ülke idârecilerini şiddetle cezâlandırdı. Yüzbinlerce Çekoslovakyalı, Rus  zulmüne dayanamayarak Avusturya ve Almanya’ya kaçtı. <br />
<br />
1989’da bütün doğu bloku ülkelerinde olduğu gibi, Çekoslovakya’da da yumuşama politikası başladı. Çok partili sisteme geçildi ve 1990’da ilk serbest seçim yapıldı. Komünistler kazanamadılar. Milliyetçi Partiler iktidar oldular. 1992 Haziranında Çekoslovakya’yı meydana getiren Çek ve Slovakya cumhuriyetlerinde ayrı ayrı yapılan seçimlerden sonra iki cumhuriyetin birbirinden ayrılması gündeme geldi. Yapılan görüşmeler neticesinde 25 Kasım 1992 günü yapılan antlaşma ile 31 Aralık 1992 târihinde iki cumhuriyet birbirinden ayrıldı. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fizikî Yapı</span></span><br />
<br />
Çek Cumhuriyeti batıdan doğuya doğru iki coğrafî bölgeye ayrılır. Bunlar batıda “Bohemya”, doğuda “Moravya” bölgeleridir.<br />
<br />
Bohemya ülkenin batısında, dört tarafı ortalama 1000-1500 m yüksekliğe sâhip dağlarla çevrili olan dörtgen biçiminde bir yayladır. Bölgenin kuzeyinde Krkonose Dağları (en yüksek tepesi 1603 m), kuzey batıda Krusme Dağları, doğusunda ise Moravya bölgesine sınır teşkil eden Moravya Tepeleri vardır. Güney batıdaki Bohemya Dağlarından çıkan Vltava Irmağı güney kuzey doğrultusunda bölgeyi aştıktan sonra, Krkonose Dağlarından çıkarak Bohemya bölgesinin kuzeyini sulayan ve ülkeden çıkan Elbe Nehrine karışır. Bölgenin önemli akarsularından bir diğeri olan Ohre de kuzeybatı kesimlerini suladıktan sonra Elbe Nehrine katılır.<br />
<br />
Moravya Çek Cumhuriyeti’nin orta kısmını teşkil eden, kuzeyden güneye doğru gidildikçe alçalan bir ova şerididir. Kuzeyinde Jesenik Dağları ile çevrili olan bölge, batısında Moravya Dağları ile Bohemya bölgesinden, doğudaki Beskydy ve Bile Karpat Dağları ile Slovakya’dan ayrılır. Oder Nehrinin de suladığı bölgeyi kuzey güney istikâmetinde kateden Morava Nehri pekçok küçük akarsuları da bünyesinde toplayarak güneyde Tuna Nehriyle birleşir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İklim</span></span><br />
<br />
Denizden uzak bir Orta Avrupa ülkesi olan Çek Cumhuriyeti’nde de, diğer Orta Avrupa ülkelerinde olduğu gibi kışları sert soğukların hâkim olduğu kara iklimi vardır. Yazların serin geçtiği ülkede, yıllık sıcaklık ortalamaları seneden seneye büyük dalgalanmalar gösterir. Kışın ülkede hava her zaman sıfırın alında olur. Senelik yağış ortalaması bölgelere göre 1000-1500 mm arasında değişir. Yükseliği fazla olmayan ovalık bölgelerde yağış miktarı 1000 mm civârında bulunurken, yüksek dağların bulunduğu yerlerde dağların yağmur bulutlarını tutması ve yoğunlaştırıcılık vazîfesi görmesi, senelik yağış miktarının ortalama 1500 mm civârında olmasını sağlar. Yağışlar kışın genellikle kar şeklinde olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tabiî Kaynakları</span></span><br />
<br />
Çek Cumhuriyeti topraklarının % 30’u ormanlarla kaplı olan bir ülkedir. Özellikle Bohemya Dağları ve Karpatlar’ın yüksek bölgelerinde iğne yapraklı ağaçlardan meydana gelen ormanlık bölgeler, yüksekliği fazla olmayan yerlerde kayın, meşe ve gürgen ormanları hâlini alırlar. Ormanlık bölgelerde yaşayan yabânî hayvanların başlıcaları; yaban domuzu, yaban kedisi ve dağ keçisidir. Mâdenleri kendisine yeterli seviyede değildir. Avrupa’nın en fazla uranyum üreten ülkesi olan Çekoslovakya’da kömür, antimon, manyezit, civa, grafit ve kaolin ile az miktarda petrol üretilir. Üretilen uranyum miktarı, bu maddenin stratejik ehemmiyeti bakımından açıklanmamaktadır. Bohemya dağlarından çıkarılan önemli miktardaki linyit, elektrik enerjisi üretiminde kullanılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nüfus ve Sosyal Hayat</span></span><br />
<br />
Nüfûsu 10.400.000 civârındadır. Resmî dili çekçedir. Hıristiyan olan halkın % 70’i Katolik, % 15’i Protestan ve diğerleri de muhtelif mezheplere bağlıdır. 6-15 yaş arasında öğretimin mecbûri ve parasız olduğu ülkede okuma-yazma bilenlerin oranı % 99’dur. Nüfûsun % 68’i şehirlerde, kalanı ise köylerde oturur. Çalışan nüfûsun ekseriyeti işçidir. Kalanı ise tarım ve diğer işlerle uğraşır, Bohemya halkı müziğe olan düşkünlükleriyle meşhurdur. Beden eğitimi halk arasında yaygındır. Çek Cumhuriyeti’nin millî sporu buz hokeyidir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Siyâsî Hayat</span></span><br />
<br />
1968’de hür bir rejim için istekleri, Rusya tarafından kanlı bir şekilde reddedilen Çek Cumhuriyeti, 1990’a kadar Komünist rejimle yönetildi. Çek ve Slovak Cumhûriyeti olarak iki federasyon hâlinde idâre edilirdi. İktidardaki Komünist Parti seçimlere tek liste ve tek parti olarak girerdi. Ülke, 350 üyeli Federal Meclis tarafından yönetilirdi. Federal Meclis, bütün ülkeden seçilen 200 kişilik Halk Meclisi ile 75 üyesi Çek, 75 üyesi Slovak cumhûriyetlerinden seçilen 150 kişilik Milletler Meclisinden kurulurdu. Devlet başkanı, başbakan ve bakanlar Federal Meclis tarafından kendi üyeleri arasından seçilirdi. 1989’da Doğu bloku ülkelerinde görülen yumuşama ve çok partili hayâta geçiş, Çek Cumhuriyeti’nde de görüldü. 1990’da ilk çok partili seçim yapıldı. 1992 Haziranında Çekoslavakya’yı meydana getiren Çek ve Slovak Cumhuriyetlerinde ayrı ayrı seçim yapıldı. Çek Cumhuriyeti’nde seçimleri kazanan Vaclav Klaus başbakan oldu. Bu seçimlerden sonra yapılan görüşmelerden sonra 31 Aralık 1992 târihinde iki cumhuriyet birbirinden ayrıldı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ekonomi</span></span><br />
<br />
Genel olarak sanâyiye dayalı bir ekonomisi vardır. Ekilebilen arâzinin tamâmı komünist idârenin gelmesiyle devletleştirilerek kollektif tarıma geçildi. Tarım ürünleri üretiminde kollektif tarıma geçme ile verim düştü ve ülke eskisinden daha çok besin maddesi ithal etmek zorunda kaldı. En önemli tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, çavdar, mısır, pancar, patates ve kabaktır. Hayvancılık yaygın olarak yapılır. En çok kümes hayvanlarının beslendiği ülkede beslenen büyük baş hayvanların sayısı küçük baş hayvanların sayısından çok fazladır. Ülkenin % 30’unu kaplayan ormanlardan elde edilen ürünler ihtiyacı karşıladığı gibi, fazlası ihraç edilir. Ürettiği mâdenler ülke ihtiyâcını karşılamadığı için mâden ithal eder. Demir cevherinin önemli kısmını ithal etmesine rağmen dünyâda çelik üretiminde ilk on ülke içine girebilmektedir. Doğu bloku ülkelerin makina, kimyevî madde, silah, tekstil ürünü ihtiyaçlarının büyük bir kımını Çek Cumhuriyeti karşılamaktadır.<br />
<br />
Ulaşım: Çek Cumhuriyeti gelişmiş kara ve demiryolu ağına sâhiptir. Demiryollarının dörtte birinde elektrikli trenler çalışmaktadır. Çek Cumhuriyeti’nde Prag ve öbür bölge merkezleri hava yoluyla birbirine bağlıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ÇEK CUMHÛRİYETİ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEVLETİN ADI</span><br />
 Çek Cumhûriyeti <br />
 <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
BAŞŞEHRİ</span><br />
 Prag<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NÜFÛSU</span><br />
 10.400.000<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YÜZÖLÇÜMÜ</span><br />
 78.864 km2<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RESMÎ DİLİ</span><br />
 Çekçe<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DîNİ</span><br />
 Hıristiyan (Katolik, Protestan)<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PARA BİRİMİ</span><br />
 Koruna<br />
 <br />
<br />
Kuzeyinde Polonya, batısında Birleşik Almanya, güneyinde Avusturya, doğusunda Slovakya tarafından çevrili olan bir Orta Avrupa ülkesi. Çekoslovakya Birinci Dünyâ Savaşı sonunda Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun parçalanması netîcesinde kurulmuştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Târihi</span></span><br />
<br />
Bohemya bölgesinde oturan Keltler ülkenin bilinen ilk halkıdır. Beşinci asırda doğudan Slav kabîleleri gelerek Elbe Vâdisinde yerleşmişlerdir. Altı asır boyunca devamlı Slav, Cermen ve Macarların istilâlarına mâruz kalmıştır. On dördüncü asırda kurulan Cermen İmparatorluğu uzun seneler ülkeye hâkim olduktan sonra 17. asır başlarında Avusturya-Macaristan İmparatorluğuna yenilmesiyle, bu imparatorluğunun topraklarına katıldı. Avusturya, Bohemya ve Moravya’ya, Macaristan ise Slovakya’ya hükmetmekteydiler. Birinci Dünyâ Savaşı netîcesinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun yıkılmasıyla Ekim 1918’de Çekoslovakya Cumhuriyeti adıyla bağımsızlıklarını ilân ettiler. Ülkedeki etnik gruplardan Almanların ayaklanmaları ve Almanya’nın baskısı ile Bohemya bölgesi, Almanlara verildi (1938). Bir sene sonra Hitler komutasındaki Alman orduları Çekoslovakya’yı işgâl etti. <br />
<br />
İkinci Dünyâ Savaşı netîcesinde 1945’te ülke bu sefer de Rusya tarafından işgâl edildi. Çekoslovakya’nın doğudaki Rütenya eyâletini kendi topraklarına katan Rusya, baskı netîcesinde Çek Komünist Partisini iktidâra geçirerek sosyalist bir rejim kurdurdu. Yeni yönetim kendi anlayışı gereği hürriyetleri kısıtladı. Hürriyet taraftarı olan kişileri hapishâne ve akıl hastânelerine doldurarak ülkeyi Rusya’nın peyki durumuna getirdi. 1955 yılında Varşova Paktına dâhil oldu. 1960’dan sonra zirâat kollektifleştirildi. Nakliye ticâret ve ağır sanayi devletleştirildi. Kültür ve dînî inançlar baskı altına alındı. 1968’de Stalin taraftarlarının yerine geçen Alexander Dubcek ve Ludvik Suoboda ülkede liberal bir politika tâkip ederek ekonomide dışa açılma yönünde çeşitli reformlar yaptılar. Basın ve yayın kuruluşlarına hürriyet verildi. Komünizmin diktatörlük rejiminden kurtulup insanca yaşamak için çaba sarf eden liderler Rusya idârecileri tarafından şiddetle tenkit edildi. Çekoslovakya’daki bu liberal reformlar netîcesinde bir peykini kaybetme korkusu duyan Rusya ülkeyi işgâl etti. Ülkelere bağımsızlık sloganları öğreten Rusya kendisinin yaptığı işgâle karşı gelen halkı insafsızca tankların paletleri altında ezdi ve ülke idârecilerini şiddetle cezâlandırdı. Yüzbinlerce Çekoslovakyalı, Rus  zulmüne dayanamayarak Avusturya ve Almanya’ya kaçtı. <br />
<br />
1989’da bütün doğu bloku ülkelerinde olduğu gibi, Çekoslovakya’da da yumuşama politikası başladı. Çok partili sisteme geçildi ve 1990’da ilk serbest seçim yapıldı. Komünistler kazanamadılar. Milliyetçi Partiler iktidar oldular. 1992 Haziranında Çekoslovakya’yı meydana getiren Çek ve Slovakya cumhuriyetlerinde ayrı ayrı yapılan seçimlerden sonra iki cumhuriyetin birbirinden ayrılması gündeme geldi. Yapılan görüşmeler neticesinde 25 Kasım 1992 günü yapılan antlaşma ile 31 Aralık 1992 târihinde iki cumhuriyet birbirinden ayrıldı. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fizikî Yapı</span></span><br />
<br />
Çek Cumhuriyeti batıdan doğuya doğru iki coğrafî bölgeye ayrılır. Bunlar batıda “Bohemya”, doğuda “Moravya” bölgeleridir.<br />
<br />
Bohemya ülkenin batısında, dört tarafı ortalama 1000-1500 m yüksekliğe sâhip dağlarla çevrili olan dörtgen biçiminde bir yayladır. Bölgenin kuzeyinde Krkonose Dağları (en yüksek tepesi 1603 m), kuzey batıda Krusme Dağları, doğusunda ise Moravya bölgesine sınır teşkil eden Moravya Tepeleri vardır. Güney batıdaki Bohemya Dağlarından çıkan Vltava Irmağı güney kuzey doğrultusunda bölgeyi aştıktan sonra, Krkonose Dağlarından çıkarak Bohemya bölgesinin kuzeyini sulayan ve ülkeden çıkan Elbe Nehrine karışır. Bölgenin önemli akarsularından bir diğeri olan Ohre de kuzeybatı kesimlerini suladıktan sonra Elbe Nehrine katılır.<br />
<br />
Moravya Çek Cumhuriyeti’nin orta kısmını teşkil eden, kuzeyden güneye doğru gidildikçe alçalan bir ova şerididir. Kuzeyinde Jesenik Dağları ile çevrili olan bölge, batısında Moravya Dağları ile Bohemya bölgesinden, doğudaki Beskydy ve Bile Karpat Dağları ile Slovakya’dan ayrılır. Oder Nehrinin de suladığı bölgeyi kuzey güney istikâmetinde kateden Morava Nehri pekçok küçük akarsuları da bünyesinde toplayarak güneyde Tuna Nehriyle birleşir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İklim</span></span><br />
<br />
Denizden uzak bir Orta Avrupa ülkesi olan Çek Cumhuriyeti’nde de, diğer Orta Avrupa ülkelerinde olduğu gibi kışları sert soğukların hâkim olduğu kara iklimi vardır. Yazların serin geçtiği ülkede, yıllık sıcaklık ortalamaları seneden seneye büyük dalgalanmalar gösterir. Kışın ülkede hava her zaman sıfırın alında olur. Senelik yağış ortalaması bölgelere göre 1000-1500 mm arasında değişir. Yükseliği fazla olmayan ovalık bölgelerde yağış miktarı 1000 mm civârında bulunurken, yüksek dağların bulunduğu yerlerde dağların yağmur bulutlarını tutması ve yoğunlaştırıcılık vazîfesi görmesi, senelik yağış miktarının ortalama 1500 mm civârında olmasını sağlar. Yağışlar kışın genellikle kar şeklinde olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tabiî Kaynakları</span></span><br />
<br />
Çek Cumhuriyeti topraklarının % 30’u ormanlarla kaplı olan bir ülkedir. Özellikle Bohemya Dağları ve Karpatlar’ın yüksek bölgelerinde iğne yapraklı ağaçlardan meydana gelen ormanlık bölgeler, yüksekliği fazla olmayan yerlerde kayın, meşe ve gürgen ormanları hâlini alırlar. Ormanlık bölgelerde yaşayan yabânî hayvanların başlıcaları; yaban domuzu, yaban kedisi ve dağ keçisidir. Mâdenleri kendisine yeterli seviyede değildir. Avrupa’nın en fazla uranyum üreten ülkesi olan Çekoslovakya’da kömür, antimon, manyezit, civa, grafit ve kaolin ile az miktarda petrol üretilir. Üretilen uranyum miktarı, bu maddenin stratejik ehemmiyeti bakımından açıklanmamaktadır. Bohemya dağlarından çıkarılan önemli miktardaki linyit, elektrik enerjisi üretiminde kullanılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nüfus ve Sosyal Hayat</span></span><br />
<br />
Nüfûsu 10.400.000 civârındadır. Resmî dili çekçedir. Hıristiyan olan halkın % 70’i Katolik, % 15’i Protestan ve diğerleri de muhtelif mezheplere bağlıdır. 6-15 yaş arasında öğretimin mecbûri ve parasız olduğu ülkede okuma-yazma bilenlerin oranı % 99’dur. Nüfûsun % 68’i şehirlerde, kalanı ise köylerde oturur. Çalışan nüfûsun ekseriyeti işçidir. Kalanı ise tarım ve diğer işlerle uğraşır, Bohemya halkı müziğe olan düşkünlükleriyle meşhurdur. Beden eğitimi halk arasında yaygındır. Çek Cumhuriyeti’nin millî sporu buz hokeyidir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Siyâsî Hayat</span></span><br />
<br />
1968’de hür bir rejim için istekleri, Rusya tarafından kanlı bir şekilde reddedilen Çek Cumhuriyeti, 1990’a kadar Komünist rejimle yönetildi. Çek ve Slovak Cumhûriyeti olarak iki federasyon hâlinde idâre edilirdi. İktidardaki Komünist Parti seçimlere tek liste ve tek parti olarak girerdi. Ülke, 350 üyeli Federal Meclis tarafından yönetilirdi. Federal Meclis, bütün ülkeden seçilen 200 kişilik Halk Meclisi ile 75 üyesi Çek, 75 üyesi Slovak cumhûriyetlerinden seçilen 150 kişilik Milletler Meclisinden kurulurdu. Devlet başkanı, başbakan ve bakanlar Federal Meclis tarafından kendi üyeleri arasından seçilirdi. 1989’da Doğu bloku ülkelerinde görülen yumuşama ve çok partili hayâta geçiş, Çek Cumhuriyeti’nde de görüldü. 1990’da ilk çok partili seçim yapıldı. 1992 Haziranında Çekoslavakya’yı meydana getiren Çek ve Slovak Cumhuriyetlerinde ayrı ayrı seçim yapıldı. Çek Cumhuriyeti’nde seçimleri kazanan Vaclav Klaus başbakan oldu. Bu seçimlerden sonra yapılan görüşmelerden sonra 31 Aralık 1992 târihinde iki cumhuriyet birbirinden ayrıldı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ekonomi</span></span><br />
<br />
Genel olarak sanâyiye dayalı bir ekonomisi vardır. Ekilebilen arâzinin tamâmı komünist idârenin gelmesiyle devletleştirilerek kollektif tarıma geçildi. Tarım ürünleri üretiminde kollektif tarıma geçme ile verim düştü ve ülke eskisinden daha çok besin maddesi ithal etmek zorunda kaldı. En önemli tarım ürünleri buğday, arpa, yulaf, çavdar, mısır, pancar, patates ve kabaktır. Hayvancılık yaygın olarak yapılır. En çok kümes hayvanlarının beslendiği ülkede beslenen büyük baş hayvanların sayısı küçük baş hayvanların sayısından çok fazladır. Ülkenin % 30’unu kaplayan ormanlardan elde edilen ürünler ihtiyacı karşıladığı gibi, fazlası ihraç edilir. Ürettiği mâdenler ülke ihtiyâcını karşılamadığı için mâden ithal eder. Demir cevherinin önemli kısmını ithal etmesine rağmen dünyâda çelik üretiminde ilk on ülke içine girebilmektedir. Doğu bloku ülkelerin makina, kimyevî madde, silah, tekstil ürünü ihtiyaçlarının büyük bir kımını Çek Cumhuriyeti karşılamaktadır.<br />
<br />
Ulaşım: Çek Cumhuriyeti gelişmiş kara ve demiryolu ağına sâhiptir. Demiryollarının dörtte birinde elektrikli trenler çalışmaktadır. Çek Cumhuriyeti’nde Prag ve öbür bölge merkezleri hava yoluyla birbirine bağlıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[DÜNYÂ]]></title>
			<link>https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=30260</link>
			<pubDate>Sat, 31 Aug 2024 23:08:04 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://bizdeforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Hamdullah</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=30260</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">DÜNYÂ</span></span></span><br />
<br />
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Alm.</span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font"> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Erde Welt (f),</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fr.</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Terre (f), monde (m),</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İng.</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Earth, world.</span> Güneş sistemindeki gezegenlerden biri. Dünyânın uzaydan görünüşü mavi olduğu için uzay dilinde dünyâ mavi gezegen ismi ile de çağrılır. Bu mavilik atmosferde bulunan oksijenin, güneş ışığının tayfı neticesidir. Bu mavilik aynı zamanda kâinatta yegâne canlı bulunan yerin dünyâ olduğunu da göstermektedir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyâ güneşten îtibâren üçüncü büyük gezegendir. Güneşten 149.589.000 km uzakta elipsoidal bir yörünge boyunca dönmektedir. Güneş etrafındaki bir dönüşü güneş yılı olarak târif edilmiş olup 365 gün 5 saat 48 dakika ve 46 saniyedir. Bu dönüşünden mevsimler hâsıl olur. Kutuplardan basık karpuz biçimindedir. Dünyânın yuvarlak olduğunu Avrupalılardan ilk açıklayanlar Kopernik (1540) ve Galile (1640)dir. Bundan çok daha önce dünyânın yuvarlak olup döndüğünü büyük İslâm âlimleri meselâ, Bîrûnî isbat etmişti. Endülüs İslâm Üniversitesinde astronomi profesörü olan Nûreddîn Batrûcî ise 1185 senesinde yazdığı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">El-Hayat </span></span>kitabında bugünkü astronomiyi anlatmaktadır. Pekçok Avrupalı Endülüs Üniversitesinde tahsil yapmış, fennin Avrupa’ya yayılmasına çalışmışlardır. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyânın ekvatordaki çapı 12.756,3 km, kutuplardaki çapı ise 12.713,6 km’dir. Ekvator bölgesinde çapın büyük olması dünyânın ekseni etrafında hızla dönüşünün neticesi olabilir. Dünyânın yoğunluğu 5.52 gr/cm3tür. Atmosferinde % 78.09 azot, % 20.95 oksijen ve az miktarda da hidrojen, karbondioksit, helyum, argon, kripton, metan, neon bulunur. Atmosferdeki su miktarı ise % 0.2-0.4 arası değişir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyâ bir günde, yâni 23 saat 56 dakika 4 saniyede kendi ekseni etrafında bir tur atar. Bu dönmesinden gece ve gündüz hâsıl olur. Dünyânın ekseni yer küresi ile güneş arasındaki doğruya dik olmayıp bu doğruya dik olan aydınlanma düzlemine 23,5 derece eğik olduğu için gece ile gündüz uzunluğu yalnız ekvator üzerinde her zaman eşittir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Diğer yerlerde eşit olmayıp her ay değişmektedir. Ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe gece ile gündüz arasındaki fark artar. Kutuplarda altı ay gündüz, altı ay gece sürer. Gece de tam gece değil yarı karanlıktır. Son yapılan ölçümler ayrıca göstermiştir ki, günün uzaması kısalması, ayın çekim kuvveti etkisi ile dünyâ dönüş hızında yaptığı yavaşlatma sebebiyle de değişmektedir. Güneşin, ayın ve diğer gezegenlerin çekim kuvvetleri etkisi ile 41.000 senelik bir peryotta dünyânın eğimi 23,5 derece ile 22 derece arasında değişir. Her mevsim dünyânın eksenel eğimi farklıdır. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyâ güneş etrafında elips şeklindeki yörüngesinde dönerken güneşten mesâfesi artar ve azalır. En yakın noktada dünyânın ekseni etrafında dönüş hızı da saniyede 960 km artar. Bunun neticesi olarak kuzey yarım kürede kışlar, kısa ve daha ılık geçer. Buna mukâbil güney yarımkürede de yazlar uzun ve serin geçer. Güneşin, ayın ve diğer  gezegenlerin çekim kuvveti sebebiyle yörünge elipsindeki yaklaşma ve uzaklaşma özelliği 25.800 sene ara ile değişir. Kuzey Yarımkürede bugünkü özellikler 12.900 sene sonra tam tersine dönecektir. Kıtaların Kuzey Yarımküresine kümelendiği düşünülürse dünyâ ileride takrar bir buz çağı yaşıyabilir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyânın Fizikî Özellikleri</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyânın toplam yüzey alanı yaklaşık olarak 510.2 milyon km2dir. Bu yüzölçümünün yaklaşık yüzde 70.8’i su ile ve 29.2’si de kara ile örtülüdür. Kıtalar daha ziyade kuzey yarım kürede  toplanmıştır. Coğrafî kuzey kutup, okyanus ortasına; güney kutup ise, buzlarla kaplı Antarktika kıtasına rastlar. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyâ kabuğu devamlı hareket hâlinde olup, radyoaktif maddelerin reaksiyonu ile meydana çıkan ısı neticesi devamlı dışarı itilir. Bu kuvvet yer yer kırılmalar ve yeni toprağın yüzeye çıkmasına sebep olur. Yer kabuğu kalınlığı kıtalarda yaklaşık 35 km, okyanuslarda 4,8-6,4 km mesâfeye ulaşır. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Yer kubuğunu 2900 km kalınlıkta ergimiş metal tabaka tâkip eder. En içeride 3.200 km çapında top biçimde iç kor kütle vardır. Dünyânın kütlesi 5,98X10 27 gram olarak hesaplanmıştır. Dünyâ kabuğunun analiz neticesine göre % 46’sı oksijen, % 28’i silikon, % 11’i kalsiyum, potasyum, mağnezyum ve % 8’i alüminyumdur. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyânın etrafında dönüşü, metal kordan ötürü elektrik akımları doğurur. Bu elektrik akımlarının doğurduğu manyetik saha ise dünyâ üzerinde yaşayan canlıları güneş ve diğer yıldızların yaydığı zararlı parça radyasyonlarına karşı koruma görevi yapar. Manyetik saha yönü değişirse bu değişmenin dünyâ üzerinde yaşıyan canlıların çoğunun ölmesine sebeb olacağı, deniz dibi incelemelerinde bir zamanlar ölmüş olan hayvanlardan anlaşılmıştır. Kayaların incelenmesinden dünyâ manyetik saha yönünün değişmesinin 750.000 ile 7.700.000 senede bir tekrarlandığı anlaşılmıştır. Bugünkü durumun 730.000 sene önce yine aynı olduğu tahmin edilmektedir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Yer’in İç Yapısı</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Yer, yüzeyden merkeze doğru genel olarak üç tabakadan meydana gelir: </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">1. Litosfer (Taşküre)+ Kabuk: </span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Yerin üzerinde bulunduğumuz katı kısmıdır. Yüzeyden içeri doğru 33 m’de 1° sıcaklık artar. Yer kabuğu yaklaşık 35 km kalınlıktadır. Bu tabakada alüminyumlu silikatlar esas kütleyi teşkil eder. Ortalama yoğunluğu 2,5-3’tür. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">2. Pirosfer (Ateşküre)-Örtü (Manto):</span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font"> Kalınlığı 2.900 km’dir. Sima ve Nifesima diye iki tabakaya ayrılır. Merkeze doğru sıcaklığın  kısmen artması sebebiyle bu tabakanın sıvı olması ileri sürülmüş, fakat faaliyette bulunan volkanlardan lavların alınması, deprem dalgalarının hızlarından yerin içinin sıvı olmadığı anlaşılmıştır. Mağnezyumlu silikatlar ve demirli elementlerin bulunduğu bu tabakanın ortalama yoğunluğu 3-5’tir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">3. Barisfer (Ağırküre)-Çekirdek:</span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font"> Ağır madenlerden demir ve nikel bulunur. Ortalama yoğunluğu 11’dir. İç çekirdeğe kütle sebebiyle yapılan basınç 4 milyon atmosfere varır. Çelikten daha sert durumdadır. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Yer’in Dış Yapısı</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Yerin etrafını atmosfer adı verilen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Lui gaz</span></span> tabakası sarmıştır. Eski Yunanca Atmos= nefes, sphere= küre, Atmosfer= nefes alınan küre, hava küre demektir. % 78,09 azot, % 20,95 oksijen, % 1’de su buharı, karbondioksit, hidrojen, helyum ve soy gazlar bulunduğu daha önce bildirilmişti. Atmosferin yoğunluğu yere yakın kısımlarda azalır. Yerden yukarı doğru 4 tabaka vardır: </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">1. Troposfer:</span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font"> 16 km’ye kadar uzanır. Atmosferdeki gazların % 75’i bu tabakada bulunur. Sıcaklık 100 m’de 0,56 derece düşer. Meteorolojik olaylar bu tabakada, bilhassa bu hareketlerde önemli rolü olan su buharının olduğu 3-4 km’lik bölümde cereyan eder, 9 km’den sonra solunuma, 17 km’den sonra ateş yakmaya yeterli oksijen bulunmaz. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">2. Stratosfer:</span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font"> Troposferden sonra 30-35 km’ye kadar olan tabakadır. Sıcaklık ve hava hareketlerinin nisbeten sakin olduğu bir tabakadır. Ultraviyole ışınlar tesiri ile oksijen gazı ozon hâline döner. 19-45 km arasında ozon tabakası olmasaydı, atmosferden geçen ultraviyole ışınlar şimdikinden 50 defa daha kuvvetli olup yeryüzünde sular dışında hayat olmazdı. Ozon tabakası bugünkünden 2 kat daha fazla olsaydı, yere ulaşan ultraviyole ışınları bugünkünün 10’da biri kadar az olup hayat bu hale gelmeyecekti. Atmosferdeki gazların % 97’si 27 km’ye kadar bulunur. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">3. Mezosfer:</span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font"> Stratosferden 80-90 km’ye kadar uzanan tabakadır. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">4. İyonosfer:</span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font"> 80-90, 250-300 km arasındadır. Seyrek gaz iyonları bulunur. İyonların özelliklerine göre harflerle gösterilen tabakalara ayrılır. İyonların güneşten aldıkları enerji tesiriyle sıcaklıkları fazladır. Ancak insan oralara çıksa, çok seyrek oldukları için bu yüksek sıcaklığı fark edemez. Bu tabaka radyo dalgalarını aksettirir. Kutup ışığı belirir. Füzelerle incelenmektedir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">5. Ekzosfer:</span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font"> 300 km’den yukarıdadır. Yer çekimi tesiri çok azalır. Hidrojen ve helyum gibi hafif gazların atom ve iyonları bu çekimden kurtulup uzaya kaçabilir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Atmosferin sebep olduğu olaylar: </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">1. Gökyüzünün rengini verir: Güneşten gelen ışınların, % 15’i atmosfer tarafından emilir. % 27’si yeri ısıtır. % 8’i yere çarpıp uzaya yansır. % 25’i atmosferde dağılmaya uğrar. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dağılmaya uğrayan ışınlar gölge yerlerin aydınlanmasını ve mavi ışınların kırmızı ışınlara nazaran daha fazla dağılması sebebiyle havanın mavi görünmesini sağlar. % 25’in; 16’sı yine yere iner. Havanın sıcaklığı daha ziyâde alttan ısınma  ile olur. Atmosfer olmasaydı, gökyüzü karanlık olacak, gündüzün yıldızlar görünecekti. Güneş gören yerler aydınlık ve sıcak, gölge yerler karanlık ve soğuk olacaktı. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">2. Yeryüzünün ısınmasına sebep olur. Yere gelen güneş enerjisi atmosfer sebebiyle uzaya kaçamaz. Hava cereyanları ile güneş gören yerlerin çok sıcak, gölge yerlerin çok soğuk olmasına engel olur. Kış odasının, pencere camından giren güneş ışınları ile ısınması gibi atmosfer sebebiyle de yeryüzü ısınır. Yâni atmosferi geçip yere gelen güneş ışınları atmosferden tekrar uzaya kolayca dönemez. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">3. Basınç sebebiyle yerde suyun bulunmasına, buharlaşma yolu ile kaybolmasına sebep olur. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">4. Kırılma olayı görülür. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">5. Tan olayı meydana gelir. (Bkz. Atmosfer)</span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyâ İle İlgili Yeni Buluşlar</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyâ ile ilgili incelemeler atmosferin bileşimi, hareketleri, dünyâ güneş münasebetleri, atmosfer dışındaki atomik parçacıklar, dünyânın manyetik sahası üzerinde devam etmektedir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyânın manyetik sahasının, merkezindeki metal kütleden meydana geldiği anlaşılmıştır. Uzaya gönderilen inceleme uzmanları bu manyetik sahanın uzaydan gelen atomik parçaları, elektronları tuttuğunu tesbit etmiştir. Tutulan bu elektronların bir şerit içinde helezonlar çizerek dünyânın manyetik bir kutbundan diğerine doğru yol aldığı anlaşılmıştır. Daha sonraki incelemeler elektron tutan şeridin iç içe iki kuşaktan oluştuğunu göstermiştir. Bütün bu incelemeler 1957 senesinde Sputnik 1’in uzaya fırlatılması ile başlamış Explorer 1, Explorer 3, Explorer 4 gibi birçok inceleme uyduları ve devamlı gönderilen insanlı, insansız uydularla devam etmektedir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Güneş Radyasyon Parçacıkları</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Güneşten gelen parçacık akımları (Plazma) ilk olarak 1919 yılında İngiliz bilim adamı F.A. Lindemann tarafından anlaşıldı. Alman fizikçisi Ludwing F. Biermann kuyruklu yıldızların kuyruklarının neden güneşten uzaklaşacak yönde uzandığını, yine güneşten yayılan  bu parçacıklara bağlamıştır. 27 Ağustos 1962’de Venüs’e gönderilen Mariner 2 uzayda akan parçacıkların güneşten geldiğini kesin olarak tesbit etti. 16 Aralık 1965’te Dünyâ ile Venüs arasında güneş yörüngesine oturtulan Pioneer 6 ise güneşten yayılan parçacıkların muntazam olarak saniyede 307,5 km hızla hareket ettiğini tesbit etmiştir. Güneşten ayrılan radyasyon parçacıkları dünyâ ve gezegenlerin civârından geçerken bu gezegenlerin manyetik sahaları ile dışarıya doğru itilirler. Manyetik sahayı delip geçebilen parçacıklar ise gezegen kutuplarına doğru helezonlar çizerek ilerler. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Uyduların Dünyâ Hakkında Verdiği Bilgiler</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">15-25 Mayıs 1958 târihlerinde dünyâ etrâfında yörüngeye oturtulan Sputnik 3500 km yükseklikte atmosferin moleküler yapıyı atomik yapıya terk ettiğini gösterdi. Dünyâ etrâfında yörüngeye oturtulan Amerikan ve Rus uydularından alınan bilgilerle, atmosferin bileşimi, iyonosferdeki elektron yoğunlukları, iyonosferdeki elektromanyetik radyasyon ve radyo yayın karakteristikleri, dünyâyı kuşatan küresel manyetik şeritler ve güneş radyasyon parçacıklarının bu manyetik şeritlerden nasıl uzaklaşarak yayıldığı devamlı incelenmektedir. İyonosferin günün muhtelif saatlerinde geometrik yapısının değiştiği anlaşılmıştır. Öğlen vakti 200 km kalınlıkta olan iyonosfer sabah ve akşamları 300-400 km’ye kadar şişer. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Meteoroloji Uyduları</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">1960’tan îtibâren uzaydan global incelemelerle hava tahminleri yapılmaya başlandı. Uydudaki bir eleman dünyâ yüzeyinden yansıyan veya yayınlanan enerjiyi almakta, böylece bulutların değişimleri tâkip edilmekte, ayrıca hararet ve basınç değişimleri de alınmaktadır. Bu metod dünyâ yüzeyindeki kimyasal madde ve mâdenler hakkında da bilgi verir. Uydulardan alınan muhtelif bilgiler bilgisayarlarda analiz edildikten sonra meteorolojik, jeolojik tahminler yapılmaktadır. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Uydulardan çekilen resimler hem normal fotoğraf hem de enfraruj ışıkla çekilebilir. Enfraruj ışık gece de fotoğraf çekmeye yarar. Bu şekilde fotoğraf çeken, bulut, hava ve okyanuslardan yayılan enerjileri voltaj veya akım olarak hisseden birçok uydular (Tiros-Television-İnfrared Orbital Satellites) dünyâ etrâfında yörüngelerinde dönmektedir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Uyduların yörüngeleri ve dönüş hızları farklı olabilir. Meselâ her öğle vakti kutuplardan ekvatoru geçen (ESSA) uyduları her zaman normal fotoğraf çekebilirler. Çünkü devamlı gün ışığı bulunan bölge üzerinde dolaşırlar. Dünyâ dönüş hızıyla aynı hızda yörüngesinde dönen GOES uyduları ise dünyâ dönüşüne göre sâbit oldukları için bulutların ve yüzeyin gece gündüz devamlı normal ve enfraruj resimlerini çekerler. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Eski Dünyâ</span></span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Uzaydan radar dalgaları ile görüntülenen yerlerin jeolojik yapıları daha ayrıntılı olarak görülebilmektedir. 14 Kasım 1981 günü uzayda yörüngesinden radar dalgaları ile tesbitler yapan Columbia uzay mekiğinin çektiği resimlerin analizi çok hayret vericiydi. Sahra kumlarının altında milyonlarca sene önce mevcut olan geniş nehir yatakları bulunmaktaydı. Colombia bu tesbitlerini radar fotoğraf makinası (SIR-A) ile yapmıştı. 1,3 sigahertz frekanslı 23 cm dalga boyu olan mikro dalga, gevşek sahra toprağının 5-6 metre derinliklerine ulaşabildiği için bu nehir yataklarını tesbit edebilmiştir. Nehir yataklarının bulunduğu yerlerde sonradan araştırmacıların yaptığı kazılarda gerçekten nehir yatakları ortaya çıkarılmıştır. Eylül 1982’de Mısır Çölünde böyle bir bölgede bir metre derinliğine inildiğinde nehir yatağı ortaya çıkarılmış ve bu yatak içinde ise, eski devirlere âit âlet ve silahları andıran araçlar bulunmuştur.  Arkeolojistlerin yaptığı tahminlere göre 200.000 sene önce bu bölgeler, sahra yeşillik ve akarsularla dolu olup insanların yerleştiği yerlerdendi.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">DÜNYÂ</span></span></span><br />
<br />
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Alm.</span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font"> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Erde Welt (f),</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fr.</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Terre (f), monde (m),</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İng.</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Earth, world.</span> Güneş sistemindeki gezegenlerden biri. Dünyânın uzaydan görünüşü mavi olduğu için uzay dilinde dünyâ mavi gezegen ismi ile de çağrılır. Bu mavilik atmosferde bulunan oksijenin, güneş ışığının tayfı neticesidir. Bu mavilik aynı zamanda kâinatta yegâne canlı bulunan yerin dünyâ olduğunu da göstermektedir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyâ güneşten îtibâren üçüncü büyük gezegendir. Güneşten 149.589.000 km uzakta elipsoidal bir yörünge boyunca dönmektedir. Güneş etrafındaki bir dönüşü güneş yılı olarak târif edilmiş olup 365 gün 5 saat 48 dakika ve 46 saniyedir. Bu dönüşünden mevsimler hâsıl olur. Kutuplardan basık karpuz biçimindedir. Dünyânın yuvarlak olduğunu Avrupalılardan ilk açıklayanlar Kopernik (1540) ve Galile (1640)dir. Bundan çok daha önce dünyânın yuvarlak olup döndüğünü büyük İslâm âlimleri meselâ, Bîrûnî isbat etmişti. Endülüs İslâm Üniversitesinde astronomi profesörü olan Nûreddîn Batrûcî ise 1185 senesinde yazdığı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">El-Hayat </span></span>kitabında bugünkü astronomiyi anlatmaktadır. Pekçok Avrupalı Endülüs Üniversitesinde tahsil yapmış, fennin Avrupa’ya yayılmasına çalışmışlardır. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyânın ekvatordaki çapı 12.756,3 km, kutuplardaki çapı ise 12.713,6 km’dir. Ekvator bölgesinde çapın büyük olması dünyânın ekseni etrafında hızla dönüşünün neticesi olabilir. Dünyânın yoğunluğu 5.52 gr/cm3tür. Atmosferinde % 78.09 azot, % 20.95 oksijen ve az miktarda da hidrojen, karbondioksit, helyum, argon, kripton, metan, neon bulunur. Atmosferdeki su miktarı ise % 0.2-0.4 arası değişir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyâ bir günde, yâni 23 saat 56 dakika 4 saniyede kendi ekseni etrafında bir tur atar. Bu dönmesinden gece ve gündüz hâsıl olur. Dünyânın ekseni yer küresi ile güneş arasındaki doğruya dik olmayıp bu doğruya dik olan aydınlanma düzlemine 23,5 derece eğik olduğu için gece ile gündüz uzunluğu yalnız ekvator üzerinde her zaman eşittir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Diğer yerlerde eşit olmayıp her ay değişmektedir. Ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe gece ile gündüz arasındaki fark artar. Kutuplarda altı ay gündüz, altı ay gece sürer. Gece de tam gece değil yarı karanlıktır. Son yapılan ölçümler ayrıca göstermiştir ki, günün uzaması kısalması, ayın çekim kuvveti etkisi ile dünyâ dönüş hızında yaptığı yavaşlatma sebebiyle de değişmektedir. Güneşin, ayın ve diğer gezegenlerin çekim kuvvetleri etkisi ile 41.000 senelik bir peryotta dünyânın eğimi 23,5 derece ile 22 derece arasında değişir. Her mevsim dünyânın eksenel eğimi farklıdır. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyâ güneş etrafında elips şeklindeki yörüngesinde dönerken güneşten mesâfesi artar ve azalır. En yakın noktada dünyânın ekseni etrafında dönüş hızı da saniyede 960 km artar. Bunun neticesi olarak kuzey yarım kürede kışlar, kısa ve daha ılık geçer. Buna mukâbil güney yarımkürede de yazlar uzun ve serin geçer. Güneşin, ayın ve diğer  gezegenlerin çekim kuvveti sebebiyle yörünge elipsindeki yaklaşma ve uzaklaşma özelliği 25.800 sene ara ile değişir. Kuzey Yarımkürede bugünkü özellikler 12.900 sene sonra tam tersine dönecektir. Kıtaların Kuzey Yarımküresine kümelendiği düşünülürse dünyâ ileride takrar bir buz çağı yaşıyabilir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyânın Fizikî Özellikleri</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyânın toplam yüzey alanı yaklaşık olarak 510.2 milyon km2dir. Bu yüzölçümünün yaklaşık yüzde 70.8’i su ile ve 29.2’si de kara ile örtülüdür. Kıtalar daha ziyade kuzey yarım kürede  toplanmıştır. Coğrafî kuzey kutup, okyanus ortasına; güney kutup ise, buzlarla kaplı Antarktika kıtasına rastlar. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyâ kabuğu devamlı hareket hâlinde olup, radyoaktif maddelerin reaksiyonu ile meydana çıkan ısı neticesi devamlı dışarı itilir. Bu kuvvet yer yer kırılmalar ve yeni toprağın yüzeye çıkmasına sebep olur. Yer kabuğu kalınlığı kıtalarda yaklaşık 35 km, okyanuslarda 4,8-6,4 km mesâfeye ulaşır. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Yer kubuğunu 2900 km kalınlıkta ergimiş metal tabaka tâkip eder. En içeride 3.200 km çapında top biçimde iç kor kütle vardır. Dünyânın kütlesi 5,98X10 27 gram olarak hesaplanmıştır. Dünyâ kabuğunun analiz neticesine göre % 46’sı oksijen, % 28’i silikon, % 11’i kalsiyum, potasyum, mağnezyum ve % 8’i alüminyumdur. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyânın etrafında dönüşü, metal kordan ötürü elektrik akımları doğurur. Bu elektrik akımlarının doğurduğu manyetik saha ise dünyâ üzerinde yaşayan canlıları güneş ve diğer yıldızların yaydığı zararlı parça radyasyonlarına karşı koruma görevi yapar. Manyetik saha yönü değişirse bu değişmenin dünyâ üzerinde yaşıyan canlıların çoğunun ölmesine sebeb olacağı, deniz dibi incelemelerinde bir zamanlar ölmüş olan hayvanlardan anlaşılmıştır. Kayaların incelenmesinden dünyâ manyetik saha yönünün değişmesinin 750.000 ile 7.700.000 senede bir tekrarlandığı anlaşılmıştır. Bugünkü durumun 730.000 sene önce yine aynı olduğu tahmin edilmektedir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Yer’in İç Yapısı</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Yer, yüzeyden merkeze doğru genel olarak üç tabakadan meydana gelir: </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">1. Litosfer (Taşküre)+ Kabuk: </span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Yerin üzerinde bulunduğumuz katı kısmıdır. Yüzeyden içeri doğru 33 m’de 1° sıcaklık artar. Yer kabuğu yaklaşık 35 km kalınlıktadır. Bu tabakada alüminyumlu silikatlar esas kütleyi teşkil eder. Ortalama yoğunluğu 2,5-3’tür. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">2. Pirosfer (Ateşküre)-Örtü (Manto):</span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font"> Kalınlığı 2.900 km’dir. Sima ve Nifesima diye iki tabakaya ayrılır. Merkeze doğru sıcaklığın  kısmen artması sebebiyle bu tabakanın sıvı olması ileri sürülmüş, fakat faaliyette bulunan volkanlardan lavların alınması, deprem dalgalarının hızlarından yerin içinin sıvı olmadığı anlaşılmıştır. Mağnezyumlu silikatlar ve demirli elementlerin bulunduğu bu tabakanın ortalama yoğunluğu 3-5’tir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">3. Barisfer (Ağırküre)-Çekirdek:</span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font"> Ağır madenlerden demir ve nikel bulunur. Ortalama yoğunluğu 11’dir. İç çekirdeğe kütle sebebiyle yapılan basınç 4 milyon atmosfere varır. Çelikten daha sert durumdadır. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Yer’in Dış Yapısı</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Yerin etrafını atmosfer adı verilen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Lui gaz</span></span> tabakası sarmıştır. Eski Yunanca Atmos= nefes, sphere= küre, Atmosfer= nefes alınan küre, hava küre demektir. % 78,09 azot, % 20,95 oksijen, % 1’de su buharı, karbondioksit, hidrojen, helyum ve soy gazlar bulunduğu daha önce bildirilmişti. Atmosferin yoğunluğu yere yakın kısımlarda azalır. Yerden yukarı doğru 4 tabaka vardır: </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">1. Troposfer:</span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font"> 16 km’ye kadar uzanır. Atmosferdeki gazların % 75’i bu tabakada bulunur. Sıcaklık 100 m’de 0,56 derece düşer. Meteorolojik olaylar bu tabakada, bilhassa bu hareketlerde önemli rolü olan su buharının olduğu 3-4 km’lik bölümde cereyan eder, 9 km’den sonra solunuma, 17 km’den sonra ateş yakmaya yeterli oksijen bulunmaz. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">2. Stratosfer:</span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font"> Troposferden sonra 30-35 km’ye kadar olan tabakadır. Sıcaklık ve hava hareketlerinin nisbeten sakin olduğu bir tabakadır. Ultraviyole ışınlar tesiri ile oksijen gazı ozon hâline döner. 19-45 km arasında ozon tabakası olmasaydı, atmosferden geçen ultraviyole ışınlar şimdikinden 50 defa daha kuvvetli olup yeryüzünde sular dışında hayat olmazdı. Ozon tabakası bugünkünden 2 kat daha fazla olsaydı, yere ulaşan ultraviyole ışınları bugünkünün 10’da biri kadar az olup hayat bu hale gelmeyecekti. Atmosferdeki gazların % 97’si 27 km’ye kadar bulunur. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">3. Mezosfer:</span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font"> Stratosferden 80-90 km’ye kadar uzanan tabakadır. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">4. İyonosfer:</span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font"> 80-90, 250-300 km arasındadır. Seyrek gaz iyonları bulunur. İyonların özelliklerine göre harflerle gösterilen tabakalara ayrılır. İyonların güneşten aldıkları enerji tesiriyle sıcaklıkları fazladır. Ancak insan oralara çıksa, çok seyrek oldukları için bu yüksek sıcaklığı fark edemez. Bu tabaka radyo dalgalarını aksettirir. Kutup ışığı belirir. Füzelerle incelenmektedir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">5. Ekzosfer:</span></span></span></span><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font"> 300 km’den yukarıdadır. Yer çekimi tesiri çok azalır. Hidrojen ve helyum gibi hafif gazların atom ve iyonları bu çekimden kurtulup uzaya kaçabilir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Atmosferin sebep olduğu olaylar: </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">1. Gökyüzünün rengini verir: Güneşten gelen ışınların, % 15’i atmosfer tarafından emilir. % 27’si yeri ısıtır. % 8’i yere çarpıp uzaya yansır. % 25’i atmosferde dağılmaya uğrar. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dağılmaya uğrayan ışınlar gölge yerlerin aydınlanmasını ve mavi ışınların kırmızı ışınlara nazaran daha fazla dağılması sebebiyle havanın mavi görünmesini sağlar. % 25’in; 16’sı yine yere iner. Havanın sıcaklığı daha ziyâde alttan ısınma  ile olur. Atmosfer olmasaydı, gökyüzü karanlık olacak, gündüzün yıldızlar görünecekti. Güneş gören yerler aydınlık ve sıcak, gölge yerler karanlık ve soğuk olacaktı. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">2. Yeryüzünün ısınmasına sebep olur. Yere gelen güneş enerjisi atmosfer sebebiyle uzaya kaçamaz. Hava cereyanları ile güneş gören yerlerin çok sıcak, gölge yerlerin çok soğuk olmasına engel olur. Kış odasının, pencere camından giren güneş ışınları ile ısınması gibi atmosfer sebebiyle de yeryüzü ısınır. Yâni atmosferi geçip yere gelen güneş ışınları atmosferden tekrar uzaya kolayca dönemez. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">3. Basınç sebebiyle yerde suyun bulunmasına, buharlaşma yolu ile kaybolmasına sebep olur. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">4. Kırılma olayı görülür. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">5. Tan olayı meydana gelir. (Bkz. Atmosfer)</span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyâ İle İlgili Yeni Buluşlar</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyâ ile ilgili incelemeler atmosferin bileşimi, hareketleri, dünyâ güneş münasebetleri, atmosfer dışındaki atomik parçacıklar, dünyânın manyetik sahası üzerinde devam etmektedir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Dünyânın manyetik sahasının, merkezindeki metal kütleden meydana geldiği anlaşılmıştır. Uzaya gönderilen inceleme uzmanları bu manyetik sahanın uzaydan gelen atomik parçaları, elektronları tuttuğunu tesbit etmiştir. Tutulan bu elektronların bir şerit içinde helezonlar çizerek dünyânın manyetik bir kutbundan diğerine doğru yol aldığı anlaşılmıştır. Daha sonraki incelemeler elektron tutan şeridin iç içe iki kuşaktan oluştuğunu göstermiştir. Bütün bu incelemeler 1957 senesinde Sputnik 1’in uzaya fırlatılması ile başlamış Explorer 1, Explorer 3, Explorer 4 gibi birçok inceleme uyduları ve devamlı gönderilen insanlı, insansız uydularla devam etmektedir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Güneş Radyasyon Parçacıkları</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Güneşten gelen parçacık akımları (Plazma) ilk olarak 1919 yılında İngiliz bilim adamı F.A. Lindemann tarafından anlaşıldı. Alman fizikçisi Ludwing F. Biermann kuyruklu yıldızların kuyruklarının neden güneşten uzaklaşacak yönde uzandığını, yine güneşten yayılan  bu parçacıklara bağlamıştır. 27 Ağustos 1962’de Venüs’e gönderilen Mariner 2 uzayda akan parçacıkların güneşten geldiğini kesin olarak tesbit etti. 16 Aralık 1965’te Dünyâ ile Venüs arasında güneş yörüngesine oturtulan Pioneer 6 ise güneşten yayılan parçacıkların muntazam olarak saniyede 307,5 km hızla hareket ettiğini tesbit etmiştir. Güneşten ayrılan radyasyon parçacıkları dünyâ ve gezegenlerin civârından geçerken bu gezegenlerin manyetik sahaları ile dışarıya doğru itilirler. Manyetik sahayı delip geçebilen parçacıklar ise gezegen kutuplarına doğru helezonlar çizerek ilerler. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Uyduların Dünyâ Hakkında Verdiği Bilgiler</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">15-25 Mayıs 1958 târihlerinde dünyâ etrâfında yörüngeye oturtulan Sputnik 3500 km yükseklikte atmosferin moleküler yapıyı atomik yapıya terk ettiğini gösterdi. Dünyâ etrâfında yörüngeye oturtulan Amerikan ve Rus uydularından alınan bilgilerle, atmosferin bileşimi, iyonosferdeki elektron yoğunlukları, iyonosferdeki elektromanyetik radyasyon ve radyo yayın karakteristikleri, dünyâyı kuşatan küresel manyetik şeritler ve güneş radyasyon parçacıklarının bu manyetik şeritlerden nasıl uzaklaşarak yayıldığı devamlı incelenmektedir. İyonosferin günün muhtelif saatlerinde geometrik yapısının değiştiği anlaşılmıştır. Öğlen vakti 200 km kalınlıkta olan iyonosfer sabah ve akşamları 300-400 km’ye kadar şişer. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Meteoroloji Uyduları</span></span></span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">1960’tan îtibâren uzaydan global incelemelerle hava tahminleri yapılmaya başlandı. Uydudaki bir eleman dünyâ yüzeyinden yansıyan veya yayınlanan enerjiyi almakta, böylece bulutların değişimleri tâkip edilmekte, ayrıca hararet ve basınç değişimleri de alınmaktadır. Bu metod dünyâ yüzeyindeki kimyasal madde ve mâdenler hakkında da bilgi verir. Uydulardan alınan muhtelif bilgiler bilgisayarlarda analiz edildikten sonra meteorolojik, jeolojik tahminler yapılmaktadır. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Uydulardan çekilen resimler hem normal fotoğraf hem de enfraruj ışıkla çekilebilir. Enfraruj ışık gece de fotoğraf çekmeye yarar. Bu şekilde fotoğraf çeken, bulut, hava ve okyanuslardan yayılan enerjileri voltaj veya akım olarak hisseden birçok uydular (Tiros-Television-İnfrared Orbital Satellites) dünyâ etrâfında yörüngelerinde dönmektedir. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Uyduların yörüngeleri ve dönüş hızları farklı olabilir. Meselâ her öğle vakti kutuplardan ekvatoru geçen (ESSA) uyduları her zaman normal fotoğraf çekebilirler. Çünkü devamlı gün ışığı bulunan bölge üzerinde dolaşırlar. Dünyâ dönüş hızıyla aynı hızda yörüngesinde dönen GOES uyduları ise dünyâ dönüşüne göre sâbit oldukları için bulutların ve yüzeyin gece gündüz devamlı normal ve enfraruj resimlerini çekerler. </span></span></div>
<div style="text-align: justify;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana', 'sans-serif;" class="mycode_font">Eski Dünyâ</span></span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Uzaydan radar dalgaları ile görüntülenen yerlerin jeolojik yapıları daha ayrıntılı olarak görülebilmektedir. 14 Kasım 1981 günü uzayda yörüngesinden radar dalgaları ile tesbitler yapan Columbia uzay mekiğinin çektiği resimlerin analizi çok hayret vericiydi. Sahra kumlarının altında milyonlarca sene önce mevcut olan geniş nehir yatakları bulunmaktaydı. Colombia bu tesbitlerini radar fotoğraf makinası (SIR-A) ile yapmıştı. 1,3 sigahertz frekanslı 23 cm dalga boyu olan mikro dalga, gevşek sahra toprağının 5-6 metre derinliklerine ulaşabildiği için bu nehir yataklarını tesbit edebilmiştir. Nehir yataklarının bulunduğu yerlerde sonradan araştırmacıların yaptığı kazılarda gerçekten nehir yatakları ortaya çıkarılmıştır. Eylül 1982’de Mısır Çölünde böyle bir bölgede bir metre derinliğine inildiğinde nehir yatağı ortaya çıkarılmış ve bu yatak içinde ise, eski devirlere âit âlet ve silahları andıran araçlar bulunmuştur.  Arkeolojistlerin yaptığı tahminlere göre 200.000 sene önce bu bölgeler, sahra yeşillik ve akarsularla dolu olup insanların yerleştiği yerlerdendi.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ÇAD]]></title>
			<link>https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=29902</link>
			<pubDate>Sun, 18 Aug 2024 11:13:56 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://bizdeforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Hamdullah</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=29902</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ÇAD</span></span><br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEVLETİN ADI</span></span><br />
Çad Cumhûriyeti<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">BAŞŞEHRİ</span></span><br />
Fort,Lamy<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NÜFÛSU</span></span><br />
5.823.000<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YÜZÖLÇÜMÜ</span></span><br />
1.284.000 km2<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RESMÎ DÎLİ</span></span><br />
Fransızca, yerli dili, Sara ve Arapça <br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÎNİ</span></span><br />
İslâmiyet, Katolik, Putperest <br />
<br />
<br />
Afrika’nın kuzey ortasında denizlerden uzak bir devlet. Doğusunda Sudan, kuzeyde Libya, batısında Nijer, Nijerya, Kamerun, güneyinde Orta Afrika Cumhûriyeti yer alır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Târihi</span></span><br />
Çad’ın ilk târihi ve kavimleri hakkında elde yeterli yazılı belge yoktur. Bulunan arkeolojik kalıntılardan anlaşıldığına göre Çad, 4. asırda önemli bir ticâret merkeziydi. Yedinci asırda bölgede Sao kabîleleri hâkimiyet kurmuşlar ve bronz ve seramik sanatlarında çok ileri gitmişlerdi. Meşhur Arap târihçilerinden Bekrî, 11. asırda Çad’da bir Berberî Devleti kuran Kanemlilerin hüküm sürdüğünü bildirmektedir. Üç asır kadar Kanemliler hegomonyalalarını sürdürdüler. On altıncı asırda Bornu Devleti Kanem’i fethetti ve siyâsî birliği temin ederek Kuzey Afrika ve Nil havzasında bulunanlarla ilişkiler kurdular. Bornu Devleti 1550’lerden îtibâren kısa aralıklarla Osmanlı Devletine tâbi oldu. Bornu hâkimiyeti, bölge Fransızların eline geçinceye kadar devâm etti. İkinci Dünyâ Savaşında Fransa’nın Almanlara karşı Afrika’daki stratejik bakımdan en önemli sömürgesiydi. 11 Ağustos 1960 târihinde bağımsızlıklarını kazanarak bir cumhûriyet idâresi kurdular.<br />
Bağımsızlığın ardından ülkenin güneybatısındaki hıristiyan zenciler ile Müslümanlar arasında mücâdeleler başladı. Devlet başkanlığına seçilen François Tombalbaye, 1961 senesi Martında iktidardaki Çad İlerleme Partisi (PTT) ile muhâlefetteki Afrika Ulusal Partisinin (PNA), Çad’ın ilerlemesi için Birlik adıyla tek bir partide birleşmesini sağladı. 1963’te eski PNA yöneticilerinin tutuklanması ile sâdece iktidar partisinin adayları seçime girebildi. Böylece tek partili bir devlet şekli meydana getirildi. Bu arada yönetimi devirmek ve ülkedeki Fransız nüfûsuna son vermek için Çad Ulusal Kurtuluş Cephesi ile Çad Ulusal Cephesi gerilla faaliyetlerine başladılar.<br />
Tombalbaye 1975’te askerî bir darbe ile görevden uzaklaştırılarak öldürüldü. Yerine Tuğgeneral Felix Malloum geçti. 1977’de Aozovu şeridini işgâl eden Libya, iki sene sonra Çad içlerine girdi ise de geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Libya’nın desteğini sağlayan Halk Silahlı Kuvvetleri lideri Goukouni Oueddei devlet başkanlığını îlân etti. Ardından kurulan Geçici Ulusal Birlik Hükümeti 1982 senesinde Hissen Habré yönetimindeki Kuzey Silahlı Kuvvetleri tarafından devrildi. Hissen Habré 1990 senesi Aralık ayına kadar iktidarda kaldı. Bu târihte yapılan bir darbe ile devlet başkanı İdriss Deby oldu. Ekim 1991’de Deby’e karşı Habré yanlıları tarafından başarasız darbe yapıldı. Ülkede hâlen iç karışıklık devam etmekte olup, tam bir huzur sağlanmış değildir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fizikî Yapı</span></span><br />
Çad Gölünden sonra yavaş bir eğimle yükselen sığ bir havza görünümünde olan Çad’ın kuzey kısmı çöllerle kaplıdır. Çad Gölünün havzası dağlarla çevrilidir. Bu dağların en yüksek noktası Tibesti Mesifi (3415 m)dir. Ülkenin kuzeydoğusunda Ennedi Platosunun kumtaşı tepeleri, doğusunda Ouaddai dağlık bölgesi, güneyinde ise Oubangui Platosu yer alır.<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çad Gölü:</span> </span>Çad Cumhûriyeti sınırları içinde yer alan bataklık bir göldür. Ülkenin batısında Nijer, Nijerya ve Kamerun sınırına yakın bir yerdedir. Gölün alanı 25.600 km2dir. Gölün kuzey batı kısmı girintili çıkıntılı bir görünümdedir. Kuzeydoğusu kumlarla örtülü olup, oldukça güzel manzaralı yerleşmeye uygun bir saha hâlindedir. Gölün kuzeydoğusunda bulunan Kanem bölgesinde su sığırları yetiştirilmektedir. Gölün güneyinde, Şari Nehrinin havzası bulunmaktadır. Bu havza sık bir orman hâlindedir.<br />
Göl suyu, çok az tuzludur. Bu sebepten göl etrâfındaki çöküntüler kurutularak kazanılan arâzide verimli mısır ve buğday zirâati yapılmaktadır. Gölün kıyısındaki çöküntülerde biriken tuz, kıyılarda oturanlar tarafından işlenilmektedir. Çad Gölünde önemli miktarda su ürünleri bulunmaktadır. Fakat buradaki balıklar, kâfi miktarda avlanılmadığından, balıklarda dejenerasyon (yozlaşma) görülmektedir. Çad Gölü, bataklığı çok olan bir göldür. Ortalama derinliği 2 metreyi geçmez. Dışarıya hiç bir akıntısı olmadığı gibi beslenmesi de çok azdır. Bu sebeple gölün suyu her geçen sene azalmaktadır. Yüz seneyi aşkın bir zaman önce göl kıyısında kurulan bir balıkçı kasabası bugün gölden 32 km uzakta kalmıştır. Gölle ilgili halk arasında pekçok hikâye ve efsâne vardır. Üzerinde yerlilerce papirüs cinsi bir çeşit ottan yapılmış Kadeye adlı sandallarla balık avcılığı yapılmaktadır. Eskiden sivri sineklerle dolu olarak bilinen bu gölde dünyânın en çok balık çeşidi bulunur. Üzerinde adacıklar da vardır. Ülkenin güneyinden gelen Şari ve onun önemli kolu olan Lagona suları Çad Gölüne dökülür.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İklim</span></span><br />
Çad’da, enlem farkı yüzünden değişik iklim özellikleri görülür. Güney bölgesinde tropik iklim hakim olup, mayıs-ekim arasında düşen yağış miktarı 800-1200 mm arasındadır. Orta kesimde yarı kurak bir iklim hakimdir. Yıllık yağış miktarı 300-800 mm arasındadır. Kuzeyde ise az yağışlı sıcak bir iklim hüküm sürer. Yıllık sıcaklık ortalaması, 12°C ile 50°C arasında değişir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tabiî Kaynakları</span></span><br />
Ülkedeki bitki örtüsü iklim kuşaklarına göre değişiklik gösterir. Güneyde fundalıklar ve seyrek olarak yaprak dökmeyen ağaçlar vardır. Orta kuşakta Savanlar, Cablar ve bozkır bitkileri yer alır. Kuzey bölgesinde ise yer yer olan vahalarda hurmalıklar mevcuttur. Orta ve güney kesimde yaşayan fil, arslan, bufolo ve leoparlar hem turist, hem de avcıları çeker.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nüfus ve Sosyal Hayat</span></span><br />
Çad, Afrika’nın ortasında oldukça stratejik bir konuma sâhiptir. Kuzeydeki İslâmî bölgeden güneydeki siyah Afrikaya bir geçiş bölgesi olarak görülür. Günümüzde 5 milyonu aşan nüfûsu, 11 ana ırk grubuna ve pekçok alt gruba ayrılmıştır. Şari Nehri kabaca, kuzeydeki Müslüman olan berber siyahları güneydeki sahra siyahlarından ayırır. Kuzeydeki Müslüman olan grup; hayvancılık yapan Araplar, Sudan sınırına yakın ve çiftçi olan Wadaian ve çöldeki Touboulardan müteşekkildir. Buna karşılık güneyde bulunan en büyük grup olan Saralar çiftçilik yaparlar. Daha çok kırsal bölgelerde yaşayan halkın sâdece % 5’i şehirlerde yaşar. Başşehri Fort-Lamy’nin nüfûsu ancak 200.000’in üzerindedir. Yedinci asırda İslâmiyet buraya gelmiş ve bu dînin ırk, renk ayırımı gözetmemesi ülkede hızla yayılmasına sebeb olmuştur. Bugün en yaygın dindir. Halkın ancak % 5’i Hıristiyandır. Resmî dili Fransızca olmakla birlikte, Arapçaya dayanan lehçeler, bilhassa Turku kuzeyde yaygındır. Eğitim sistemi Fransa’ya benzer. Ancak yetişkin nüfûsun % 5’lik bir kısmı okur yazardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ekonomi</span></span><br />
Ülke ekonomisi tarıma dayalıdır. Ülkede önemli miktarda darı yetiştirilir. Fıstık, hurma ve pirinç önemli ürünleri arasındadır. Pamuk, ihrâcâtın % 80’ini, fıstık ise geri kalanını teşkil eder.<br />
Hayvancılık çöl ve stepte en önemli faaliyettir. Yaklaşık 4 milyon sığır, 4 milyon keçi ve koyun ve 500.000 eşek ve at ve 250.000 deve beslenir. Göl ve nehirlerde ortalama olarak 100.000 ton balık tutulur.<br />
Îmâlât sanâyisinde; deri, tekstil, şeker, radyo, bisiklet ve ayakkabı önemli bir yer tutar. Ülkenin ödemeler dengesindeki açık en çok ticâret yaptığı ülke olan Fransa tarafından karşılanır. Fransa, Çad’ın pamuğunu piyasa üstü bir fiyatla alır. Önemli ithâlât malları motorlu araçlar, makina ve petrol ürünleridir.<br />
Çad aynı zamanda dünyânın en bol ve en çok çeşitli kelebeleklerine sâhib ülke olarak tanınmaktadır. Dünyânın hemen her yerinden gelen kelebek kolleksiyoncuları her zaman için o güne kadar bulup göremedikleri çeşitlerle ülkelerine dönmektedirler. Bunun için yabancı ülkeler Çad’a “Turizm gelirini kelebek kanatları ile kazanan ülke” adını vermişlerdir.<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ulaşım:</span> </span>Çad’da ulaşım hizmetleri çok sınırlıdır. Karayollarının ancak % 1’i asfaltlanmıştır. Ülkede demiryolu yoktur. Büyük uçakların inmesine uygun N’Djamena havaalanı dışında 40 kadar küçük havalanı vardır. Hava ulaşımı ekonomik açıdan önemli rol oynar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ÇAD</span></span><br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEVLETİN ADI</span></span><br />
Çad Cumhûriyeti<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">BAŞŞEHRİ</span></span><br />
Fort,Lamy<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NÜFÛSU</span></span><br />
5.823.000<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YÜZÖLÇÜMÜ</span></span><br />
1.284.000 km2<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RESMÎ DÎLİ</span></span><br />
Fransızca, yerli dili, Sara ve Arapça <br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÎNİ</span></span><br />
İslâmiyet, Katolik, Putperest <br />
<br />
<br />
Afrika’nın kuzey ortasında denizlerden uzak bir devlet. Doğusunda Sudan, kuzeyde Libya, batısında Nijer, Nijerya, Kamerun, güneyinde Orta Afrika Cumhûriyeti yer alır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Târihi</span></span><br />
Çad’ın ilk târihi ve kavimleri hakkında elde yeterli yazılı belge yoktur. Bulunan arkeolojik kalıntılardan anlaşıldığına göre Çad, 4. asırda önemli bir ticâret merkeziydi. Yedinci asırda bölgede Sao kabîleleri hâkimiyet kurmuşlar ve bronz ve seramik sanatlarında çok ileri gitmişlerdi. Meşhur Arap târihçilerinden Bekrî, 11. asırda Çad’da bir Berberî Devleti kuran Kanemlilerin hüküm sürdüğünü bildirmektedir. Üç asır kadar Kanemliler hegomonyalalarını sürdürdüler. On altıncı asırda Bornu Devleti Kanem’i fethetti ve siyâsî birliği temin ederek Kuzey Afrika ve Nil havzasında bulunanlarla ilişkiler kurdular. Bornu Devleti 1550’lerden îtibâren kısa aralıklarla Osmanlı Devletine tâbi oldu. Bornu hâkimiyeti, bölge Fransızların eline geçinceye kadar devâm etti. İkinci Dünyâ Savaşında Fransa’nın Almanlara karşı Afrika’daki stratejik bakımdan en önemli sömürgesiydi. 11 Ağustos 1960 târihinde bağımsızlıklarını kazanarak bir cumhûriyet idâresi kurdular.<br />
Bağımsızlığın ardından ülkenin güneybatısındaki hıristiyan zenciler ile Müslümanlar arasında mücâdeleler başladı. Devlet başkanlığına seçilen François Tombalbaye, 1961 senesi Martında iktidardaki Çad İlerleme Partisi (PTT) ile muhâlefetteki Afrika Ulusal Partisinin (PNA), Çad’ın ilerlemesi için Birlik adıyla tek bir partide birleşmesini sağladı. 1963’te eski PNA yöneticilerinin tutuklanması ile sâdece iktidar partisinin adayları seçime girebildi. Böylece tek partili bir devlet şekli meydana getirildi. Bu arada yönetimi devirmek ve ülkedeki Fransız nüfûsuna son vermek için Çad Ulusal Kurtuluş Cephesi ile Çad Ulusal Cephesi gerilla faaliyetlerine başladılar.<br />
Tombalbaye 1975’te askerî bir darbe ile görevden uzaklaştırılarak öldürüldü. Yerine Tuğgeneral Felix Malloum geçti. 1977’de Aozovu şeridini işgâl eden Libya, iki sene sonra Çad içlerine girdi ise de geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Libya’nın desteğini sağlayan Halk Silahlı Kuvvetleri lideri Goukouni Oueddei devlet başkanlığını îlân etti. Ardından kurulan Geçici Ulusal Birlik Hükümeti 1982 senesinde Hissen Habré yönetimindeki Kuzey Silahlı Kuvvetleri tarafından devrildi. Hissen Habré 1990 senesi Aralık ayına kadar iktidarda kaldı. Bu târihte yapılan bir darbe ile devlet başkanı İdriss Deby oldu. Ekim 1991’de Deby’e karşı Habré yanlıları tarafından başarasız darbe yapıldı. Ülkede hâlen iç karışıklık devam etmekte olup, tam bir huzur sağlanmış değildir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fizikî Yapı</span></span><br />
Çad Gölünden sonra yavaş bir eğimle yükselen sığ bir havza görünümünde olan Çad’ın kuzey kısmı çöllerle kaplıdır. Çad Gölünün havzası dağlarla çevrilidir. Bu dağların en yüksek noktası Tibesti Mesifi (3415 m)dir. Ülkenin kuzeydoğusunda Ennedi Platosunun kumtaşı tepeleri, doğusunda Ouaddai dağlık bölgesi, güneyinde ise Oubangui Platosu yer alır.<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çad Gölü:</span> </span>Çad Cumhûriyeti sınırları içinde yer alan bataklık bir göldür. Ülkenin batısında Nijer, Nijerya ve Kamerun sınırına yakın bir yerdedir. Gölün alanı 25.600 km2dir. Gölün kuzey batı kısmı girintili çıkıntılı bir görünümdedir. Kuzeydoğusu kumlarla örtülü olup, oldukça güzel manzaralı yerleşmeye uygun bir saha hâlindedir. Gölün kuzeydoğusunda bulunan Kanem bölgesinde su sığırları yetiştirilmektedir. Gölün güneyinde, Şari Nehrinin havzası bulunmaktadır. Bu havza sık bir orman hâlindedir.<br />
Göl suyu, çok az tuzludur. Bu sebepten göl etrâfındaki çöküntüler kurutularak kazanılan arâzide verimli mısır ve buğday zirâati yapılmaktadır. Gölün kıyısındaki çöküntülerde biriken tuz, kıyılarda oturanlar tarafından işlenilmektedir. Çad Gölünde önemli miktarda su ürünleri bulunmaktadır. Fakat buradaki balıklar, kâfi miktarda avlanılmadığından, balıklarda dejenerasyon (yozlaşma) görülmektedir. Çad Gölü, bataklığı çok olan bir göldür. Ortalama derinliği 2 metreyi geçmez. Dışarıya hiç bir akıntısı olmadığı gibi beslenmesi de çok azdır. Bu sebeple gölün suyu her geçen sene azalmaktadır. Yüz seneyi aşkın bir zaman önce göl kıyısında kurulan bir balıkçı kasabası bugün gölden 32 km uzakta kalmıştır. Gölle ilgili halk arasında pekçok hikâye ve efsâne vardır. Üzerinde yerlilerce papirüs cinsi bir çeşit ottan yapılmış Kadeye adlı sandallarla balık avcılığı yapılmaktadır. Eskiden sivri sineklerle dolu olarak bilinen bu gölde dünyânın en çok balık çeşidi bulunur. Üzerinde adacıklar da vardır. Ülkenin güneyinden gelen Şari ve onun önemli kolu olan Lagona suları Çad Gölüne dökülür.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İklim</span></span><br />
Çad’da, enlem farkı yüzünden değişik iklim özellikleri görülür. Güney bölgesinde tropik iklim hakim olup, mayıs-ekim arasında düşen yağış miktarı 800-1200 mm arasındadır. Orta kesimde yarı kurak bir iklim hakimdir. Yıllık yağış miktarı 300-800 mm arasındadır. Kuzeyde ise az yağışlı sıcak bir iklim hüküm sürer. Yıllık sıcaklık ortalaması, 12°C ile 50°C arasında değişir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tabiî Kaynakları</span></span><br />
Ülkedeki bitki örtüsü iklim kuşaklarına göre değişiklik gösterir. Güneyde fundalıklar ve seyrek olarak yaprak dökmeyen ağaçlar vardır. Orta kuşakta Savanlar, Cablar ve bozkır bitkileri yer alır. Kuzey bölgesinde ise yer yer olan vahalarda hurmalıklar mevcuttur. Orta ve güney kesimde yaşayan fil, arslan, bufolo ve leoparlar hem turist, hem de avcıları çeker.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nüfus ve Sosyal Hayat</span></span><br />
Çad, Afrika’nın ortasında oldukça stratejik bir konuma sâhiptir. Kuzeydeki İslâmî bölgeden güneydeki siyah Afrikaya bir geçiş bölgesi olarak görülür. Günümüzde 5 milyonu aşan nüfûsu, 11 ana ırk grubuna ve pekçok alt gruba ayrılmıştır. Şari Nehri kabaca, kuzeydeki Müslüman olan berber siyahları güneydeki sahra siyahlarından ayırır. Kuzeydeki Müslüman olan grup; hayvancılık yapan Araplar, Sudan sınırına yakın ve çiftçi olan Wadaian ve çöldeki Touboulardan müteşekkildir. Buna karşılık güneyde bulunan en büyük grup olan Saralar çiftçilik yaparlar. Daha çok kırsal bölgelerde yaşayan halkın sâdece % 5’i şehirlerde yaşar. Başşehri Fort-Lamy’nin nüfûsu ancak 200.000’in üzerindedir. Yedinci asırda İslâmiyet buraya gelmiş ve bu dînin ırk, renk ayırımı gözetmemesi ülkede hızla yayılmasına sebeb olmuştur. Bugün en yaygın dindir. Halkın ancak % 5’i Hıristiyandır. Resmî dili Fransızca olmakla birlikte, Arapçaya dayanan lehçeler, bilhassa Turku kuzeyde yaygındır. Eğitim sistemi Fransa’ya benzer. Ancak yetişkin nüfûsun % 5’lik bir kısmı okur yazardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ekonomi</span></span><br />
Ülke ekonomisi tarıma dayalıdır. Ülkede önemli miktarda darı yetiştirilir. Fıstık, hurma ve pirinç önemli ürünleri arasındadır. Pamuk, ihrâcâtın % 80’ini, fıstık ise geri kalanını teşkil eder.<br />
Hayvancılık çöl ve stepte en önemli faaliyettir. Yaklaşık 4 milyon sığır, 4 milyon keçi ve koyun ve 500.000 eşek ve at ve 250.000 deve beslenir. Göl ve nehirlerde ortalama olarak 100.000 ton balık tutulur.<br />
Îmâlât sanâyisinde; deri, tekstil, şeker, radyo, bisiklet ve ayakkabı önemli bir yer tutar. Ülkenin ödemeler dengesindeki açık en çok ticâret yaptığı ülke olan Fransa tarafından karşılanır. Fransa, Çad’ın pamuğunu piyasa üstü bir fiyatla alır. Önemli ithâlât malları motorlu araçlar, makina ve petrol ürünleridir.<br />
Çad aynı zamanda dünyânın en bol ve en çok çeşitli kelebeleklerine sâhib ülke olarak tanınmaktadır. Dünyânın hemen her yerinden gelen kelebek kolleksiyoncuları her zaman için o güne kadar bulup göremedikleri çeşitlerle ülkelerine dönmektedirler. Bunun için yabancı ülkeler Çad’a “Turizm gelirini kelebek kanatları ile kazanan ülke” adını vermişlerdir.<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ulaşım:</span> </span>Çad’da ulaşım hizmetleri çok sınırlıdır. Karayollarının ancak % 1’i asfaltlanmıştır. Ülkede demiryolu yoktur. Büyük uçakların inmesine uygun N’Djamena havaalanı dışında 40 kadar küçük havalanı vardır. Hava ulaşımı ekonomik açıdan önemli rol oynar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[CEZAYİR]]></title>
			<link>https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=29746</link>
			<pubDate>Wed, 14 Aug 2024 17:59:16 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://bizdeforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Hamdullah</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=29746</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEZAYİR</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEVLETİN ADI</span></span><br />
Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BAŞŞEHRİ</span></span><br />
Cezayir<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NÜFÛSU</span></span><br />
25.866.000<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YÜZÖLÇÜMÜ</span></span><br />
  2.381.741 km2<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RESMÎ DİLİ</span></span><br />
Arapça<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÎNİ</span></span><br />
İslâmiyet<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PARA BİRİMİ</span></span><br />
Cezayir Dinarı<br />
<br />
Kuzeyinde Akdeniz, kuzeydoğusunda Tunus, doğusunda Libya, güneyinde Nijer ve Mali, güneybatıda Moritanya, batıda Fas ile çevrili olan 2.381.741 km2 yüzölçümüyle Sudan’dan sonra Afrika’nın ikinci büyük ülkesi. Kuzeybatı Afrika’da yer alan Cezayir’in Akdeniz’de 1025 km uzunluğunda kıyısı vardır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Târihi</span></span><br />
Cezayir çok eski tarihlerde bir yerleşim merkeziydi. Bilinen en eski halk Berberilerdir. Cezayir kıyılarına önce Fenikeliler gelmiştir.M.Ö. 814-813 yıllarında Kartacalıların eline geçen ülke, gelişerek bilhassa kıyı ticâretinin önemli bir merkezi olmuştur. Daha sonra Romalılar ve Bizanslılar tarafından işgâl edilmiş olan Cezâyir’de halk, bu zamanlarda Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir. İslâmiyeti yaymak için dünyânın her tarafına dağılan Müslümanlar 7. asırda buralara gelmişlerdir. Abdullah bin Ebû Serh tarafından burası fethedilmiştir. Cezâyir halkı İslâmiyeti kabul etmiş, İslâm devletinin hâkim olduğu zamanlarda İslâmiyetin sâyesinde ilerlemiş, benimsedikleri İslâm kültür, medeniyet ve âdetlerini ve Arapça lisanını günümüze kadar muhâfaza etmişlerdir.<br />
On altıncı asırda Oruç ve Hızır (Barbaros Hayreddîn Paşa) reisler tarafından fethedilen Cezâyir, Akdeniz’i yağma, talan ve barbarlıklarıyla kan gölü hâline getiren Avrupalı korsanlara karşı mücâdele eden Müslüman leventlerin üssü hâline gelmiştir. Barbaros Hayreddîn Paşa daha sonra burayı Osmanlı Devletinin bir beylerbeyliği hâline getirmiştir. Üç asır Osmanlı idâresinde kalan Cezâyir’de o devre âit eserler ve gelenekler canlılığını hâlâ korumaktadır.<br />
1830 senesinde Fransızlar, çok büyük deniz ve kara kuvvetleri ile uzun savaşlardan sonra ülkeyi ele geçirdiler. Bir sömürge idaresi kuran Fransızları halk hiçbir zaman kabul etmedi, devamlı ayaklanma teşebbüsleri içerisinde bulundu (Bkz. Abdülkâdir-i Cezâyirî). Fransa İkinci Dünyâ Savaşında (1942) Cezayir’i mukavemet merkezi olarak kullandı. Savaş bittikten sonra Cezâyirliler gösterdikleri fedâkârlığa karşılık bağımsızlık veya Fransızlarla aynı haklara sâhib olmak istediler. Bu istek Fransızlar tarafından büyük bir tepki ile karşılandı ve halk katledilmeye başlandı. 1789 Fransız İhtilâli ile her türlü hürriyetlerin yayıldığı ülke olduğu yıllarca söylenen Fransa, Cezâyir’deki insanlara bu hürriyeti tanımıyordu. İçindeki Haçlı rûhunu Cezâyirde’de göstermiş, kitle katliamı yapmıştır. Günümüzde, o zamandan kalma toplu mezarlar çıkmaktadır. 1948’de Fransa buranın sömürge değil, Fransa toprakları olduğunu îlân etti. Dış dünyâya karşı yapılan bu îlâna rağmen burayı bir sömürge olarak idâre etmeye çalışmışlar ve aslâ Cezayir halkına Fransızlarla eşit haklar tanımamışlardır. 1950 senesinden sonra Fransa’ya karşı mücâdelede teşkilâtlanmaya başlayan halk, muntazam bir ordu kurmayı başardı. 1954 senesinde bilfiil başlayan silâhlı mücâdele, 1956 senesinde bağımsızlığa kavuşan Fas ve Tunus’un da desteğini sağladı. Mücâdele 1962’de “Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti” adıyla bağımsızlığını îlân etmesiyle netîcelendi.<br />
Fransa’nın îtirâzlarına ramen 10 devlet tarafından bağımsızlığını îlân etmesinin hemen ardından tanınan Cezâyir, 1963 senesinde ilk anayasasını halk oyu ile kabul etmiştir. Bu anayasaya göre beş yıl için halk tarafından seçilen meclis yine beş yıl için Cumhurbaşkanını seçiyordu. Yürütme organı, Cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu tarafından meydana gelmektedir. Bu ilk anayasa mûcibince seçilen ilk Cumhurbaşkanı Ahmed bin Bella 16 Haziran 1965’te Albay Huari Bumedyen tarafından bir darbe ile devrildi. Kurulan ihtilal konseyi tarafından 1978’e kadar idâre edilen ülke aynı sene kabul edilen yeni bir anayasa ile idâre edilmeye başlamıştır. 7 Şubat 1979’da Şadli bin Cedid devlet başkanı oldu. 1989’da Sosyalizme ilişkin bütün ifâdelerden temizlenen, siyâsal çoğunluk ilkesini kabul eden ve grev hakkı tanıyan yeni anayasa halk oylamasıyla kabul edildi. 26 Aralık 1991’de yapılan seçimlerin ilk turunda oyların % 85’ini alan İslâmî Selâmet Cephesi 288 milletvekili kazandı. Bunun üzerine seçimler iptal edildi. 16 Ocak 1992’de sürgünden dönen Budiyaf, Yüksek Devlet Konseyi Başkanı ve Devlet Başkanı oldu. 9 Şubat 1992’de 12 ay süreli sıkıyönetim îlân edildi. 4 Mart 1992’de İslâmî Selâmet Cephesi yasa dışı îlân edildi. Siyâsi faaliyetleri yasaklayan ve birçok kişiyi îdâm ettiren Budiyaf 29 Haziran 1992’de bir suikast neticesinde öldürüldü. Cezayir’de iç karışıklıklar hâlâ devam etmektedir (Aralık 1992).<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fizikî Yapı</span></span><br />
Akdeniz’e paralel olan iki sıra hâlindeki Atlas Sıradağları ülkeyi birbirinden farklı üç coğrafi bölgeye ayırır. Büyük ve Küçük Atlaslar ismini alan sıradağlardan kuzeyde olan Küçük Atlaslar, pekçok vâdi ile sık sık parçalandığı için tepe mânâsına gelen “Tell” ismini alırlar. Bu sıradağlar ile Akdeniz kıyıları arasında kalan bölge ülkenin en bereketli topraklarının bulunduğu ovalık bir arâzidir. Kıyı bölgesinde doğudan batıya doğru gidildikçe Chliff (Şelif) Vâdisi yer alır. Bu vâdi diğer kıyı kesimlerine nazaran oldukça kıraç olup, daha sonra tekrar verimli toprakların başladığı “Oran Sahili” ismindeki bölge uzanır. Tell Dağları batıdan doğuya doğru gittikçe yükselmektedir. En yüksek yeri Djurdjura Tepesi olup, yüksekliği 2308 metredir. Güneydeki İkinci Atlas Sıradağları Büyük Atlas Sıradağları ismini alır. Bu dağ silsilesi ülke topraklarının büyük bir kısmını teşkil eden Büyük Sahra Çölü ile kıyı bölgesi arasında set vazîfesi görür.<br />
Atlas Sıradağları arasında geniş ve yüksek havzalar vardır. Dağlardan çıkıp bu havzalardan geçen sular yine bu bölgede bulunan tuz göllerine dökülür. Bu göllerden en önemlileri Sctottech Chargui, Z.Chargui’dir. Platonun batı bölgesi yaklaşık 900 m yüksekliğe sahipken, doğu bölgesi 300 m civârında bir yüksekliktedir. Geniş çayırlıklara sahib olan yaylanın güneyindeki Büyük Atlas (Sahra Atlasları)Sıradağlarının en yüksek yeri 2328 m ile Cebel Chelia Tepesidir. Sahra Atlaslarının hemen güneyinde Büyük Sahra Çölü başlar. Yüzölçümü yaklaşık 1.995.000 km2 olan Cezayir Sahrası yüksekliği birkaç yüz metreyi geçmeyen düzlük şeklindedir. Güneyinde ise 3000 metreyi bulan volkanik dağlar mevcuttur. Buradaki Haggar (Ahaggar) Dağlarındaki Tahat Tepesi, yaklaşık 2918 m ile bölgenin en yüksek yeri olup, dorukları kışın karlarla kaplıdır. Sahra yüzey şekilleri olarak iki kısımdır. Birincisi “erg” adı verilen kumlarla kaplı kısmı, diğeri ise “hammada” denilen çakıl taşlarıyla örtülü kısımdır. Kumlu olan bölgedeki kumlar tepeler hâlide sahrayı kaplar. Bu kum tepeleri rüzgâr ve fırtınaların tesiriyle sık sık yer değiştirirler. Büyük sahrada yeraltı sularının çıktığı sulanabilen yerlerde vahalar bulunur. Dağlardan çıkan akarsular genellikle tuzlu göllere dökülürken bâzıları da sahranın kuzey kısmında bir müddet sonra kaybolurlar. Pek fazla büyük akarsuyu yoktur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İklim</span></span><br />
Cezâyir üç farklı iklime sâhiptir. Tell Dağları ile Akdeniz sâhilleri arasında kalan kıyı bölgesinde tipik Akdeniz iklimi hüküm sürerken iki dağ silsilesi arasında daha sert bir iklim hâkimdir. Sahra Atlaslarının güneyinden îtibâren yer alan çölde ise çöl ikliminin en belirgin özellikleri görülür. Yazların sıcak ve kurak, kışların ise ılık ve yağışlı geçtiği kıyı bölgesinde senelik yağış miktarı ortalama 500 mm civârındadır. Senelik sıcaklık ortalaması ise yazın 25°C, kışın ise 10°C civarındadır. Yazların çok sıcak ve kurak, kışların ise çok soğuk olduğu yayla bölgesinde kara iklimine benzer bir iklim hakimdir. Senelik yağış 250-400 mm arasında değişir, sahrada yazın gündüz 50°C’ye varan sıcaklık gece 10°C’ye kadar düşer. Gece ile gündüz arasındaki bu sıcaklık farkı kışın daha da artar. Kış mevsiminde gece sıcaklığın 0°C’nin altına düştüğü vâkidir. Şiddetli kum fırtınalarının estiği, senelerce bir damla yağmur yağmadığı sahrada bâzan sağnak hâlinde yağmurlar da görülür.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tabiî Kaynaklar</span></span><br />
Bitki örtüsü bakımından oldukça fakir bir ülke olan Cezayir’in kıyı bölgesinde Akdeniz bitki örtüsü olan sert yapraklı bodur maki topluluğu görülür. Tell Dağlarına doğru çıktıkça yağışlı bölgelerde meşe, mantar meşesi ve çam ağaçlarıyla kaplı ormanlık bölge yer alır. Çayırlarla kaplı olan yayladan sonra Sahra Atlaslarının tepelerinden îtibaren başlayan sahrada yer yer çöl bitki örtüsü hakimdir. Sahradaki vahalarda palmiye ağaçları bulunur. Yabanî hayvanlar bakımından da pek önemli bir özelliği olmayan Cezâyir mâden bakımından çok zengindir. Tell bölgesinde demir, Tunus yakınlarında fosfat, magnezyum, volfram, kalay, altın ve elmas mâdenleri önemli miktarlarda olmasına karşılık kömür mâdenleri oldukça azdır. Petrol ve tabiî gaz yeraltı kaynaklarının en mühimleridir. Tabiî gaz rezervinde dünyanın en zengin ülkesidir. Sahra’da çırakılan petrol ve tabiî gaz Hassi Messaoud ve Libya sınırındaki Ejdele bölgelerinde bol bulunmaktadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nüfus ve Sosyal Hayat</span></span><br />
25.866.000 civârında olan nüfûsu, Berberîler ve Araplar meydana getirmektedir. Fransa sömürgesi olduğu senelerde buraya yerleşmiş bulunan Avrupalıların pekçoğu bağımsızlıktan sonra ülkelerine dönmüşlerse de hâlen önemli miktarda Avrupalı vardır. Ülkenin asıl yerlileri olan Berberîlerin bir kısmı göçebe hayâtı yaşar. Halkının hemen hemen tamâmının Müslüman olmasına ve Arapça konuşmasına rağmen ulaşılması zor olan kuytu yerlerde yaşayan Berberîler çok eski çağlardan beri gelen gelenekleriyle Fenike menşeli bir alfabeye sâhip dillerini devâm ettirmektedir. Konuşulan diğer diller arasında Fransızca Berberîceden sonra gelir. Osmanlı eserleri ve kültürünün hâkim olduğu Cezâyir’de halkın dörtte üçü Akdeniz kıyı şeridinde yaşar. Kuzeyde km2ye 470 kişi olan yoğunluk, sahrada 3.5 km2ye bir kişi şeklinde çok büyük bir farklılık gösterir. Nüfus artışının % 32 olduğu ülkede halkın % 52’si şehirlerde geri kalanı ise köylerde, vahalarda ve göçebe olarak yaşar.<br />
Okur-yazar oranının % 42 olduğu Cezâyir’de sekiz yıllık ilk öğretim parasız ve mecburidir. Ülkede okul ve öğretmen yetersizliği, bu yönde yapılan çalışmaların hızının nüfus artışına göre düşük olması mecburi öğretimin tatbik edilmesini engellemektedir. Cezâyir, Oran ve Kostantin Üniversiteleri olmak üzere toplam üç üniversitesi vardır. Ülkenin kültür merkezi durumundaki şehri aynı zamanda başşehri olan Cezâyir’dir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siyâsî Hayat</span></span><br />
1965’te Ahmed bin Bella’yı deviren Albay Bumedyen kurduğu bir devrim komitesi ile ülkeyi yönetmiştir. 1976 senesinde halk oyuna sunulan bir anayasa kabul etmiştir. 27 Aralık 1978’de Bumedyen’in ölümü üzerine yapılan millî özgürlük cephesinin (Şubat 1979) kongesinde Albay Şadli Bin Cedid devlet başkanı seçilmiştir. 18 yaşını dolduran her Cezâyirlinin oy kullanma hakkına sâhib olduğu ülke, Birleşmiş Milletler, Arap Birliği Teşkilâtı ve Bloksuz Ülkeler Teşkilâtına bağlıdır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekonomi</span></span><br />
Cezâyir’in ekonomisi tarıma ve petrola dayanmaktadır. Bağımsızlığını kazanmasından sonra bir ara ekonomik buhran geçiren ülke, hazırlanan kalkınma plânları çerçevesinde bu sıkıntıları her geçen gün bertaraf etmektedir.<br />
Ülkede tarımın önemi büyüktür. Çalışan nüfûsun % 50’sinin tarımla uğraşmasına rağmen, tarıma müsâit arâzilerin az olması ve tarımın modern usûllerle yapılmaması sebebiyle yetiştirdikleri besin maddeleri ülke ihtiyacını karşılayacak seviyede değildir. Yetiştirdiği ürünlerin başında buğday, üzüm, arpa, hurma ve sebze gelmektedir. Tarım daha ziyade ülkenin kuzeyinde ve Akdeniz kıyılarında yapılır. Akdeniz kıyılarında nârenciye, bilhassa üzüm-zeytin ve tütün üretimi önemlidir. Halkın bir kısmı özelikle göçebe yaşayanlar havancılıkla uğraşır. İlkel usûllerle yapılan hayvancılıkta en çok küçük baş hayvanlar yetiştirilir. Koyun, keçi, sığır, deve ve eşek en çok beslenen hayvanlardır. Ülke, ekonomisinin açığını mâdenleriyle kapatmaya çalışmaktadır. 1956 senesinde bulunan petrol ve tabiî gaz yatakları dünyânın en zengin yatakları arasındadır. Özellikle Doğu Sahra’daki Hassı Messaoud civârında çıkarılan petrol ile Batı Sahra’daki Hassi-R’Mel yataklarından çıkarılan tabiî gaz ihraç ürünlerinin başında gelir. Demir, fosfat, kurşun, çinko, kükürt, civa ve kömür mâdenlerinin de işletildiği Cezâyir’de petrol, tabiî gaz ve diğer mâdenlerden elde edilen gelir sanâyi ve tarıma sermâye olarak kullanılmaktadır.<br />
Petrol sanâyiinin süratle geliştiği Cezâyir’de gübre, plastik ve kimyevî maddeler üretilir. Annaba’daki demir-çelik tesisleri ülke ihtiyâcını karşılayacak seviyededir. Sanayi, gelişmesini bütün sorumluluğu elinde tutmak şartıyla yabancı sermaye yardımıyla sürdürmektedir. Montaj sanâyiinin bulunduğu Cezâyir yavaş yavaş imâlat sanâyiine geçme çabaları içerisindedir.<br />
1974’e kadar ticâretini sadece Fransa’yla yapmaktaydı. 1974-79 seneleri arasında Fransa’nın ticâret tekelinden kurtularak Amerika Birleşik Devletleri ağırlıklı bir ticaret politikası tâkip etmiştir. Genellikle ABD ve Avrupa ülkeleriyle yaptığı ticaretinde petrol, tabiî gaz, naranciye ve hurma ihraç ederken, makina, motorlu vâsıta, besin maddeleri, ilâç, elektronik âletler ithal eder. Limanları her tonajda geminin yanaşabilmesine müsâit olan Cezâyir kendi deniz filosunu yeterli seviyede kuramamıştır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ulaşım: </span></span>Cezâyir’de gelişmiş bir kara yolu ağı vardır. Karayollarının uzunluğu 72.091 kilometreden fazladır. Tunus sınırından Fas sınırına kadar uzanan ana demiryolu hattı, ara yollarla limanlara bağlanır. Önemli limanları Cezâyir, Oran, Annaba, Arzev ve Bicâye’dir. Cezâyir Dârü’l-Beyda milletlerarası hava alanıdır.<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEZAYİR</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEVLETİN ADI</span></span><br />
Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BAŞŞEHRİ</span></span><br />
Cezayir<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NÜFÛSU</span></span><br />
25.866.000<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YÜZÖLÇÜMÜ</span></span><br />
  2.381.741 km2<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RESMÎ DİLİ</span></span><br />
Arapça<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÎNİ</span></span><br />
İslâmiyet<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PARA BİRİMİ</span></span><br />
Cezayir Dinarı<br />
<br />
Kuzeyinde Akdeniz, kuzeydoğusunda Tunus, doğusunda Libya, güneyinde Nijer ve Mali, güneybatıda Moritanya, batıda Fas ile çevrili olan 2.381.741 km2 yüzölçümüyle Sudan’dan sonra Afrika’nın ikinci büyük ülkesi. Kuzeybatı Afrika’da yer alan Cezayir’in Akdeniz’de 1025 km uzunluğunda kıyısı vardır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Târihi</span></span><br />
Cezayir çok eski tarihlerde bir yerleşim merkeziydi. Bilinen en eski halk Berberilerdir. Cezayir kıyılarına önce Fenikeliler gelmiştir.M.Ö. 814-813 yıllarında Kartacalıların eline geçen ülke, gelişerek bilhassa kıyı ticâretinin önemli bir merkezi olmuştur. Daha sonra Romalılar ve Bizanslılar tarafından işgâl edilmiş olan Cezâyir’de halk, bu zamanlarda Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir. İslâmiyeti yaymak için dünyânın her tarafına dağılan Müslümanlar 7. asırda buralara gelmişlerdir. Abdullah bin Ebû Serh tarafından burası fethedilmiştir. Cezâyir halkı İslâmiyeti kabul etmiş, İslâm devletinin hâkim olduğu zamanlarda İslâmiyetin sâyesinde ilerlemiş, benimsedikleri İslâm kültür, medeniyet ve âdetlerini ve Arapça lisanını günümüze kadar muhâfaza etmişlerdir.<br />
On altıncı asırda Oruç ve Hızır (Barbaros Hayreddîn Paşa) reisler tarafından fethedilen Cezâyir, Akdeniz’i yağma, talan ve barbarlıklarıyla kan gölü hâline getiren Avrupalı korsanlara karşı mücâdele eden Müslüman leventlerin üssü hâline gelmiştir. Barbaros Hayreddîn Paşa daha sonra burayı Osmanlı Devletinin bir beylerbeyliği hâline getirmiştir. Üç asır Osmanlı idâresinde kalan Cezâyir’de o devre âit eserler ve gelenekler canlılığını hâlâ korumaktadır.<br />
1830 senesinde Fransızlar, çok büyük deniz ve kara kuvvetleri ile uzun savaşlardan sonra ülkeyi ele geçirdiler. Bir sömürge idaresi kuran Fransızları halk hiçbir zaman kabul etmedi, devamlı ayaklanma teşebbüsleri içerisinde bulundu (Bkz. Abdülkâdir-i Cezâyirî). Fransa İkinci Dünyâ Savaşında (1942) Cezayir’i mukavemet merkezi olarak kullandı. Savaş bittikten sonra Cezâyirliler gösterdikleri fedâkârlığa karşılık bağımsızlık veya Fransızlarla aynı haklara sâhib olmak istediler. Bu istek Fransızlar tarafından büyük bir tepki ile karşılandı ve halk katledilmeye başlandı. 1789 Fransız İhtilâli ile her türlü hürriyetlerin yayıldığı ülke olduğu yıllarca söylenen Fransa, Cezâyir’deki insanlara bu hürriyeti tanımıyordu. İçindeki Haçlı rûhunu Cezâyirde’de göstermiş, kitle katliamı yapmıştır. Günümüzde, o zamandan kalma toplu mezarlar çıkmaktadır. 1948’de Fransa buranın sömürge değil, Fransa toprakları olduğunu îlân etti. Dış dünyâya karşı yapılan bu îlâna rağmen burayı bir sömürge olarak idâre etmeye çalışmışlar ve aslâ Cezayir halkına Fransızlarla eşit haklar tanımamışlardır. 1950 senesinden sonra Fransa’ya karşı mücâdelede teşkilâtlanmaya başlayan halk, muntazam bir ordu kurmayı başardı. 1954 senesinde bilfiil başlayan silâhlı mücâdele, 1956 senesinde bağımsızlığa kavuşan Fas ve Tunus’un da desteğini sağladı. Mücâdele 1962’de “Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti” adıyla bağımsızlığını îlân etmesiyle netîcelendi.<br />
Fransa’nın îtirâzlarına ramen 10 devlet tarafından bağımsızlığını îlân etmesinin hemen ardından tanınan Cezâyir, 1963 senesinde ilk anayasasını halk oyu ile kabul etmiştir. Bu anayasaya göre beş yıl için halk tarafından seçilen meclis yine beş yıl için Cumhurbaşkanını seçiyordu. Yürütme organı, Cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu tarafından meydana gelmektedir. Bu ilk anayasa mûcibince seçilen ilk Cumhurbaşkanı Ahmed bin Bella 16 Haziran 1965’te Albay Huari Bumedyen tarafından bir darbe ile devrildi. Kurulan ihtilal konseyi tarafından 1978’e kadar idâre edilen ülke aynı sene kabul edilen yeni bir anayasa ile idâre edilmeye başlamıştır. 7 Şubat 1979’da Şadli bin Cedid devlet başkanı oldu. 1989’da Sosyalizme ilişkin bütün ifâdelerden temizlenen, siyâsal çoğunluk ilkesini kabul eden ve grev hakkı tanıyan yeni anayasa halk oylamasıyla kabul edildi. 26 Aralık 1991’de yapılan seçimlerin ilk turunda oyların % 85’ini alan İslâmî Selâmet Cephesi 288 milletvekili kazandı. Bunun üzerine seçimler iptal edildi. 16 Ocak 1992’de sürgünden dönen Budiyaf, Yüksek Devlet Konseyi Başkanı ve Devlet Başkanı oldu. 9 Şubat 1992’de 12 ay süreli sıkıyönetim îlân edildi. 4 Mart 1992’de İslâmî Selâmet Cephesi yasa dışı îlân edildi. Siyâsi faaliyetleri yasaklayan ve birçok kişiyi îdâm ettiren Budiyaf 29 Haziran 1992’de bir suikast neticesinde öldürüldü. Cezayir’de iç karışıklıklar hâlâ devam etmektedir (Aralık 1992).<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fizikî Yapı</span></span><br />
Akdeniz’e paralel olan iki sıra hâlindeki Atlas Sıradağları ülkeyi birbirinden farklı üç coğrafi bölgeye ayırır. Büyük ve Küçük Atlaslar ismini alan sıradağlardan kuzeyde olan Küçük Atlaslar, pekçok vâdi ile sık sık parçalandığı için tepe mânâsına gelen “Tell” ismini alırlar. Bu sıradağlar ile Akdeniz kıyıları arasında kalan bölge ülkenin en bereketli topraklarının bulunduğu ovalık bir arâzidir. Kıyı bölgesinde doğudan batıya doğru gidildikçe Chliff (Şelif) Vâdisi yer alır. Bu vâdi diğer kıyı kesimlerine nazaran oldukça kıraç olup, daha sonra tekrar verimli toprakların başladığı “Oran Sahili” ismindeki bölge uzanır. Tell Dağları batıdan doğuya doğru gittikçe yükselmektedir. En yüksek yeri Djurdjura Tepesi olup, yüksekliği 2308 metredir. Güneydeki İkinci Atlas Sıradağları Büyük Atlas Sıradağları ismini alır. Bu dağ silsilesi ülke topraklarının büyük bir kısmını teşkil eden Büyük Sahra Çölü ile kıyı bölgesi arasında set vazîfesi görür.<br />
Atlas Sıradağları arasında geniş ve yüksek havzalar vardır. Dağlardan çıkıp bu havzalardan geçen sular yine bu bölgede bulunan tuz göllerine dökülür. Bu göllerden en önemlileri Sctottech Chargui, Z.Chargui’dir. Platonun batı bölgesi yaklaşık 900 m yüksekliğe sahipken, doğu bölgesi 300 m civârında bir yüksekliktedir. Geniş çayırlıklara sahib olan yaylanın güneyindeki Büyük Atlas (Sahra Atlasları)Sıradağlarının en yüksek yeri 2328 m ile Cebel Chelia Tepesidir. Sahra Atlaslarının hemen güneyinde Büyük Sahra Çölü başlar. Yüzölçümü yaklaşık 1.995.000 km2 olan Cezayir Sahrası yüksekliği birkaç yüz metreyi geçmeyen düzlük şeklindedir. Güneyinde ise 3000 metreyi bulan volkanik dağlar mevcuttur. Buradaki Haggar (Ahaggar) Dağlarındaki Tahat Tepesi, yaklaşık 2918 m ile bölgenin en yüksek yeri olup, dorukları kışın karlarla kaplıdır. Sahra yüzey şekilleri olarak iki kısımdır. Birincisi “erg” adı verilen kumlarla kaplı kısmı, diğeri ise “hammada” denilen çakıl taşlarıyla örtülü kısımdır. Kumlu olan bölgedeki kumlar tepeler hâlide sahrayı kaplar. Bu kum tepeleri rüzgâr ve fırtınaların tesiriyle sık sık yer değiştirirler. Büyük sahrada yeraltı sularının çıktığı sulanabilen yerlerde vahalar bulunur. Dağlardan çıkan akarsular genellikle tuzlu göllere dökülürken bâzıları da sahranın kuzey kısmında bir müddet sonra kaybolurlar. Pek fazla büyük akarsuyu yoktur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İklim</span></span><br />
Cezâyir üç farklı iklime sâhiptir. Tell Dağları ile Akdeniz sâhilleri arasında kalan kıyı bölgesinde tipik Akdeniz iklimi hüküm sürerken iki dağ silsilesi arasında daha sert bir iklim hâkimdir. Sahra Atlaslarının güneyinden îtibâren yer alan çölde ise çöl ikliminin en belirgin özellikleri görülür. Yazların sıcak ve kurak, kışların ise ılık ve yağışlı geçtiği kıyı bölgesinde senelik yağış miktarı ortalama 500 mm civârındadır. Senelik sıcaklık ortalaması ise yazın 25°C, kışın ise 10°C civarındadır. Yazların çok sıcak ve kurak, kışların ise çok soğuk olduğu yayla bölgesinde kara iklimine benzer bir iklim hakimdir. Senelik yağış 250-400 mm arasında değişir, sahrada yazın gündüz 50°C’ye varan sıcaklık gece 10°C’ye kadar düşer. Gece ile gündüz arasındaki bu sıcaklık farkı kışın daha da artar. Kış mevsiminde gece sıcaklığın 0°C’nin altına düştüğü vâkidir. Şiddetli kum fırtınalarının estiği, senelerce bir damla yağmur yağmadığı sahrada bâzan sağnak hâlinde yağmurlar da görülür.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tabiî Kaynaklar</span></span><br />
Bitki örtüsü bakımından oldukça fakir bir ülke olan Cezayir’in kıyı bölgesinde Akdeniz bitki örtüsü olan sert yapraklı bodur maki topluluğu görülür. Tell Dağlarına doğru çıktıkça yağışlı bölgelerde meşe, mantar meşesi ve çam ağaçlarıyla kaplı ormanlık bölge yer alır. Çayırlarla kaplı olan yayladan sonra Sahra Atlaslarının tepelerinden îtibaren başlayan sahrada yer yer çöl bitki örtüsü hakimdir. Sahradaki vahalarda palmiye ağaçları bulunur. Yabanî hayvanlar bakımından da pek önemli bir özelliği olmayan Cezâyir mâden bakımından çok zengindir. Tell bölgesinde demir, Tunus yakınlarında fosfat, magnezyum, volfram, kalay, altın ve elmas mâdenleri önemli miktarlarda olmasına karşılık kömür mâdenleri oldukça azdır. Petrol ve tabiî gaz yeraltı kaynaklarının en mühimleridir. Tabiî gaz rezervinde dünyanın en zengin ülkesidir. Sahra’da çırakılan petrol ve tabiî gaz Hassi Messaoud ve Libya sınırındaki Ejdele bölgelerinde bol bulunmaktadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nüfus ve Sosyal Hayat</span></span><br />
25.866.000 civârında olan nüfûsu, Berberîler ve Araplar meydana getirmektedir. Fransa sömürgesi olduğu senelerde buraya yerleşmiş bulunan Avrupalıların pekçoğu bağımsızlıktan sonra ülkelerine dönmüşlerse de hâlen önemli miktarda Avrupalı vardır. Ülkenin asıl yerlileri olan Berberîlerin bir kısmı göçebe hayâtı yaşar. Halkının hemen hemen tamâmının Müslüman olmasına ve Arapça konuşmasına rağmen ulaşılması zor olan kuytu yerlerde yaşayan Berberîler çok eski çağlardan beri gelen gelenekleriyle Fenike menşeli bir alfabeye sâhip dillerini devâm ettirmektedir. Konuşulan diğer diller arasında Fransızca Berberîceden sonra gelir. Osmanlı eserleri ve kültürünün hâkim olduğu Cezâyir’de halkın dörtte üçü Akdeniz kıyı şeridinde yaşar. Kuzeyde km2ye 470 kişi olan yoğunluk, sahrada 3.5 km2ye bir kişi şeklinde çok büyük bir farklılık gösterir. Nüfus artışının % 32 olduğu ülkede halkın % 52’si şehirlerde geri kalanı ise köylerde, vahalarda ve göçebe olarak yaşar.<br />
Okur-yazar oranının % 42 olduğu Cezâyir’de sekiz yıllık ilk öğretim parasız ve mecburidir. Ülkede okul ve öğretmen yetersizliği, bu yönde yapılan çalışmaların hızının nüfus artışına göre düşük olması mecburi öğretimin tatbik edilmesini engellemektedir. Cezâyir, Oran ve Kostantin Üniversiteleri olmak üzere toplam üç üniversitesi vardır. Ülkenin kültür merkezi durumundaki şehri aynı zamanda başşehri olan Cezâyir’dir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siyâsî Hayat</span></span><br />
1965’te Ahmed bin Bella’yı deviren Albay Bumedyen kurduğu bir devrim komitesi ile ülkeyi yönetmiştir. 1976 senesinde halk oyuna sunulan bir anayasa kabul etmiştir. 27 Aralık 1978’de Bumedyen’in ölümü üzerine yapılan millî özgürlük cephesinin (Şubat 1979) kongesinde Albay Şadli Bin Cedid devlet başkanı seçilmiştir. 18 yaşını dolduran her Cezâyirlinin oy kullanma hakkına sâhib olduğu ülke, Birleşmiş Milletler, Arap Birliği Teşkilâtı ve Bloksuz Ülkeler Teşkilâtına bağlıdır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekonomi</span></span><br />
Cezâyir’in ekonomisi tarıma ve petrola dayanmaktadır. Bağımsızlığını kazanmasından sonra bir ara ekonomik buhran geçiren ülke, hazırlanan kalkınma plânları çerçevesinde bu sıkıntıları her geçen gün bertaraf etmektedir.<br />
Ülkede tarımın önemi büyüktür. Çalışan nüfûsun % 50’sinin tarımla uğraşmasına rağmen, tarıma müsâit arâzilerin az olması ve tarımın modern usûllerle yapılmaması sebebiyle yetiştirdikleri besin maddeleri ülke ihtiyacını karşılayacak seviyede değildir. Yetiştirdiği ürünlerin başında buğday, üzüm, arpa, hurma ve sebze gelmektedir. Tarım daha ziyade ülkenin kuzeyinde ve Akdeniz kıyılarında yapılır. Akdeniz kıyılarında nârenciye, bilhassa üzüm-zeytin ve tütün üretimi önemlidir. Halkın bir kısmı özelikle göçebe yaşayanlar havancılıkla uğraşır. İlkel usûllerle yapılan hayvancılıkta en çok küçük baş hayvanlar yetiştirilir. Koyun, keçi, sığır, deve ve eşek en çok beslenen hayvanlardır. Ülke, ekonomisinin açığını mâdenleriyle kapatmaya çalışmaktadır. 1956 senesinde bulunan petrol ve tabiî gaz yatakları dünyânın en zengin yatakları arasındadır. Özellikle Doğu Sahra’daki Hassı Messaoud civârında çıkarılan petrol ile Batı Sahra’daki Hassi-R’Mel yataklarından çıkarılan tabiî gaz ihraç ürünlerinin başında gelir. Demir, fosfat, kurşun, çinko, kükürt, civa ve kömür mâdenlerinin de işletildiği Cezâyir’de petrol, tabiî gaz ve diğer mâdenlerden elde edilen gelir sanâyi ve tarıma sermâye olarak kullanılmaktadır.<br />
Petrol sanâyiinin süratle geliştiği Cezâyir’de gübre, plastik ve kimyevî maddeler üretilir. Annaba’daki demir-çelik tesisleri ülke ihtiyâcını karşılayacak seviyededir. Sanayi, gelişmesini bütün sorumluluğu elinde tutmak şartıyla yabancı sermaye yardımıyla sürdürmektedir. Montaj sanâyiinin bulunduğu Cezâyir yavaş yavaş imâlat sanâyiine geçme çabaları içerisindedir.<br />
1974’e kadar ticâretini sadece Fransa’yla yapmaktaydı. 1974-79 seneleri arasında Fransa’nın ticâret tekelinden kurtularak Amerika Birleşik Devletleri ağırlıklı bir ticaret politikası tâkip etmiştir. Genellikle ABD ve Avrupa ülkeleriyle yaptığı ticaretinde petrol, tabiî gaz, naranciye ve hurma ihraç ederken, makina, motorlu vâsıta, besin maddeleri, ilâç, elektronik âletler ithal eder. Limanları her tonajda geminin yanaşabilmesine müsâit olan Cezâyir kendi deniz filosunu yeterli seviyede kuramamıştır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ulaşım: </span></span>Cezâyir’de gelişmiş bir kara yolu ağı vardır. Karayollarının uzunluğu 72.091 kilometreden fazladır. Tunus sınırından Fas sınırına kadar uzanan ana demiryolu hattı, ara yollarla limanlara bağlanır. Önemli limanları Cezâyir, Oran, Annaba, Arzev ve Bicâye’dir. Cezâyir Dârü’l-Beyda milletlerarası hava alanıdır.<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[CEYHAN NEHRİ]]></title>
			<link>https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=29745</link>
			<pubDate>Wed, 14 Aug 2024 17:56:45 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://bizdeforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Hamdullah</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=29745</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CEYHAN NEHRİ</span></span><br />
<br />
Akdeniz havzasında bulunan Çukurova’nın önemli bir akarsuyu. Eski adı ile “Hyranus”, bâzı kaynaklarda Ceyhan, Cihaz ve Cahan adları ile geçen Ceyhan, güneydeki ırmaklarımızdan birisidir. Uzunluğu 509 km, sularını topladığı bölgenin yüzölçümü 22.300 km2dir. Orta Torosların doğu bölümündeki Nurhak Dağından Söğüt Deresi adıyla çıkar. Elbistan’ın 3 km kuzeyindeki büyük kaynaklarla beslenir. Elbistan yakınında Söğütlü Deresine, Hurma ve Göksu’nun birleşmesi ile Ceyhan adını alır. Engizek ve Ahır dağlarındaki dar ve derin yarma vâdilerinden veKahramanmaraş yakınlarından geçip, Çukurova’nın kuzey doğusuna girer. Misis Tepelerini çevirdikten sonra meydana getirdiği geniş deltada akar. İskenderun Körfezine dökülür. Ceyhan, yolu boyunca aldığı Aksu, Çakur, Susas, Çeperce gibi derelerle daha da büyür.<br />
<br />
Ceyhan’da akan su miktarı mevsimlere göre çok değişir. Kasım ve Aralık aylarında güz yağmurlarından ötürü geçici olarak kabarır. Bu sırada sâniyede 50 m3ten 380 m3e yükselir. Ocakta azalır. Şubat ortalarında yine kabarmaya başlar.Karların erimesiyle ilkbaharda bu kabarış oldukça artar, yaz aylarında özellikle ağustos ve eylülde en çekik durumunu bulur. Son 22 yıl içinde Seyhan’la en az 6 defâ birleşmiş ve ayrılmıştır.<br />
<br />
Geçtiği dar boğazlarda birçok çağlayan ve çavlanlar vardır.Savruk suyu çavlanının yüksekliği 45 m’yi bulur. Ceyhan dağlık yerlerde derinde aktığından sulama işinde pek az faydalanılır. Sulamada Ceyhan’ın kolları çok daha elverişlidir. Bu sularla tarlalar sulanır, değirmenler işler, yolları boyunca pirinç ve başka ürünler yetiştirilir. Ormanlık bölgelerden geçtiği için kereste taşımacılığında kullanılır. Ceyhan Ovası olarak bilinen nehrin meydana getirdiği delta, su kuşlarının kış boyunca barındıkları yerlerdir. Bâzı seneler burada barınan kuşların sayısı birkaç milyonu bulur. Ayrıca kumsal sâhil, deniz kaplumbağalarının yumurta bırakma yeridir. Ne yazık ki bâzı yıllar sularının taşması tarım ürünlerine büyük hasarlar verdirmektedir.<br />
<br />
<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CEYHAN NEHRİ</span></span><br />
<br />
Akdeniz havzasında bulunan Çukurova’nın önemli bir akarsuyu. Eski adı ile “Hyranus”, bâzı kaynaklarda Ceyhan, Cihaz ve Cahan adları ile geçen Ceyhan, güneydeki ırmaklarımızdan birisidir. Uzunluğu 509 km, sularını topladığı bölgenin yüzölçümü 22.300 km2dir. Orta Torosların doğu bölümündeki Nurhak Dağından Söğüt Deresi adıyla çıkar. Elbistan’ın 3 km kuzeyindeki büyük kaynaklarla beslenir. Elbistan yakınında Söğütlü Deresine, Hurma ve Göksu’nun birleşmesi ile Ceyhan adını alır. Engizek ve Ahır dağlarındaki dar ve derin yarma vâdilerinden veKahramanmaraş yakınlarından geçip, Çukurova’nın kuzey doğusuna girer. Misis Tepelerini çevirdikten sonra meydana getirdiği geniş deltada akar. İskenderun Körfezine dökülür. Ceyhan, yolu boyunca aldığı Aksu, Çakur, Susas, Çeperce gibi derelerle daha da büyür.<br />
<br />
Ceyhan’da akan su miktarı mevsimlere göre çok değişir. Kasım ve Aralık aylarında güz yağmurlarından ötürü geçici olarak kabarır. Bu sırada sâniyede 50 m3ten 380 m3e yükselir. Ocakta azalır. Şubat ortalarında yine kabarmaya başlar.Karların erimesiyle ilkbaharda bu kabarış oldukça artar, yaz aylarında özellikle ağustos ve eylülde en çekik durumunu bulur. Son 22 yıl içinde Seyhan’la en az 6 defâ birleşmiş ve ayrılmıştır.<br />
<br />
Geçtiği dar boğazlarda birçok çağlayan ve çavlanlar vardır.Savruk suyu çavlanının yüksekliği 45 m’yi bulur. Ceyhan dağlık yerlerde derinde aktığından sulama işinde pek az faydalanılır. Sulamada Ceyhan’ın kolları çok daha elverişlidir. Bu sularla tarlalar sulanır, değirmenler işler, yolları boyunca pirinç ve başka ürünler yetiştirilir. Ormanlık bölgelerden geçtiği için kereste taşımacılığında kullanılır. Ceyhan Ovası olarak bilinen nehrin meydana getirdiği delta, su kuşlarının kış boyunca barındıkları yerlerdir. Bâzı seneler burada barınan kuşların sayısı birkaç milyonu bulur. Ayrıca kumsal sâhil, deniz kaplumbağalarının yumurta bırakma yeridir. Ne yazık ki bâzı yıllar sularının taşması tarım ürünlerine büyük hasarlar verdirmektedir.<br />
<br />
<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[CENEVRE]]></title>
			<link>https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=29736</link>
			<pubDate>Wed, 14 Aug 2024 17:42:00 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://bizdeforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Hamdullah</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=29736</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CENEVRE</span></span><br />
<br />
İsviçre’nin güney batısında, Cenevre kantonunun merkezi olan şehir. Fransa sınırı yakınında bulunur. Cenevre, holdinglerin ve çok sayıda milletlerarası kuruluşun merkezi olarak dünyâ çapında bir finans şehridir. Şehrin nüfûsu 160.000 civârında, metropoliten alanınki ise 380.000 civârındadır.<br />
<br />
Cenevre, hem Germenler hem de Akdenizliler için mühim bir ticâret merkezi olarak gelişmiştir. Ekonomisi bankacılık, ticâret ve sigortacılığa dayanır. Şehir âdetâ milletlerarası sermaye için bir sığınak durumundadır. Nüfûsun çoğu hizmet sektöründe çalışır. Cenevre eskiden beri vasıflı işgücüne ve dış pazarlara yönelik üretimiyle tanınır. Kimyâ sanâyii ileri seviyede olup Basel’den sonra en büyük kimyâ sanâyii buradadır. Başlıca ihrâcat ürünleri başta saat, hassas makina ve âletler, mücevher ve kimyâsal maddelerdir. Karayollarının çoğu öteki şehirlerden ziyâde doğrudan Fransa’ya bağlanır.<br />
<br />
Cenevre, aynı zamanda birçok milletlerarası teşkilâtın merkezi durumundadır. GATT, Birleşmiş Milletler Teşkilâtının Avrupa’daki dâireleri, Milletlerarası Çalışma Bürosu, Kızılhaç, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi Cenevre’dedir. Ayrıca milletlerarası konferansların toplanıldığı, sözleşmelerin imzâlandığı dünyâca ünlü şehir merkezlerindendir.<br />
<br />
- 26 Eylül 1928’de Cenevre Hakemlik Genel Senedi,<br />
<br />
- 22 Ağustos 1864 Milletlerarası Kızılhaç Komitesinin çabasıyla yaralı askerlerin korunması, ayrıca 1929 savaş esirlerine uygulanacak işlemlerle ilgili sözleşmenin imzâlanması,<br />
<br />
- Nisan-Temmuz 1954 iki blokun (Batı ve Komünist) ve bağlantısız ülkelerin “Korede Barış” gâyesiyle toplanan ve başarısızlıkla neticelenen konferans,<br />
<br />
-19 Mayıs 1956 karayoluyla mal taşımacılığına âit milletlerarası sözleşmeler,<br />
<br />
- 1952’de imzâlanan, 1955’te yürürlüğe giren ve 1971’de değişikliğe uğrayan “Yazar ve Yazdıkları Eserlerin” korunması ile ilgili sözleşmeler,<br />
<br />
- 1974’te Türk, Yunan ve İngiliz dışişleri bakanlarının, daha sonra Kıbrıs Türk ve Rum topluluklarının temsilcilerinin katıldığı Kıbrıs Meselesinin çözümlenmesi için toplanan bir dizi konferans ve sözleşmelerin hepsi Cenevre’de olmuştur.<br />
<br />
Cenevre Üniversitesi dünyâ çapındaki araştırmalar, botanik ve eğitim dallarındaki şöhretiyle çok sayıda yabancı öğrenci çeken gözde bir kuruluştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CENEVRE SÖZLEŞMELERİ</span></span><br />
<br />
Savaşın asker ve siviller üzerindeki yıkımını hafifletmek gâyesiyle, 1864-1949 arasında İsviçre’nin Cenevre şehrinde imzâlanan bir dizi milletlerarası sözleşme. Milletlerarası kızılhaç komitesinin çabası ve bu teşkilâtın kurucusu Henri Dunant’ın önayak olması sonucu ilk Cenevre Sözleşmesi 22 Ağustos 1864’te imzâlandı. Bu sözleşmeyle, yaralı ve hasta askerleri tedâvî eden bütün kuruluşların personelleriyle birlikte dokunulmazlığı sağlanarak saldırıya uğramaları önleniyor, taraf tutmaksızın bütün askerlerin bu kurumlara kabûlü ve tedâvisi öngörülüyor, yaralılara yardım eden siviller korunuyor ve sözleşme çerçevesine giren kişilerle, araç ve donanımın kızılhaç işâretini taşıması kararlaştırılıyordu.<br />
<br />
Üç yıl içinde irili-ufaklı birçok devlet tarafından onaylanan bu sözleşme, 1906’da İkinci Cenevre Sözleşmesiyle değiştirilip genişletildi. Sözleşme hükümleri 1899 ve 1907 Lahey Sözleşmeleriyle deniz savaşlarında uygulandı. 1929’da imzâlanan Üçüncü Cenevre sözleşmesiyle savaşan devletlerin esirlere insanca davranması, haklarında bilgi vermesi ve tarafsız ülke temsilcilerinin esir kamplarını ziyâret etmelerine imkân tanıması kararlaştırıldı.<br />
<br />
İkinci Dünyâ Savaşı sırasında bâzı devletlerin sözleşme hükümlerine uymamaları üzerine 23-30 Ağustos 1948’de Stockholm’de toplanan Milletlerarası Kızılhaç Teşkilâtı Konferansında bu hükümlere ekler yapılması ve bunların maddeler hâlinde toplanması kararlaştırıldı. Konferans sonunda hazırlanan, savaş durumundaki silahlı kuvvetlerin yaralı ve hastalarının durumunun iyileştirilmesi için sözleşme, silahlı kuvvetlerin denizdeki yaralı, hasta ve kazazedelerinin durumunun iyileştirilmesi için sözleşme, savaş esirlerine yapılacak muamele konusunda sözleşme ve savaş zamânında sivillerin korunması konusunda sözleşme, 12 Ağustos 1949’da Cenevre’de kabul edildi. Dünyâ üzerindeki ülkelerin çoğunluğu Cenevre Sözleşmelerinin bir bölümünü veya tamâmını onaylamıştır. Türkiye Cumhûriyeti de 1953’te çıkarılan bir kânunla 10 Ağustos 1954’te sözleşmelere taraf oldu.<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CENEVRE</span></span><br />
<br />
İsviçre’nin güney batısında, Cenevre kantonunun merkezi olan şehir. Fransa sınırı yakınında bulunur. Cenevre, holdinglerin ve çok sayıda milletlerarası kuruluşun merkezi olarak dünyâ çapında bir finans şehridir. Şehrin nüfûsu 160.000 civârında, metropoliten alanınki ise 380.000 civârındadır.<br />
<br />
Cenevre, hem Germenler hem de Akdenizliler için mühim bir ticâret merkezi olarak gelişmiştir. Ekonomisi bankacılık, ticâret ve sigortacılığa dayanır. Şehir âdetâ milletlerarası sermaye için bir sığınak durumundadır. Nüfûsun çoğu hizmet sektöründe çalışır. Cenevre eskiden beri vasıflı işgücüne ve dış pazarlara yönelik üretimiyle tanınır. Kimyâ sanâyii ileri seviyede olup Basel’den sonra en büyük kimyâ sanâyii buradadır. Başlıca ihrâcat ürünleri başta saat, hassas makina ve âletler, mücevher ve kimyâsal maddelerdir. Karayollarının çoğu öteki şehirlerden ziyâde doğrudan Fransa’ya bağlanır.<br />
<br />
Cenevre, aynı zamanda birçok milletlerarası teşkilâtın merkezi durumundadır. GATT, Birleşmiş Milletler Teşkilâtının Avrupa’daki dâireleri, Milletlerarası Çalışma Bürosu, Kızılhaç, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi Cenevre’dedir. Ayrıca milletlerarası konferansların toplanıldığı, sözleşmelerin imzâlandığı dünyâca ünlü şehir merkezlerindendir.<br />
<br />
- 26 Eylül 1928’de Cenevre Hakemlik Genel Senedi,<br />
<br />
- 22 Ağustos 1864 Milletlerarası Kızılhaç Komitesinin çabasıyla yaralı askerlerin korunması, ayrıca 1929 savaş esirlerine uygulanacak işlemlerle ilgili sözleşmenin imzâlanması,<br />
<br />
- Nisan-Temmuz 1954 iki blokun (Batı ve Komünist) ve bağlantısız ülkelerin “Korede Barış” gâyesiyle toplanan ve başarısızlıkla neticelenen konferans,<br />
<br />
-19 Mayıs 1956 karayoluyla mal taşımacılığına âit milletlerarası sözleşmeler,<br />
<br />
- 1952’de imzâlanan, 1955’te yürürlüğe giren ve 1971’de değişikliğe uğrayan “Yazar ve Yazdıkları Eserlerin” korunması ile ilgili sözleşmeler,<br />
<br />
- 1974’te Türk, Yunan ve İngiliz dışişleri bakanlarının, daha sonra Kıbrıs Türk ve Rum topluluklarının temsilcilerinin katıldığı Kıbrıs Meselesinin çözümlenmesi için toplanan bir dizi konferans ve sözleşmelerin hepsi Cenevre’de olmuştur.<br />
<br />
Cenevre Üniversitesi dünyâ çapındaki araştırmalar, botanik ve eğitim dallarındaki şöhretiyle çok sayıda yabancı öğrenci çeken gözde bir kuruluştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CENEVRE SÖZLEŞMELERİ</span></span><br />
<br />
Savaşın asker ve siviller üzerindeki yıkımını hafifletmek gâyesiyle, 1864-1949 arasında İsviçre’nin Cenevre şehrinde imzâlanan bir dizi milletlerarası sözleşme. Milletlerarası kızılhaç komitesinin çabası ve bu teşkilâtın kurucusu Henri Dunant’ın önayak olması sonucu ilk Cenevre Sözleşmesi 22 Ağustos 1864’te imzâlandı. Bu sözleşmeyle, yaralı ve hasta askerleri tedâvî eden bütün kuruluşların personelleriyle birlikte dokunulmazlığı sağlanarak saldırıya uğramaları önleniyor, taraf tutmaksızın bütün askerlerin bu kurumlara kabûlü ve tedâvisi öngörülüyor, yaralılara yardım eden siviller korunuyor ve sözleşme çerçevesine giren kişilerle, araç ve donanımın kızılhaç işâretini taşıması kararlaştırılıyordu.<br />
<br />
Üç yıl içinde irili-ufaklı birçok devlet tarafından onaylanan bu sözleşme, 1906’da İkinci Cenevre Sözleşmesiyle değiştirilip genişletildi. Sözleşme hükümleri 1899 ve 1907 Lahey Sözleşmeleriyle deniz savaşlarında uygulandı. 1929’da imzâlanan Üçüncü Cenevre sözleşmesiyle savaşan devletlerin esirlere insanca davranması, haklarında bilgi vermesi ve tarafsız ülke temsilcilerinin esir kamplarını ziyâret etmelerine imkân tanıması kararlaştırıldı.<br />
<br />
İkinci Dünyâ Savaşı sırasında bâzı devletlerin sözleşme hükümlerine uymamaları üzerine 23-30 Ağustos 1948’de Stockholm’de toplanan Milletlerarası Kızılhaç Teşkilâtı Konferansında bu hükümlere ekler yapılması ve bunların maddeler hâlinde toplanması kararlaştırıldı. Konferans sonunda hazırlanan, savaş durumundaki silahlı kuvvetlerin yaralı ve hastalarının durumunun iyileştirilmesi için sözleşme, silahlı kuvvetlerin denizdeki yaralı, hasta ve kazazedelerinin durumunun iyileştirilmesi için sözleşme, savaş esirlerine yapılacak muamele konusunda sözleşme ve savaş zamânında sivillerin korunması konusunda sözleşme, 12 Ağustos 1949’da Cenevre’de kabul edildi. Dünyâ üzerindeki ülkelerin çoğunluğu Cenevre Sözleşmelerinin bir bölümünü veya tamâmını onaylamıştır. Türkiye Cumhûriyeti de 1953’te çıkarılan bir kânunla 10 Ağustos 1954’te sözleşmelere taraf oldu.<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[CEBELİTÂRIK BOĞAZI]]></title>
			<link>https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=29734</link>
			<pubDate>Wed, 14 Aug 2024 17:38:13 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://bizdeforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Hamdullah</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=29734</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CEBELİTÂRIK BOĞAZI</span></span><br />
<br />
Alm. Strasse (f), von Gibraltar, Fr. Detroit (m), de Gibraltar, İng. Strait of Gibraltar. Akdeniz’in batısında Avrupa kıtası ile Afrika kıtası arasındaki boğaz.  <br />
<br />
Akdeniz’in batı ucunu Atlantik Okyanusuyla birleştirir. Ulaşım yönünden oynadığı rol îtibâriyle ve jeopolitik bakımdan en önemli boğazlardan biridir. Deniz geçidinin önemi Süveyş Kanalının açılması ile daha da artmıştır. Takriben 60 km uzunluğunda olan Boğaz Afrika’nın Atlas memleketlerinin kuzey kıyısı ile İberik Yarımadasının güney kıyısı arasında uzanır. En geniş noktası Trafalgar Burnu ile Spartel Burnu arasında 44 km, en dar noktası ise Cires Burnu ile Tarija Burnunun doğusunda 14,2 km’dir. Boğaz’ın ortası, en sığ noktası olup derinliği 324 m’dir. Dünyânın çeşitli devletlerince boğaz altından bir tünelin geçirilmesi düşünülmüş ve plânı hazırlanmış ise de, tatbik sahasına konulmamıştır. Boğaz’da; yüzeyde doğudan batıya giden kuvvetli bir akıntı vardır. Derinlerde ise daha zayıf bir akıntı Akdeniz’den Atlantik Okyanusuna akar. Cebelitârık Boğazının her iki yanı da sarp kayalıklarla çevrilidir. Bitki örtüsü bakımından Boğaz’ın iki yakasında berâberlik görülür. Boğaz’dan yılda 7000-7500 gemi geçer. Her iki kıyısı da İngilizlerin elindedir. Boğaz’ın Afrika kıyısında bulunan Tanca ise milletlerarası bir statüye bağlanmıştır. Bu statü muayyen bir devletin buraya yerleşmesine mâni olmaktadır.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CEBELİTÂRIK BOĞAZI</span></span><br />
<br />
Alm. Strasse (f), von Gibraltar, Fr. Detroit (m), de Gibraltar, İng. Strait of Gibraltar. Akdeniz’in batısında Avrupa kıtası ile Afrika kıtası arasındaki boğaz.  <br />
<br />
Akdeniz’in batı ucunu Atlantik Okyanusuyla birleştirir. Ulaşım yönünden oynadığı rol îtibâriyle ve jeopolitik bakımdan en önemli boğazlardan biridir. Deniz geçidinin önemi Süveyş Kanalının açılması ile daha da artmıştır. Takriben 60 km uzunluğunda olan Boğaz Afrika’nın Atlas memleketlerinin kuzey kıyısı ile İberik Yarımadasının güney kıyısı arasında uzanır. En geniş noktası Trafalgar Burnu ile Spartel Burnu arasında 44 km, en dar noktası ise Cires Burnu ile Tarija Burnunun doğusunda 14,2 km’dir. Boğaz’ın ortası, en sığ noktası olup derinliği 324 m’dir. Dünyânın çeşitli devletlerince boğaz altından bir tünelin geçirilmesi düşünülmüş ve plânı hazırlanmış ise de, tatbik sahasına konulmamıştır. Boğaz’da; yüzeyde doğudan batıya giden kuvvetli bir akıntı vardır. Derinlerde ise daha zayıf bir akıntı Akdeniz’den Atlantik Okyanusuna akar. Cebelitârık Boğazının her iki yanı da sarp kayalıklarla çevrilidir. Bitki örtüsü bakımından Boğaz’ın iki yakasında berâberlik görülür. Boğaz’dan yılda 7000-7500 gemi geçer. Her iki kıyısı da İngilizlerin elindedir. Boğaz’ın Afrika kıyısında bulunan Tanca ise milletlerarası bir statüye bağlanmıştır. Bu statü muayyen bir devletin buraya yerleşmesine mâni olmaktadır.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ay - Kamer - Moon - Mond]]></title>
			<link>https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=26504</link>
			<pubDate>Mon, 26 Feb 2024 23:21:46 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://bizdeforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Hamdullah</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=26504</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ay - Kamer - Moon - Mond</span></span><br />
<br />
Ay, Dünya'nın tek doğal uydusu ve Güneş Sistemi içindeki beşinci büyük doğal uydudur. Dünya ile Ay arasında ortalama merkezden merkeze uzaklık 384.403 km, yani Dünya'nın çapının yaklaşık otuz katı kadardır. Ay'ın çapı 3.474 km'dir,[14] bu da Dünya çapının dörtte birinden biraz fazladır. Dolayısıyla Ay'ın hacmi Dünya'nın hacminin %2'sidir. Kütlesi Dünya kütlesinden 81,3 kat daha azdır. Yüzeyinde kütleçekim etkisi yer çekiminin yaklaşık %17'sidir. Ay, Dünya'nın yörüngesinde bir turunu 27 gün 7 saatte tamamlar. Dünya, Ay ve Güneş geometrisinde görülen periyodik değişimler sonucunda her 29,5 günde tekrar eden Ay'ın evreleri oluşur.<br />
<br />
Ay, insanların üzerine iniş yaparak yürüdükleri gökcismidir. Yer çekiminden kurtulup uzaya çıkan ve Ay'ın yakınından geçen ilk yapay nesne Sovyetler Birliği'nin Luna 1 uydusudur. Ay yüzeyine çarpan ilk insan yapısı nesne Luna 2 uydusudur. Normalde görünmeyen Ay'ın öteki yüzünün ilk fotoğraflarını ise Luna 3 uydusu çekmiştir. Bu üç uydu da 1959 yılında uzaya fırlatılmıştır. Ay yüzeyine ilk yumuşak iniş yapabilen uzay aracı Luna 9 ve Ay yörüngesine giren ilk insansız uzay aracı da Luna 10'dur. Bu iki uydu da 1966'da uzaya fırlatılmıştır.[14] ABD'nin Apollo programı 1969 ve 1972 yılları arasında altı başarılı inişle, günümüze kadar insanlı görevleri başaran tek uzay programıdır. Ay'ın doğrudan insanlar tarafından incelenmesine Apollo programının bitişiyle son verilmiştir.<br />
<br />
En yaygın olarak kabul edilen köken açıklaması, Ay'ın 4,51 milyar yıl önce, (Dünya'dan kısa bir süre sonra) Dünya ile Theia adlı Mars büyüklüğündeki varsayımsal bir cisim arasındaki dev çarpışma enkazından oluştuğunu ileri sürer. Sonrasında Dünya ile gelgit etkileşimi nedeniyle daha uzak bir yörüngeye çekildi. Ay'ın yakın tarafı parlak ve eski kabuksal yüksek dağlar ile, göze çarpan darbe kraterileri arasındaki boşlukları dolduran koyu volkanik maria ("karanlık denizler") ile dikkat çekicidir. Büyük çarpışma havzaları ve karanlık yüzeylerinin (mare) çoğu yaklaşık üç milyar yıl önce Imbrian döneminin sonuna kadar yerindeydi. Ay yüzeyi nispeten yansıtıcı değildir, yansıma derecesi aşınmış asfaltdan biraz daha parlaktır. Ancak, açısal çapı büyük olduğu için dolunayda gece gökteki en parlak gök cismi olur. Ay'ın görünen boyutu Güneş'inkiyle hemen hemen aynıdır, bu ise tam güneş tutulması esnasında Güneş'i neredeyse tamamen kaplamasına neden olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Etimoloji</span></span><br />
<br />
Türk Dil Kurumu kelimenin Türkçe olduğunu söyler. Büyük harfle yazıldığını belirtir.[15]<br />
<br />
Ay, Dünya'nın yörüngesinde eş zamanlı olarak hareket eder, yani her zaman aynı yüzü Dünya'ya dönüktür. Ay'ın oluşumunun başlarında dönüşü yavaşladı ve Dünya'nın kütlesi nedeniyle oluşan gelgit deformasyonlarına bağlı sürtünme etkilerinin sonucu olarak günümüzdeki konumunda kilitlendi.[16]<br />
<br />
Çok uzun zaman önceleri Ay daha hızlı dönerken, gelgit tümseği Dünya-Ay hattının önünde dönüyordu. Çünkü gelgit tümsekleri yeteri kadar hızlı olarak Dünya ile aynı hatta gelemiyordu.[17] Bu hattın dışına çıkan tümsek nedeniyle oluşan tork Ay'ın dönüşünü yavaşlattı. Ay'ın dönüşü yörünge hızına denk gelecek kadar yavaşladığında gelgit tümseği Dünya'nın tam karşısına geldi ve bu nedenle tork ortadan kayboldu. İşte bu nedenden ötürü Ay, Dünya yörüngesinde döndüğü hızla kendi çevresinde de döner ve Dünya'dan her zaman Ay'ın aynı yüzü görünür. <br />
<br />
Ay'ın Dünya'ya karşı olan yüzünden Ay'ın görünen yüzü, diğer tarafına da Ay'ın öteki yüzü denir. Öteki yüz Ay'ın karanlık yüzü ile karıştırılmamalıdır. Ay'ın karanlık yüzü herhangi bir anda Güneş tarafından aydınlatılmayan yarıküresidir. Ayda bir kere bu yüz yeniay safhasına Ay'ın görünen yüzü olur. Ay'ın öteki yüzü ilk olarak 1959'da Sovyet uzay sondası Luna 3 tarafından fotoğraflandı. Ay'ın öteki yüzünün ayırt edici özelliklerinden biri Ay denizi (Latince: (mare, çoğulu maria) adı verilen düzlüklerin hemen hemen hiç olmamasıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ay denizleri</span></span><br />
<br />
Çıplak gözle rahatlıkla görünebilen Ay yüzeyinde bulunan karanlık Ay düzlüklerine Ay denizi denir. Çünkü antik dönem gök bilimcileri bunların suyla dolu olduklarını zannediyordu. Günümüzde bunların katılaşmış bazalt olduğu bilinmektedir. Bazaltı oluşturan lav, Ay yüzüne göktaşları ve kuyruklu yıldızların çarpması sonucu oluşan krater düzlüklerini doldurmuş ve katılaşarak bu bazaltı oluşturmuştur (Oceanus Procellarum krater düzlüğü değildir ve bu kurala önemli bir istisna oluşturur.) Ay denizleri hemen hemen yalnızca Ay'ın görünen yüzünde bulunur. Ay'ın öteki yüzünün yalnızca %2'sinde birkaç dağılmış küçük düzlük bulunur.[18] Ayın görünen yüzündeyse bu oran %31'dir.[14] Bu farklılığın en akla yatkın açıklaması, Lunar Prospector uzay sondasının gamma ışını spektrometresi ile elde edilen jeokimyasal haritalarda gösterildiği üzere Ay'ın görünen yüzünde ısı üreten elementlerin daha yüksek konsantrasyonda bulunmasıdır.[19][20] Kalkan tipi yanardağlar ve kubbemsidağlar görünen yüz üzerindeki Ay denizlerinde rastlanan özelliklerdir.[21]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ay dağları</span></span><br />
<br />
Ay yüzeyinde görünen açık renkli bölgelere Ay dağları (Latince: terrae (çoğul), terra (tekil)) denir; çünkü Ay denizlerinden daha yüksektirler. Ay'ın görünen yüzünde, içleri bazalt ile dolu olan kraterlerin çevresinde birçok dağ sırasına rastlanır. Bunların kraterlerin çevrelerinde oluşan yükseltilerin kalıntıları olduğu düşünülmektedir.[22] Dünya'da karşılaşılan oluşumun aksine, başlıca Ay dağlarının hiçbirinin tektonik etkinlikler sonucu oluşmadığına inanılmaktadır.[23]<br />
<br />
1994 yılında gerçekleştirilen Clementine görevinden alınan görsellerde Ay'ın kuzey kutbunda bulunan 73 km genişliğindeki Peary kraterinin çevresindeki dört dağlık bölgenin tüm Ay günü boyunca günışığı aldığı görülmüştür. Günışığının sürekli aydınlatığı bu bölgeler, Ay'ın tutulum düzlemine olan oldukça küçük eksenel eğikliği nedeniyle mümkündür. Güney kutbunda benzer bölgelere rastlanmamıştır; ancak Shackleton krateri Ay gününün %80'i boyunca gün ışığı altındadır. Ay'ın küçük eksenel eğikliğinin bir başka sonucu da kutup bölgesinde kraterlerin dibinde sürekli gölgede kalan bölgeler olmasıdır.[24] <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kraterler</span></span><br />
<br />
Ay'ın yüzeyinde gökcisimlerinin çarpması sonucu oluşan birçok krater bulunur.[25] Çapı 1 km'den büyük yaklaşık yarım milyon krater Ay yüzeyine göktaşlarının ve kuyruklu yıldızların çarpması sonucu oluşmuştur. Kraterler hemen hemen sabit bir oranla oluştuğu için birim alanda bulunan krater sayısı yüzeyin yaşını tahmin etmek için kullanılabilir. Atmosferin, hava olaylarının ve yakın geçmişte jeolojik etkinliklerin olmaması sayesinde bu kraterler, Dünya'dakilerin aksine oldukça iyi korunmuştur.<br />
<br />
Ay yüzeyinin ve Güneş Sistemi'nin bilinen en büyük krateri Güney Kutbu - Aitken düzlüğüdür. Bu çarpma havzası Ay'ın öteki yüzünde Güney Kutbu ile ekvator arasında yer alır; 2240 km çapında ve 13 km derinliğindedir.[26] Ay'ın görünen yüzünde başlıca kraterler Mare Imbrium, Mare Serenitatis, Mare Crisium ve Mare Nectaris'tir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Regolit</span></span><br />
<br />
Aykabuğunun üzerinde regolit adı verilen taş ve tozdan oluşan bir tabaka bulunur. Yüzeye çarpan gökcisimleri nedeniyle oluşan regolit eski yüzeylerde yeni yüzeylere nazaran daha kalındır. Özel olarak regolitin kalınlığının denizlerde 3-5 metre, daha eski yayla bölgelerinde ise 10-20 metre arasında değiştiği tahmin edilmektedir.[27] Çok ince toz hâlinde bulunan regolit tabakasının altında onlarca kilometre kalınlığında oldukça parçalanmış kayalardan oluşan megaregolit tabakası bulunur.[28]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Su varlığı</span></span><br />
<br />
<br />
Ay yüzeyine sürekli çarpan göktaşları ve kuyrukluyıldızlar nedeniyle küçük miktarlarda su büyük olasılıkla yüzeye eklenmiştir. Bu durumda günışığı suyu elementlerine yani hidrojen ve oksijen ayıracak, bunlar da Ay'ın zayıf kütleçekimi nedeniyle zamanla yüzeyden kaçacaktır. Ancak Ay'ın dönme ekseninin tutulum düzlemine yalnızca 1,5° gibi çok küçük bir eğiklik yapması nedeniyle kutuplar yakınında bulunan bazı derin kraterler hiçbir zaman doğrudan günışığı almadığından ve sürekli gölgede kaldığından buraya düşen su molekülleri uzun zaman süreleri boyunca kararlılığını koruyacak.<br />
<br />
Clementine görevi güney kutbunda gölgede kalmış böyle kraterleri haritalandırdı,[29] ve bilgisayar simülasyonları yaklaşık 14.000 km² kadar bir bölgenin sürekli gölgede kaldığını göstermektedir.[24] Clementine görevinin bistatik radar deneyi küçük donmuş su ceplerine işaret eder ve Lunar Prospector görevinden gelen bilgiler kutup bölgeleri yakınlarında regolitin üst bölümlerinde aşırı derecede yüksek hidrojen konsantrasyonlarını gösterir.[30] Toplam su buzu miktarının bir kilometre küp olduğu tahmin edilmektedir.<br />
<br />
Su buzu kazılarak toplanabilir ve nükleer jeneratörler ya da güneş panelleriyle donatılmış elektrik santralleri tarafından hidrojen ve oksijene ayrılabilir. Ay üzerinde kullanılabilecek miktarda su bulunması, Ay'ı yaşanılabilir kılmak için önemlidir çünkü Dünya'dan su taşımak mümkün olamayacak kadar pahalı olacaktır. Ancak son zamanlarda Arecibo gezegen radarı ile yapılan gözlemler, Clementine radarının su buzu bulunduğuna dair işaret ettiği bilgilerin aslında görece yeni kraterlerin oluşumunda fırlayan kayaların sonucu olabileceğini göstermiştir.[31] Ay üzerinde ne kadar su bulunduğu sorusunun cevabı henüz bilinmemektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fiziksel özellikler</span></span><br />
<br />
Ay’ın şekli, gelgit gerilmesi nedeniyle hafif elipsoittir. Çarpma havzalarından kaynaklı kütleçekim anomalileriden dolayı, bu elipsoit şeklin uzun ekseni Dünya'ya göre 30° kaymıştır. Şekli, mevcut çekim kuvvetleri hesaba katıldığında daha uzundur. Bu 'fosil şişkinlik', Ay'ın Dünya'ya olan mevcut mesafesinin yarısındaki bir yörüngede dönerken katılaştığını ve artık şeklinin yörüngesine uyum sağlayamayacak kadar soğumuş olduğunu gösterir.[32] <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Boyut ve kütle</span></span><br />
<br />
Ay, büyüklük ve kütle bakımından Güneş Sistemi'nin beşinci en büyük doğal uydusudur ve gezegen kütleli uydulardan biri olarak kategorize edilebilir. Bu durum Ay’ı, jeofiziksel tanımlara göre bir uydu gezegen yapar.[33] Merkür'den daha küçük ve Güneş Sistemi'nin en büyük cüce gezegeni olan Plüton'dan daha büyüktür. Plüton-Charon sistemi’nin küçük-gezegen uydusu olan Charon, Plüton'a göre daha büyük olsa da,[34] Ay, ana gezegenlerine görece olarak Güneş Sistemi'nin en büyük doğal uydusudur.<br />
<br />
Ay'ın çapı yaklaşık 3.500 km olup, Dünya'nın dörtte birinden fazladır ve Ay'ın yüzü Avustralya'nın büyüklüğü ile kıyaslanabilir.[35] Ay'ın tüm yüzey alanı yaklaşık 38 milyon kilometre karedir ve Amerika kıtasının (Kuzey ve Güney Amerika) alanından biraz daha azdır.<br />
<br />
Ay'ın kütlesi Dünya'nın 1/81'idir.[14] Gezegen uyduları arasında ikinci en yoğun olanıdır ve 0,1654 g ile Io'dan sonra ikinci en yüksek yüzey kütle çekimine ve 2,38 km/s'lik (8600 km/sa; 5300 mph) bir kurtulma hızına sahiptir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İç yapı</span></span><br />
<br />
Ay, kabuk, manto ve çekirdek gibi jeokimyasal olarak ayrımlanabilen katmanlardan oluşur. Bu yapının yaklaşık 4,5 milyar yıl önce, Ay'ın oluşumundan hemen sonra magma okyanusunun kademeli olarak kristalleşmesiyle meydana geldiğine inanılmaktadır. Ay'ın dış yüzeyini eritmek için gerekli olan enerjinin Dünya ve Ay sistemini oluşturduğu öne sürülen dev çarpma ile elde edildiği düşünülmektedir. Bu magma okyanusunun kristalleşmesi sonucu mafik manto ve plajiyoklâz zengini kabuk ortaya çıkmış olabilir.<br />
<br />
Yörüngeden yapılan jeokimyasal haritalama aykabuğunun magma okyanusu varsayımı ile uyumlu bir şekilde oldukça anortositik bir yapıda olduğunu gösterir.[13] Aykabuğu başlıca oksijen, silikon, magnezyum, demir, kalsiyum ve aluminyum elementlerinden oluşmuştur. Jeofiziksel tekniklere dayanılarak aykabuğunun kalınlığının ortalama 50 km civarında olduğu tahmin edilmektedir.[1]<br />
<br />
Ay'ın mantosunda oluşan kısmi erime Ay denizlerinde bulunan bazaltların yüzeye püskürmesine neden oldu. Bu bazaltların analizi mantonun olivin, ortopiroksen ve klinopiroksen minerallerinden oluştuğunu ve Ay mantosunun Dünya mantosundan demir açısından daha zengin olduğunu gösterir. Bâzı Ay bazaltlarında ilmenit minerali içinde karşılaşılan yüksek oranda titanyum içeriği mantonun bileşiminin oldukça yüksek oranda heterojen olduğunu gösterir. Ay yüzeyinden yaklaşık 1.000 km derinde, mantoda Ay sarsıntıları olduğu bulunmuştur. Aylık periyotlarla oluşan bu sarsıntılar Ay'ın Dünya çevresinde dış merkezli yörüngede dönmesi nedeniyle oluşan gelgit streslerine bağlanmıştır.[1]<br />
<br />
Ay 3.346,4 kg/m³'lik ortalama yoğunluğuyla, Güneş Sistemi'nin İo'dan sonra ikinci yoğun doğal uydusudur. Ancak bazı kanıtlar Ay çekirdeğinin yaklaşık 350 km'lik yarıçapıyla oldukça küçük olduğuna işaret eder.[1] Bu büyüklük Ay'ın yalnızca %20'sine denk gelir, halbuki birçok gökcisminde çekirdeğin oranı %50 civarındadır. Ay çekirdeğinin bileşimi tam olarak saptanamamıştır, ama az bir miktarda kükürt ve nikel alaşımlı metalik demirden oluştuğu sanılmaktadır. Ay'ın zamanla değişkenlik gösteren dönüşünün analizi çekirdeğin en azından kısmen erimiş olduğunu gösterir.[37]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Topoğrafya</span></span><br />
<br />
Ay'ın topoğrafyası özellikle yakın zamanda yapılan Clementine görevinin sağladığı, lazer altimetri ve stereo görüntü analizi yöntemleriyle elde edilen data sayesinde ölçülmüştür. En çok görünen topoğrafik özellik öteki yüzde bulunan ve Ay'ın en alçak noktalarını barındıran Güney Kutbu - Aitken düzlüğüdür. En yüksek noktalar bu düzlüğün hemen kuzeydoğusunda bulunur. Buranın Güney Kutbu - Aitken düzlüğünün oluşumuna neden olan gökcismi çarpması sonucunda yer değiştirmiş kalın katmanlar nedeniyle oluştuğu önerilmiştir. Diğer büyük kraterler Mare Imbrium, Mare Serenitatis, Mare Crisium, Mare Smythii ve Mare Orientale 'de de oldukça alçak noktalar ve çevrelerinde yüksek noktalar bulunur. Ay şeklinin dikkat çekici bir noktası da ortalama yüksekliklerin öteki yüzde, görünen yüze göre 1,9 km daha yüksek olmasıdır.[1]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kütleçekim alanı</span></span><br />
<br />
Ay'ın kütleçekim alanı, yörüngedeki uzay araçlarının yaydığı radyo dalgalarının izlenmesi sonucu belirlenmiştir. Kullanılan prensip Doppler Etkisi'ne bağlıdır. Uzay aracının bakış açısı yönündeki ivmesi radyo dalgalarının yönünü azar azar değiştirerek ve uzay aracından Dünya üzerindeki sabit bir noktaya olan uzaklığı kullanarak belirlenir. Ancak Ay'ın eş zamanlı dönmesi nedeniyle, uzay aracı öte taraftayken izlenemediğinden ötürü, öteki tarafın kütleçekimi alanı çok iyi belirlenememiştir.[38]<br />
<br />
Ay'ın kütleçekim alanının en önemli özelliklerinden birisi dev krater düzlükleri ile bağlantılı olan geniş pozitif kütleçekimsel anomalilerin varlığıdır.[39] Bu anomaliler uzay araçlarının yörüngesini önemli ölçüde etkiler bu nedenle insanlı ya da insansız uçuşların planlanmasında Ay'ın doğru kütleçekimsel modeli gereklidir. Kütleçekimsel yoğunluğun olduğu bölgelerin nedeni kısmen, krater düzlüklerini dolduran yoğun bazaltı oluşturan lava akışının varlığına bağlıdır. Ancak bu lava akışları tek başına kütleçekimsel izin tamamını açıklayamaz, aykabuğu ile manto arasındaki etkileşime de gerek vardır. Lunar Prospector 'un kütleçekimsel modellemeleri bazaltik volkanların etkisi nedeniyle oluşmadığı sanılan bazı kütleçekimsel yoğunlukların varlığını gösterir.[40] Oceanus Procellarumda devasa volkan kaynaklı bazaltlar bulunmasına rağmen kütleçekimsel anomali gözlemlenmemektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Manyetik alanı</span></span><br />
<br />
Ay'ın dış manyetik alanı bir ile yüz nanotesla arasındadır yani 30-60 mikrotesla büyüklüğündeki Dünya'nın manyetik alanından yüz kat daha küçüktür. Diğer önemli farklılıklar çekirdeğindeki jeodinamo tarafından üretilmiş bir dipolar manyetik alanı yoktur ve var olan manyetik alanların kaynağı tamamen aykabuğudur.[41] Bir varsayıma göre aykabuğundaki manyetikleşmelerin Ay daha gençken ve çekirdeğinde bir jeodinamo bulunurken oluştuğudur. Ancak Ay çekirdeğinin küçüklüğü bu varsayımın doğruluğu karşısında bir engel oluşturmaktadır. Alternatif varsayımlar arasında, Ay gibi havası olmayan gökcisimlerinde süreksiz manyetik alanlar büyük gök cisimlerinin çarpması bulunur. Bu varsayımı destekleyecek şekilde en geniş aykabuğu manyetikleşmelerinin dev kraterlerin tam karşısında Ay yüzeyinde gerçekleştiğinin farkına varılmasıdır. Böyle bir fenomenin çarpışma sonucu oluşan plazma bulutunun ortamda bir manyetik alan bulunurken serbest olarak yayılmasından kaynaklanabileceği önerilmiştir.[42]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ay'ın atmosferi</span></span><br />
<br />
Ay'ın toplam kütlesi 10 tondan az olan, neredeyse vakum sayılabilecek kadar ince bir atmosferi vardır.[43] Bu küçük kütleli atmosferin yüzeydeki basıncı 3 × 10−15 atm (0,3 nPa) civarındadır ve Ay günü içerisinde değişiklik gösterir. Atmosferinin kaynaklarından biri aykabuğunda ve mantoda oluşan radyoaktivite sonucu ortaya çıkan radon gibi gazların salınımıdır. Diğer önemli bir kaynak ise mikrogöktaşları, güneş rüzgârı iyonları, elektronlar ve günışığının bombardımanı sonucu oluşan püskürtüm süreciyle gerçekleşir.[13][44] Püskürtüm yoluyla salınan gazlar ya tekrar regolit içinde hapsolur ya da güneş radyasyon basıncı veya iyonize olmuşlarsa güneş rüzgârının manyetik alanı nedeniyle uzaya kaçar. Dünya üzerinden yapılan spektroskopik yöntemlerle sodyum (Na) ve potasyum (K) gibi elementlerin varlığı tespit edilmiştir. Radon-222 (222Rn) ve polonyum-210 (210Po) gibi elementler ise Lunar Prospector'un alfa parçacık spektrometresi ile tespit edilmiştir.[45] Argon–40 (40Ar), helyum-4 (4He), oksijen (O2) ve/veya metan (CH4), nitrojen (N2) ve/veya karbon monoksit (CO) ve karbon dioksit (CO2) Apollo astronotları tarafından yerleştirilen detektörler tarafından tespit edilmiştir.[46]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Toz</span></span><br />
<br />
Ay'ın etrafında kuyruklu yıldızlardan gelen küçük parçacıklardan oluşan kalıcı bir asimetrik Ay tozu bulutu vardır. Tahminlere göre her 24 saatte 5 ton kuyruklu yıldız parçacığı Ay yüzeyine düşmektedir. Ay'ın yüzeyine çarpan parçacıklar, Ay yüzeyindeki Ay tozunu yukarı yönde püskürtmektedir. Püsküren toz, Ay'ın atmosferinde yaklaşık 5 dakika yükselip 5 dakika düşerek toplam 10 dakika kadar kalmaktadır. Ortalama olarak, Ayın üzerinde yüzeyin 100 kilometre yukarısına dek çıkan irtifalarda 120 kilo kadar toz bulunur. Toz ölçümleri, altı aylık bir sürede LADEE'nin Lunar Dust Experiment (LDEX) tarafından yüzeye 20 ila 100 kilometre yukarıda yapılmıştır. LDEX, her dakikada ortalama bir adet 0,3 mikrometre boyutunda Ay tozu partikülü tespit etmiştir. Deneylerde ölçülen toz parçacıkları, Dünya ve Ay'ın kuyruklu yıldız enkazlarından geçtiği İkizler, Quadrantid, Kuzey Taurid ve Omicron Centaurid meteor yağmurları esnasında en yüksek seviyeye çıkmıştır. Toz bulutu asimetrik dağılımdadır, Ay'ın gün ışığı alan ve almayan kısımları arasındaki aydınlanma çemberinin yakınında daha yoğundur.[47][48]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Geçmişteki kalın atmosfer</span></span><br />
<br />
Ekim 2017'de, Houston'daki Marshall Uzay Uçuş Merkezi ve Ay ve Gezegen Enstitüsü'ndeki (İngilizce: Lunar and Planetary Institute) NASA biliminsanları, Apollo Projesi tarafından toplanan Ay magma örneklerinin çalışmalarına dayanarak, Ay'ın 3 ile 4 milyar yıl önce 70 milyon yıllık bir dönem boyunca nispeten kalın bir atmosfere sahip olduğunu tespit eden bulgular açıkladılar. Ay'daki volkanik püskürmelerinden çıkan gazlardan kaynaklanan bu atmosfer, bugünkü Mars atmosferinden iki kat daha kalındı. Eski Ay atmosferi daha sonra güneş rüzgarları ile uzaya dağıldı.[49]<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yüzey sıcaklığı</span></span><br />
<br />
Ay günü boyunca yüzey sıcaklığı ortalama 107 °C, Ay gecesi boyunca da ortalama -153 °C civarındadır.[50]<br />
Kökeni ve jeolojik evrimi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Oluşumu</span></span><br />
<br />
Ay'ın oluşumunu açıklayan çeşitli varsayımlar önerilmiştir. Ay'ın Güneş Sistemi'nin oluşumundan 30-50 milyon yıl sonra, günümüzden 4,527 ± 0,010 milyar yıl önce oluştuğuna inanılmaktadır.[51]<br />
<br />
    Bölünme kuramı - Ay'ın oluşumu hakkında ilk düşünceler Ay'ın merkezkaç kuvvetler nedeniyle yerkabuğundan koparak ayrıldığı ve gerisinde Büyük Okyanus çukurunu bıraktığını önermiştir.[52] Bu bölünme kavramı Dünya'nın başlangıç dönüşünün çok büyük olmasını gerektirir. Ayrıca bu bölünme sonucu oluşan yörünge Dünya'nın ekvator düzlemini izlemek durumunda olacaktı ama böyle değildir.<br />
    Yakalama kuramı - Diğerleri Ay'ın başka bir yerde oluştuğunu ve Dünya'nın yörüngesine yakalanarak girdiğini düşünmüşlerdir.[53] Ancak bu yakalamanın gerçekleşebilmesi için gerekli olan koşulların, örneğin enerjiyi sönümleyebilmek için Dünya'nın geniş bir atmosferinin olması gibi, oluşması mümkün değildi.<br />
    Birlikte oluşum kuramı - Birlikte oluşum varsayımı Dünya ile Ay'ın gezegen öncesi buluttan aynı zamanda ve yerde birlikte oluştuklarını önerir. Bu varsayımı göre Ay, Dünya'nın oluştuğu maddelerin çevresindeki maddelerden oluştuğu düşünülür. Bazıları bu varsayımın Ay üzerinde metalik demirin azlığını açıklayamadığı için doğru olmadığını belirtmiştir.<br />
<br />
Bu varsayımların önemli bir açığı Dünya ve Ay sisteminin yüksek açısal momentumunu kolayca açıklayamamalarıdır.[54]<br />
<br />
    Dev çarpma kuramı - Günümüzde, Dünya ve Ay sisteminin oluşumunu dev çarpma kuramının açıkladığı bilim çevrelerince geniş kabul görmüştür. Bu varsayıma göre Dünya'nın oluşumundan önce, Mars büyüklüğünde bir gökcisminin çarparak Dünya yörüngesine Ay'ı oluşturacak kadar yeterli miktarda madde saçmış olmasıdır.[14] Gezegenlerin, küçük ya da büyük parçaların birikmesi sonucu oluştuğuna inanıldığı için bunun gibi dev çarpma olaylarının birçok gezegeni etkilediğine inanılmaktadır. Bu çarpmayı simüle eden bilgisayar modelleri hem Dünya ve Ay sisteminin yüksek açısal momentumu ve Ay çekirdeğinin küçüklüğünü açıklayabilmektedir.[55] Bu kuram ile ilgili cevabı bulunmamış sorular arasında Dünya öncesi kütle ile buna çarpan gökcisminin göreceli boyutları ile bunlardan çıkan maddenin ne kadarının Ay'ı oluşturduğudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ay magma okyanusu</span></span><br />
<br />
Hem dev çarpma olayı sırasında hem de bunu izleyen Dünya'nın yörüngesinde maddenin birikmesinde çok büyük miktarlarda enerji salındığı için Ay'ın önemli bir kısmının başlangıçta erimiş olduğu düşüncesi yaygındır. Ay'ın o sırada erimiş dış yüzeyine Ay magma okyanusu adı verilir ve derinliğinin 500 km ile Ay'ın yarıçapı arasında değiştiği tahmin edilmektedir.[19]<br />
<br />
Magma okyanusu soğudukça kısmen kristalleşti ve katmanlara ayrılarak jeokimyasal olarak ayrı olan aykabuğu ve manto oluştu. Manto olivin, klinopiroksen ve ortopiroksen minerallerinin çökelmesi sonucu meydana geldiği düşünülmektedir. Magma okyanusunun dörtte üçünün kristalleşmesi tamamlandıktan sonra düşük yoğunluğu nedeniyle anortit minerali çökelmiş ve yüzeye çıkıp aykabuğunu oluşturmuştur.[19] <br />
<br />
Magma okyanusunun kristalleşen son sıvı bölümü Ay kabuğu ile manto arasında sıkışmıştır ve ısı üreten, birbiriyle uyumsuz elementleri kapsar. Bu jeokimyasal bileşiğe potasyum (K), soy toprak elementleri (İngilizce: rare earth elements - REE) ve fosfor (P) simgelerinden oluşan kısaltma KREEP adı verilir ve görünen yüzde Oceanus Procellarum ile Mare Imbrium'un çoğunu kapsayan küçük jeolojik bölgede toplanmış gözükmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Jeolojik evrimi</span></span><br />
<br />
Ay'ın magma okyanusu sonrası jeolojik evrimi gökcisimlerinin çarpması ile oluşmuştur. Ay'ın jeolojik dönemleri Nectaris, Imbrium, Orientale gibi büyük kraterlerin oluşumuna neden olan çarpma olaylarına göre ayrılmıştır. Çarpma sonucu oluşan bu yapılar yukarı fırlayan maddenin oluşturduğu çoklu halkaları ile gözlemlenir. Bu halkaların çapı genellikle yüzlerce kilometreden binlerce kilometreye kadar uzanır. Her çoklu halka düzlüğünde bölgesel stratigrafik ufuğu oluşturan püskürtü katmanları ile bağlantılıdır. Yalnızca birkaç çoklu halka düzlüğü kesin olarak tarihlendirildiyse de stratigrafik katmanlar sayesinde göreceli yaşların tespitinde faydalıdır. Sürekli olarak gökcisimlerinin çarpması sonucunda regolit oluşur.<br />
<br />
Ay yüzeyinin oluşumunu etkileyen diğer önemli bir jeolojik süreçi ay denizlerinin oluşumunun temelindeki volkanik etkinliktir. Procellarum KREEP katmanında ısı üreten elementlerin toplanması sonucunda altında kalan mantonun ısınıp sonunda kısmen eridiği düşünülmektedir. Eriyen magmanın bir kısmı yüzeye çıkarak püskürtüldü ve Ay'ın görünen yüzünde bulunan ay denizi bazaltlarını oluşturdu.[19] Ay'ın bu jeolojik bölgesinde bulunan bazaltların çoğu 3,0 - 3,5 milyar yıl önce Imbrian döneminde püskürtüldü. Yine de en eski tarihlenmiş örnekler 4,2 milyar yıla uzanırken[56] en yeni püskürtüler yalnızca 1,2 milyar yıl önce oluşmuştur.[57]<br />
<br />
Ay yüzeyinin zamanla değişiklik gösterip göstermediği konusunda bazı anlaşmazlıklar bulunmaktadır. Bazı gözlemciler kraterlerin ortaya çıktığını ya da ortadan kaybolduğunu ya da diğer geçici fenomenlerin oluştuğunu iddia etti. Günümüzde bu iddiaların çoğunun yanılsama olduğu ve farklı ışık koşulları, zayıf astronomik gözlem ya da yetersiz eski çizimler nedeniyle oluştuğu düşünülmektedir. Yine de gaz çıkması gibi fenomenlerin ara sıra oluştuğu ve bunların iddia edilen geçici Ay fenomenlerine sebebiyet vermiş olabileceği bilinmektedir. Geçenlerde, yaklaşık bir milyon yıl önce gazın serbest kalması nedeniyle kabaca 3 km çaplı bir bölgenin yüzey şeklinin değişmiş olabileceği önerilmiştir.[58][59]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ay taşları</span></span><br />
<br />
Ay taşları iki ana kategoride incelenir; Ay denizlerinde ve Ay dağlarında bulunan Ay taşları. Ay dağlarında bulunan Ay taşları üç takımdan oluşur: demir anortosit takım, magnezyum takımı ve alkali takımı. Demir anortosit takımı taşlar hemen hemen tamamen anortit mineralden oluşmuştur ve Ay magma okyanusu üzerinde yüzerek toplanan plajiyoklâzdan geldiğine inanılmaktadır. Radyometrik yöntemlerle demir anortositlerin yaklaşık 4,4 milyar yıl önce oluştuğu bulunmuştur.[56][57]<br />
<br />
Magnezyum ve alkali takımı Ay taşları asıl olarak mafik plütonik kayaçlardır. Tipi olarak rastlanan kayaçlar dunit, troktolit, gabbro, alkali anortosit ve nadiren de granittir. Demir anortosit takımı Ay taşlarıyla karşılaştırıldıklarında bu takımın mafik minerallerinde görece daha yüksek Mg/Fe oranları bulunur. Genel olarak bu kayaçlar önceden olmuş dağlık alan aykabuğuna sonradan girmiştir ve yaklaşık 4,4-3,9 milyar yıl önce oluşmuşlardır. Bu Ay taşlarında yüksek oranda KREEP bileşeni bulunur.<br />
<br />
Ay denizlerinde hemen hemen yalnızca bazalt bulunur. Dünya bazaltlarına benzese de çok daha fazla demir barındırırlar ve su bazlı değişim ürünleri barındırmazlar. Ayrıca çok miktarda titanyum da içerirler.[60][61]<br />
<br />
Astronotlar yüzeydeki tozun kar gibi hissedildiğini ve yanık barut koktuğunu bildirmiştir.[62] Toz asıl olarak Ay yüzeyine çarpan göktaşları nedeniyle oluşmuş olan silikon dioksit camından (SiO2) ibarettir. Aynı zamanda kalsiyum ve magnezyum da içerir.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yörüngesi ve Dünya ile olan ilişkisi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yörünge</span></span><br />
<br />
Ay, sabit yıldızlara göre Dünya yörüngesinde her 27,3 günde bir tam tur atar. Ancak Dünya'da kendi yörüngesinde Güneş'in çevresinde döndüğü için Ay'ın evrelerinin dönüşümü için biraz daha uzun bir zaman, 29,5 gün gerekir.[14] Diğer gezegenlerin uydularının aksine Ay Dünya'nın ekvator düzlemi üzerinde değil, tutulum düzlemi yakınlarında yörüngededir. Gezegeninin boyutlarına göre Güneş Sistemi içinde en büyük doğal uydudur. (Charon ile cüce gezegen Plüton'dan daha büyüktür.)<br />
<br />
Dünya üzerinde görülen gelgit etkilerinin çoğu Ay'ın kütleçekim alanı nedeniyle oluşmaktadır, Güneş'in etkisi çok azdır. Gelgit etkileri nedeniyle Dünya ile Ay arasındaki ortalama uzaklık her yüzyılda 3,8 m artmaktadır.[63] Açısal momentumun korunumu nedeniyle Ay'ın yarı büyük ekseninin artmasıyla birlikte Dünya'nın dönüşü yüzyılda 0,002 saniye kadar yavaşlamaktadır.[64]<br />
<br />
Dünya ve Ay sistemi bazen gezegen-uydu sistemi olarak değil de çifte gezegen sistemi olarak değerlendirilir. Bunun nedeni Ay'ın çevresinde döndüğü gezegene göre oldukça büyük olan boyutlarıdır. Ay'ın çapı Dünya'nın dörtte biri, kütlesi de 1/81'idir. Ancak sistemin orta kütle merkezi yeryüzünün 1.700 km; yani Dünya yarıçapının dörtte biri kadar altında olması nedeniyle bu görüş bazıları tarafından eleştirilmektedir. Ay yüzeyi Dünya'nın onda birinden azdır ve Dünya'nın kara alanının yaklaşık dörtte biri kadardır.<br />
<br />
1997'de asteroit 3753 Cruithne'nin Dünya ile bağlantılı olağandışı bir atnalı yörünge üzerinde olduğu bulundu. Ancak gök bilimciler bu asteroiti Dünya'nın ikinci doğal uydusu olarak kabul etmemektedir; çünkü yörüngesi uzun dönemde kararlı değildir.[65] Daha sonra Cruithne ile benzer yörüngede bulunan Dünya'ya yakın üç asteroit daha bulunmuştur: (54509) 2000 PH5, (85770) 1998 UP1 ve 2002 AA29.[66] <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gelgit</span></span><br />
<br />
Dünya üzerinde okyanuslarda görülen gelgit Ay kütleçekiminin etkisiyle oluşur. Kütleçekimsel gelgit kuvvetlerinin oluşmasının sebebi Dünya'nın Ay karşısında bulunan yüzünün merkezine ve arka yüzüne göre Ay'ın kütleçekiminden daha fazla etkilenmesidir. Kütleçekimsel gelgit, okyanusları Dünya'nın merkezinde olduğu bir elips şekline esnetir. Bunun etkisi birisi Ay'a doğru bakan yüzde, diğeri de bunun zıt yüzünde oluşan tümsek yani deniz seviyesinin yükselmesi olarak görülür. Dünya kendi ekseni etrafında dönerken bu iki tümsek de Dünya çevresinde bir günde döndüğü için okyanus suları sürekli olarak hareket eden bu iki tümseğe doğru akar. Bu iki tümseğin ve onlara doğru giden büyük okyanus akıntılarının etkisi; Dünya'nın dönüşü nedeniyle okyanus tabanlarında oluşan suyun sürtünme etkisi, su hareketinin eylemsizliği, karaya yaklaştıkça sığlaşan okyanus tabanları ve değişik okyanus tabanları arasındaki salınımlar gibi nedenlerle daha da büyür.<br />
<br />
Ay ile okyanuslar arasındaki kütleçekimsel bağ Ay'ın yörüngesini etkiler. Ay'dan bakıldığında gelgit tümsekleri Dünya'nın dönüşüyle ileriye doğru taşındığından doğrudan Ay'ın karşısında değildir. Kütleçekimsel eşleşme Dünya'nın dönüşünden kinetik enerji ve açısal momentumu emer. Buna karşın Ay'ın yörüngesine açısal momentum eklenir. Bu da Ay'ı daha uzun periyotlu daha yüksek bir yörüngeye iter. Bunun sonucunda da her yıl iki gökcismi arasındaki ortalama uzaklık 3,8 cm. artar.[63] Dünya ile Ay arasındaki gelgit etkilerin önemsiz hâle gelene kadar Ay yavaş yavaş uzaklaşmaya devam edecektir ve bu durumda yörüngesi kararlı olacaktır.<br />
Gözlemsel etkiler ve bulgular<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ay ve Güneş tutulmaları</span></span><br />
<br />
Güneş, Dünya ve Ay aynı çizgi üzerinde sıralanınca, bu durum Dünya'da Ay ve Güneş tutulması olarak gözlenir. Güneş tutulması yeni ay evresinde, Ay Güneş ile Dünya'nın arasında iken oluşur. Buna karşın Ay tutulması dolunay evresinde Dünya Güneş ile Ay'ın arasında olduğunda oluşur. <br />
<br />
Ay'ın yörüngesinin Dünya'nın Güneş çevresindeki yörüngesine nazaran yaklaşık 5° eğik olması nedeniyle her yeni ay ve dolunayda tutulmalar olmaz. Bir tutulmanın olması için Ay'ın her iki yörünge düzleminin kesişimine yakın bir yerde olması gerekir.[67]<br />
<br />
Ay ve Güneş tutulmalarının zamanlamaları yaklaşık 6.585,3 günlük (18 yıl 11 gün 8 saat) bir periyota sahip olan ve Babiler zamanında bulunan Saros çevrimi ile belirlenebilir.[68]<br />
<br />
Ay'ın ve Güneş'in Dünya'dan görülen açısal çapları değişimlerle üst üste gelebildiği için hem tam hem de yarım güneş tutulması oluşabilmektedir.[69] Tam güneş tutulmasında Ay Güneş diskini tamamen kapatır ve Güneş koronası çıplak gözle görünür hâle gelir. Ay ile Dünya arasındaki uzaklık zamanla az da olsa arttığı için Ay'ın açısal çapı azalmaktadır. Bu yüzlerce milyon yıl önce Ay'ın tutulmalarda Güneş'in açısal çapı da değişmezse Ay artık Güneş diskini tamamen örtemeyecek ve yalnızca yarım tutulma oluşacaktır.[67]<br />
<br />
Tutulma ile ilgili bir başka fenomen "örtülme"dir. Ay sürekli olarak gökyüzünde 1/2 derece genişliğinde dairesel bir alanı kaplar. Parlak bir yıldız ya da gezegen Ay'ın arkasından geçerse örtülür yani gözden kaybolur. Güneş tutulması Güneş'in örtülmesidir. Ay Dünya'ya yakın olduğu için tek tek yıldızların örtülmesi aynı zamanda ve her yerden görülemez. Ay yörüngesinin yalpalaması sonucu her yıl farklı yıldızlar örtülür.[70]<br />
<br />
En son ay tutulması 20 Şubat 2008'de olan tam tutulmadır. Güney Amerika ve Kuzey Amerika'nın çoğu yerinden 20 Şubat'ta gözlemlenen tutulma Batı Avrupa, Afrika ve Batı Asya'dan 21 Şubat'ta gözlemlenmiştir. Güney Amerika ile Antarktika'nın bazı bölümlerinden gözlemlenen 1 Ağustos 2008'den sonraki güneş tutulması 15 Ocak 2010'dadır.[71]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gözlemsel bulgular</span></span><br />
<br />
En parlak olduğu dolunay evresinde Ay'ın görünür kadir derecesi yaklaşık −12,6'dır. Kıyaslanacak olursa Güneş'in görünen kadir derecesi −26,8'dir. Ay'ın dördün evrelerinde parlaklığı dolunay evresindeki parlaklığının yarısı değil ancak onda biridir. Bunun nedeni Ay yüzeyinin mükemmel bir Lambert yansıtıcısı olmamasıdır. Dolunay iken gözlemcinin arkasından gelen ışık nedeniyle olduğundan parlak görünen Ay diğer evrelerde yüzeye düşen gölgeler nedeniyle yansıtılan ışığın miktarı azalır.<br />
<br />
Ay ufka yakınken daha büyük olarak görünür. Fakat bu tamamen Ay illüzyonu olarak bilinen psikolojik bir etkidir.<br />
<br />
Ay düşük albedosuna rağmen gökyüzünde oldukça parlak bir gökcismi olarak görünür. Ay, Güneş Sistemi'nde bulunan en kötü yansıtıcıdır ve üzerine düşen ışığın ancak %7'sini yansıtır. Bu oran bir parça kömürün yansıtma oranı ile hemen hemen aynıdır.[72] <br />
<br />
Görsel sistemlerde renk istikrarı bir nesnenin rengiyle etrafındakilerin rengi arasındaki ilişkiyi ayarlar, dolayısıyla da görece karanlık olan gökyüzünde Güneş'in aydınlattığı Ay parlak bir nesne olarak algılanır.<br />
<br />
Ay'ın gün içinde ulaştığı en yüksek nokta değişiklik gösterir ve Güneş ile aynı sınırlarda dolaşır. Ayrıca Dünya üzerindeki mevsime ve Ay'ın evrelerine göre değişir. Kış mevsiminde dolunayda en yüksek noktaya ulaşır. Ayrıca 18,6 yıllık düğüm çevriminin de etkisi vardır. Ay yörüngesinin yükselen düğüm noktası ilkbahar noktasındaysa Ay yükselimi 28° kadar yükselebilir. Bunun sonucunda 28 derece enlemlere kadar Ay tepe noktasına çıkar. Yaklaşık dokuz yıl kadar sonra yükselim yalnızca 18° kuzey ve güney enlemlere ulaşacaktır. Ayçanın yönü de gözlem noktasının enlemine bağlıdır. Ekvator'a yakın yerlerde bir gözlemci Ay'ı sandal gibi görebilir.[73]<br />
<br />
Güneş gibi Ay'da bazı atmosferik etkilere neden olabilir. Bunların arasında 22°'lik hâle halkası ve ince bulutlar arasından görünen daha küçük korona halkaları sayılabilir.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gözlem ve keşiflerin tarihi</span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk dönem gözlemler</span></span><br />
<br />
MÖ 5. yüzyılda Babilli gözlemcilerin Ay'ın döngülerini incelediğini, Hindistan'da benzer bulguların varlığını, Çinli Shi Shen'in MÖ 4. yüzyılda Ay ve Güneş tutulmalarının tarihlerini hesaplama yöntemi geliştirdiğini biliyoruz.<br />
<br />
MÖ 4. yüzyılda Aristo; yanlış da olsa uzun bir süre çok etkili olan evren açıklamasında, Ay'ın dört temel eleman (toprak, su, hava ve ateş) arasındaki sınır bölgede yer aldığını öne sürdü. Öte yandan, Seleucus ve Aristarchus (MÖ 2. yüzyıl) ile Ptolemy (MS 90–168) Aristocu anlayışı çürüten gözlem ve hesaplamalar sundular.<br />
<br />
Orta Çağ Avrupası için "gökbilim"den söz etmek zordur ve dönemin bilgisi gözlemden çok dinî inanışların etkisi altındaydı. Ay'ın tam bir yuvarlak ve yüzeyinin pürüzsüz olduğu da bu inanışlar arasındaydı.<br />
<br />
Teleskobun keşfi ve bilimlerde yaşanan yaklaşık eşzamanlı paradigma değişimi, Ay gözleminde bir dönüm noktası olmuştur. Galileo Galilei 1609'da yayımladığı kitabı Sidereus Nuncius; Ay yüzündeki dağları ve kraterleri gösteren ilk teleskobik çizimlerden bazılarını içeriyordu. Ardından Ay'ın teleskobik haritalanması başladı: 17. yüzyılın devamında Giovanni Battista Riccioli ve Francesco Maria Grimaldi; Ay'ın yüzey unsurlarını bugün adlandırırken kullanılan sistemin temellerini attılar. Wilhelm Beer ve Johann Heinrich Mädler'in kitapları Mappa Selenographica (1834-6) ve Der Mond (1837); binden fazla dağ dahil olmak üzere Ay'daki yüzey unsurlarını, yeryüzündeki coğrafya için mümkün olan hassasiyetle tanımladı.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uzay araçları</span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">20. yüzyıl</span></span><br />
<br />
Soğuk Savaş ile kaynaklanan Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki uzay yarışı; Ay üzerindeki ilginin giderek artmasına neden oldu. Fırlatıcı yetenekleri izin verir vermez hem alçak uçuş hem de çarpma/iniş görevleri için insansız sondalar, uzaya gönderildi. Sovyetler Birliği'nin Luna programı Ay yüzüne insansız uzay araçları ile ulaşmayı başaran ilk program olmuştur. Yerçekimini yenip Ay'ın yanından geçmeyi başarabilen ilk insan yapımı nesne Luna 1 uzay sondası olmuştur. 1959 yılında Ay yüzüne çarpan ilk insan yapımı nesne Luna 2 ve Ay'ın öteki yüzünün fotoğraflarını çeken ilk uydu da Luna 3 olmuştur. 1966 yılında Ay yüzeyine başarılı bir yumuşak iniş yapan ilk uzay aracı Luna 9 ve Ay yörüngesine giren ilk uzay aracı da Luna 10 olmuştur.[14] Ay yüzeyinden örnekler üç Luna uçuşu (Luna 16, Luna 20 ve Luna 24) ile Apollo 11'den Apollo 17'ye kadar (Apollo 13 hariç) Apollo görevleri ile Dünya'ya getirilmiştir.<br />
<br />
Ay yüzeyine 1969 yılında ilk insanların inmesi, uzay yarışının doruk noktasını oluşturmuştur.[74] Neil Armstrong, ABD uçuşu Apollo 11'in komutanı olarak Ay'da yürüyen ilk insan oldu. Ay'da ilk adımını 21 Temmuz 1969 tarihinde saat 02:56'da (UTC) attı. 1960'ların başında özellikle yüzel erime kimyası ve atmosfere yeniden giriş konularında olduğu gibi önemli teknolojik gelişmeler; Ay yüzeyine iniş ve geri dönüşü mümkün kılmıştır.<br />
<br />
Apollo uçuşlarının tamamında bilimsel ölçüm aletleri, Ay yüzeyine yerleştirildi. Uzun süreli ALSEP (İngilizce: Apollo lunar surface experiment package - Apollo Ay yüzeyi deney paketi) istasyonları Apollo 12, 14, 15, 16 ve 17 iniş sahalarına yerleştirildi. Apollo 11 uçuşuyla EASEP (İngilizce: Early Apollo Scientific Experiments Package - Erken Apollo bilimsel deney paketi) adı verilen geçici istasyon yerleştirilmiştir. ALSEP istasyonlarında ısı akış sondaları, sismometreler, manyetometreler ve küp köşeli retroreflektörler bulunmaktaydı. Bütçe sorunları sebebiyle 30 Eylül 1977'de Dünya'ya bilgi iletimi kesilmiştir.[75][76] Ay laser mesafe ölçüm araçları pasif ekipmanlar olduğu için hâlâ kullanılmaktadır. Dünya üzerindeki istasyonlardan yönetilen ölçümler sonucu birkaç santimetrelik hassasiyetle ay çekirdeğinin boyutları belirlenebilmektedir.[77]<br />
<br />
14 Aralık 1972'de Apollo 17 uçuşunun bir parçası olarak Ay üzerinde yürüyen Eugene Cernan'dan beri başka bir insan Ay üzerinde yürümemiştir. <br />
<br />
1960'ların ortasından 1970'lerin ortasına kadar Ay yüzüne ulaşan yaklaşık 65 farklı uçuş görevi yapılmıştır. Bunların sonuncusu, 1976 yılındaki Luna 24'tür. Bunları yalnızca 18'i kontrollü olarak Ay yüzeyine inmiş, dokuzu geriye dönerek ay taşı örnekleri getirmiştir. Daha sonra ise Sovyetler Birliği, Venüs ve uzay istasyonlarına ilgisini çevirirken ABD, Mars ve ötesi ile ilgilenmeye başladı.<br />
<br />
Bir kısım uzmanlar Ay'a iniş yapılmasıyla ilgili görüntülerin sahte olduğunu iddia etmişlerdir.[78] 2000'li yılların sonlarından bu yana LROC uzay aracı tarafından çekilen çok sayıda yüksek çözünürlüklü fotoğrafta Ay'a iniş yapmış uzay araçları ve izler görülebilmektedir.[79][80] 2012 yılında Apollo bayraklarının Ay yüzeyindeki fotoğrafları yayınlanmıştır.[81]<br />
<br />
Özellikle 1990'lardan itibaren Ay'a yönelik ilgi tekrar canlandı ve projeler arttı.<br />
<br />
1990 yılında Japonya Hiten uzay aracını Ay yörüngesine oturtarak bunu başaran üçüncü ülke oldu. Uzay aracı Hagormo adlı küçük bir sondayı yörüngede bıraktı ama vericinin arıza yapması nedeniyle uçuş görevinden bilimsel olarak daha fazla yararlanılamadı.<br />
<br />
1994 yılında Clementine uçuş görevini gönderen ABD tekrar Ay ile ilgilenmeye başladı. Bu görev ile birlikte Ay'ın ilk küresel topoğrafik haritası ve ay yüzeyinin ilk multispektral görselleri elde edildi. Bunu 1998 yılındaki Lunar Prospector uçuş görevi izledi. Lunar Prospector 'da bulunan nötron spektrometresi ay kutuplarında hidrojen oranının görece yüksekliğini gösterdi. Bunun nedeni olarak sürekli olarak gölge altında kalan kraterlerdeki regolitin üst birkaç metresinde su buzu var olabileceği düşünüldü.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">21. yüzyıl</span></span><br />
<br />
14 Ocak 2004'te ABD Başkanı George W. Bush 2020 yılından itibaren Ay'a insanlı uçuşların yapılmasını öngören bir plan yapılmasını istedi.[82]<br />
<br />
NASA'nın Ay Arayışları (Lunar Quest) çatısı altında topladığı, Ay yörüngesinde (örneğin Haziran 2009'da fırlatılan LRC, Lunar Reconnaissance Orbiter) ve yüzeyinde (örneğin Ay'ın sürekli karanlık güney kutbunda su buzu varlığını aramayı amaçlayan LCROSS) çeşitli programları vardır.[83] NASA, ay kutuplarından birinde kalıcı bir üssün kuruluşunu da planlamaktadır.[84]<br />
<br />
Avrupa uzay aracı Smart 1 27 Eylül 2003'te fırlatıldı ve 15 Kasım 2004'ten 3 Eylül 2006'ya kadar Ay yörüngesinde kaldı.<br />
<br />
Japan Aerospace Exploration Agency (Japon Uzay Araştırma Ajansı) 14 Eylül 2007'de yüksek çözünürlüklü kamera ve iki küçük uydu ile donatılmış olan SELENE adlı uzay aracını fırlattı. Uçuşun bir yıl sürmesi beklenmektedir.[85]<br />
<br />
Çin Ay araştırmaları için istekli olduklarını Chang'e programını başlatarak gösterdi. İlk uzay aracı Chang'e-1 24 Ekim 2007'de fırlatıldı.[86]<br />
<br />
Hindistan, ekim 2008'de Chandrayaan I görevini başlatmış ve başarıyla tamamlamıştır.[87] Daha sonra, 22 temmuz 2019'da Chandrayaan II'yi başlatmış ama araç yüzeye inememiştir.[88]<br />
<br />
Rusya da dondurulmuş olan Luna-Glob projesine tekrar başlamayı ve 2012'de Ay yüzeyine iniş yapmayı düşünmektedir.[89]<br />
<br />
23 Ağustos 2023 tarihinde Hindistan, Ay'ın güney kutbu bölgesine uzay aracını başarıyla indirebilen ilk ülke olmuştur. ISRO ise Ay'a inmeyi başaran dördüncü uzay ajansı olmuştur.[90]<br />
<br />
19 Ocak 2024 tarihinde Japonya Uzay Ajansı uzay aracı SLIM'in Ay'ın yüzeyine indiğini açıkladı. Bununla birlikte Japonya Ay'a iniş yapan 5. ülke oldu.[91]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özel ve ticari girişimler</span></span><br />
<br />
13 Eylül 2007'de duyurulan Google Lunar X Prize (Google Ay X Ödülü) özel sektör tarafından finanse edilen Ay araştırmalarını artırmayı amaçlamaktadır. X Ödülü Vakfı, Ay üzerine robotik bir ay aracı gönderebilecek olan ve diğer bazı kriterlere uyacak olan herhangi bir kişiye 20 milyon dolar önermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsanların etkisi</span></span><br />
<br />
<br />
Ay'daki insan aktivitesinin izlerine ek olarak, Ay Müzesi sanat eseri, Apollo 11 iyi niyet mesajı, Ay Plakası, Ölen Astronot anıtı ve diğer insan yapımı nesneler Ay yüzeyinde yer almaktadır.<br />
Ay'ı ziyaret eden araçlar<br />
[92] Uzay Aracının Adı Fırlatılış Tarihi Bilgi<br />
Luna 2 12 Eylül 1959 Ay yüzeyine iniş yapan ilk araç. (Çarparak inebilmiştir)<br />
Ranger 7 28 Temmuz 1964 Ay'dan görüntü alan ilk araç.<br />
Ranger 8 17 Şubat 1965 Ay'dan görüntü aldı.<br />
Ranger 9 21 Mart 1965 Ay yüzeyinin dağlık bölgeleri görüntülendi.<br />
Luna 9 31 Ocak 1966 Ay'a yumuşak iniş yapan ilk araç, görüntüler aldı.<br />
Surveyor 1 30 Mayıs 1966 Ay'a yumuşak iniş yapan ilk ABD aracı, görüntüler aldı.<br />
Luna 13 21 Aralık 1966 Ay toprağının sertliğinin incelenmesi.<br />
Surveyor 3 17 Nisan 1967 Ay yüzeyinde ilk kez çukur kazıldı.<br />
Surveyor 5 8 Eylül 1967 Ay denizlerinin toprağı ilk kez incelendi.<br />
Surveyor 6 7 Kasım 1967 Ay denizlerinin toprağı ilk kez incelendi.<br />
Surveyor 7 7 Ocak 1968 Ay'daki dağlık bölgelere yumuşak iniş yapan ilk araç<br />
Apollo 11 16 Temmuz1969 Ay'a insanlı ilk iniş (Sessizlik Denizi'ne inildi)<br />
Apollo 12 14 Kasım 1969 İnsansız bir uzay aracının (Surveyor 3) yakınına insanlı ilk iniş<br />
Luna 16 12 Eylül 1970 Ay'dan toprak örnekleri getiren ilk araç<br />
Luna 17 10 Kasım 1970 Ay'a bir taşıt (Lunahod 1) indiren insansız ilk araç<br />
Apollo 14 31 Ocak 1971 Ay'da dağlık bölgeye (Fra Mauro) insanlı ilk iniş<br />
Apollo 15 26 Temmuz 1971 Ay yüzeyinde taşıtın ilk kez kullanılması<br />
Luna 20 14 Şubat 1972 Ay'ın dağlık bölgelerinden toprak örnekleri alındı<br />
Apollo 16 16 Nisan 1972 Ay'ın dağlık bölgelerinde ilk kez taşıtın kullanılması<br />
Apollo 17 7 Aralık 1972 Ay'a yapılan son insanlı uçuş<br />
Luna 21 8 Ocak 1973 Luna 20 ile aynı görev<br />
Luna 24 9 Ağustos 1976 Luna 20 ile aynı görev<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsan kavrayışı</span></span><br />
<br />
Ay birçok sanat ve edebiyat eserine konu olmuş ve sayısız başkalarına da ilhâm kaynağı olmuştur. Görsel sanatlar, sahne sanatları, şiir, yazın ve müzik için bir motif oluşturur. İrlanda'da Knowth'da bulunan 5.000 yıllık kaya üzerinde kazılı bulunan ve Ay'ı tasvir ettiği düşünülen eser keşfedilen en eski eserdir.[93] Birçok tarihöncesi ve antik kültürde Ay'ın tanrı olduğuna ve diğer doğaüstü fenomenlerin kaynağı olduğuna inanılırdı. Ay üzerindeki astrolojik görüşler günümüzde de yaygındır.<br />
<br />
Batı uygarlığında Ay hakkında bilimsel açıklama getiren ilk kişi Yunan filozof Anaxagoras olmuştur. Anaxagoras Güneş ve Ay'ın dev küresel kayalar olduğunu ve Ay'ın Güneş'in ışığını yansıttığını öne sürmüştür. Gökyüzü hakkında tanrıtanımaz görüşleri tutuklanmasına ve sürgüne gönderilmesine neden olmuştur.[94]<br />
<br />
Aristo'nun evren tanımında Ay değişken elementler (toprak, su, hava ve ateş) alanı ile Eter'in ölümsüz yıldızları arasındaki sınırı oluşturur. Bu ayrım yüzyıllar boyunca fiziğin bir parçasını oluşturmuştur.[95] <br />
<br />
<br />
Orta Çağ'a gelindiğinde, teleskobun keşfinden önce birçok kişi Ay'ın bir küre olduğunu kabul etti ancak "tamamen pürüzsüz" olduğuna inanılıyordu.[96] 1609'da, Galileo Galilei, Siderus Nuncius adlı kitabında Ay'ın ilk teleskobik çizimlerini yayımladı ve ay yüzeyinin pürüzsüz olmadığını, dağlar ve kraterlerden oluştuğunu yazdı. Daha sonra 17. yüzyılda Giovanni Battista Riccioli ve Francesco Maria Grimaldi Ay'ın bir haritasını çizerek birçok kratere günümüzde bilinen adlarını verdi. <br />
<br />
Haritalarda Ay yüzeyinin karanlık bölümleri maria ya da denizler ve açık bölümleri terrae ya da kıtalar olarak belirtilmiştir.<br />
<br />
Ay üzerinde bitki örtüsünün varlığı ve yaşam olabileceği düşüncesi 19. yüzyılın başlarına kadar önemli gök bilimciler tarafından bile dikkate alınmıştır. Parlak yüksek bölgeler ile koyu denizler arasındaki kontrast değişik kültürler tarafında Ay'daki adam, tavşan, buffalo ve bunun gibi çeşitli modellemelere yol açmıştır.<br />
<br />
1835'te Büyük Ay Aldatmacası birçok insanı Ay üzerinde egzotik hayvanların yaşadığına inandırmıştır.[97] Hemen hemen aynı zamanlarda (1834–1836 arasında) Wilhelm Beer ve Johann Heinrich Mädler dört ciltlik Mappa Selenographica 'yı ve 1837'de Der Mond adlı kitabı yayımlamaktaydı. Bu eserler Ay üzerinde su ve atmosfer olmadığını belirtiyordu.<br />
<br />
Ay'ın öteki yüzü 1959'da Luna 3 uzay sondası fırlatılana kadar bilinmiyordu. 1960'larda Lunar Orbiter programı tarafından haritası çıkarılmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yasal durumu</span></span><br />
<br />
Her ne kadar 1959 yılında Luna 2 ve bunu izleyen diğer inişlerde birçok Sovyetler Birliği bayrağı ile ABD bayrağı Ay yüzüne sembolik olarak dikilmişse de günümüzde Ay yüzeyi üzerinde hiçbir ulus hak iddia etmemektedir. Rusya ve ABD Ay'ı uluslararası sular ile aynı statüye koyan (res communis) Dış Uzay Anlaşması'nın taraflarıdır. Bu anlaşma aynı zamanda Ay'ın yalnızca barışçıl amaçlar için kulllanılmasını emreder ve askerî üsler ile kitle imha silahlarını ve her türden silahları yasaklar.[98]<br />
<br />
Ay kaynaklarının herhangi bir ülke tarafından tek başına kullanılmasını kısıtlayan ikinci bir anlaşma olarak Ay Anlaşması önerilmiştir ama uzay yolculuğuna çıkabilen ülkelerden hiçbiri bu anlaşmayı imzalamamıştır. Çeşitli kişiler Ay üzerinde tamamen ya da kısmen hak iddia etse de bunlar dikkate alınmamıştır.[99] <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ay - Kamer - Moon - Mond</span></span><br />
<br />
Ay, Dünya'nın tek doğal uydusu ve Güneş Sistemi içindeki beşinci büyük doğal uydudur. Dünya ile Ay arasında ortalama merkezden merkeze uzaklık 384.403 km, yani Dünya'nın çapının yaklaşık otuz katı kadardır. Ay'ın çapı 3.474 km'dir,[14] bu da Dünya çapının dörtte birinden biraz fazladır. Dolayısıyla Ay'ın hacmi Dünya'nın hacminin %2'sidir. Kütlesi Dünya kütlesinden 81,3 kat daha azdır. Yüzeyinde kütleçekim etkisi yer çekiminin yaklaşık %17'sidir. Ay, Dünya'nın yörüngesinde bir turunu 27 gün 7 saatte tamamlar. Dünya, Ay ve Güneş geometrisinde görülen periyodik değişimler sonucunda her 29,5 günde tekrar eden Ay'ın evreleri oluşur.<br />
<br />
Ay, insanların üzerine iniş yaparak yürüdükleri gökcismidir. Yer çekiminden kurtulup uzaya çıkan ve Ay'ın yakınından geçen ilk yapay nesne Sovyetler Birliği'nin Luna 1 uydusudur. Ay yüzeyine çarpan ilk insan yapısı nesne Luna 2 uydusudur. Normalde görünmeyen Ay'ın öteki yüzünün ilk fotoğraflarını ise Luna 3 uydusu çekmiştir. Bu üç uydu da 1959 yılında uzaya fırlatılmıştır. Ay yüzeyine ilk yumuşak iniş yapabilen uzay aracı Luna 9 ve Ay yörüngesine giren ilk insansız uzay aracı da Luna 10'dur. Bu iki uydu da 1966'da uzaya fırlatılmıştır.[14] ABD'nin Apollo programı 1969 ve 1972 yılları arasında altı başarılı inişle, günümüze kadar insanlı görevleri başaran tek uzay programıdır. Ay'ın doğrudan insanlar tarafından incelenmesine Apollo programının bitişiyle son verilmiştir.<br />
<br />
En yaygın olarak kabul edilen köken açıklaması, Ay'ın 4,51 milyar yıl önce, (Dünya'dan kısa bir süre sonra) Dünya ile Theia adlı Mars büyüklüğündeki varsayımsal bir cisim arasındaki dev çarpışma enkazından oluştuğunu ileri sürer. Sonrasında Dünya ile gelgit etkileşimi nedeniyle daha uzak bir yörüngeye çekildi. Ay'ın yakın tarafı parlak ve eski kabuksal yüksek dağlar ile, göze çarpan darbe kraterileri arasındaki boşlukları dolduran koyu volkanik maria ("karanlık denizler") ile dikkat çekicidir. Büyük çarpışma havzaları ve karanlık yüzeylerinin (mare) çoğu yaklaşık üç milyar yıl önce Imbrian döneminin sonuna kadar yerindeydi. Ay yüzeyi nispeten yansıtıcı değildir, yansıma derecesi aşınmış asfaltdan biraz daha parlaktır. Ancak, açısal çapı büyük olduğu için dolunayda gece gökteki en parlak gök cismi olur. Ay'ın görünen boyutu Güneş'inkiyle hemen hemen aynıdır, bu ise tam güneş tutulması esnasında Güneş'i neredeyse tamamen kaplamasına neden olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Etimoloji</span></span><br />
<br />
Türk Dil Kurumu kelimenin Türkçe olduğunu söyler. Büyük harfle yazıldığını belirtir.[15]<br />
<br />
Ay, Dünya'nın yörüngesinde eş zamanlı olarak hareket eder, yani her zaman aynı yüzü Dünya'ya dönüktür. Ay'ın oluşumunun başlarında dönüşü yavaşladı ve Dünya'nın kütlesi nedeniyle oluşan gelgit deformasyonlarına bağlı sürtünme etkilerinin sonucu olarak günümüzdeki konumunda kilitlendi.[16]<br />
<br />
Çok uzun zaman önceleri Ay daha hızlı dönerken, gelgit tümseği Dünya-Ay hattının önünde dönüyordu. Çünkü gelgit tümsekleri yeteri kadar hızlı olarak Dünya ile aynı hatta gelemiyordu.[17] Bu hattın dışına çıkan tümsek nedeniyle oluşan tork Ay'ın dönüşünü yavaşlattı. Ay'ın dönüşü yörünge hızına denk gelecek kadar yavaşladığında gelgit tümseği Dünya'nın tam karşısına geldi ve bu nedenle tork ortadan kayboldu. İşte bu nedenden ötürü Ay, Dünya yörüngesinde döndüğü hızla kendi çevresinde de döner ve Dünya'dan her zaman Ay'ın aynı yüzü görünür. <br />
<br />
Ay'ın Dünya'ya karşı olan yüzünden Ay'ın görünen yüzü, diğer tarafına da Ay'ın öteki yüzü denir. Öteki yüz Ay'ın karanlık yüzü ile karıştırılmamalıdır. Ay'ın karanlık yüzü herhangi bir anda Güneş tarafından aydınlatılmayan yarıküresidir. Ayda bir kere bu yüz yeniay safhasına Ay'ın görünen yüzü olur. Ay'ın öteki yüzü ilk olarak 1959'da Sovyet uzay sondası Luna 3 tarafından fotoğraflandı. Ay'ın öteki yüzünün ayırt edici özelliklerinden biri Ay denizi (Latince: (mare, çoğulu maria) adı verilen düzlüklerin hemen hemen hiç olmamasıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ay denizleri</span></span><br />
<br />
Çıplak gözle rahatlıkla görünebilen Ay yüzeyinde bulunan karanlık Ay düzlüklerine Ay denizi denir. Çünkü antik dönem gök bilimcileri bunların suyla dolu olduklarını zannediyordu. Günümüzde bunların katılaşmış bazalt olduğu bilinmektedir. Bazaltı oluşturan lav, Ay yüzüne göktaşları ve kuyruklu yıldızların çarpması sonucu oluşan krater düzlüklerini doldurmuş ve katılaşarak bu bazaltı oluşturmuştur (Oceanus Procellarum krater düzlüğü değildir ve bu kurala önemli bir istisna oluşturur.) Ay denizleri hemen hemen yalnızca Ay'ın görünen yüzünde bulunur. Ay'ın öteki yüzünün yalnızca %2'sinde birkaç dağılmış küçük düzlük bulunur.[18] Ayın görünen yüzündeyse bu oran %31'dir.[14] Bu farklılığın en akla yatkın açıklaması, Lunar Prospector uzay sondasının gamma ışını spektrometresi ile elde edilen jeokimyasal haritalarda gösterildiği üzere Ay'ın görünen yüzünde ısı üreten elementlerin daha yüksek konsantrasyonda bulunmasıdır.[19][20] Kalkan tipi yanardağlar ve kubbemsidağlar görünen yüz üzerindeki Ay denizlerinde rastlanan özelliklerdir.[21]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ay dağları</span></span><br />
<br />
Ay yüzeyinde görünen açık renkli bölgelere Ay dağları (Latince: terrae (çoğul), terra (tekil)) denir; çünkü Ay denizlerinden daha yüksektirler. Ay'ın görünen yüzünde, içleri bazalt ile dolu olan kraterlerin çevresinde birçok dağ sırasına rastlanır. Bunların kraterlerin çevrelerinde oluşan yükseltilerin kalıntıları olduğu düşünülmektedir.[22] Dünya'da karşılaşılan oluşumun aksine, başlıca Ay dağlarının hiçbirinin tektonik etkinlikler sonucu oluşmadığına inanılmaktadır.[23]<br />
<br />
1994 yılında gerçekleştirilen Clementine görevinden alınan görsellerde Ay'ın kuzey kutbunda bulunan 73 km genişliğindeki Peary kraterinin çevresindeki dört dağlık bölgenin tüm Ay günü boyunca günışığı aldığı görülmüştür. Günışığının sürekli aydınlatığı bu bölgeler, Ay'ın tutulum düzlemine olan oldukça küçük eksenel eğikliği nedeniyle mümkündür. Güney kutbunda benzer bölgelere rastlanmamıştır; ancak Shackleton krateri Ay gününün %80'i boyunca gün ışığı altındadır. Ay'ın küçük eksenel eğikliğinin bir başka sonucu da kutup bölgesinde kraterlerin dibinde sürekli gölgede kalan bölgeler olmasıdır.[24] <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kraterler</span></span><br />
<br />
Ay'ın yüzeyinde gökcisimlerinin çarpması sonucu oluşan birçok krater bulunur.[25] Çapı 1 km'den büyük yaklaşık yarım milyon krater Ay yüzeyine göktaşlarının ve kuyruklu yıldızların çarpması sonucu oluşmuştur. Kraterler hemen hemen sabit bir oranla oluştuğu için birim alanda bulunan krater sayısı yüzeyin yaşını tahmin etmek için kullanılabilir. Atmosferin, hava olaylarının ve yakın geçmişte jeolojik etkinliklerin olmaması sayesinde bu kraterler, Dünya'dakilerin aksine oldukça iyi korunmuştur.<br />
<br />
Ay yüzeyinin ve Güneş Sistemi'nin bilinen en büyük krateri Güney Kutbu - Aitken düzlüğüdür. Bu çarpma havzası Ay'ın öteki yüzünde Güney Kutbu ile ekvator arasında yer alır; 2240 km çapında ve 13 km derinliğindedir.[26] Ay'ın görünen yüzünde başlıca kraterler Mare Imbrium, Mare Serenitatis, Mare Crisium ve Mare Nectaris'tir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Regolit</span></span><br />
<br />
Aykabuğunun üzerinde regolit adı verilen taş ve tozdan oluşan bir tabaka bulunur. Yüzeye çarpan gökcisimleri nedeniyle oluşan regolit eski yüzeylerde yeni yüzeylere nazaran daha kalındır. Özel olarak regolitin kalınlığının denizlerde 3-5 metre, daha eski yayla bölgelerinde ise 10-20 metre arasında değiştiği tahmin edilmektedir.[27] Çok ince toz hâlinde bulunan regolit tabakasının altında onlarca kilometre kalınlığında oldukça parçalanmış kayalardan oluşan megaregolit tabakası bulunur.[28]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Su varlığı</span></span><br />
<br />
<br />
Ay yüzeyine sürekli çarpan göktaşları ve kuyrukluyıldızlar nedeniyle küçük miktarlarda su büyük olasılıkla yüzeye eklenmiştir. Bu durumda günışığı suyu elementlerine yani hidrojen ve oksijen ayıracak, bunlar da Ay'ın zayıf kütleçekimi nedeniyle zamanla yüzeyden kaçacaktır. Ancak Ay'ın dönme ekseninin tutulum düzlemine yalnızca 1,5° gibi çok küçük bir eğiklik yapması nedeniyle kutuplar yakınında bulunan bazı derin kraterler hiçbir zaman doğrudan günışığı almadığından ve sürekli gölgede kaldığından buraya düşen su molekülleri uzun zaman süreleri boyunca kararlılığını koruyacak.<br />
<br />
Clementine görevi güney kutbunda gölgede kalmış böyle kraterleri haritalandırdı,[29] ve bilgisayar simülasyonları yaklaşık 14.000 km² kadar bir bölgenin sürekli gölgede kaldığını göstermektedir.[24] Clementine görevinin bistatik radar deneyi küçük donmuş su ceplerine işaret eder ve Lunar Prospector görevinden gelen bilgiler kutup bölgeleri yakınlarında regolitin üst bölümlerinde aşırı derecede yüksek hidrojen konsantrasyonlarını gösterir.[30] Toplam su buzu miktarının bir kilometre küp olduğu tahmin edilmektedir.<br />
<br />
Su buzu kazılarak toplanabilir ve nükleer jeneratörler ya da güneş panelleriyle donatılmış elektrik santralleri tarafından hidrojen ve oksijene ayrılabilir. Ay üzerinde kullanılabilecek miktarda su bulunması, Ay'ı yaşanılabilir kılmak için önemlidir çünkü Dünya'dan su taşımak mümkün olamayacak kadar pahalı olacaktır. Ancak son zamanlarda Arecibo gezegen radarı ile yapılan gözlemler, Clementine radarının su buzu bulunduğuna dair işaret ettiği bilgilerin aslında görece yeni kraterlerin oluşumunda fırlayan kayaların sonucu olabileceğini göstermiştir.[31] Ay üzerinde ne kadar su bulunduğu sorusunun cevabı henüz bilinmemektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fiziksel özellikler</span></span><br />
<br />
Ay’ın şekli, gelgit gerilmesi nedeniyle hafif elipsoittir. Çarpma havzalarından kaynaklı kütleçekim anomalileriden dolayı, bu elipsoit şeklin uzun ekseni Dünya'ya göre 30° kaymıştır. Şekli, mevcut çekim kuvvetleri hesaba katıldığında daha uzundur. Bu 'fosil şişkinlik', Ay'ın Dünya'ya olan mevcut mesafesinin yarısındaki bir yörüngede dönerken katılaştığını ve artık şeklinin yörüngesine uyum sağlayamayacak kadar soğumuş olduğunu gösterir.[32] <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Boyut ve kütle</span></span><br />
<br />
Ay, büyüklük ve kütle bakımından Güneş Sistemi'nin beşinci en büyük doğal uydusudur ve gezegen kütleli uydulardan biri olarak kategorize edilebilir. Bu durum Ay’ı, jeofiziksel tanımlara göre bir uydu gezegen yapar.[33] Merkür'den daha küçük ve Güneş Sistemi'nin en büyük cüce gezegeni olan Plüton'dan daha büyüktür. Plüton-Charon sistemi’nin küçük-gezegen uydusu olan Charon, Plüton'a göre daha büyük olsa da,[34] Ay, ana gezegenlerine görece olarak Güneş Sistemi'nin en büyük doğal uydusudur.<br />
<br />
Ay'ın çapı yaklaşık 3.500 km olup, Dünya'nın dörtte birinden fazladır ve Ay'ın yüzü Avustralya'nın büyüklüğü ile kıyaslanabilir.[35] Ay'ın tüm yüzey alanı yaklaşık 38 milyon kilometre karedir ve Amerika kıtasının (Kuzey ve Güney Amerika) alanından biraz daha azdır.<br />
<br />
Ay'ın kütlesi Dünya'nın 1/81'idir.[14] Gezegen uyduları arasında ikinci en yoğun olanıdır ve 0,1654 g ile Io'dan sonra ikinci en yüksek yüzey kütle çekimine ve 2,38 km/s'lik (8600 km/sa; 5300 mph) bir kurtulma hızına sahiptir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İç yapı</span></span><br />
<br />
Ay, kabuk, manto ve çekirdek gibi jeokimyasal olarak ayrımlanabilen katmanlardan oluşur. Bu yapının yaklaşık 4,5 milyar yıl önce, Ay'ın oluşumundan hemen sonra magma okyanusunun kademeli olarak kristalleşmesiyle meydana geldiğine inanılmaktadır. Ay'ın dış yüzeyini eritmek için gerekli olan enerjinin Dünya ve Ay sistemini oluşturduğu öne sürülen dev çarpma ile elde edildiği düşünülmektedir. Bu magma okyanusunun kristalleşmesi sonucu mafik manto ve plajiyoklâz zengini kabuk ortaya çıkmış olabilir.<br />
<br />
Yörüngeden yapılan jeokimyasal haritalama aykabuğunun magma okyanusu varsayımı ile uyumlu bir şekilde oldukça anortositik bir yapıda olduğunu gösterir.[13] Aykabuğu başlıca oksijen, silikon, magnezyum, demir, kalsiyum ve aluminyum elementlerinden oluşmuştur. Jeofiziksel tekniklere dayanılarak aykabuğunun kalınlığının ortalama 50 km civarında olduğu tahmin edilmektedir.[1]<br />
<br />
Ay'ın mantosunda oluşan kısmi erime Ay denizlerinde bulunan bazaltların yüzeye püskürmesine neden oldu. Bu bazaltların analizi mantonun olivin, ortopiroksen ve klinopiroksen minerallerinden oluştuğunu ve Ay mantosunun Dünya mantosundan demir açısından daha zengin olduğunu gösterir. Bâzı Ay bazaltlarında ilmenit minerali içinde karşılaşılan yüksek oranda titanyum içeriği mantonun bileşiminin oldukça yüksek oranda heterojen olduğunu gösterir. Ay yüzeyinden yaklaşık 1.000 km derinde, mantoda Ay sarsıntıları olduğu bulunmuştur. Aylık periyotlarla oluşan bu sarsıntılar Ay'ın Dünya çevresinde dış merkezli yörüngede dönmesi nedeniyle oluşan gelgit streslerine bağlanmıştır.[1]<br />
<br />
Ay 3.346,4 kg/m³'lik ortalama yoğunluğuyla, Güneş Sistemi'nin İo'dan sonra ikinci yoğun doğal uydusudur. Ancak bazı kanıtlar Ay çekirdeğinin yaklaşık 350 km'lik yarıçapıyla oldukça küçük olduğuna işaret eder.[1] Bu büyüklük Ay'ın yalnızca %20'sine denk gelir, halbuki birçok gökcisminde çekirdeğin oranı %50 civarındadır. Ay çekirdeğinin bileşimi tam olarak saptanamamıştır, ama az bir miktarda kükürt ve nikel alaşımlı metalik demirden oluştuğu sanılmaktadır. Ay'ın zamanla değişkenlik gösteren dönüşünün analizi çekirdeğin en azından kısmen erimiş olduğunu gösterir.[37]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Topoğrafya</span></span><br />
<br />
Ay'ın topoğrafyası özellikle yakın zamanda yapılan Clementine görevinin sağladığı, lazer altimetri ve stereo görüntü analizi yöntemleriyle elde edilen data sayesinde ölçülmüştür. En çok görünen topoğrafik özellik öteki yüzde bulunan ve Ay'ın en alçak noktalarını barındıran Güney Kutbu - Aitken düzlüğüdür. En yüksek noktalar bu düzlüğün hemen kuzeydoğusunda bulunur. Buranın Güney Kutbu - Aitken düzlüğünün oluşumuna neden olan gökcismi çarpması sonucunda yer değiştirmiş kalın katmanlar nedeniyle oluştuğu önerilmiştir. Diğer büyük kraterler Mare Imbrium, Mare Serenitatis, Mare Crisium, Mare Smythii ve Mare Orientale 'de de oldukça alçak noktalar ve çevrelerinde yüksek noktalar bulunur. Ay şeklinin dikkat çekici bir noktası da ortalama yüksekliklerin öteki yüzde, görünen yüze göre 1,9 km daha yüksek olmasıdır.[1]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kütleçekim alanı</span></span><br />
<br />
Ay'ın kütleçekim alanı, yörüngedeki uzay araçlarının yaydığı radyo dalgalarının izlenmesi sonucu belirlenmiştir. Kullanılan prensip Doppler Etkisi'ne bağlıdır. Uzay aracının bakış açısı yönündeki ivmesi radyo dalgalarının yönünü azar azar değiştirerek ve uzay aracından Dünya üzerindeki sabit bir noktaya olan uzaklığı kullanarak belirlenir. Ancak Ay'ın eş zamanlı dönmesi nedeniyle, uzay aracı öte taraftayken izlenemediğinden ötürü, öteki tarafın kütleçekimi alanı çok iyi belirlenememiştir.[38]<br />
<br />
Ay'ın kütleçekim alanının en önemli özelliklerinden birisi dev krater düzlükleri ile bağlantılı olan geniş pozitif kütleçekimsel anomalilerin varlığıdır.[39] Bu anomaliler uzay araçlarının yörüngesini önemli ölçüde etkiler bu nedenle insanlı ya da insansız uçuşların planlanmasında Ay'ın doğru kütleçekimsel modeli gereklidir. Kütleçekimsel yoğunluğun olduğu bölgelerin nedeni kısmen, krater düzlüklerini dolduran yoğun bazaltı oluşturan lava akışının varlığına bağlıdır. Ancak bu lava akışları tek başına kütleçekimsel izin tamamını açıklayamaz, aykabuğu ile manto arasındaki etkileşime de gerek vardır. Lunar Prospector 'un kütleçekimsel modellemeleri bazaltik volkanların etkisi nedeniyle oluşmadığı sanılan bazı kütleçekimsel yoğunlukların varlığını gösterir.[40] Oceanus Procellarumda devasa volkan kaynaklı bazaltlar bulunmasına rağmen kütleçekimsel anomali gözlemlenmemektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Manyetik alanı</span></span><br />
<br />
Ay'ın dış manyetik alanı bir ile yüz nanotesla arasındadır yani 30-60 mikrotesla büyüklüğündeki Dünya'nın manyetik alanından yüz kat daha küçüktür. Diğer önemli farklılıklar çekirdeğindeki jeodinamo tarafından üretilmiş bir dipolar manyetik alanı yoktur ve var olan manyetik alanların kaynağı tamamen aykabuğudur.[41] Bir varsayıma göre aykabuğundaki manyetikleşmelerin Ay daha gençken ve çekirdeğinde bir jeodinamo bulunurken oluştuğudur. Ancak Ay çekirdeğinin küçüklüğü bu varsayımın doğruluğu karşısında bir engel oluşturmaktadır. Alternatif varsayımlar arasında, Ay gibi havası olmayan gökcisimlerinde süreksiz manyetik alanlar büyük gök cisimlerinin çarpması bulunur. Bu varsayımı destekleyecek şekilde en geniş aykabuğu manyetikleşmelerinin dev kraterlerin tam karşısında Ay yüzeyinde gerçekleştiğinin farkına varılmasıdır. Böyle bir fenomenin çarpışma sonucu oluşan plazma bulutunun ortamda bir manyetik alan bulunurken serbest olarak yayılmasından kaynaklanabileceği önerilmiştir.[42]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ay'ın atmosferi</span></span><br />
<br />
Ay'ın toplam kütlesi 10 tondan az olan, neredeyse vakum sayılabilecek kadar ince bir atmosferi vardır.[43] Bu küçük kütleli atmosferin yüzeydeki basıncı 3 × 10−15 atm (0,3 nPa) civarındadır ve Ay günü içerisinde değişiklik gösterir. Atmosferinin kaynaklarından biri aykabuğunda ve mantoda oluşan radyoaktivite sonucu ortaya çıkan radon gibi gazların salınımıdır. Diğer önemli bir kaynak ise mikrogöktaşları, güneş rüzgârı iyonları, elektronlar ve günışığının bombardımanı sonucu oluşan püskürtüm süreciyle gerçekleşir.[13][44] Püskürtüm yoluyla salınan gazlar ya tekrar regolit içinde hapsolur ya da güneş radyasyon basıncı veya iyonize olmuşlarsa güneş rüzgârının manyetik alanı nedeniyle uzaya kaçar. Dünya üzerinden yapılan spektroskopik yöntemlerle sodyum (Na) ve potasyum (K) gibi elementlerin varlığı tespit edilmiştir. Radon-222 (222Rn) ve polonyum-210 (210Po) gibi elementler ise Lunar Prospector'un alfa parçacık spektrometresi ile tespit edilmiştir.[45] Argon–40 (40Ar), helyum-4 (4He), oksijen (O2) ve/veya metan (CH4), nitrojen (N2) ve/veya karbon monoksit (CO) ve karbon dioksit (CO2) Apollo astronotları tarafından yerleştirilen detektörler tarafından tespit edilmiştir.[46]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Toz</span></span><br />
<br />
Ay'ın etrafında kuyruklu yıldızlardan gelen küçük parçacıklardan oluşan kalıcı bir asimetrik Ay tozu bulutu vardır. Tahminlere göre her 24 saatte 5 ton kuyruklu yıldız parçacığı Ay yüzeyine düşmektedir. Ay'ın yüzeyine çarpan parçacıklar, Ay yüzeyindeki Ay tozunu yukarı yönde püskürtmektedir. Püsküren toz, Ay'ın atmosferinde yaklaşık 5 dakika yükselip 5 dakika düşerek toplam 10 dakika kadar kalmaktadır. Ortalama olarak, Ayın üzerinde yüzeyin 100 kilometre yukarısına dek çıkan irtifalarda 120 kilo kadar toz bulunur. Toz ölçümleri, altı aylık bir sürede LADEE'nin Lunar Dust Experiment (LDEX) tarafından yüzeye 20 ila 100 kilometre yukarıda yapılmıştır. LDEX, her dakikada ortalama bir adet 0,3 mikrometre boyutunda Ay tozu partikülü tespit etmiştir. Deneylerde ölçülen toz parçacıkları, Dünya ve Ay'ın kuyruklu yıldız enkazlarından geçtiği İkizler, Quadrantid, Kuzey Taurid ve Omicron Centaurid meteor yağmurları esnasında en yüksek seviyeye çıkmıştır. Toz bulutu asimetrik dağılımdadır, Ay'ın gün ışığı alan ve almayan kısımları arasındaki aydınlanma çemberinin yakınında daha yoğundur.[47][48]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Geçmişteki kalın atmosfer</span></span><br />
<br />
Ekim 2017'de, Houston'daki Marshall Uzay Uçuş Merkezi ve Ay ve Gezegen Enstitüsü'ndeki (İngilizce: Lunar and Planetary Institute) NASA biliminsanları, Apollo Projesi tarafından toplanan Ay magma örneklerinin çalışmalarına dayanarak, Ay'ın 3 ile 4 milyar yıl önce 70 milyon yıllık bir dönem boyunca nispeten kalın bir atmosfere sahip olduğunu tespit eden bulgular açıkladılar. Ay'daki volkanik püskürmelerinden çıkan gazlardan kaynaklanan bu atmosfer, bugünkü Mars atmosferinden iki kat daha kalındı. Eski Ay atmosferi daha sonra güneş rüzgarları ile uzaya dağıldı.[49]<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yüzey sıcaklığı</span></span><br />
<br />
Ay günü boyunca yüzey sıcaklığı ortalama 107 °C, Ay gecesi boyunca da ortalama -153 °C civarındadır.[50]<br />
Kökeni ve jeolojik evrimi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Oluşumu</span></span><br />
<br />
Ay'ın oluşumunu açıklayan çeşitli varsayımlar önerilmiştir. Ay'ın Güneş Sistemi'nin oluşumundan 30-50 milyon yıl sonra, günümüzden 4,527 ± 0,010 milyar yıl önce oluştuğuna inanılmaktadır.[51]<br />
<br />
    Bölünme kuramı - Ay'ın oluşumu hakkında ilk düşünceler Ay'ın merkezkaç kuvvetler nedeniyle yerkabuğundan koparak ayrıldığı ve gerisinde Büyük Okyanus çukurunu bıraktığını önermiştir.[52] Bu bölünme kavramı Dünya'nın başlangıç dönüşünün çok büyük olmasını gerektirir. Ayrıca bu bölünme sonucu oluşan yörünge Dünya'nın ekvator düzlemini izlemek durumunda olacaktı ama böyle değildir.<br />
    Yakalama kuramı - Diğerleri Ay'ın başka bir yerde oluştuğunu ve Dünya'nın yörüngesine yakalanarak girdiğini düşünmüşlerdir.[53] Ancak bu yakalamanın gerçekleşebilmesi için gerekli olan koşulların, örneğin enerjiyi sönümleyebilmek için Dünya'nın geniş bir atmosferinin olması gibi, oluşması mümkün değildi.<br />
    Birlikte oluşum kuramı - Birlikte oluşum varsayımı Dünya ile Ay'ın gezegen öncesi buluttan aynı zamanda ve yerde birlikte oluştuklarını önerir. Bu varsayımı göre Ay, Dünya'nın oluştuğu maddelerin çevresindeki maddelerden oluştuğu düşünülür. Bazıları bu varsayımın Ay üzerinde metalik demirin azlığını açıklayamadığı için doğru olmadığını belirtmiştir.<br />
<br />
Bu varsayımların önemli bir açığı Dünya ve Ay sisteminin yüksek açısal momentumunu kolayca açıklayamamalarıdır.[54]<br />
<br />
    Dev çarpma kuramı - Günümüzde, Dünya ve Ay sisteminin oluşumunu dev çarpma kuramının açıkladığı bilim çevrelerince geniş kabul görmüştür. Bu varsayıma göre Dünya'nın oluşumundan önce, Mars büyüklüğünde bir gökcisminin çarparak Dünya yörüngesine Ay'ı oluşturacak kadar yeterli miktarda madde saçmış olmasıdır.[14] Gezegenlerin, küçük ya da büyük parçaların birikmesi sonucu oluştuğuna inanıldığı için bunun gibi dev çarpma olaylarının birçok gezegeni etkilediğine inanılmaktadır. Bu çarpmayı simüle eden bilgisayar modelleri hem Dünya ve Ay sisteminin yüksek açısal momentumu ve Ay çekirdeğinin küçüklüğünü açıklayabilmektedir.[55] Bu kuram ile ilgili cevabı bulunmamış sorular arasında Dünya öncesi kütle ile buna çarpan gökcisminin göreceli boyutları ile bunlardan çıkan maddenin ne kadarının Ay'ı oluşturduğudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ay magma okyanusu</span></span><br />
<br />
Hem dev çarpma olayı sırasında hem de bunu izleyen Dünya'nın yörüngesinde maddenin birikmesinde çok büyük miktarlarda enerji salındığı için Ay'ın önemli bir kısmının başlangıçta erimiş olduğu düşüncesi yaygındır. Ay'ın o sırada erimiş dış yüzeyine Ay magma okyanusu adı verilir ve derinliğinin 500 km ile Ay'ın yarıçapı arasında değiştiği tahmin edilmektedir.[19]<br />
<br />
Magma okyanusu soğudukça kısmen kristalleşti ve katmanlara ayrılarak jeokimyasal olarak ayrı olan aykabuğu ve manto oluştu. Manto olivin, klinopiroksen ve ortopiroksen minerallerinin çökelmesi sonucu meydana geldiği düşünülmektedir. Magma okyanusunun dörtte üçünün kristalleşmesi tamamlandıktan sonra düşük yoğunluğu nedeniyle anortit minerali çökelmiş ve yüzeye çıkıp aykabuğunu oluşturmuştur.[19] <br />
<br />
Magma okyanusunun kristalleşen son sıvı bölümü Ay kabuğu ile manto arasında sıkışmıştır ve ısı üreten, birbiriyle uyumsuz elementleri kapsar. Bu jeokimyasal bileşiğe potasyum (K), soy toprak elementleri (İngilizce: rare earth elements - REE) ve fosfor (P) simgelerinden oluşan kısaltma KREEP adı verilir ve görünen yüzde Oceanus Procellarum ile Mare Imbrium'un çoğunu kapsayan küçük jeolojik bölgede toplanmış gözükmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Jeolojik evrimi</span></span><br />
<br />
Ay'ın magma okyanusu sonrası jeolojik evrimi gökcisimlerinin çarpması ile oluşmuştur. Ay'ın jeolojik dönemleri Nectaris, Imbrium, Orientale gibi büyük kraterlerin oluşumuna neden olan çarpma olaylarına göre ayrılmıştır. Çarpma sonucu oluşan bu yapılar yukarı fırlayan maddenin oluşturduğu çoklu halkaları ile gözlemlenir. Bu halkaların çapı genellikle yüzlerce kilometreden binlerce kilometreye kadar uzanır. Her çoklu halka düzlüğünde bölgesel stratigrafik ufuğu oluşturan püskürtü katmanları ile bağlantılıdır. Yalnızca birkaç çoklu halka düzlüğü kesin olarak tarihlendirildiyse de stratigrafik katmanlar sayesinde göreceli yaşların tespitinde faydalıdır. Sürekli olarak gökcisimlerinin çarpması sonucunda regolit oluşur.<br />
<br />
Ay yüzeyinin oluşumunu etkileyen diğer önemli bir jeolojik süreçi ay denizlerinin oluşumunun temelindeki volkanik etkinliktir. Procellarum KREEP katmanında ısı üreten elementlerin toplanması sonucunda altında kalan mantonun ısınıp sonunda kısmen eridiği düşünülmektedir. Eriyen magmanın bir kısmı yüzeye çıkarak püskürtüldü ve Ay'ın görünen yüzünde bulunan ay denizi bazaltlarını oluşturdu.[19] Ay'ın bu jeolojik bölgesinde bulunan bazaltların çoğu 3,0 - 3,5 milyar yıl önce Imbrian döneminde püskürtüldü. Yine de en eski tarihlenmiş örnekler 4,2 milyar yıla uzanırken[56] en yeni püskürtüler yalnızca 1,2 milyar yıl önce oluşmuştur.[57]<br />
<br />
Ay yüzeyinin zamanla değişiklik gösterip göstermediği konusunda bazı anlaşmazlıklar bulunmaktadır. Bazı gözlemciler kraterlerin ortaya çıktığını ya da ortadan kaybolduğunu ya da diğer geçici fenomenlerin oluştuğunu iddia etti. Günümüzde bu iddiaların çoğunun yanılsama olduğu ve farklı ışık koşulları, zayıf astronomik gözlem ya da yetersiz eski çizimler nedeniyle oluştuğu düşünülmektedir. Yine de gaz çıkması gibi fenomenlerin ara sıra oluştuğu ve bunların iddia edilen geçici Ay fenomenlerine sebebiyet vermiş olabileceği bilinmektedir. Geçenlerde, yaklaşık bir milyon yıl önce gazın serbest kalması nedeniyle kabaca 3 km çaplı bir bölgenin yüzey şeklinin değişmiş olabileceği önerilmiştir.[58][59]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ay taşları</span></span><br />
<br />
Ay taşları iki ana kategoride incelenir; Ay denizlerinde ve Ay dağlarında bulunan Ay taşları. Ay dağlarında bulunan Ay taşları üç takımdan oluşur: demir anortosit takım, magnezyum takımı ve alkali takımı. Demir anortosit takımı taşlar hemen hemen tamamen anortit mineralden oluşmuştur ve Ay magma okyanusu üzerinde yüzerek toplanan plajiyoklâzdan geldiğine inanılmaktadır. Radyometrik yöntemlerle demir anortositlerin yaklaşık 4,4 milyar yıl önce oluştuğu bulunmuştur.[56][57]<br />
<br />
Magnezyum ve alkali takımı Ay taşları asıl olarak mafik plütonik kayaçlardır. Tipi olarak rastlanan kayaçlar dunit, troktolit, gabbro, alkali anortosit ve nadiren de granittir. Demir anortosit takımı Ay taşlarıyla karşılaştırıldıklarında bu takımın mafik minerallerinde görece daha yüksek Mg/Fe oranları bulunur. Genel olarak bu kayaçlar önceden olmuş dağlık alan aykabuğuna sonradan girmiştir ve yaklaşık 4,4-3,9 milyar yıl önce oluşmuşlardır. Bu Ay taşlarında yüksek oranda KREEP bileşeni bulunur.<br />
<br />
Ay denizlerinde hemen hemen yalnızca bazalt bulunur. Dünya bazaltlarına benzese de çok daha fazla demir barındırırlar ve su bazlı değişim ürünleri barındırmazlar. Ayrıca çok miktarda titanyum da içerirler.[60][61]<br />
<br />
Astronotlar yüzeydeki tozun kar gibi hissedildiğini ve yanık barut koktuğunu bildirmiştir.[62] Toz asıl olarak Ay yüzeyine çarpan göktaşları nedeniyle oluşmuş olan silikon dioksit camından (SiO2) ibarettir. Aynı zamanda kalsiyum ve magnezyum da içerir.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yörüngesi ve Dünya ile olan ilişkisi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yörünge</span></span><br />
<br />
Ay, sabit yıldızlara göre Dünya yörüngesinde her 27,3 günde bir tam tur atar. Ancak Dünya'da kendi yörüngesinde Güneş'in çevresinde döndüğü için Ay'ın evrelerinin dönüşümü için biraz daha uzun bir zaman, 29,5 gün gerekir.[14] Diğer gezegenlerin uydularının aksine Ay Dünya'nın ekvator düzlemi üzerinde değil, tutulum düzlemi yakınlarında yörüngededir. Gezegeninin boyutlarına göre Güneş Sistemi içinde en büyük doğal uydudur. (Charon ile cüce gezegen Plüton'dan daha büyüktür.)<br />
<br />
Dünya üzerinde görülen gelgit etkilerinin çoğu Ay'ın kütleçekim alanı nedeniyle oluşmaktadır, Güneş'in etkisi çok azdır. Gelgit etkileri nedeniyle Dünya ile Ay arasındaki ortalama uzaklık her yüzyılda 3,8 m artmaktadır.[63] Açısal momentumun korunumu nedeniyle Ay'ın yarı büyük ekseninin artmasıyla birlikte Dünya'nın dönüşü yüzyılda 0,002 saniye kadar yavaşlamaktadır.[64]<br />
<br />
Dünya ve Ay sistemi bazen gezegen-uydu sistemi olarak değil de çifte gezegen sistemi olarak değerlendirilir. Bunun nedeni Ay'ın çevresinde döndüğü gezegene göre oldukça büyük olan boyutlarıdır. Ay'ın çapı Dünya'nın dörtte biri, kütlesi de 1/81'idir. Ancak sistemin orta kütle merkezi yeryüzünün 1.700 km; yani Dünya yarıçapının dörtte biri kadar altında olması nedeniyle bu görüş bazıları tarafından eleştirilmektedir. Ay yüzeyi Dünya'nın onda birinden azdır ve Dünya'nın kara alanının yaklaşık dörtte biri kadardır.<br />
<br />
1997'de asteroit 3753 Cruithne'nin Dünya ile bağlantılı olağandışı bir atnalı yörünge üzerinde olduğu bulundu. Ancak gök bilimciler bu asteroiti Dünya'nın ikinci doğal uydusu olarak kabul etmemektedir; çünkü yörüngesi uzun dönemde kararlı değildir.[65] Daha sonra Cruithne ile benzer yörüngede bulunan Dünya'ya yakın üç asteroit daha bulunmuştur: (54509) 2000 PH5, (85770) 1998 UP1 ve 2002 AA29.[66] <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gelgit</span></span><br />
<br />
Dünya üzerinde okyanuslarda görülen gelgit Ay kütleçekiminin etkisiyle oluşur. Kütleçekimsel gelgit kuvvetlerinin oluşmasının sebebi Dünya'nın Ay karşısında bulunan yüzünün merkezine ve arka yüzüne göre Ay'ın kütleçekiminden daha fazla etkilenmesidir. Kütleçekimsel gelgit, okyanusları Dünya'nın merkezinde olduğu bir elips şekline esnetir. Bunun etkisi birisi Ay'a doğru bakan yüzde, diğeri de bunun zıt yüzünde oluşan tümsek yani deniz seviyesinin yükselmesi olarak görülür. Dünya kendi ekseni etrafında dönerken bu iki tümsek de Dünya çevresinde bir günde döndüğü için okyanus suları sürekli olarak hareket eden bu iki tümseğe doğru akar. Bu iki tümseğin ve onlara doğru giden büyük okyanus akıntılarının etkisi; Dünya'nın dönüşü nedeniyle okyanus tabanlarında oluşan suyun sürtünme etkisi, su hareketinin eylemsizliği, karaya yaklaştıkça sığlaşan okyanus tabanları ve değişik okyanus tabanları arasındaki salınımlar gibi nedenlerle daha da büyür.<br />
<br />
Ay ile okyanuslar arasındaki kütleçekimsel bağ Ay'ın yörüngesini etkiler. Ay'dan bakıldığında gelgit tümsekleri Dünya'nın dönüşüyle ileriye doğru taşındığından doğrudan Ay'ın karşısında değildir. Kütleçekimsel eşleşme Dünya'nın dönüşünden kinetik enerji ve açısal momentumu emer. Buna karşın Ay'ın yörüngesine açısal momentum eklenir. Bu da Ay'ı daha uzun periyotlu daha yüksek bir yörüngeye iter. Bunun sonucunda da her yıl iki gökcismi arasındaki ortalama uzaklık 3,8 cm. artar.[63] Dünya ile Ay arasındaki gelgit etkilerin önemsiz hâle gelene kadar Ay yavaş yavaş uzaklaşmaya devam edecektir ve bu durumda yörüngesi kararlı olacaktır.<br />
Gözlemsel etkiler ve bulgular<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ay ve Güneş tutulmaları</span></span><br />
<br />
Güneş, Dünya ve Ay aynı çizgi üzerinde sıralanınca, bu durum Dünya'da Ay ve Güneş tutulması olarak gözlenir. Güneş tutulması yeni ay evresinde, Ay Güneş ile Dünya'nın arasında iken oluşur. Buna karşın Ay tutulması dolunay evresinde Dünya Güneş ile Ay'ın arasında olduğunda oluşur. <br />
<br />
Ay'ın yörüngesinin Dünya'nın Güneş çevresindeki yörüngesine nazaran yaklaşık 5° eğik olması nedeniyle her yeni ay ve dolunayda tutulmalar olmaz. Bir tutulmanın olması için Ay'ın her iki yörünge düzleminin kesişimine yakın bir yerde olması gerekir.[67]<br />
<br />
Ay ve Güneş tutulmalarının zamanlamaları yaklaşık 6.585,3 günlük (18 yıl 11 gün 8 saat) bir periyota sahip olan ve Babiler zamanında bulunan Saros çevrimi ile belirlenebilir.[68]<br />
<br />
Ay'ın ve Güneş'in Dünya'dan görülen açısal çapları değişimlerle üst üste gelebildiği için hem tam hem de yarım güneş tutulması oluşabilmektedir.[69] Tam güneş tutulmasında Ay Güneş diskini tamamen kapatır ve Güneş koronası çıplak gözle görünür hâle gelir. Ay ile Dünya arasındaki uzaklık zamanla az da olsa arttığı için Ay'ın açısal çapı azalmaktadır. Bu yüzlerce milyon yıl önce Ay'ın tutulmalarda Güneş'in açısal çapı da değişmezse Ay artık Güneş diskini tamamen örtemeyecek ve yalnızca yarım tutulma oluşacaktır.[67]<br />
<br />
Tutulma ile ilgili bir başka fenomen "örtülme"dir. Ay sürekli olarak gökyüzünde 1/2 derece genişliğinde dairesel bir alanı kaplar. Parlak bir yıldız ya da gezegen Ay'ın arkasından geçerse örtülür yani gözden kaybolur. Güneş tutulması Güneş'in örtülmesidir. Ay Dünya'ya yakın olduğu için tek tek yıldızların örtülmesi aynı zamanda ve her yerden görülemez. Ay yörüngesinin yalpalaması sonucu her yıl farklı yıldızlar örtülür.[70]<br />
<br />
En son ay tutulması 20 Şubat 2008'de olan tam tutulmadır. Güney Amerika ve Kuzey Amerika'nın çoğu yerinden 20 Şubat'ta gözlemlenen tutulma Batı Avrupa, Afrika ve Batı Asya'dan 21 Şubat'ta gözlemlenmiştir. Güney Amerika ile Antarktika'nın bazı bölümlerinden gözlemlenen 1 Ağustos 2008'den sonraki güneş tutulması 15 Ocak 2010'dadır.[71]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gözlemsel bulgular</span></span><br />
<br />
En parlak olduğu dolunay evresinde Ay'ın görünür kadir derecesi yaklaşık −12,6'dır. Kıyaslanacak olursa Güneş'in görünen kadir derecesi −26,8'dir. Ay'ın dördün evrelerinde parlaklığı dolunay evresindeki parlaklığının yarısı değil ancak onda biridir. Bunun nedeni Ay yüzeyinin mükemmel bir Lambert yansıtıcısı olmamasıdır. Dolunay iken gözlemcinin arkasından gelen ışık nedeniyle olduğundan parlak görünen Ay diğer evrelerde yüzeye düşen gölgeler nedeniyle yansıtılan ışığın miktarı azalır.<br />
<br />
Ay ufka yakınken daha büyük olarak görünür. Fakat bu tamamen Ay illüzyonu olarak bilinen psikolojik bir etkidir.<br />
<br />
Ay düşük albedosuna rağmen gökyüzünde oldukça parlak bir gökcismi olarak görünür. Ay, Güneş Sistemi'nde bulunan en kötü yansıtıcıdır ve üzerine düşen ışığın ancak %7'sini yansıtır. Bu oran bir parça kömürün yansıtma oranı ile hemen hemen aynıdır.[72] <br />
<br />
Görsel sistemlerde renk istikrarı bir nesnenin rengiyle etrafındakilerin rengi arasındaki ilişkiyi ayarlar, dolayısıyla da görece karanlık olan gökyüzünde Güneş'in aydınlattığı Ay parlak bir nesne olarak algılanır.<br />
<br />
Ay'ın gün içinde ulaştığı en yüksek nokta değişiklik gösterir ve Güneş ile aynı sınırlarda dolaşır. Ayrıca Dünya üzerindeki mevsime ve Ay'ın evrelerine göre değişir. Kış mevsiminde dolunayda en yüksek noktaya ulaşır. Ayrıca 18,6 yıllık düğüm çevriminin de etkisi vardır. Ay yörüngesinin yükselen düğüm noktası ilkbahar noktasındaysa Ay yükselimi 28° kadar yükselebilir. Bunun sonucunda 28 derece enlemlere kadar Ay tepe noktasına çıkar. Yaklaşık dokuz yıl kadar sonra yükselim yalnızca 18° kuzey ve güney enlemlere ulaşacaktır. Ayçanın yönü de gözlem noktasının enlemine bağlıdır. Ekvator'a yakın yerlerde bir gözlemci Ay'ı sandal gibi görebilir.[73]<br />
<br />
Güneş gibi Ay'da bazı atmosferik etkilere neden olabilir. Bunların arasında 22°'lik hâle halkası ve ince bulutlar arasından görünen daha küçük korona halkaları sayılabilir.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gözlem ve keşiflerin tarihi</span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk dönem gözlemler</span></span><br />
<br />
MÖ 5. yüzyılda Babilli gözlemcilerin Ay'ın döngülerini incelediğini, Hindistan'da benzer bulguların varlığını, Çinli Shi Shen'in MÖ 4. yüzyılda Ay ve Güneş tutulmalarının tarihlerini hesaplama yöntemi geliştirdiğini biliyoruz.<br />
<br />
MÖ 4. yüzyılda Aristo; yanlış da olsa uzun bir süre çok etkili olan evren açıklamasında, Ay'ın dört temel eleman (toprak, su, hava ve ateş) arasındaki sınır bölgede yer aldığını öne sürdü. Öte yandan, Seleucus ve Aristarchus (MÖ 2. yüzyıl) ile Ptolemy (MS 90–168) Aristocu anlayışı çürüten gözlem ve hesaplamalar sundular.<br />
<br />
Orta Çağ Avrupası için "gökbilim"den söz etmek zordur ve dönemin bilgisi gözlemden çok dinî inanışların etkisi altındaydı. Ay'ın tam bir yuvarlak ve yüzeyinin pürüzsüz olduğu da bu inanışlar arasındaydı.<br />
<br />
Teleskobun keşfi ve bilimlerde yaşanan yaklaşık eşzamanlı paradigma değişimi, Ay gözleminde bir dönüm noktası olmuştur. Galileo Galilei 1609'da yayımladığı kitabı Sidereus Nuncius; Ay yüzündeki dağları ve kraterleri gösteren ilk teleskobik çizimlerden bazılarını içeriyordu. Ardından Ay'ın teleskobik haritalanması başladı: 17. yüzyılın devamında Giovanni Battista Riccioli ve Francesco Maria Grimaldi; Ay'ın yüzey unsurlarını bugün adlandırırken kullanılan sistemin temellerini attılar. Wilhelm Beer ve Johann Heinrich Mädler'in kitapları Mappa Selenographica (1834-6) ve Der Mond (1837); binden fazla dağ dahil olmak üzere Ay'daki yüzey unsurlarını, yeryüzündeki coğrafya için mümkün olan hassasiyetle tanımladı.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uzay araçları</span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">20. yüzyıl</span></span><br />
<br />
Soğuk Savaş ile kaynaklanan Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki uzay yarışı; Ay üzerindeki ilginin giderek artmasına neden oldu. Fırlatıcı yetenekleri izin verir vermez hem alçak uçuş hem de çarpma/iniş görevleri için insansız sondalar, uzaya gönderildi. Sovyetler Birliği'nin Luna programı Ay yüzüne insansız uzay araçları ile ulaşmayı başaran ilk program olmuştur. Yerçekimini yenip Ay'ın yanından geçmeyi başarabilen ilk insan yapımı nesne Luna 1 uzay sondası olmuştur. 1959 yılında Ay yüzüne çarpan ilk insan yapımı nesne Luna 2 ve Ay'ın öteki yüzünün fotoğraflarını çeken ilk uydu da Luna 3 olmuştur. 1966 yılında Ay yüzeyine başarılı bir yumuşak iniş yapan ilk uzay aracı Luna 9 ve Ay yörüngesine giren ilk uzay aracı da Luna 10 olmuştur.[14] Ay yüzeyinden örnekler üç Luna uçuşu (Luna 16, Luna 20 ve Luna 24) ile Apollo 11'den Apollo 17'ye kadar (Apollo 13 hariç) Apollo görevleri ile Dünya'ya getirilmiştir.<br />
<br />
Ay yüzeyine 1969 yılında ilk insanların inmesi, uzay yarışının doruk noktasını oluşturmuştur.[74] Neil Armstrong, ABD uçuşu Apollo 11'in komutanı olarak Ay'da yürüyen ilk insan oldu. Ay'da ilk adımını 21 Temmuz 1969 tarihinde saat 02:56'da (UTC) attı. 1960'ların başında özellikle yüzel erime kimyası ve atmosfere yeniden giriş konularında olduğu gibi önemli teknolojik gelişmeler; Ay yüzeyine iniş ve geri dönüşü mümkün kılmıştır.<br />
<br />
Apollo uçuşlarının tamamında bilimsel ölçüm aletleri, Ay yüzeyine yerleştirildi. Uzun süreli ALSEP (İngilizce: Apollo lunar surface experiment package - Apollo Ay yüzeyi deney paketi) istasyonları Apollo 12, 14, 15, 16 ve 17 iniş sahalarına yerleştirildi. Apollo 11 uçuşuyla EASEP (İngilizce: Early Apollo Scientific Experiments Package - Erken Apollo bilimsel deney paketi) adı verilen geçici istasyon yerleştirilmiştir. ALSEP istasyonlarında ısı akış sondaları, sismometreler, manyetometreler ve küp köşeli retroreflektörler bulunmaktaydı. Bütçe sorunları sebebiyle 30 Eylül 1977'de Dünya'ya bilgi iletimi kesilmiştir.[75][76] Ay laser mesafe ölçüm araçları pasif ekipmanlar olduğu için hâlâ kullanılmaktadır. Dünya üzerindeki istasyonlardan yönetilen ölçümler sonucu birkaç santimetrelik hassasiyetle ay çekirdeğinin boyutları belirlenebilmektedir.[77]<br />
<br />
14 Aralık 1972'de Apollo 17 uçuşunun bir parçası olarak Ay üzerinde yürüyen Eugene Cernan'dan beri başka bir insan Ay üzerinde yürümemiştir. <br />
<br />
1960'ların ortasından 1970'lerin ortasına kadar Ay yüzüne ulaşan yaklaşık 65 farklı uçuş görevi yapılmıştır. Bunların sonuncusu, 1976 yılındaki Luna 24'tür. Bunları yalnızca 18'i kontrollü olarak Ay yüzeyine inmiş, dokuzu geriye dönerek ay taşı örnekleri getirmiştir. Daha sonra ise Sovyetler Birliği, Venüs ve uzay istasyonlarına ilgisini çevirirken ABD, Mars ve ötesi ile ilgilenmeye başladı.<br />
<br />
Bir kısım uzmanlar Ay'a iniş yapılmasıyla ilgili görüntülerin sahte olduğunu iddia etmişlerdir.[78] 2000'li yılların sonlarından bu yana LROC uzay aracı tarafından çekilen çok sayıda yüksek çözünürlüklü fotoğrafta Ay'a iniş yapmış uzay araçları ve izler görülebilmektedir.[79][80] 2012 yılında Apollo bayraklarının Ay yüzeyindeki fotoğrafları yayınlanmıştır.[81]<br />
<br />
Özellikle 1990'lardan itibaren Ay'a yönelik ilgi tekrar canlandı ve projeler arttı.<br />
<br />
1990 yılında Japonya Hiten uzay aracını Ay yörüngesine oturtarak bunu başaran üçüncü ülke oldu. Uzay aracı Hagormo adlı küçük bir sondayı yörüngede bıraktı ama vericinin arıza yapması nedeniyle uçuş görevinden bilimsel olarak daha fazla yararlanılamadı.<br />
<br />
1994 yılında Clementine uçuş görevini gönderen ABD tekrar Ay ile ilgilenmeye başladı. Bu görev ile birlikte Ay'ın ilk küresel topoğrafik haritası ve ay yüzeyinin ilk multispektral görselleri elde edildi. Bunu 1998 yılındaki Lunar Prospector uçuş görevi izledi. Lunar Prospector 'da bulunan nötron spektrometresi ay kutuplarında hidrojen oranının görece yüksekliğini gösterdi. Bunun nedeni olarak sürekli olarak gölge altında kalan kraterlerdeki regolitin üst birkaç metresinde su buzu var olabileceği düşünüldü.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">21. yüzyıl</span></span><br />
<br />
14 Ocak 2004'te ABD Başkanı George W. Bush 2020 yılından itibaren Ay'a insanlı uçuşların yapılmasını öngören bir plan yapılmasını istedi.[82]<br />
<br />
NASA'nın Ay Arayışları (Lunar Quest) çatısı altında topladığı, Ay yörüngesinde (örneğin Haziran 2009'da fırlatılan LRC, Lunar Reconnaissance Orbiter) ve yüzeyinde (örneğin Ay'ın sürekli karanlık güney kutbunda su buzu varlığını aramayı amaçlayan LCROSS) çeşitli programları vardır.[83] NASA, ay kutuplarından birinde kalıcı bir üssün kuruluşunu da planlamaktadır.[84]<br />
<br />
Avrupa uzay aracı Smart 1 27 Eylül 2003'te fırlatıldı ve 15 Kasım 2004'ten 3 Eylül 2006'ya kadar Ay yörüngesinde kaldı.<br />
<br />
Japan Aerospace Exploration Agency (Japon Uzay Araştırma Ajansı) 14 Eylül 2007'de yüksek çözünürlüklü kamera ve iki küçük uydu ile donatılmış olan SELENE adlı uzay aracını fırlattı. Uçuşun bir yıl sürmesi beklenmektedir.[85]<br />
<br />
Çin Ay araştırmaları için istekli olduklarını Chang'e programını başlatarak gösterdi. İlk uzay aracı Chang'e-1 24 Ekim 2007'de fırlatıldı.[86]<br />
<br />
Hindistan, ekim 2008'de Chandrayaan I görevini başlatmış ve başarıyla tamamlamıştır.[87] Daha sonra, 22 temmuz 2019'da Chandrayaan II'yi başlatmış ama araç yüzeye inememiştir.[88]<br />
<br />
Rusya da dondurulmuş olan Luna-Glob projesine tekrar başlamayı ve 2012'de Ay yüzeyine iniş yapmayı düşünmektedir.[89]<br />
<br />
23 Ağustos 2023 tarihinde Hindistan, Ay'ın güney kutbu bölgesine uzay aracını başarıyla indirebilen ilk ülke olmuştur. ISRO ise Ay'a inmeyi başaran dördüncü uzay ajansı olmuştur.[90]<br />
<br />
19 Ocak 2024 tarihinde Japonya Uzay Ajansı uzay aracı SLIM'in Ay'ın yüzeyine indiğini açıkladı. Bununla birlikte Japonya Ay'a iniş yapan 5. ülke oldu.[91]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özel ve ticari girişimler</span></span><br />
<br />
13 Eylül 2007'de duyurulan Google Lunar X Prize (Google Ay X Ödülü) özel sektör tarafından finanse edilen Ay araştırmalarını artırmayı amaçlamaktadır. X Ödülü Vakfı, Ay üzerine robotik bir ay aracı gönderebilecek olan ve diğer bazı kriterlere uyacak olan herhangi bir kişiye 20 milyon dolar önermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsanların etkisi</span></span><br />
<br />
<br />
Ay'daki insan aktivitesinin izlerine ek olarak, Ay Müzesi sanat eseri, Apollo 11 iyi niyet mesajı, Ay Plakası, Ölen Astronot anıtı ve diğer insan yapımı nesneler Ay yüzeyinde yer almaktadır.<br />
Ay'ı ziyaret eden araçlar<br />
[92] Uzay Aracının Adı Fırlatılış Tarihi Bilgi<br />
Luna 2 12 Eylül 1959 Ay yüzeyine iniş yapan ilk araç. (Çarparak inebilmiştir)<br />
Ranger 7 28 Temmuz 1964 Ay'dan görüntü alan ilk araç.<br />
Ranger 8 17 Şubat 1965 Ay'dan görüntü aldı.<br />
Ranger 9 21 Mart 1965 Ay yüzeyinin dağlık bölgeleri görüntülendi.<br />
Luna 9 31 Ocak 1966 Ay'a yumuşak iniş yapan ilk araç, görüntüler aldı.<br />
Surveyor 1 30 Mayıs 1966 Ay'a yumuşak iniş yapan ilk ABD aracı, görüntüler aldı.<br />
Luna 13 21 Aralık 1966 Ay toprağının sertliğinin incelenmesi.<br />
Surveyor 3 17 Nisan 1967 Ay yüzeyinde ilk kez çukur kazıldı.<br />
Surveyor 5 8 Eylül 1967 Ay denizlerinin toprağı ilk kez incelendi.<br />
Surveyor 6 7 Kasım 1967 Ay denizlerinin toprağı ilk kez incelendi.<br />
Surveyor 7 7 Ocak 1968 Ay'daki dağlık bölgelere yumuşak iniş yapan ilk araç<br />
Apollo 11 16 Temmuz1969 Ay'a insanlı ilk iniş (Sessizlik Denizi'ne inildi)<br />
Apollo 12 14 Kasım 1969 İnsansız bir uzay aracının (Surveyor 3) yakınına insanlı ilk iniş<br />
Luna 16 12 Eylül 1970 Ay'dan toprak örnekleri getiren ilk araç<br />
Luna 17 10 Kasım 1970 Ay'a bir taşıt (Lunahod 1) indiren insansız ilk araç<br />
Apollo 14 31 Ocak 1971 Ay'da dağlık bölgeye (Fra Mauro) insanlı ilk iniş<br />
Apollo 15 26 Temmuz 1971 Ay yüzeyinde taşıtın ilk kez kullanılması<br />
Luna 20 14 Şubat 1972 Ay'ın dağlık bölgelerinden toprak örnekleri alındı<br />
Apollo 16 16 Nisan 1972 Ay'ın dağlık bölgelerinde ilk kez taşıtın kullanılması<br />
Apollo 17 7 Aralık 1972 Ay'a yapılan son insanlı uçuş<br />
Luna 21 8 Ocak 1973 Luna 20 ile aynı görev<br />
Luna 24 9 Ağustos 1976 Luna 20 ile aynı görev<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsan kavrayışı</span></span><br />
<br />
Ay birçok sanat ve edebiyat eserine konu olmuş ve sayısız başkalarına da ilhâm kaynağı olmuştur. Görsel sanatlar, sahne sanatları, şiir, yazın ve müzik için bir motif oluşturur. İrlanda'da Knowth'da bulunan 5.000 yıllık kaya üzerinde kazılı bulunan ve Ay'ı tasvir ettiği düşünülen eser keşfedilen en eski eserdir.[93] Birçok tarihöncesi ve antik kültürde Ay'ın tanrı olduğuna ve diğer doğaüstü fenomenlerin kaynağı olduğuna inanılırdı. Ay üzerindeki astrolojik görüşler günümüzde de yaygındır.<br />
<br />
Batı uygarlığında Ay hakkında bilimsel açıklama getiren ilk kişi Yunan filozof Anaxagoras olmuştur. Anaxagoras Güneş ve Ay'ın dev küresel kayalar olduğunu ve Ay'ın Güneş'in ışığını yansıttığını öne sürmüştür. Gökyüzü hakkında tanrıtanımaz görüşleri tutuklanmasına ve sürgüne gönderilmesine neden olmuştur.[94]<br />
<br />
Aristo'nun evren tanımında Ay değişken elementler (toprak, su, hava ve ateş) alanı ile Eter'in ölümsüz yıldızları arasındaki sınırı oluşturur. Bu ayrım yüzyıllar boyunca fiziğin bir parçasını oluşturmuştur.[95] <br />
<br />
<br />
Orta Çağ'a gelindiğinde, teleskobun keşfinden önce birçok kişi Ay'ın bir küre olduğunu kabul etti ancak "tamamen pürüzsüz" olduğuna inanılıyordu.[96] 1609'da, Galileo Galilei, Siderus Nuncius adlı kitabında Ay'ın ilk teleskobik çizimlerini yayımladı ve ay yüzeyinin pürüzsüz olmadığını, dağlar ve kraterlerden oluştuğunu yazdı. Daha sonra 17. yüzyılda Giovanni Battista Riccioli ve Francesco Maria Grimaldi Ay'ın bir haritasını çizerek birçok kratere günümüzde bilinen adlarını verdi. <br />
<br />
Haritalarda Ay yüzeyinin karanlık bölümleri maria ya da denizler ve açık bölümleri terrae ya da kıtalar olarak belirtilmiştir.<br />
<br />
Ay üzerinde bitki örtüsünün varlığı ve yaşam olabileceği düşüncesi 19. yüzyılın başlarına kadar önemli gök bilimciler tarafından bile dikkate alınmıştır. Parlak yüksek bölgeler ile koyu denizler arasındaki kontrast değişik kültürler tarafında Ay'daki adam, tavşan, buffalo ve bunun gibi çeşitli modellemelere yol açmıştır.<br />
<br />
1835'te Büyük Ay Aldatmacası birçok insanı Ay üzerinde egzotik hayvanların yaşadığına inandırmıştır.[97] Hemen hemen aynı zamanlarda (1834–1836 arasında) Wilhelm Beer ve Johann Heinrich Mädler dört ciltlik Mappa Selenographica 'yı ve 1837'de Der Mond adlı kitabı yayımlamaktaydı. Bu eserler Ay üzerinde su ve atmosfer olmadığını belirtiyordu.<br />
<br />
Ay'ın öteki yüzü 1959'da Luna 3 uzay sondası fırlatılana kadar bilinmiyordu. 1960'larda Lunar Orbiter programı tarafından haritası çıkarılmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yasal durumu</span></span><br />
<br />
Her ne kadar 1959 yılında Luna 2 ve bunu izleyen diğer inişlerde birçok Sovyetler Birliği bayrağı ile ABD bayrağı Ay yüzüne sembolik olarak dikilmişse de günümüzde Ay yüzeyi üzerinde hiçbir ulus hak iddia etmemektedir. Rusya ve ABD Ay'ı uluslararası sular ile aynı statüye koyan (res communis) Dış Uzay Anlaşması'nın taraflarıdır. Bu anlaşma aynı zamanda Ay'ın yalnızca barışçıl amaçlar için kulllanılmasını emreder ve askerî üsler ile kitle imha silahlarını ve her türden silahları yasaklar.[98]<br />
<br />
Ay kaynaklarının herhangi bir ülke tarafından tek başına kullanılmasını kısıtlayan ikinci bir anlaşma olarak Ay Anlaşması önerilmiştir ama uzay yolculuğuna çıkabilen ülkelerden hiçbiri bu anlaşmayı imzalamamıştır. Çeşitli kişiler Ay üzerinde tamamen ya da kısmen hak iddia etse de bunlar dikkate alınmamıştır.[99] <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[EYFEL KULESİ]]></title>
			<link>https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=26495</link>
			<pubDate>Sun, 25 Feb 2024 19:37:59 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://bizdeforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Hamdullah</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=26495</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">EYFEL KULESİ</span></span><br />
<br />
Alm. Der Eiffelsturm, Fr. La Tour Eiffel, İng. The Eiffel Tower. Paris’in sembolü. Demir teknolojisiyle yapılan önemli bir yapı. 1889’da Fransız İhtilâlinin 100. yıldönümünü kutlama gösterileri için inşâ edildi. Fransız mühendis Aleksandır Gustave Eiffel, yüksek demiryolu köprülerin yapımındaki tecrübesine dayanarak kulenin dizaynını yaptı. Hazırlanan detaylı plânlarla, kulenin 12.000 metal parçası üretildi ve birleştirme düzenine göre numaralandırıldı. Kullanılan 2,5 milyon perçinden çoğunluğu kule inşâ edilmeden önce yerine takıldı. Büyük dev proje aksaklık olmaksızın öyle sistemle yürüdü ki, bir işçi bile hayâtını kaybetmedi. Asansörleri hâriç kule 26,5 ayda tamamlandı. <br />
<br />
Eyfel Kulesi rüzgâra minimum direnç sağlayan kafes sistemli olarak yapılmıştır. Kuvvetli kasırgalarda kulenin tahmîni salınımı sâdece 22 santimetredir. 7000 tonun üzerinde yüksek kaliteli dövme demirden 2.25 metrekarelik 4 payanda (Pier) üzerine oturtulmuştur. Kulede birbirinden farklı üç tâne kat vardır. 57 m yüksekliğindeki ek platformun altında 4 tane dörtgen ayak kemerlerle birleştirilmiştir. Yerden 115 m yüksekliğindeki ikinci platformda ayaklar tamâmiyle birbirlerine yakındır. Üçüncü platform yerden 276 m yüksekliğindedir. Bu platformun üzerinde fener ve son teras vardır. 1959’da radyo anteninin ilâvesiyle kulenin yüksekliği yaklaşık 300 metreden 320 metreye çıkmıştır. <br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">EYFEL KULESİ</span></span><br />
<br />
Alm. Der Eiffelsturm, Fr. La Tour Eiffel, İng. The Eiffel Tower. Paris’in sembolü. Demir teknolojisiyle yapılan önemli bir yapı. 1889’da Fransız İhtilâlinin 100. yıldönümünü kutlama gösterileri için inşâ edildi. Fransız mühendis Aleksandır Gustave Eiffel, yüksek demiryolu köprülerin yapımındaki tecrübesine dayanarak kulenin dizaynını yaptı. Hazırlanan detaylı plânlarla, kulenin 12.000 metal parçası üretildi ve birleştirme düzenine göre numaralandırıldı. Kullanılan 2,5 milyon perçinden çoğunluğu kule inşâ edilmeden önce yerine takıldı. Büyük dev proje aksaklık olmaksızın öyle sistemle yürüdü ki, bir işçi bile hayâtını kaybetmedi. Asansörleri hâriç kule 26,5 ayda tamamlandı. <br />
<br />
Eyfel Kulesi rüzgâra minimum direnç sağlayan kafes sistemli olarak yapılmıştır. Kuvvetli kasırgalarda kulenin tahmîni salınımı sâdece 22 santimetredir. 7000 tonun üzerinde yüksek kaliteli dövme demirden 2.25 metrekarelik 4 payanda (Pier) üzerine oturtulmuştur. Kulede birbirinden farklı üç tâne kat vardır. 57 m yüksekliğindeki ek platformun altında 4 tane dörtgen ayak kemerlerle birleştirilmiştir. Yerden 115 m yüksekliğindeki ikinci platformda ayaklar tamâmiyle birbirlerine yakındır. Üçüncü platform yerden 276 m yüksekliğindedir. Bu platformun üzerinde fener ve son teras vardır. 1959’da radyo anteninin ilâvesiyle kulenin yüksekliği yaklaşık 300 metreden 320 metreye çıkmıştır. <br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[EVEREST]]></title>
			<link>https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=26491</link>
			<pubDate>Sun, 25 Feb 2024 19:32:45 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://bizdeforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Hamdullah</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=26491</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">EVEREST</span></span><br />
<br />
Dünyânın en yüksek tepesi. Himalaya Dağlarından birisidir. Tibet ve Nepal hudûdunda, 28° kuzey 87° doğu koordinatlarına yakındır. 1852 senesinden beri insanlar, tepenin yüksekliğini (rakımını) tahmine çalışmaktaydı. 1954 senesindeki tahminlere göre rakım, 8848-8851 m idi. Hindistan’da bulunan Sır George Everest’in adına izâfeten bu dağa Everest denmesi umûmî olarak kabul edilmiştir. Mahallî bir isim olan Chomolungma, sâdece zirve için değil bölge için kullanılır. <br />
<br />
Everest Tepesinin zirvesinden, kuzeydoğuya doğru inerken önce bir omuza inilir. Sonra bir boyuna gelinir. Kuzeye doğru olan Rongbuk ve Doğu Rongbuk buzulları Tibet’e kadar uzanır. Bu iki buzulun üstünde kuzey geçidi vardır. Güney doğu yamaçları güney geçidine kadar iner. Bunun altında Batı Cwm’i adlı düzlük vardır. Burası Khumbu buzuluna çıkarak Nepal’in güneyine ulaşır. Batı yamaçlar hudûda kadar iner. Dağın tabandan rakımı 5200-5500 metredir. Çok zamandan beri Tibet yolculara geçiş izni vermiyordu. Dalai Lama 1921’de doğudan ve kuzeyden Everest bölgesini keşfetmesi için İngiliz kâşiflerine izin verdi. Bu keşif partisi, Kraliyet Coğrafya Kurulu ve Alp Kulübü tarafından desteklendi. Başdağcı Geor H.Leigh-Mallory idi. Bu grup, 6980 metredeki kuzey geçidine doğu yamacından ulaştılar. İkinci keşif grubu 1922’de 8230 metreye oksijen tüpsüz, 8320 metreye de tüplü olarak tırmandı. 7 kişi çığ altında öldü. 1924’te üçüncü kâfile E.F.Norto’un başkanlığında 8573’üncü metreye ulaştı. Fakat Mallary ve Andrew adlı dağcılar daha yükseğe tırmanmak istedilerse de kayboldular. <br />
<br />
1930’lardaki teşebbüsler Tibet tarafındaki yamaçlardan yapılarak, 1933 senesinde ilk defâ tepenin üzerinden uçuş gerçekleşti. 1950’de Tibet, Çinlilerin eline geçtiği zaman hudutları kapatılmıştı. Nepal, Amerikalılara tepeye güneyden çıkmak için izin verdi. Daha sonraki hesaplamalar, güney geçidine (7880 m) Khumbu buzulu vâsıtasıyla Batı Cwm’den giderek ulaşılabileceğini gösterdi. 1952’de İsviçreli Raymond Lambert ve Sherpa Tenzins Norkay, oksijen tüpleriyle 8535 metreye tırmanmaya muvaffak oldular. Ertesi sene, Lord Hunt, Güney Geçidine vardı. Nihâyet 29 Mayıs 1953’te Edmund Hillary ve Tenzing Norgay 8500 metrede oksijen tüpleriyle kamp kurarak ilk defâ Everest’in zirvesine çıkmayı başardılar. <br />
<br />
1956’da İsviçreli bir grup, komşu zirvelerden en alçağı olan Lhotse’ye (8501 m) tırmandılar. Daha sonra Güney geçidinden ikinci ve üçüncü tırmanmayı başardılar. 1963’te Amerikalı bir grup Norman Dyhrcufurt başkanlığında Güney geçidinden iki defâ tırmanmayı başardılar. <br />
<br />
1965’te 9 Hintli dağcı 4 parti hâlinde zirveye ulaştılar. <br />
<br />
1975’te Japon Cunko Tabei, Nepalli Ang Tsering eşliğinde doruğa ulaşan ilk kadın dağcı oldu. Aynı sene iki İngiliz dağcı Everest Dağına güneybatı tarafından tırmandılar. Kuzey duvarında ise 1980’de iki Japon dağcı da doruğa ulaştılar. <br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">EVEREST</span></span><br />
<br />
Dünyânın en yüksek tepesi. Himalaya Dağlarından birisidir. Tibet ve Nepal hudûdunda, 28° kuzey 87° doğu koordinatlarına yakındır. 1852 senesinden beri insanlar, tepenin yüksekliğini (rakımını) tahmine çalışmaktaydı. 1954 senesindeki tahminlere göre rakım, 8848-8851 m idi. Hindistan’da bulunan Sır George Everest’in adına izâfeten bu dağa Everest denmesi umûmî olarak kabul edilmiştir. Mahallî bir isim olan Chomolungma, sâdece zirve için değil bölge için kullanılır. <br />
<br />
Everest Tepesinin zirvesinden, kuzeydoğuya doğru inerken önce bir omuza inilir. Sonra bir boyuna gelinir. Kuzeye doğru olan Rongbuk ve Doğu Rongbuk buzulları Tibet’e kadar uzanır. Bu iki buzulun üstünde kuzey geçidi vardır. Güney doğu yamaçları güney geçidine kadar iner. Bunun altında Batı Cwm’i adlı düzlük vardır. Burası Khumbu buzuluna çıkarak Nepal’in güneyine ulaşır. Batı yamaçlar hudûda kadar iner. Dağın tabandan rakımı 5200-5500 metredir. Çok zamandan beri Tibet yolculara geçiş izni vermiyordu. Dalai Lama 1921’de doğudan ve kuzeyden Everest bölgesini keşfetmesi için İngiliz kâşiflerine izin verdi. Bu keşif partisi, Kraliyet Coğrafya Kurulu ve Alp Kulübü tarafından desteklendi. Başdağcı Geor H.Leigh-Mallory idi. Bu grup, 6980 metredeki kuzey geçidine doğu yamacından ulaştılar. İkinci keşif grubu 1922’de 8230 metreye oksijen tüpsüz, 8320 metreye de tüplü olarak tırmandı. 7 kişi çığ altında öldü. 1924’te üçüncü kâfile E.F.Norto’un başkanlığında 8573’üncü metreye ulaştı. Fakat Mallary ve Andrew adlı dağcılar daha yükseğe tırmanmak istedilerse de kayboldular. <br />
<br />
1930’lardaki teşebbüsler Tibet tarafındaki yamaçlardan yapılarak, 1933 senesinde ilk defâ tepenin üzerinden uçuş gerçekleşti. 1950’de Tibet, Çinlilerin eline geçtiği zaman hudutları kapatılmıştı. Nepal, Amerikalılara tepeye güneyden çıkmak için izin verdi. Daha sonraki hesaplamalar, güney geçidine (7880 m) Khumbu buzulu vâsıtasıyla Batı Cwm’den giderek ulaşılabileceğini gösterdi. 1952’de İsviçreli Raymond Lambert ve Sherpa Tenzins Norkay, oksijen tüpleriyle 8535 metreye tırmanmaya muvaffak oldular. Ertesi sene, Lord Hunt, Güney Geçidine vardı. Nihâyet 29 Mayıs 1953’te Edmund Hillary ve Tenzing Norgay 8500 metrede oksijen tüpleriyle kamp kurarak ilk defâ Everest’in zirvesine çıkmayı başardılar. <br />
<br />
1956’da İsviçreli bir grup, komşu zirvelerden en alçağı olan Lhotse’ye (8501 m) tırmandılar. Daha sonra Güney geçidinden ikinci ve üçüncü tırmanmayı başardılar. 1963’te Amerikalı bir grup Norman Dyhrcufurt başkanlığında Güney geçidinden iki defâ tırmanmayı başardılar. <br />
<br />
1965’te 9 Hintli dağcı 4 parti hâlinde zirveye ulaştılar. <br />
<br />
1975’te Japon Cunko Tabei, Nepalli Ang Tsering eşliğinde doruğa ulaşan ilk kadın dağcı oldu. Aynı sene iki İngiliz dağcı Everest Dağına güneybatı tarafından tırmandılar. Kuzey duvarında ise 1980’de iki Japon dağcı da doruğa ulaştılar. <br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ETNA]]></title>
			<link>https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=26489</link>
			<pubDate>Sun, 25 Feb 2024 19:24:05 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://bizdeforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Hamdullah</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=26489</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ETNA</span></span><br />
<br />
Sicilya Adasında Avrupa’nın en yüksek, dünyânın ise büyük volkanlarından biri. Faal bir volkandır. Catania’nın 29 km kuzeyindedir. Eski Yunanca ismi Aitne, Roma dilinde Aetna idi. Sicilyalılar bugün Mongibello demektedirler. Deniz seviyesinden 3308 m yüksektedir. Volkanın bir iç, bir de dış konisi vardır. İç konisinin içinde ana krater bulunur. Dış koninin ise uç kısmı patlamalardan mütevellit kısalmıştır. İç koninin yüksekliği 3260 m olup, boyu gittikçe azalmaktadır. 1190 kilometrekarelik bir alanı kaplar. Dış koninin bu kadar büyük olmasının sebebi, yamaçlarında yüzlerce parazit kül konisi bulunmasıdır. Ayrıca üst üste gelen lav akıntılarının da bunda rolü büyüktür. Zirve kraterinden itibaren 32 kilometrelik yarıçaplı bir dâire içinde 200’den fazla parazit konisi vardır. Parazit konilere yatay patlamalar sebeb olmaktadır. Bu konilerden Rossi Dağı gibi bâzıları Etna’nın tabanından 135 m yüksektedir. Dağın etrâfını bir demir yolu çevirmektedir. Uzak ve az meyilli bölgelerdeki topraklar çok verimlidir. Böyle yerler değerlendirilmektedir. Nisbeten biraz daha meyilli olan bölgeler ormanlıktır. Ormanlık bölgeden biraz daha yükseğe çıkınca küllerle dolu bir bölgeye gelinir. <br />
<br />
Etna’nın uzun bir faaliyet tarihçesi vardır. Vezüv’den farklı özelliklere sâhiptir. M.Ö. 475 senesinden beri 200’den fazla patlama kaydedilmiştir. M.Ö. 800’de Homer, Etna Dağından bahsetmiştir. Virgil (M.Ö. 70-M.S. 19), eseri Aeneid’de Etna’nın bir patlamasını tasvir etmiştir. Diodorus Siculus’a göre M.Ö. 396’da Etna Dağından akan 3 km genişliğinde 38 km uzunluğundaki bir lav akıntısı Kartaca ordusunun ilerlemesini engellemiştir. Felâketlere sebeb olan patlamalardan tesbit edilen başlıcaları, 1169, 1329, 1536, 1669 târihlerinde vukû bulmuştur. Bunlardan 1169 püskürmesi en şiddetlisidir. Bu sırada zirve konisi tamamen alçalmış, 16 km uzunluğudaki muazzam lav akıntısı, Cataina şehrini harab ederek, denize ulaşmıştır. 1971’de ise krater yakınındaki 99 senelik rasathane patlama sebebi ile tahrip olmuştur. G.İmbo tarafından, Etna Dağının volkanik faaliyetlerinin târihçesi üzerinde 1669’dan 1928’e kadar olan dönemi ihtivâ eden bir çalışma yapılmıştır. Bu dönemde 33 patlama oldu. Patlama aralıkları ortalama 8 seneden azdır. 1755’ten 1923’e kadar vukû bulan patlamalar aşağı-yukarı 6,5 senelik periyotlara rastgelir. G.İmbo bunu 3 dönem kabul eder:<br />
<br />
1755-1898 - 54 sene. <br />
<br />
1809-1865 - 56 sene. <br />
<br />
1865-1908 - 43 sene. <br />
<br />
1908-1971 arası sükun devresidir. Etna’nın patlamaları “çevresel patlamalar”dır. “Lavlar koninin yamaçlarındaki yarıklardan çıkar. Genellikle fissürlerin üst kısımlarında patlamalı erüpsiyonlar ile kül konileri meydana gelirken, alt kısımlarından lavlar çıkar. Bâzı çok kuvvetli püskürmelerde lavlar kırıkların üst kısımlarından da çıkar ve yarığı tamâmen kaplayıncaya kadar devâm eder. G.İmbo’nun tesbit ettiği volkanik faaliyet periyoduna göre Etna’da 1963 yılında yeni bir püskürmenin olması gerekirdi. Zîrâ, kabul ettiği 55 yıllık dönem bu târihe rastlamaktaydı. Zayıf püskürmeler, 1963 yılına kadar ortalama 7 yıllık aralıklarla daha önce mevcut kırıklar üzerinde meydana geldi. Son iki lav akıntısı 1951’de ve 1958 yıllarında görüldü. Ayrıca, tahmin edilen 1963 erüpsiyonu 8 yıllık bir gecikmeyle 1971 yılında vukû buldu. <br />
<br />
Sicilya’nın doğusunda sıralanmış 262 püskürme merkezi müşâhede edildi. Jeologlar kırık üzerinde meydana gelecek erüpsiyonların zamânını tahmin edebilmektedir. <br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ETNA</span></span><br />
<br />
Sicilya Adasında Avrupa’nın en yüksek, dünyânın ise büyük volkanlarından biri. Faal bir volkandır. Catania’nın 29 km kuzeyindedir. Eski Yunanca ismi Aitne, Roma dilinde Aetna idi. Sicilyalılar bugün Mongibello demektedirler. Deniz seviyesinden 3308 m yüksektedir. Volkanın bir iç, bir de dış konisi vardır. İç konisinin içinde ana krater bulunur. Dış koninin ise uç kısmı patlamalardan mütevellit kısalmıştır. İç koninin yüksekliği 3260 m olup, boyu gittikçe azalmaktadır. 1190 kilometrekarelik bir alanı kaplar. Dış koninin bu kadar büyük olmasının sebebi, yamaçlarında yüzlerce parazit kül konisi bulunmasıdır. Ayrıca üst üste gelen lav akıntılarının da bunda rolü büyüktür. Zirve kraterinden itibaren 32 kilometrelik yarıçaplı bir dâire içinde 200’den fazla parazit konisi vardır. Parazit konilere yatay patlamalar sebeb olmaktadır. Bu konilerden Rossi Dağı gibi bâzıları Etna’nın tabanından 135 m yüksektedir. Dağın etrâfını bir demir yolu çevirmektedir. Uzak ve az meyilli bölgelerdeki topraklar çok verimlidir. Böyle yerler değerlendirilmektedir. Nisbeten biraz daha meyilli olan bölgeler ormanlıktır. Ormanlık bölgeden biraz daha yükseğe çıkınca küllerle dolu bir bölgeye gelinir. <br />
<br />
Etna’nın uzun bir faaliyet tarihçesi vardır. Vezüv’den farklı özelliklere sâhiptir. M.Ö. 475 senesinden beri 200’den fazla patlama kaydedilmiştir. M.Ö. 800’de Homer, Etna Dağından bahsetmiştir. Virgil (M.Ö. 70-M.S. 19), eseri Aeneid’de Etna’nın bir patlamasını tasvir etmiştir. Diodorus Siculus’a göre M.Ö. 396’da Etna Dağından akan 3 km genişliğinde 38 km uzunluğundaki bir lav akıntısı Kartaca ordusunun ilerlemesini engellemiştir. Felâketlere sebeb olan patlamalardan tesbit edilen başlıcaları, 1169, 1329, 1536, 1669 târihlerinde vukû bulmuştur. Bunlardan 1169 püskürmesi en şiddetlisidir. Bu sırada zirve konisi tamamen alçalmış, 16 km uzunluğudaki muazzam lav akıntısı, Cataina şehrini harab ederek, denize ulaşmıştır. 1971’de ise krater yakınındaki 99 senelik rasathane patlama sebebi ile tahrip olmuştur. G.İmbo tarafından, Etna Dağının volkanik faaliyetlerinin târihçesi üzerinde 1669’dan 1928’e kadar olan dönemi ihtivâ eden bir çalışma yapılmıştır. Bu dönemde 33 patlama oldu. Patlama aralıkları ortalama 8 seneden azdır. 1755’ten 1923’e kadar vukû bulan patlamalar aşağı-yukarı 6,5 senelik periyotlara rastgelir. G.İmbo bunu 3 dönem kabul eder:<br />
<br />
1755-1898 - 54 sene. <br />
<br />
1809-1865 - 56 sene. <br />
<br />
1865-1908 - 43 sene. <br />
<br />
1908-1971 arası sükun devresidir. Etna’nın patlamaları “çevresel patlamalar”dır. “Lavlar koninin yamaçlarındaki yarıklardan çıkar. Genellikle fissürlerin üst kısımlarında patlamalı erüpsiyonlar ile kül konileri meydana gelirken, alt kısımlarından lavlar çıkar. Bâzı çok kuvvetli püskürmelerde lavlar kırıkların üst kısımlarından da çıkar ve yarığı tamâmen kaplayıncaya kadar devâm eder. G.İmbo’nun tesbit ettiği volkanik faaliyet periyoduna göre Etna’da 1963 yılında yeni bir püskürmenin olması gerekirdi. Zîrâ, kabul ettiği 55 yıllık dönem bu târihe rastlamaktaydı. Zayıf püskürmeler, 1963 yılına kadar ortalama 7 yıllık aralıklarla daha önce mevcut kırıklar üzerinde meydana geldi. Son iki lav akıntısı 1951’de ve 1958 yıllarında görüldü. Ayrıca, tahmin edilen 1963 erüpsiyonu 8 yıllık bir gecikmeyle 1971 yılında vukû buldu. <br />
<br />
Sicilya’nın doğusunda sıralanmış 262 püskürme merkezi müşâhede edildi. Jeologlar kırık üzerinde meydana gelecek erüpsiyonların zamânını tahmin edebilmektedir. <br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ETİYOPYA]]></title>
			<link>https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=26488</link>
			<pubDate>Sun, 25 Feb 2024 19:23:24 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://bizdeforum.com/member.php?action=profile&uid=8">Hamdullah</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://bizdeforum.com/showthread.php?tid=26488</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ETİYOPYA</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEVLETİN ADI</span><br />
Etiyopya Demokratik Halk Cumhûriyeti<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BAŞŞEHRİ</span><br />
Addis Ababa<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NÜFÛSU</span><br />
45.600.000<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YÜZÖLÇÜMÜ</span><br />
1.106.100 km2<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RESMÎ DİLİ</span><br />
Amharca<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÎNİ</span><br />
Hıristiyanlık ve İslâmiyet<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PARA BİRİMİ</span><br />
Etiyopya Birri<br />
 Doğu Afrika’da bulunan bir devlet. Kuzeyinde Sudan ve Eritre, doğusunda Cibuti ve Somali, güneyinde Kenya, batısında yine Sudan yer alır. Afrika’nın en eski bağımsız devletidir. Batı-doğu yönünde 33° ile 48° doğu boylamları, kuzey güney yönünde ise 3°30’ ile 18° kuzey paralelleri arasında bulunur.<br />
Târihi<br />
Etiyopya, bilhassa mîlâdın ilk yıllarından beri köklü bir geleneği olan Afrika’nın en eski bağımsız devletidir. Yalnız gayri sâfi millî hâsıla ile kişi başına düşen doktor, araba sayısı gibi değerler yönünden diğer Afrika ülkelerinden geridir. Târihî çağlar içinde ilk yerleşenler Hami ve Sudanlı soyundan kabîlelerdir. Mîlâdî birinci yüzyılda kurulan Aksum Krallığı 7. yüzyılda yıkılmıştır. Ülkenin Arap hâkimiyetine geçmesinden önce Yemen’de bulunan Habeşli kumandan Ebrehe, ordusuyla Mekke’ye yürüdüyse de Ebâbil kuşlarının hücûmuyla bütün ordu perişan olmuştur. Bu durum Kur’ân-ı kerîmde Fil sûresinde şöyle anlatılmaktadır:<br />
(Ey Resûlüm!) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabbinin, fil sâhiplerine neler ettiğini görmedin mi? O, bunların kötü plânlarını boşa çıkarmadı mı? O, bunların üzerine bölük bölük kuşlar gönderdi ki bunlar onlara </span>(fil sâhiplerine) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">pişkin tuğladan </span>(yapılmış) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">taşlar atıyordu. Derken Allah onları yenik ekin ve yaprağı gibi yapıverdi.</span><br />
Bu sırada Kızıldeniz’in iki yakasının Bizans müttefiklerinde olmasını istemeyen İranlılar 572 yılında Aksum Devletine son verdiler. Peygamberimiz aleyhisselâm zamânında, Mekke’nin ticârî hayâtının gelişmesiyle Habeşistan önem kazandı. Bu zamanda bâzı Müslümanlar buraya göç ettiler. Kızıldeniz kıyılarında İslâmiyet yayılınca, Aksum Krallığı güneye doğru kaydı. Bu sırada Zague ve Salamon Hânedânları 1285 yılına kadar başta kaldılar. Bu târihte İfat SultanıAli ibni Valaşma ile (Akîl ibni Ebî Tâlib soyundan) Müslüman Habeşistan Devleti kuruldu. On altıncı yüzyılda Arapların bu ülkeye yaptığı seferler karşısında ülkenin tamâmen Müslüman olmasını önlemek için Portekizlilerden yardım istendi. Portekizliler bunu fırsat bilerek ülkeye hâkim oldular. Bir ara derebeyleriyle din adamları arasındaki anlaşmazlıklarla ülke sarsıntı geçirmişse de Portekiz veİtalyan kiliselerinin çalışmaları ile 1855’te Kassa, İkinci Tevodros adıyla tahta çıkarılarak, Müslüman hâkimiyetine son verildi.<br />
1889 yılında İkinci Menelik’in Habeşistan imparatoru olarak taç giymesiyle idâre tekrar Salamon Hânedânına geçti. İtalya, İngiltere ve Fransa gibi Avrupa devletlerinin uğraşması ile nihâyet 2 Kasım 1930’da Necâşi Haile Selâsiye taç giydi. Necaşi ünvanı “nagaş” kelimesinden ve bu da “vergi” mânâsındaki “ngş” kökünden gelmektedir. 1935 yılında Mussolini zamânında İtalyanlar ülkeyi işgâl etmişse de İkinci Dünyâ Savaşı sonunda çekilmek zorunda kalmışlardır.<br />
Haile Selâsiye 1975 yılına kadar başta kaldı ve uzun süren iktidârı sırasında Habeşistan’da bulunan Müslümanlara dînî, siyâsî, kültürel çeşitli baskı ve zulümler yaptı. 1975’te askerî bir darbe ile iktidârdan uzaklaştırıldı. Ülkede yeni idareyi kuran hükûmet, sol temâyüllü olduğundan, Rusya ile her sâhada yakın ilişkiler içine girdi. Müslümanlara yapılan baskı ve zulümler bu hükûmet zamânında da artarak devâm ettiğinden Eritreli Müslümanlar ile hükûmet kuvvetleri arasında çarpışmalar zaman zaman şiddetlenerek devâm etti. 1987’de yeni Anayasa kabûl edildi ve yapılan seçimler sonunda askerî yönetime son verilerek komünist parti iktidar oldu. Etiyopya Cumhûriyeti, Afrika Birliğine ve Birleşmiş Milletler Teşkilâtına üyedir.<br />
1974’ten bu yana Etiyopya’yı idâre eden askeri cunta lideri bilâhare devlet başkanı Albay Haile Mariam Mengitsu’nun ülke dışına Haziran 1990’da kaçışından sonra; Etiyopya Halk Kurtuluş Cephesi liderliğindeki (Eritre Halk Kurtuluş Cephesi, Tigre Halk Kurtuluş Cephesi ve Oromo Özgürlük Cephesi) büyük direniş grubu Etiyopya iktidârını ele geçirdi. Yüzde 70’i Müslüman olan Eritre Halk Kurtuluş Cephesi 30 yıldır işgal altında olan Eritre’yi kurtardı, başkent Asmara ile Kızıldeniz’deki Assab ve Massawa liman şehirlerini de kontrolları altına aldı. 1993’te yapılan halk oylaması neticesinde Eritre bağımsızlığını kazandı.<br />
Fizikî Yapı<br />
Etiyopya genelde dağlık ve platolarla kaplı bir ülkedir. Fakat kuzeyde Eritre bölgesinde deniz seviyesinden 120 m kadar daha aşağıda bulunan 150 km2 genişliğindeki Afar Çukurluğu da bu ülkededir. Afar Çukurluğu faylarla ve volkanik faâliyetlerle Kızıldeniz’den ayrılmış olup, kuruyan tabanı 900 m kalınlığında tuz tortullarıyla kaplıdır. Bu yerde yer yer faylar boyunca lavlar sızmakta ve bâzı kraterlerinden de bol sodalı ve kükürtlü sıcak su kaynakları çıkmaktadır.<br />
Ülkeyi yaklaşık kuzey-güney yönünde “Rift Vâdisi” denilen büyük bir kırık hattı kesmektedir. Bu kırık hattı boyunca meydana gelmiş olan çöküntü hendeği aynı zamanda doğmakta olan bir okyanusun ortasında yer almaktadır. Yapılan incelemelere göre doğudaki Etyopien ve Arabistan blokları ile batıdaki Afrika blokları devamlı birbirinden uzaklaşmaktadır. Meselâ yılda en az 1 mm olan bu uzaklaşma Kızıldeniz çevresinde yılda 2 cm’yi bulmaktadır.<br />
Rift Walley denilen bu çöküntü hendeğinin batısında merkez platosu yer alır. Bu plato üzerinde yer yer yüksek dağlar ve Ambas denilen yassı tepeler bulunmaktadır. Genelde 2000 m’nin üzerinde olan bu plato alanında 4543 m ile en önemli yükselti Daşan Dağıdır. Akarsularla da parçalanmış olan bu plato alanı aynı zamanda nüfûsun yoğun olduğu bir bölgedir.<br />
Çöküntü hendeğinin doğusunda kalan plato alanı Somali Platosudur. Burası da akarsularla parçalanmıştır ve Urgoma Dağlarında yükselti 5340 m’yi bulur.<br />
Önemli akarsuları Şebeli, Tana Gölünden doğan Mâvi Nil, Omo’dur. Nil Nehrinin çöllerde kuruyup, kaybolup gitmesini engelleyen Sobat, Mâvi Nil (Bahr-ül Azrak) ve Atbara kolları bu ülkeden beslenmektedir. Mâvi Nil ülkenin en önemli gölü olan 1830 m yüksekliğindeki Tana Gölünden doğmaktadır. Ortadaki çöküntü hendeği boyunca yer yer çok sayıda akarsu ve göl bulunmaktadır. Zivay, Şala, Tana, Avasa gölleri gibi. Ayrıca doğusunda Hint Okyanusuna ulaşan Juba ile Vebbi Cebeli akarsuları da bu ülkeden kaynaklarını almaktadır. Fakat ulaşım yapılabilen tek akarsu kısa olan Baro Nehridir.<br />
İklimi<br />
Enlem îtibâriyle subekvatoral ve tropikal iklim kuşağı üzerinde bulunan ülkenin esas iklim özelliğini dikey yöndeki yükselti fazlalığı meydana getirmektedir. 1800 m yükseltinin altındaki yerlerde gerçek mânâda subekvatoral iklim görülür. Buralarda en fazla sıcaklık 40°C’yi bulur. En sıcak ayın ortalaması 33°C, en soğuk ayın ortalaması ise 21°C’ dir.<br />
2400 m ile 3200 m yükseklikte bulunan yerlerde tam bir ılıman iklim görülür. Buralarda ortalama sıcaklık 16°C’dir.<br />
Yağış ortalaması bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Güneybatıda 2500 mm olan yağış miktarı, kuzeydoğuda 50 milimetreye kadar düşer.<br />
Tabiî Kaynakları<br />
Günümüzde yakıt olarak ormanların kesilmesiyle sâdece güneybatıdaki geçit vermeyen ormanlar kalmıştır. Alçak yerlerde step ve savanlar hâkimdir. Yüksek yerleri ise baobab, çınar, incir ve hurma ağaçları kaplar. Avustralya’dan getirilerek yetiştirilen okaliptus ağaçları ile ülkenin odun ihtiyâcı karşılanmaktadır. Etiyopya yabânî hayvan bakımından zengin bir ülkedir. Zürâfâ, zebra, fil, aslan, antilop, suaygırı ve deve kuşu gibi hayvanlara çok rastlanmaktadır. Bunun yanında kartal, papağan ve maymun da çok bulunmaktadır.<br />
Etiyopya, mâden kaynakları bakımından fakir bir ülkedir. En çok üretilen mâden, tuzdur. Az miktarda plâtin, demir, manganez ve altın bulunmaktadır.<br />
Nüfus ve Sosyal Hayat<br />
Arabistan’dan gelerek buraya yerleşen Hâmîler ve Sâmî Amharalar Etiyopya’nın en büyük etnik gruplarını meydana getirirler. Nüfûsun % 35’ini meydana getiren Amharalar ülkede söz sâhibidirler. Halkın % 90’ı köylerde yaşamaktadır. Önemli şehirleri Asmara, Addis Ababa, Dire Dava, Gonder, Desse, Harar ve Mitsiva’dır.<br />
Halkın % 55’i Hıristiyan, % 37’si Müslüman, % 8’i ise diğer dinlere mensuptur. Eğitim ve öğretim çok geri olup halkın ancak % 3,7’si okuma yazma bilmektedir. İlk üniversitesi ancak 1951 yılında açıldı.<br />
Siyâsî Hayat<br />
1974 yılına kadar bir krallık olan Etiyopya’da kral devrilerek 1975’te rejimin cuntacılar tarafından değiştirildiği îlân edildi. Cunta sosyalist bir rejimi benimsedi. 1987’de kabul edilen anayasa ile seçimler yapılarak demokrasiye geçildi.<br />
Ekonomi<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarım: </span>Ekonomisi tarıma dayalı olan Etiyopya, topraklarının % 50’sinde zirâat yapılmaktadır. Fakat tarım araç ve gereçleri çok ilkel olduğundan yüksek seviyede ürün alınmaz. Buğday, arpa, yulaf, mısır, darı başta olmak üzere çeşitli meyve ve sebze yetiştirilmektedir. Bunun yanında pamuk, şekerkamışı, muz gibi Akdeniz ürünleri de yetiştirilmektedir. Yetiştirilen ürünler ülke ihtiyâcını karşılar. Kahve ise en önemli gelir getiren ihraç ürünüdür.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hayvancılık: </span>İklim ve tabiat şartlarının müsâit olması sebebiyle çok yapılmaktadır. Sığır, at, katır, deve ve koyun çok miktarda beslenmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Endüstri: </span>Etiyopya’da bulunan fabrikalar dokuma, deri, mobilya, çimento, kimyevî maddeler ve sigara üzerinedir. Sanâyinin gelişmesi için gerekli olan enerjiden yoksundur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ticâret: </span>Etiyopya, kahve, deri, post, yağlı tohumlar ve baklagiller ihraç eder. Makina, ulaşım techizatları, inşaat malzemeleri ve petrol ürünlerini ithal etmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ulaşım: </span>Ülkenin engebeli oluşu ulaşımı engellemektedir. 35.000 kilometreyi bulan karayolu ile 800 km kadar demiryolu şebekesi vardır. Elverişsiz şartlara rağmen dış hatlarda da çalışan önemli hava yolları ağı kurulmuştur. Önemli limanları Massava ve Assab’dır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ETİYOPYA</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEVLETİN ADI</span><br />
Etiyopya Demokratik Halk Cumhûriyeti<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BAŞŞEHRİ</span><br />
Addis Ababa<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NÜFÛSU</span><br />
45.600.000<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YÜZÖLÇÜMÜ</span><br />
1.106.100 km2<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RESMÎ DİLİ</span><br />
Amharca<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÎNİ</span><br />
Hıristiyanlık ve İslâmiyet<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PARA BİRİMİ</span><br />
Etiyopya Birri<br />
 Doğu Afrika’da bulunan bir devlet. Kuzeyinde Sudan ve Eritre, doğusunda Cibuti ve Somali, güneyinde Kenya, batısında yine Sudan yer alır. Afrika’nın en eski bağımsız devletidir. Batı-doğu yönünde 33° ile 48° doğu boylamları, kuzey güney yönünde ise 3°30’ ile 18° kuzey paralelleri arasında bulunur.<br />
Târihi<br />
Etiyopya, bilhassa mîlâdın ilk yıllarından beri köklü bir geleneği olan Afrika’nın en eski bağımsız devletidir. Yalnız gayri sâfi millî hâsıla ile kişi başına düşen doktor, araba sayısı gibi değerler yönünden diğer Afrika ülkelerinden geridir. Târihî çağlar içinde ilk yerleşenler Hami ve Sudanlı soyundan kabîlelerdir. Mîlâdî birinci yüzyılda kurulan Aksum Krallığı 7. yüzyılda yıkılmıştır. Ülkenin Arap hâkimiyetine geçmesinden önce Yemen’de bulunan Habeşli kumandan Ebrehe, ordusuyla Mekke’ye yürüdüyse de Ebâbil kuşlarının hücûmuyla bütün ordu perişan olmuştur. Bu durum Kur’ân-ı kerîmde Fil sûresinde şöyle anlatılmaktadır:<br />
(Ey Resûlüm!) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabbinin, fil sâhiplerine neler ettiğini görmedin mi? O, bunların kötü plânlarını boşa çıkarmadı mı? O, bunların üzerine bölük bölük kuşlar gönderdi ki bunlar onlara </span>(fil sâhiplerine) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">pişkin tuğladan </span>(yapılmış) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">taşlar atıyordu. Derken Allah onları yenik ekin ve yaprağı gibi yapıverdi.</span><br />
Bu sırada Kızıldeniz’in iki yakasının Bizans müttefiklerinde olmasını istemeyen İranlılar 572 yılında Aksum Devletine son verdiler. Peygamberimiz aleyhisselâm zamânında, Mekke’nin ticârî hayâtının gelişmesiyle Habeşistan önem kazandı. Bu zamanda bâzı Müslümanlar buraya göç ettiler. Kızıldeniz kıyılarında İslâmiyet yayılınca, Aksum Krallığı güneye doğru kaydı. Bu sırada Zague ve Salamon Hânedânları 1285 yılına kadar başta kaldılar. Bu târihte İfat SultanıAli ibni Valaşma ile (Akîl ibni Ebî Tâlib soyundan) Müslüman Habeşistan Devleti kuruldu. On altıncı yüzyılda Arapların bu ülkeye yaptığı seferler karşısında ülkenin tamâmen Müslüman olmasını önlemek için Portekizlilerden yardım istendi. Portekizliler bunu fırsat bilerek ülkeye hâkim oldular. Bir ara derebeyleriyle din adamları arasındaki anlaşmazlıklarla ülke sarsıntı geçirmişse de Portekiz veİtalyan kiliselerinin çalışmaları ile 1855’te Kassa, İkinci Tevodros adıyla tahta çıkarılarak, Müslüman hâkimiyetine son verildi.<br />
1889 yılında İkinci Menelik’in Habeşistan imparatoru olarak taç giymesiyle idâre tekrar Salamon Hânedânına geçti. İtalya, İngiltere ve Fransa gibi Avrupa devletlerinin uğraşması ile nihâyet 2 Kasım 1930’da Necâşi Haile Selâsiye taç giydi. Necaşi ünvanı “nagaş” kelimesinden ve bu da “vergi” mânâsındaki “ngş” kökünden gelmektedir. 1935 yılında Mussolini zamânında İtalyanlar ülkeyi işgâl etmişse de İkinci Dünyâ Savaşı sonunda çekilmek zorunda kalmışlardır.<br />
Haile Selâsiye 1975 yılına kadar başta kaldı ve uzun süren iktidârı sırasında Habeşistan’da bulunan Müslümanlara dînî, siyâsî, kültürel çeşitli baskı ve zulümler yaptı. 1975’te askerî bir darbe ile iktidârdan uzaklaştırıldı. Ülkede yeni idareyi kuran hükûmet, sol temâyüllü olduğundan, Rusya ile her sâhada yakın ilişkiler içine girdi. Müslümanlara yapılan baskı ve zulümler bu hükûmet zamânında da artarak devâm ettiğinden Eritreli Müslümanlar ile hükûmet kuvvetleri arasında çarpışmalar zaman zaman şiddetlenerek devâm etti. 1987’de yeni Anayasa kabûl edildi ve yapılan seçimler sonunda askerî yönetime son verilerek komünist parti iktidar oldu. Etiyopya Cumhûriyeti, Afrika Birliğine ve Birleşmiş Milletler Teşkilâtına üyedir.<br />
1974’ten bu yana Etiyopya’yı idâre eden askeri cunta lideri bilâhare devlet başkanı Albay Haile Mariam Mengitsu’nun ülke dışına Haziran 1990’da kaçışından sonra; Etiyopya Halk Kurtuluş Cephesi liderliğindeki (Eritre Halk Kurtuluş Cephesi, Tigre Halk Kurtuluş Cephesi ve Oromo Özgürlük Cephesi) büyük direniş grubu Etiyopya iktidârını ele geçirdi. Yüzde 70’i Müslüman olan Eritre Halk Kurtuluş Cephesi 30 yıldır işgal altında olan Eritre’yi kurtardı, başkent Asmara ile Kızıldeniz’deki Assab ve Massawa liman şehirlerini de kontrolları altına aldı. 1993’te yapılan halk oylaması neticesinde Eritre bağımsızlığını kazandı.<br />
Fizikî Yapı<br />
Etiyopya genelde dağlık ve platolarla kaplı bir ülkedir. Fakat kuzeyde Eritre bölgesinde deniz seviyesinden 120 m kadar daha aşağıda bulunan 150 km2 genişliğindeki Afar Çukurluğu da bu ülkededir. Afar Çukurluğu faylarla ve volkanik faâliyetlerle Kızıldeniz’den ayrılmış olup, kuruyan tabanı 900 m kalınlığında tuz tortullarıyla kaplıdır. Bu yerde yer yer faylar boyunca lavlar sızmakta ve bâzı kraterlerinden de bol sodalı ve kükürtlü sıcak su kaynakları çıkmaktadır.<br />
Ülkeyi yaklaşık kuzey-güney yönünde “Rift Vâdisi” denilen büyük bir kırık hattı kesmektedir. Bu kırık hattı boyunca meydana gelmiş olan çöküntü hendeği aynı zamanda doğmakta olan bir okyanusun ortasında yer almaktadır. Yapılan incelemelere göre doğudaki Etyopien ve Arabistan blokları ile batıdaki Afrika blokları devamlı birbirinden uzaklaşmaktadır. Meselâ yılda en az 1 mm olan bu uzaklaşma Kızıldeniz çevresinde yılda 2 cm’yi bulmaktadır.<br />
Rift Walley denilen bu çöküntü hendeğinin batısında merkez platosu yer alır. Bu plato üzerinde yer yer yüksek dağlar ve Ambas denilen yassı tepeler bulunmaktadır. Genelde 2000 m’nin üzerinde olan bu plato alanında 4543 m ile en önemli yükselti Daşan Dağıdır. Akarsularla da parçalanmış olan bu plato alanı aynı zamanda nüfûsun yoğun olduğu bir bölgedir.<br />
Çöküntü hendeğinin doğusunda kalan plato alanı Somali Platosudur. Burası da akarsularla parçalanmıştır ve Urgoma Dağlarında yükselti 5340 m’yi bulur.<br />
Önemli akarsuları Şebeli, Tana Gölünden doğan Mâvi Nil, Omo’dur. Nil Nehrinin çöllerde kuruyup, kaybolup gitmesini engelleyen Sobat, Mâvi Nil (Bahr-ül Azrak) ve Atbara kolları bu ülkeden beslenmektedir. Mâvi Nil ülkenin en önemli gölü olan 1830 m yüksekliğindeki Tana Gölünden doğmaktadır. Ortadaki çöküntü hendeği boyunca yer yer çok sayıda akarsu ve göl bulunmaktadır. Zivay, Şala, Tana, Avasa gölleri gibi. Ayrıca doğusunda Hint Okyanusuna ulaşan Juba ile Vebbi Cebeli akarsuları da bu ülkeden kaynaklarını almaktadır. Fakat ulaşım yapılabilen tek akarsu kısa olan Baro Nehridir.<br />
İklimi<br />
Enlem îtibâriyle subekvatoral ve tropikal iklim kuşağı üzerinde bulunan ülkenin esas iklim özelliğini dikey yöndeki yükselti fazlalığı meydana getirmektedir. 1800 m yükseltinin altındaki yerlerde gerçek mânâda subekvatoral iklim görülür. Buralarda en fazla sıcaklık 40°C’yi bulur. En sıcak ayın ortalaması 33°C, en soğuk ayın ortalaması ise 21°C’ dir.<br />
2400 m ile 3200 m yükseklikte bulunan yerlerde tam bir ılıman iklim görülür. Buralarda ortalama sıcaklık 16°C’dir.<br />
Yağış ortalaması bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Güneybatıda 2500 mm olan yağış miktarı, kuzeydoğuda 50 milimetreye kadar düşer.<br />
Tabiî Kaynakları<br />
Günümüzde yakıt olarak ormanların kesilmesiyle sâdece güneybatıdaki geçit vermeyen ormanlar kalmıştır. Alçak yerlerde step ve savanlar hâkimdir. Yüksek yerleri ise baobab, çınar, incir ve hurma ağaçları kaplar. Avustralya’dan getirilerek yetiştirilen okaliptus ağaçları ile ülkenin odun ihtiyâcı karşılanmaktadır. Etiyopya yabânî hayvan bakımından zengin bir ülkedir. Zürâfâ, zebra, fil, aslan, antilop, suaygırı ve deve kuşu gibi hayvanlara çok rastlanmaktadır. Bunun yanında kartal, papağan ve maymun da çok bulunmaktadır.<br />
Etiyopya, mâden kaynakları bakımından fakir bir ülkedir. En çok üretilen mâden, tuzdur. Az miktarda plâtin, demir, manganez ve altın bulunmaktadır.<br />
Nüfus ve Sosyal Hayat<br />
Arabistan’dan gelerek buraya yerleşen Hâmîler ve Sâmî Amharalar Etiyopya’nın en büyük etnik gruplarını meydana getirirler. Nüfûsun % 35’ini meydana getiren Amharalar ülkede söz sâhibidirler. Halkın % 90’ı köylerde yaşamaktadır. Önemli şehirleri Asmara, Addis Ababa, Dire Dava, Gonder, Desse, Harar ve Mitsiva’dır.<br />
Halkın % 55’i Hıristiyan, % 37’si Müslüman, % 8’i ise diğer dinlere mensuptur. Eğitim ve öğretim çok geri olup halkın ancak % 3,7’si okuma yazma bilmektedir. İlk üniversitesi ancak 1951 yılında açıldı.<br />
Siyâsî Hayat<br />
1974 yılına kadar bir krallık olan Etiyopya’da kral devrilerek 1975’te rejimin cuntacılar tarafından değiştirildiği îlân edildi. Cunta sosyalist bir rejimi benimsedi. 1987’de kabul edilen anayasa ile seçimler yapılarak demokrasiye geçildi.<br />
Ekonomi<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarım: </span>Ekonomisi tarıma dayalı olan Etiyopya, topraklarının % 50’sinde zirâat yapılmaktadır. Fakat tarım araç ve gereçleri çok ilkel olduğundan yüksek seviyede ürün alınmaz. Buğday, arpa, yulaf, mısır, darı başta olmak üzere çeşitli meyve ve sebze yetiştirilmektedir. Bunun yanında pamuk, şekerkamışı, muz gibi Akdeniz ürünleri de yetiştirilmektedir. Yetiştirilen ürünler ülke ihtiyâcını karşılar. Kahve ise en önemli gelir getiren ihraç ürünüdür.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hayvancılık: </span>İklim ve tabiat şartlarının müsâit olması sebebiyle çok yapılmaktadır. Sığır, at, katır, deve ve koyun çok miktarda beslenmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Endüstri: </span>Etiyopya’da bulunan fabrikalar dokuma, deri, mobilya, çimento, kimyevî maddeler ve sigara üzerinedir. Sanâyinin gelişmesi için gerekli olan enerjiden yoksundur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ticâret: </span>Etiyopya, kahve, deri, post, yağlı tohumlar ve baklagiller ihraç eder. Makina, ulaşım techizatları, inşaat malzemeleri ve petrol ürünlerini ithal etmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ulaşım: </span>Ülkenin engebeli oluşu ulaşımı engellemektedir. 35.000 kilometreyi bulan karayolu ile 800 km kadar demiryolu şebekesi vardır. Elverişsiz şartlara rağmen dış hatlarda da çalışan önemli hava yolları ağı kurulmuştur. Önemli limanları Massava ve Assab’dır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>